• ASALA ÖRGÜTÜ DOSYASI /// AZİZ ÜSTEL : ASALA OPERASYONLARI NASIL VE KİMLERCE YAPILDI ????
  • Yayın Tarihi : 30 Ekim 2019 Çarşamba
  • Kategori : TERÖR

AZİZ ÜSTEL : ASALA OPERASYONLARI NASIL VE KİMLERCE YAPILDI ????

Yıl 1973... Yer, Santa Barbara-ABD... Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir bir otel lobisinde Gurgun Yanikyan adlı bir Ermeni tarafından öldürüldü. Suikastı düzenleyen Ermenistan Kurtuluş İçin Ermeni Gizli Örgütü (ASALA) idi.

Bu örgütün diplomatlarımıza yönelik ilk eylemiydi. Özellikle 1975 yılında dünyanın birçok kentinde suikastler birbirini kovaladı. Ve 1982'ye gelindiğinde örgütün öldürdüğü Türk vatandaşların sayısı 19'u bulmuştu. Dahası 140'ı aşkın bombalama eylemini de gerçekleştirdi ASALA.

Derken 8 Ağustos 1982'de Levon Ekmekciyan ve Zohrap Sarkisyan, Ankara Esenboğa Havalimanı'nın bekleme salonuna bomba attı, silahla ateş açtı; 9 kişi öldü 82 kişi yaralandı. Bu olay bütün dünyada ses getirdi.

Devlet içinde "Neden bir şey yapmıyoruz?" sesleri yükselmeye başladı. Ankara'daki eylemden 19 gün sonra, bu kez Kanada Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Kurmay Albay Attila Altıkat öldürüldü. Böylece ASALA eylemlerinde ilk kez bir asker şehit ediliyordu. Kenan Evren, bir asker şehit edilince, ASALA'ya karşı örgütü bitirecek biçimde mücadelenin başlamasını emretti!

Anlatılanlara bakılırsa ASALA'ya karşı operasyon konusu ilk kez 12 Eylül'den önce gündeme geldi. Bazı devlet yetkilileri "biz de onları öldürelim"deyince MİT Müsteşarı Korgeneral Hamza Gürgüç "Böyle bir şey devlet olmaya yakışmaz! Üstelik diplomatlarımıza yapılan suikastler de artabilir. Öldürme emrini verecek makamlar da gün gelir açıklanır!" dedi. Gürgüç bunları söylerken Demirel'in gülümseyerek kendisine baktığını daha sonra anlatacaktı.

Gün intikam günüdür!

Her şey 12 Eylül darbesinden sonra değişti. Özel seçilmiş bir tim, Eylül ayı içinde büyük bir gizlilik içinde çalışmalara başladı. Bilgi almak için başvurulacak tek kaynak Esenboğa eyleminde yakalanan Levon Ekmekciyan'dı. Örgütle ilgili bilgi verirse idam edilmeyeceği sözü verildi.

Ekmekciyan'ın tutuklu bulunduğu Mamak Cezaevi'ne gidenlerin başında Evren'in damadı Erkan Gürvit vardı. Ekmekciyan idam edilmeyeceği yolunda söz alınca bildiği ne varsa anlattı. Ve bu bilgiler ışığında ASALA'ya karşı yapılacak saldırıları yönetecek kişiler belirlendi. Operasyonların sorumluluğu MİT Dış İstihbarat Başkanı, Kenan Evren'in kızı Şenay Gürvit, Müsteşar Yardımcısı Süleyman Yenilmez ve İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş'e verildi. Eylem düzenleme sorumluluğuna da Dış İstihbarat Daire Başkanı Mete Günyol atandı. Tam o sırada olaylara Korgeneral Gürgüç'ten çok farklı bakan bir istihbaratçı Ankara'ya geldi. MİT'ten emekli, karşı casusluk dairesi üst düzey görevlisi Hiram Abas, operasyonlara gönüllü olarak katıldı.

Operasyonların giderlerini Çankaya Köşkü karşılayacak ancak Hiram Abas'ın giderleri örtülü ödenekte bile gözükmeyecekti. Bütün dış temsilcilikler lojistik destek sağlamakla görevlendirilmişti...

Abas'ın seçtiği kişilerin içinde asker kökenliler de vardı. Hepsi de iyi dil biliyor çok iyi de silah kullanıyorlardı. Hazır olduklarında kendilerine bir belge imzalattırıldı. Yakalanırlarsa devletle ve birbirleriyle herhangi bir ilişkiyi kabul etmeyeceklerdi. Yakalandıkları anda, işkencede konuşmamaları için, sol kol altlarına küçük bir ameliyatla üç siyanür hapı yerleştirildi. Yakalanırlarsa ameliyatlı yer, tırnakla yırtılacak ve haplar alınarak intihar edilecekti!

Paris ve Atina'daki insan avını da yarın anlatalım...

Dün başladığımız Asala operasyonlarına bugün de devam edelim...

ASALA'nın gerçekleştirdiği, Paris'in Orly Havalimanı baskınının ardından önce Fransa ardından da diğer Avrupa ülkeleri ASALA'nın üzerindeki koruma şemsiyesini biraz olsun kaldırınca, iki ayrı ekip Türkiye'den ayrıldı. Bunlardan birinin başında Abdullah Çatlı vardı. Çatlı o sıralar Fransa'da yaşıyordu; ilk görüşme telefonda yapıldı. Arayan Ahmet adında bir MİT görevlisiydi. Sonra Viyana'da Mete Günyol Çatlı'yla masaya oturdu:

"ASALA ile yurt dışında mücadele ederek vatanına hizmet etmeni istiyoruz."

Çatlı hemen evet demedi. Türkiye'de 12 Eylül 1980 öncesinde kader birliği yaptığı kişilere sordu, "Ne diyorsunuz?"diye.

Arkadaşlarından beklediği olumlu yanıtı alamadı. Bazı kişiler vardı hapiste, onların serbest bırakılmasını istedi. Onlarla birlikte çalışacağını söyledi. MİT'in yanıtı kısa ve açıktı: "Hayır!"

MİT hiçbir pazarlığı kabul etmiyordu. Madem 12 Eylül öncesi "devlet ve millet adına silah sıktığını öne sürüyordu", o zaman bunu kanıtlamak zorundaydı! Sonunda Çatlı görevi kabul etti.

Avrupa'ya gidecek ikinci ekibin başına Nuri Gündeş, Sabah Ketene'yi önerdi. Ketene Türkmen'di ve Kuzey Irak'ta yaşıyordu; yanına da sadece iki Türkmen genç aldı.

İlk hedef ASALA'nın "asli unsurları", ikinci hedefse teröre destek veren "yan unsurlardı!"

İlk eylem 22 Mart 1983'te Paris'te, ASALA lideri Ara Toranyan'ın arabasına yerleştirilen bomba oldu. Ne var ki, bomba patlamadı. Benzer bir eylem daha sonra tekrarlandı ve 1 Mayıs 1984'de Paris'te Henri Papazyan'nın arabasına bomba kondu. Ancak, Çatlı'nın yaşarken anlattığı en önemli eylemse ASALA'nın lideri olarak gösterilen Agop Agopyan'ın öldürülmesidir.

Eylemler birbirini kovalıyordu. Hiram Abas da Avrupa'ya gelmişti, St Jeanne de Chantal Ermeni kilisesinin avlusuna bırakıp patlamaya 15 dakika kala bizzat kendisinin ihbar ettiği bombalar gözdağı vermek ve hedef şaşırtmak için yerleştirilmişti. Gözler kiliseye çevrilmişken ASALA katillerinden en azılısı, gene Paris'te, Pont de L'alama köprüsünün girişinde çapraz ateşe tutularak öldürüldü; ardından yedi ayrı noktada Türk diplomatlarını öldürdüğü bilinen yedi terörist evlerinde kurşuna tutuldu. Şifre adı "Yakup Cemil"olan ekip üyesi Pire-Atina seferi yapan banliyö treninin bir vagonunda ASALA'nın katillerinden ikisini "elleriyle boğarak öldürdü!"

Bu eylemlerden sonra 4 Nisan 1984'de Alfortville'de Ermeni anıtı bombalandı. Anıt yana eğilmiş, tepesindeki haç havaya uçmuştu! Derken 25 Kasım 1984'de Salle Playel'de bir konser salonunun önüne bomba kondu, patlamasına gene 15 dakika kala ihbar edildi. Herkes o noktaya yoğunlaşmışken Eyfel Kulesi yakınlarında dört ASALA katili birbiri ardına öldürüldü.

Ekipler ASALA liderlerini yok etmişti. Paris ve Marsilya'daki eylemler Fransız halkını canından bezdirdi ve Fransa ASALA'ya verdiği desteği çekmek zorunda kaldı... MİT Avrupa'nın yüz yıla yakın bir süredir Osmanlı mülkünde ve Cumhuriyet Türkiye'sinde uyguladığı eylemleri bu kez Paris'te ve Marsilya'da sergilemişti!

Yarın da ASALA ve PKK işbirliğini inceleyeceğiz..

Türkiye'nin başına bela olan ASALA ve PKK'yı kurduran, bu iki örgüte de parasal destek sağlayan kişi, uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Behçet Cantürk'tür! Babasından Kürt, anasından Ermeni kanı taşıyan Cantürk'ün Uğur Mumcu suikastıyla da ilgisi olduğunu, rahmetli Uğur Mumcu'nu kardeşi Ceyhan Mumcu açıklar günlerden bir gün:

"Uğur'un ölümünden bir yıl sonra Cantürk öldürüldüğünde, bana gelen bir telefonda 'Uğur'un intikamı alınmıştır!' dendi. Bu adamlar hayattayken onlarla ilgili yazı yazabilen ender gazetecilerdendi. Cantürk-PKK-ASALA bağlantısını da o gündeme getirmişti bir yazısında. Çoğu mafya babasının öyküsü ölümünden sonra yazılır. Ancak Abuzer Uğurlu, Behçet Cantürk, Bekir Çelenk gibi karanlık adamlar, uyuşturucu kaçakçıları, Uğur'un araştırmaları ve yazılarından sonra içeri alınmıştı!"

Kıstırılan 700 PKK'lı!

Ocak 1991'de Makine Kimya Enstitüsü'ne çok ilginç, "KozmikÇok Gizli" damgalı bir yazı geldi. Yazıda 100 bin silahın seri numaralarının silinmesi isteniyordu! Tam dört gün dört gece süren bu işlemden sonra, yüksek rütbeli bir subay "Ben J....Komutanıyım" diyerek kendini tanıttı ve silahları aldı.

Silahlar Irak sınırına getirilmeden bir gün önce, 15 Ocak 1991'de Jandarma Albay Durmuş Coşkun Kıvrak komutasındaki kuvvetler 700 kadar PKK'lıyı kıskaca almıştı. PKK'lıların içinde elli kadar da ASALA militanı vardı. Son darbeyi vurmak, ölü ya da diri, topunu "devre dışı"bırakmak için Durmuş Albay, komutanlarından emir beklemeye başladı.

Ancak Ankara'dan gelen ani bir emirle geri çekilmesi istendi. Bu emrin nedeni, çıkabilecek bir çatışmanın dikkatleri sınırdan Irak'a gönderilmekte olan 100 bin tüfeğe çevrilebileceği düşüncesiydi!  Yazılı emri, Albay Kıvrak ve bir kaç asker okudukça renkten renge giriyordu. Daha sonra bunlardan biri emrin ve 100 bin silah dosyasının bir kopyasını gazeteci Uğur Mumcu'ya gönderdi.

Mumcu şaşkınlık içindeydi; belgeyle ilgili olarak sağa sola açtığı telefonlar "hayatının en büyük hatası" olacaktı. Belgeyi gönderen kişi, bu telefonlardan haberdar olunca hemen Mumcu'yu aradı:

"Arkadaş bu işin ucu pis! Ölümüne mi susadın sen!!"

Uğur Mumcu 7 Ocak 1993 tarihli yazısında, MOSSAD-Barzani ilişkisini, ayrıntılara girerek anlatıyordu. Barzani-CIA ilişkileri biliniyordu da ilk kez Barzani'nin MOSSAD'la birlikteliği açıklanıyordu. Ve bu yazıdan kısa bir süre sonra Uğur Mumcu öldürüldü!

Daha sonra Adalet Bakanı olan Şevket Kazan'ın açıkladığı ve MİT Müsteşarı Sönmez Köksal imzalı bir belgede İsrail'in Ocak 1993'te Türkiye'ye bir suikast timi gönderdiği belirtiliyordu! MİT bir süre sonra belgenin düzmece olduğunu açıkladı ve konu kapandı!!

ASALA temizlenmişti büyük ölçüde. Artıklarıysa PKK'nın içinde yuvalandı. Türkiye bir beladan kurtulmuştu ama daha büyüğü, PKK'yla olan mücadele sürecekti bugün de olduğu gibi!

(Yazar Ali Kuzu'nun Siyah Sancak adlı kitabını okumanızı öneririm)