KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/


Son yıllarda toplumsal hayatı ve devlet stratejilerini derinden etkileyen 
paramiliter kaotik eylemlerin sıklığı terör hususunun bütünüyle
irdelenmesinin zaruriyetini doğurmuştur. Terörizm nedir? her şiddet içeren
eylem bir terör saldırısı mıdır? gibi akıl yürütmeleri bu kavramı
açıklamak için ilk adım kabul edilebilir. Patron terörü, öğretmen terörü,
eş terörü gibi kavramları sıkça duyduğumuz zaman diliminde bu tanımlamardaki
terör kavramının hukuk dışı bir şiddeti barındırdığı açıktır fakat Güvenlik
Çalışmaları bakımından bir şiddetin terörizm kategorisinde
değerlendirilebilmesi için siyasi bir maksat taşıması öncelikli koşuldur. Buna
göre terör daha genel bir tanımken terörizm spesifik mahiyetli bir kavramı
ifade etmektedir. Modern terörizm kavramının doğduğu Fransız İhtilali
Jakobenlerinin uygulamalarından beri, tek kutuplu dünya düzeninde bu kavram
şiddetini ve etki alanını artırarak devam etmektedir. Günümüzde dünyanın hemen
her coğrafyası terör tehditi ve tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sebeple
globalist güvenlik uygulamaları artık önceden belli bir tehdit yerine risk
temelli yaklaşımları içermekte devlet mi, bireysel özgürlükler mi? 
sorusunda, devlet yanıtı özellikle 11 Eylül saldırılarından itibaren siyasi
çözümlemelerde verilmektedir. Birleşik Devletlerde kurulan Anavatanın Güvenlik
Departmanı ve başta İngiltere olmak üzere bütün yazışmaların, telefonların,
sosyal ağların takibi önleyici istihbarat kapsamında terörizme karşı
geliştirilen çözümler arasında yer almaktadır. Günümüzdeki en mükemmel çok
yönlü askeri pakt Nato’nun 2030 yılına kadar tehdit değerlendirmelerine
baktığımızda devletlerden evvel, bireylerin, radikal grupların ve organize
suçların yer aldığı görülecektir. Bu durum elbette 2030 yılına kadar
konvansiyonal bir harp olmayacağı manasına gelmez fakat önemli analistler ve
askeri uzmanlar nezdinde de ispatlanmıştırki özellikle kısa vadede, siber
suçlar, casusluk eylemleri ve terörizm faaliyetleri devletlerin harbi
olasılığından çok daha öncelikli ve önemli bir kategoride
değerlendirilmektedir. Terörizm ve teröristler önümüzdeki günlerde adlarından
daha çok bahsettireceklerken bir ”Terör Kuşağında” yer alan Türkiye’nin
tedbirlerini azami oranda belirlemesi hayati bir önem taşımaktadır.
Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren paramiliter tehlikeleri yaşamış Türkiye’nin
kitlesel manada terörizm ile tanışması 1978 yılında Suriye’de pkk’nın
kurulmasına kadar uzanmaktadır. Sağlıklı bir terörizmle mücadele metodu ortaya
koyabilmek için öncelikle terörist grupların oluşma süreçlerinin tahlili
gereklidir. Buna göre pkk’yı Milli İstihbarat Teşkilatı kurdurdu şeklindeki
ütopik ve gerçekle bağdaşmayacak kurgulamalar üzerinden meselenin ele
alınması zaten baştan batağa saplanmamıza sebebiyet verecektir. Bu noktayı
kısaca izah edelim ki bu teorinin çıkış noktası pkknın kurucusu abdullah
öcalanın izdivacını gerçekleştirdiği kişinin babasının Cumhuriyet döneminde
Güvenlik Bürokrasisi içerisinde görev almasından kaynaklanmaktadır. Bu durumda
bu örgütün kendi vefatından sonraki yıllarda kurulması talimatını Mustafa Kemal’in
vermiş olması, talimatı alan kişinin bunu kızı üzerinden izdivacını
gerçekleştirdiği öcalan aracılığı ile uygulamış olması gerekmektedir. Bu durum
Türkiye Cumhuriyetine hiçbir şey kazandıramayacağı gibi teorinin aslen
dayandırılmak istenilen kaynağın bizatihi Cumhuriyetin kurumsal yapısının ve
kurucu iradesinin olduğunun açıklığı nettir.




1900’lü yılların ortalarından itibaren
devletler içindeki gelişmelerin dış konjontürel durumlardan ayrı olarak
değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu sebeple pkknın kuruluş döneminin dış
siyasi şartlarıda değerlendirilmelidir. pkknın ilk eylemini gerçekleştirdiği
1979 tarihi, Fransız istihbaratının çalışmasıyla Humeyni’nin İran’a girmesi,
Birleşik Devletlerin Afganistan’da istediğini alamadığı ve Irak’ta askeri
darbenin olduğu döneme denk gelmektedir. Yani bu yıllarda Ortadoğu çok
karışıktır ve Sovyetlerin Ortadoğudaki nüfuzu söz konusudur. O halde Türk
Ordusunun ağır silahlı bölümünün doğu sınırlarına kaydırılması küresel güvenlik
tedbiriyle uyumlu olacaktır. Yani pkknın kuruluşu evvela doğu sınırlarına
askeri yığınak planının bir parçasıdır. Elbetteki bu planı kademeli olarak
silah lobilerinin kazançlarını arttırması, etnik çatışmaların deneme sahası
oluşturulması ve en ileriki aşamalarda sınırsal bazda stratejilerin kurgusu
izlemekteydi. Bugün gelinen noktada bu durum açıkça görülmektedir. Türkiye’de
terör örgütü pkkdan ibaret değildir fakat irili ufaklı ideolojik veya dini
referanslı silahlı örgütler asla pkk kadar sarsıcı olamamıştırlar. Terörist
temini, eylem, silah ithali gibi konularda çoğu zaman tıkanan bu örgütlerin
istisnası pkk olmuştur. pkk ile mücadelede doğru bilinen yanlış Devletin
başarısız olduğudur. Devlet, teröristle mücadelede pektabiki başarılı ve
üstündür lakin terörizmle mücadele konusunda aynı izahatı getirmek mümkün
görünmemektedir. Türkiye gibi önemli ülkelerde özellikle güvenlik bürokrasisi
içerisinde yer alacak bireylerin eğitimleri çok uzun ve zahmetlidir. Türkiye’de
de muhakkak başarılı personel hatta politikacılar olmakla birlikte modernist
ülkelerin gerisinde olunduğu açıktır. Terörizmle mücadele ve profesyonel
güvenlik temelli bir siyasetin inşaası şüphesiz uzun zaman alacak bir
zihniyetin oluşturulmasıyla mümkündür. Fakat bugünün verileriyle de terörizm
konusunda birtakım önerilerde bulunabiliriz. Öncelikle terörist ve terörizm ile
mücadelede Sri Lanka modeli olarak adlandırdığımız lümpen güvenlik ve meşru
şiddet temelli yaklaşımı irdelemek yerinde olacaktır.



TERÖRİZME KARŞI YÖNTEM 1 SRİ LANKA METODU



Dünyanın en kanlı terör gruplarından biri olan Tamil Kaplanlarının eylemleri
sosyal ekonomik sebepler dolayısıyla 1970lerde başlamıştı. Ortalama yedi
yaşındaki çocukları silah altına alarak eğitim veren örgüt, Tamil etnisitesinin
bir takım isteklerini özellikle Sinhali etnisitesine karşı kanlı eylemlerle
sunmaktaydı. Hindistan devlet başkanına suikaste kadar etkinliğini artıran
örgüt kısa zaman önce Sri Lanka’nın topyekün askeri harekatıyla bitirilmişti.
Terör ve terörizme karşı Türkiye’de bu metodunu uygulanmasını savunanların
hesap edemedikleri ana eksen, ülkelerin coğrafyalarının, realitelerinin,
önceliklerinin farklı olmaları sebebiyle bir politikanın diğer bir ülkede aynı
başarıyı sağlamaya olanak veremeyeceğidir. Buna göre:



1) Sri Lanka
deniz temelli bir devlettir. Buna göre teröristlerin Palk boğazı ile ilişkisi
kesildiğinde yani boğaz kapatıldığında silah teminleri mümkün olmamıştır.
Oysaki Türkiye’de sözgelimi Suriye kara sınırını kapatmak için bile bütük
Silahlı Kuvvetleri seferber etmek gerekir. Yani iki ülkenin coğrafi şartları
bütünüyla farklıdır.




2) Tamil Kaplanlarına büyük askeri harekat düzenlenmeden evvel,
örgütün en önemli ismi Albay Karuna 5000 tane militanla beraber teslim
olmuştur. Yani örgüt zaten silahlı açıdan tükenme noktasına gelmiştir.
Türkiye’de ise pkk, sniperları ve paramiliter şehir yapılanmalarını devreye
sokarak çatışma ortamını dahada şiddetlendirdiği gibi öcalanın yakalanması
dışında kitlesel bir silah bırakmaya rastlanmamıştır.




3) Sri Lanka nispeten kendi halinde olan bir ülkedir ve bu sebeple terörle
mücadele her dozda şiddet ve oluşabilecek sivil kayıplar ancak cılız bir
şekilde kınanacaktır. Oysaki Türkiye Batı ile müzakerede bulunan bunun da
dışında büyük finanas kuruluşlarıyla ilgisi olan bir ülkedir. Terörizmle
mücadeledeki en ufak bir hata, büyük tepkilere sebebiyet verecek, kredi
derecelendirme kuruluşları devreye girebilecektir.


4)Salt askeri yöntemlerin uygulanması 1990’larda görülmüş ve başarılı
olunamamıştır. Öyleki Oramiral Vural Beyazıt zamanında bölgeye Denizci muharip
personel bile gönderilmiş teröristle mücadelede üstünlük sağlanabilmesine
rağmen terörizmin engellenebilmesi hususunda başarılı olunamamıştır.  Şu
halde Sri Lanka Metodu, Türkiye’nin terörizmle mücadele konusunda başarı
kazanabileceği bir uygulama olarak görülmemektedir.




TERÖRİZME KARŞI YÖNTEM 2 DEMOKRATİK BARIŞ METODU



2009’dan itibaren başlatılan bu süreç kapsamında birtakım yasaklar kaldırılmış,
güvenlik güçlerinin operasyonları askıya alınmış ve böylelikle yeni bir
anayasınında tanımlanmasıyla terörizmin kökten engellenebileceği düşünülmüştür.
Aslında barış süreci Tsk’nın desteğiyle ve öncülüğünde Abd’nın Irak’tan çekilme
süreciyle paralel bir seyiri izlemiştir. Kendi içerisinde bu sorunu çözebilmiş
oalacak Türkiye özellikle Irak’ın Kuzeyinde harikulade bir soft power
olacağından bu hem Pentagon ile uyuşan hem de Türkiye’nin enerji
politikalarıyla kesişen bir strateji olarak hayata geçirilecekti. Fakat
birtakım folklorik sebepler, istihbarat örgütlerinin müdahili ve coğrafyanın
istikrarasızlığının artmasıyla pratik karşılığı mümkün olamadı. Bu süreçte:



1) Türk Milliyetçiliği düşünülmeyen biçimde yükselişe geçti. Hitler’in meşhur
kitabının el altından satışında patlamaların yaşanması, toplu İstiklal Marşı
şölenleri, ve pkknın kürt etnisitesiyle milliyetçi tahayyülde giderek birbirine
yaklaşması toplumsal kutuplaşmayı artırmış oldu.

2) Bu süreç bir samimiyet testiydi ve pkk bu işte samimi olmadığını süreç
içerisinde bölgeye döşemiş olduğu mayınlar ile ispatladı.

3) Çözüm süreci gibi demokratik düzenlemeler artık gerekliydi fakat
aşırılıkların yaşanmalarına engel olunamadı.

4) Silahlar bir türlü susmadı. Türk kürt kardeştir söylencesinin toplumsal
karşılığı giderek zayıflamaya başlayan bir retorik haline gelmesinin önüne
geçilemedi.

5) Din asla birleştirici bir unsur olamadı. ”Doğunun Manevi Bekçisi Seyit
Taha” tarzı haberlere rağmen istenilen netice alınamadı.

6) Süreçte pkk kendisini reorganize olarak daha evvel görülmemiş metodları
uygulamaya başladı. Bu durumda güvenlik güçleri oldukça zor anlar yaşadı.



Yukarıda bahsedilen iki metodda görüldüğü gibi pekçok çelişki ve yanlışları
içermektedir. Terörizmle mücadelenin anahtar kavramı/kavramları ne olmalıdır?
sorusuna üç şıklı bir yöntemi önermek mümkün olacaktır.

A) Ekonomik

B) Teröristle Mücadele

C) Terörizmle Mücadele



A) EKONOMİK



Politik olayların ekonomiden ve ekonomik gelişmelerden değerlendirilmesi
olanaksızdır. 1986’dan bu yana gerçekleştirilen ekonomik yaklaşımlarda
özellikle 1992’den sonra Devlet İlişkilerinde ekonomin ağırlığını
kurumsallaştıran Kapspein aynı zamanda bu alanınönemini artırdı. Elbette en
ileri ekonomik ve sosyal düzeyi olan ülkelerde de terörizm faaliyetleri
görülmektedir fakat bu ülkelerdeki ayrılıkçı eğilimler daha seyreltilmiş
tonlarda belirir. Abd’de Teksas’ın ayrılması ve Kuzey vilayetlerinin Kanada ile
birleşmesi ile alakalı yüzlerce bilimsel makale, araştırma ve rapor
geliştirilmiş bu yönde sivil toplum kuruluşları hayata geçirilmiştir. Fakat bu
girişimler en azından şu anda birer fantaziden ibaret kalmıştır çünkü Birleşik
Devletlerin Vatandaşı olmak birey için eşsiz bir zenginliktir. Bu modele göre
Türkiye’nin ekonomik ve buna bağlı olarakta sosyal ilerlemesi ayrılıkçı
faaliyetleri sekteye uğratabilecektir çünkü ayrılma veya eyaletleşme bu görüşü
savunan insanlar için asla bir zenginlik getirmeyecektir. Türkiye’de bu yönde
genel olarak şu adımlar atılmalıdır:



1) İstihdam faaliyetleri düzenlenmeli, enerji bağımlılığını azaltmak için
nükleer tesisler kurulmalıdır.

2) Anavatanı olunan ürünlerin ithalinden kati suretle vaz geçilmelidir.

3) Muazzam bir ekonomik istihbarat birimi oluşturulmalı, ekonominin önemini
vurgulamak için Ekonomi Bakanı Milli Güvenlik Kuruluna dahil edilmelidir.

4) Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’de Denizcilik geliştirilmeli
denizcilik faaliyetlerinin ekonomiye katkısı artırılmalıdır.

5) Savunma sanayisi uluslararası minvalde dönüştürülmelidir.

6) Dolaylı ve dolaysız vergi uygulamaları konusunda düzenlemeler yapılmalı,
dolaylı dolaysız vergi hususu modernist ülkelerdeki doğrultuda uygulamaya
koyulmalıdır.

7) Pekçok ülkeye vizesiz seyahatin kaldırılması için başlatılan çalışma
muvaffakiyete erdirilmelidir.

8) Türkiye, Ar ge ve patent konsunda muazzam başarısız bir seviyededir. Yeni
teşvikler, örnek uygulamalar devreye sokularak, özellikle Üniversitelerin
standartları yükseltilmelidir.Daha çok yabancı öğrencinin Türk Üniversitelerini
tercih etmelerinin önü açılmalıdır.

9) Türkiye yer altı kaynaklarını sağlıklı olarak değerlendirebileceği bir
yapıya kavuşturulmalıdır. Bu yalnızca değerli madenlerin çıkartılmasını değil
aynı zamanda işlenmesini ve gerekli metodlarla pazarlanmasınıda içermelidir.



B) TERÖRİSTLE MÜCADELE



Teröristle mücadelede tecrübeli ve oldukça başarılı Türkiye değişen koşullarıda
dikkate alarak stratejisini güncellemelidir. Buna göre Doğu vilayetlerindeki
operasyonların süresi uzamakta bu durum tam bir başarıyı sağlayamadığı gibi
şehitlerede engel olunamamaktadır. Siyaset Biliminin önde gelenlerinden olduğu
Kabul edilen Mayyevelli, Şiddetin bir seferde ve bütün güçle yapılmasını
savunur. Buna göre:



1) Gerekli Vilayetlerde Sıkıyönetim ilan edilmelidir. Askeri vesayet ile
mücadele ettiğini belirten iktidar partisi için bu durum tabanına ve kamuoyuna
açıklaması zor bir kavramda olsa aslında vesayetle ilgisi bulunmadığı zamana
yayılarak izah edilmelidir. Sıkıyönetim, Olağan Üstü Hale göre özel durumları
barındırır ve bu özel durumlardan en önemlisi sıkı yönetim komutanlarının
doğrudan Genelkurmay’a bağlı olarak görev yapması ve askeri mahkemelerin
devreye girerek sivilleri yargılamasıdır. Batı kentlerindeki terör
saldırılarında tam teçhizatlı askerlerin metropollerin ortalarında görev
aldıkları düşünüldüğünde Ortadoğu kültürüne yakın Türkiye’nin kısa bir süre
için belirlenmiş bölgede militar bir tutumu takınması kabul edilebilir
olacaktır.

2) Büyük şehirlerdeki Özel Harekatçılarında bir bölümü olmak üzere Özel
Kuvvetler personeli dahil bölgeye sevk edilmeli, evler, kahvehaneler,
dernekler, belediyeler, araçlar aranmalı, silahlı operasyon
başlatılmalıdır.

3) Yalnızca bu süreçle ilgili sivil terör mahkemeleri kurularak yargısal mekanizmanın
hızlandırılması amaçlanmalıdır.

4) Operasyonlar süresince yayın yasağı getirilmeli hiçbir provakasyona mahal
verilmemelidir.

5) Örgütün yırtdışındaki yöneticilerine operasyon yapılmalıdır.



C) TERÖRİZMLE MÜCADELE



Türkiye’nin her daim zayıf olduğu bu kategoride:



1) Örgütün finanas kaynakları belirlenmeli ve tedbir alınmalıdır.

2) Örgüte destek veren ülkelere karşı yumuşak güç mekanizmaları devreye
sokularak uluslararası sahiplenme minimuma indirilmelidir. Örneğin Abd eğer bu
örgütü desteklersen Ortadoğu’da ki radikal unsurlar konusunda tarafsız kalırız
gibi.

3) Sınırlar çok iyi kontrol edilmeli sınır güvenliğ tam anlamıyla
profesyonelleştirilmelidir.

4) Dil ve kültür serbestisi devam ettirilmelidir.

5) Türkiye’de bir kürt enstitüsü kurulmalıdır. kürtler ile ilgili çalışmaları
Paris değil gerekirse Türkiye ve yerli akademisyenler yürütmelidir.

6) Özerkleşmeden yerel yönetimlerin güçlendirilmesi değerlendirilmelidir.

7) Gap tamamlanmalı ve şark turizmi başlatılmalıdır.



Özellikle son dört madde örgütün öne sürdüğü argümanları elinden alarak
kozlarını tükettirmeye yönelik stratejilerdir.



SONUÇ



Bütün başlıkların uygulanması neticesinde tükenmiş bir örgüt varken müzakereler
başlatılmalı bu müzakerelere, sivil toplum yöneticileri ve kanaat önderleri
davet edilmelidir. Bu vesileyle gerçekleştirilecek yasal düzenlemeler bu
meseleye son şeklin verilmesini sağlayacaktır. Unutulmamalıdırki tek bir silah
dahi susmadan başlatılacak bir görüşme Devletin milli refleksini zaafa uğratan
ve hiçbir netice doğurmayacak kısır bir piyesten öteye gidemeyecektir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet