TERÖR

Sürüklenerek
Getirildiği Terör Kavşağındaki Türkiye – 
(Bölüm I ve II)

PKK terör örgütünün, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin karşısına eşit bir güç olarak çıkarılması planları 1998
yılında hazırlandı ve birkaç ay sonra da uygulamaya konuldu. Bu plan, dünyadaki
diğer terör örgütlerinin durumlarıyla benzerlik yaratarak bütün kesimleriyle Türkiye’de
inanılır hale getirildi. ETA, IRA ve FARC örneklemeleriyle sahnelenen bu oyunun
en çok sinsilik içeren bu bölümünü ele alarak başlamak yerinde olacaktır. Önce
az bilinen tarihi gerçekler ile bazı karşılaştırmalar:

-
IRA, 1970’den sonraki olaylarda 1.800 kişinin ölümünden sorumludur. Burada
vahşeti anlamak için Kürt ve Türk olmak üzere PKK’nın 40 bin canın katili
olduğunu hatırlamak zorundayız. IRA ve PKK’nın kefelerine konulacakları
terazinin ne kadar doğru tartacağını düşünmek bile yersizdir.

-
Sadece IRA eylemci değil; Continuty IRA, Real IRA, Ulster Volunteer Force.
Kendimize bakalım: PKK’dan başka eylemci diyelim ki Gerçek PKK veya KAWA
Gönüllüler Gücü var mı?

-
Terörün kökeninde 17. yüzyılda İngiltere kralının Katolik İrlanda’yı yenmesi yatmaktadır.
Olaylar bu yıldönümünde zirveye çıkar. Çok şükür bizim tarihimizde tek bir
yönüyle bile benzeyen bir olay yoktur.

-
Real IRA, İngiliz sermaye gücünü temsil ettiklerini düşündüğü bankaları
eylemlerinde hedef almaya karar vermiş. PKK açısından yoruma bile gerek olmayan
bir tutum.

-
1972’ye kadar IRA silahı İngiliz ordu depolarından elde ediyordu. PKK ise önce
Suriye sonra da bölgenin diğer devletlerinin gizli servisleri tarafından
silahlandırıldı. Şimdi artık organize suç örgütlülüğü sayesinde tanksavar bile
alabiliyor.

-
Diğer önemli bir silah kaynağı ise İrlanda asıllı bir işadamının başını çektiği
ABD’den silah yardımıydı. Ancak 1980’de FBI bu kaynağı kuruttu. Dünyanın her
hangi bir ülkesinden PKK’ya giden silahlar konusunda tek bir yardım alıp
almadığımızı düşünmeye gerek bile yok.

-
IRA’nın bundan sonraki kaynağı Libya, deniz yoluyla yapılan sevke Fransız Deniz
Kuvvetleri engel oldu ve bitirdi.

-
Bu engellemelerden sonra IRA 1987’den sonra bir daha silah bulamadı.

-
Filistin IRA’ya eğitim verdi ama İsrail’in hedefi olma korkusuyla silah
vermekten hep kaçındı. PKK ise Bekaa’da her türlü Filistin yardımını aldı.

-
Rusya, husumetinin etkisiyle olsa gerek IRA’nın küçük tedarikçisinin Estonya
olduğunu ileri sürdü. PKK’nın en büyük silah tedarikçisinin Rus mafyası
olduğunu ve bugüne kadar Rusya’nın bir tek PKK silahına el koyduğunu
duymadığımızı aklımızda tutalım.

-
IRA, 1994-1997 arasında ateş kesti. Temmuz-Eylül 2005 arasındaysa silahlarını
teslim etti.

-
ETA, zaten silah ve mühimmat fakiri bir örgüttü. Fransa’daki taş ocaklarından
çaldığı dinamit lokumlarıyla eylem yapmaya çalışıyordu. ETA’nın mütevazı (!)
eylemliliğine karşılık PKK, dünyanın ileri teknoloji ürünü olan patlayıcıları
konusunda uzmanlığı olan birkaç terör örgütünden birisidir.

-
İspanya’daki genel kanı; Fransa’nın hızlı tren teknolojisindeki üstünlüğünü
ETA’ya ve BASK halkına borçlu olduğu şeklindedir. Derler ki; FRANSA, ETA ile
mücadelede yardımına karşılık İspanya’nın hızlı tren teknolojisindeki
rekabetten çekilmesini istedi ve İspanya’da kabul etti. Doğru ya da yanlış
ancak Fransa’nın yardımlarından sonra İspanya’nın ETA’yı dize getirdiği bir
gerçektir. Nerede İspanya-Fransa nerede Türkiye-K. Irak…

– Dünyanın
sınıraşan operasyon yeteneğine sahip birkaç ülkesinden biri olan Fransız gizli
servislerinin ve İspanyol güvenliğinin amansız takibi sonucunda ETA dize geldi.
ETA’nın siyasi partisi BATASUNA kendini fesh etti. ETA’nın görüşme taleplerini
İspanya elinin tersiyle itti. Bize çok uzak gelişmeler…

-
Kolombiya’da beyaz Latinlerin ekonomik ve sosyal üstünlüğüne isyan eden yerli
halkın arasından çıkan FARC (Kolombiya Devrimci Halk Ordusu) gelirinin tümünü
kokain kaçakçılığından elde ediyordu. Biri halk ordusu, diğeri kendi halkına
düşman…

– Küresel
politikalarının o günkü gereğine göre FARC ve kokain kaçakçılığı ABD’nin
istihbarat operasyonlarında kullanıldı. Hatta Amerikan özel kuvvetleri dünyanın
uzak köşelerindeki operasyonlar için aldıkları eğitimlerini Kolombiya’da
deniyorlardı.

-
Bütün uğraşına rağmen ABD kokain kaçakçılığıyla mücadelede başarılı olamıyordu.
Bunda organize suç şebekeleri son derece verimli olan Meksika üzerinden yapılan
kaçakçılığın önünü alamaması büyük ölçüde etkiliydi. Kolombiya kokainiyle
olağanüstü güce erişen Meksika mafyası gözünü kırpmadan hükümet güçleriyle
çatışmaya giriyordu. Ülke neredeyse mafyanın eline geçmek üzereydi.

-
Bükemediği bileği öpme ustası olan ABD’li stratejistler devreye ülkelerinde
cezaevinde olan FARC liderini ve Oslo’yu devreye alarak toplumu zehirleyen
kokainin önünü almaya çalıştılar. Win-win anlayışıyla ortak çıkarlarını koruma
kararı aldılar. FARC, Kolombiya hükümetiyle görüşmelere başladı

-
Henüz sonuçların görülmesi için erken olmakla birlikte ABD, ülkenin güvenliğini
ve toplum sağlığını tehdit eden Meksika mafyasının beslendiği damarı kesmeyi
hedefliyor. Özetle; burada söz konusu olan Kolombiya halkının “demokratik
cumhuriyet” çıkarları olmayıp, Amerika’nın çıkarlarıdır.

Sürüklenerek
Getirildiği Terör Kavşağındaki Türkiye – Bölüm II

Bir kez daha tekrarın zararı
olmaz*: PKK, geldiği bugününü bölge ve batı ülkelerine borçludur. Bu borcuna
karşılık çeşitli hizmetlerde bulundu ve bulunmaya da devam ediyor. Bu nedenle
iradesiyle karar verme yeterliliği ve yetkinliği üzerinde kendi dışından gelen
etkiler bulunmaktadır. Bölge ve Batı ülkelerinin kendisinden olan beklentileri
nedeniyle iki arada kalmış durumdadır. Silahlı faaliyeti “Avrupalılaşmasını”
(Europeanisation) isteyen Batı için artık gereksizdir. Buna karşılık bölge
ülkeleri için ise silahı bırakması mümkün değildir.

Silah dün de bugün de ve yarın
da PKK’nın yegâne güç kaynağıdır. Silahsız PKK, evlatlarını dağda öldürüp
kaybettiği Kürt ailelere bile yetmez. Suriye’de sokağa bile çıkamaz. BARZANİ,
Kandil’de bir gün bile barındırmaz. Batı’nın çıkarları için olumlu sonuçlar
getirebilir ancak ŞAM, TAHRAN ve BAĞDAT için gerekliliğini yitirmiş bir
örgüttür, sınırlarının dışına atarlar.

Silah bırakmamanın PKK’nın
kendi dinamiğinden kaynaklanan gerekçelerini de hesaba katmak gerekmektedir.
İmralı ile görüşme haberlerinden önce ve hemen sonrasında PKK’nın üst perdeden
seslendirdiği açıklamalar tereddüde yer bırakmıyor. Kandil’den, Avrupa’dan ve
yurt içinden birbiri ardına yapılan ve özellikle seçilen ifadelerle birbirini
tekrarlayan açıklamalarda, PKK’nın yenilmediği, Kürtlerin yurdundan bir yere
gitmeyecekleri, silah bırakmanın tasfiye demek olduğu öne sürülüyor.

Ayrıca sözde Türk
milliyetçilerinin saldırılarına karşı Kürt halkını korumak amacıyla silaha
muhtaç oldukları propagandası yapılıyor. Örgütün propaganda organlarının
kullandıkları üslup, Kürtlerin mağduriyetlerinden savunma durumuna geçtikleri,
kendilerini milliyetçi-ırkçı saldırılardan korumaya çalıştıkları şeklinde
özenle seçiliyor. Olayların tek sorumlusu Türkler olarak gösterilerek, çatışan
iki tarafın bulunduğu izlenimi yaratılmaya çalışılıyor. PKK’da bugüne kadar
değişmeyen tek hedef; bizzat ÖCALAN’ın ifadesiyle bu “Yirmi altıncı
isyan”dır. Temeli ise silah-siyaset-sivil ayaklanmadır. Provokasyon
suçlamasında bulunurlarken bilinçli bir şekilde provokasyon yapıyorlar. Bu çaba
son derece tehlikelidir. Sorumluluğu başkasına yıkma şeytanlığıdır.

Bugünlere İmralı’da sözde
toplumdan soyutlanmış elebaşı ile Kandil’de inlerinde yaşayan narko-terör
ağalarının işbirliğiyle gelindi. ÖCALAN’ın tapınılır bir lider olarak kalması
Kandil’in elindeki silah sayesindedir. Kandil ise hâlâ elinde tuttuğu silahı
ÖCALAN’a borçludur.

İlk günlerdeki heyecanın
yatışmasından sonra yapılan açıklamalarda ÖCALAN’ın mahkûmiyeti öne çıkarılmaya
başlandı.PKK cephesi yekvücut olarak ÖCALAN’ın “cezaevi koşullarının
iyileştirilmesi” isteği üzerinde vurgu yapıyor. Bu isteklerindeki ısrarlarının
nedenini de önceki sürecin boşa çıkmasında ÖCALAN’ın cezaevinden süreci
yeterince iyi yürütemediği olarak açıklıyorlar. Güvensizlik duyuyoruz,
görüşmeler durduğunda elimizde ÖCALAN’ın serbest kalmasıyla elde edeceğimiz bir
kazanç olsun demekten kaçınıyorlar. Böyle bir sonucun öyle ya da böyle PKK’nın
yasal ve toplumsal sisteme dahil edilmesini büyük ölçüde kolaylaştıracağının
bilincindeler.

Bir önceki “müzakere”
koşullarından vazgeçememekte kararlı olduklarını öne sürüyorlar. ÖCALAN’ı
İmralı’da kontrol altında olması nedeniyle olabilecek hataların sorumlusu
görmeme eğilimi içerisindeler. Tek muhatap “Başkan Apo” diyorlar; ama böyle bir
durumda harekete geçme yetkisine sahip sadece KARAYILAN’ı görüyorlar.

Açlık grevlerinin bitirilişi
sırasında ÖCALAN’ın örgüt üzerindeki tartışılmaz etkisinin hiç eksilmeden devam
ettiği kanıtlandı. Bu durumdan silah bırakılması görüşmelerinin taraflarının
memnun olduklarından kuşku yok. Karşılıklı olarak duyulan güvensizlik atılan
küçük ancak başlangıç için büyük olan bu adımla sınanmış oldu. İki taraf için
de sonuç olumluydu. ÖCALAN açısından öteden beri bulunduğu isteğinde ne kadar
haklı olduğu kanıtlanmış oldu. Bulunduğum yerden fazla bir şey yapamam, örgütle
iletişim kurmamın sağlanması zorunlu diyordu. Açlık grevinin bitirilmesi
sırasında bu isteğinin önemini herkese gösterdi. Gösterdiği taraflardan birisi
de Kandil yönetimiydi. Aslında kaderlerinin birbirine bağladığı İmralı ile
Kandil’in birbirlerinin aksine bir tutum almayacakları gün gibi aydınlıktır.
Biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir. Bu gerçek bugüne kadar hiç
değişmedi.

ÖCALAN’ın bugün göze aldığı bu
oyun nedeniyle uykularının kaçtığını söylemek yanlış olmasa gerek. Sadece
devletle irade mücadelesinde olsaydı belki o kadar huzuru kaçmayabilirdi. Ancak
hep arkasında olduğunu belirtse bile Kandil’in küçük bir hatada tüm inisiyatifi
ele alacağından korkuyor. Böyle bir sonuç onun İmralı’da kaderine terk edilmesi
anlamına gelecektir. Bu nedenle Kandil, ÖCALAN’ın tek muhataplığında ısrarcı
olduğu kadar ÖCALAN da tüm sürece Kandil’in dahil olmasını istiyor. Tek muhatap
kendisi; ama Kandil de günahlara, sevaplara ortak olsun istiyor. 

Murat KARAYILAN, belki de
örgüt tarihinde ilk kez bu kadar sıklıkta açıklama yapmış oldu. Onun bıraktığı
zamanları Cemil BAYIK ile Duran KALKAN doldurdu. Açıklamalar dikkatle
incelendiğinde ilk bakışta sözlerin hedefi devlet gibi görünse de satır
aralarında ÖCALAN’a da göndermeler barındırdığı görülecektir. Öncekinin aksine
bütün sürecin halkın bilgisi dahilinde yürütülmesi uyarısının bir muhatabı
devletse diğeri de ÖCALAN’dır.

KARAYILAN açısından temel
amaç; “demokratik cumhuriyet ve demokratik özerk Kürdistan” olmalıdır. Bu
sözlerin karşılığında şu soruyu sormak özellikle Kürtler için hak olmaktadır.
PKK demokratlıktan ne anlıyor ki Türkiye’den demokratik cumhuriyet talep
ediyor? Sırf muhalif oldukları ve örgütü terk etmek istedikleri için binlerce
militanı öldürdüğünü nasıl açıklayacaktır? Aslında demokratlık sorgusuna
PKK’nın elinden canını BARZANİ’ye sığınarak kurtaran “başkan Apo” nun kardeşi
Osman ÖCALAN’dan başlanmalıdır.

“Demokratik Özerk Kürdistan”
sözleri ilk günlerin aksine daha az tekrarlanır oldu. Bu konuda da belirleyici
rolünü oynayan KARAYILAN; adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemiyle yapılacak
seçimi kazananın bölgeyi yönetmesine taraf olduklarını bildiriyor. Açıklamanın
sahibi açık ifadelerle dile getirmese de seçim ve demokrasi kavramlarıyla
süslenmiş bu istekte silahın bırakılması mümkün değildir. Çünkü Yerel
Yönetimler Yasasındaki böyle bir değişiklik ancak silahlı bir PKK’nın işine
yarar. Silahtan arındırılmış PKK yerel yönetimin oluşturulmasında ikinci hatta
üçüncü derece oyuncu durumuna düşebilir. Silahsız PKK, köklü bir geleneği
bulunan siyasi Kürtçü muhalefetin karşısında zayıf düşecektir. Israrla
saldırdığı Hakkâri üçgeninde BARZANİ’nin belirleyici rolü öne çıkacaktır. Bunun
üzerine bir de kan davalı olduğu Kürtleri koyduğumuzda PKK’nın karşısındaki
cephenin yapabilirlik gücü hiç de yabana atılmayacak bir yaptırıma dönüşür.

Aynı şekilde görüşme
konularından birisi olan kurmay kadro yurt dışına gitmeyi kabul etse bile
silahlı biriminden, para kaynaklarından mahrum kalarak gücünün en önemli
kaynağını kurutmuş olacaktır. Önemli bir husus olarak, terör örgütünün bugüne
kadar ayakta kalmasının önemli nedenlerinden birisinin de sıkı örgüt disiplini
olduğunu hatırda tutmak lazım. Avrupa’ya gidecek örgüt kurmayları PKK
üzerindeki sevk ve idare yetkilerinden olacaklardır. Bir örgüt için hayati
önemi olan hızlı ve güvenli haberleşme imkânlarını yitireceklerdir.












































































































































Ülkemizin bölünmesine,
düşmanlığın, husumetin yaratılmasına giden yolun tersine döndürülmesi hiç
şüphesiz hepimizin dileğidir. Ne var ki, kan ve kinden beslenen PKK’nın bu
kaynaklarını kurutacak her türlü girişimi lehine çevirmekten başka hedefinin
olmadığı da bir gerçektir. Bütün çabasıyla bu süreci silahlanma, siyaset ve
diplomasi cephesinde kazanca dönüştürme planları hep olacaktır. Hiç zaman
geçirilmeden düzenlenmesine girişilen uluslararası konferanslar, toplumu yoğun
örgüt baskısı altına alan propaganda yarının emarelerini taşımaktadır.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir