Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Süleyman ERDEM : TERÖRÜN MEŞRUİYET KAYNAKLARI


KAYNAK : http://sahipkiran.org/2019/03/19/terorun-mesruiyet-kaynaklari/ 

19 Mart, 2019


Not: Bu çalışma, Yakın Plan Yayınevi tarafından yayınlanan “Cihatçılar: El Kaide ve IŞİD’e katılanların hikayeleri
isimli kitabın “
Terörün Meşruiyet Kaynakları
başlıklı (sayfa 137-148) bölümüdür.


Terör, tek nedene
dayanan basit bir şiddet hareketi değildir. Terörün arkasında; siyasal, sosyal,
dinî, tarihsel, psikolojik, ekonomik ve benzeri nedenler olabilir.[1] Ortaya çıkması hangi nedene dayanırsa dayansın, terör
örgütlerinin tamamı, uyguladıkları terör yöntemlerini kendi mensupları,
tabanları ve kamuoyu nezdinde meşru bir zemine dayandırmaya çalışmaktadır.
Kullanılan bu meşruiyet kaynakları, aşağıda yer aldığı şekliyle üç kategoride
toplanabilir. Ancak bu kaynaklar; sadece terör için değil, ahlaka, kanunlara ve
dinî hükümlere aykırı pek çok icraat için de meşrulaştırıcı unsurlar olarak
kullanılabilmektedir. Dinî, siyasi ve ideolojik gruplar ile terör örgütleri;
gayr-ı ahlakî, gayr-ı insanî veya gayr-ı hukukî icraatlarını haklı
gösterebilmek için meşruiyet kaynağı olarak bu unsurlardan sadece birini
kullanabildikleri gibi, çoğu kere birden fazlasını kullanabilmektedirler.


1- “Amaçlar, araçları meşru kılar!” anlayışı: Aslında
uygulanan terör yöntemlerinin kötü olduğunu kabul etmekle birlikte, “Amaçlar,
araçları meşru kılar!” mantığıyla (ideolojik, siyasî veya dinî) güzel/ulvî
amaçlara ulaşmak için bu yöntemleri meşru gören anlayış. Başka bir deyişle,
(sözde) “yapmak” adına her türlü yıkımın gönül rahatlığıyla yapılabileceğini
savunan anlayış.


2- Bir topluluğa duyulan nefret: Bir topluluğa
duyulan nefret nedeniyle, terör uygulanan kesime mensup kişileri insan olarak
görmeyerek (onları canavarlaştırarak), onlara karşı uygulanan terör
yöntemlerini meşru gören anlayış.


3- Dini ve ideolojik gerekçeler: Tahrif edilmiş dini
kaynaklara dayanarak veya dini kaynakları yanlış yorumlayarak veyahut da insan
ürünü sapkın ideolojilere dayanarak (sözde) ulvî gerekçelerle terör yöntemlerini
meşru gören anlayış.


1. “Amaçlar, araçları meşru kılar!” Anlayışı


Teröre giden yolu
meşru gösteren en eski söylem, Makyavelli (1469-1527)’ye aittir. “Amaçlar,
araçları meşru kılar!
”, “Bir hükümdar için başarıya giden yol, her türlü yöntem ve aracın
kullanılmasının mübahlığından geçer
!”[2] ve “Mücadele için iki yol olduğunu bilmelisiniz: biri kanunlarla,
ötekisi güçle. Birincisi insanlara mahsustur, ikincisi hayvanlara. Fakat
birincisi çok kere yetmediğinden, ikincisine başvurmak gerekir
[3] diyen Makyavelli; eğer amaçlar doğru ise,
bu amacı gerçekleştirmek için en ahlaksız yöntemleri ve kaba kuvvete dayanan
araçları kullanmanın dahi meşru olduğunu savunmuştur. Bu söylemler ve bilhassa
Amaçlar,
araçları meşru kılar!
” anlayışı, bazı politik ve dini gruplar ile
pek çok terör örgütü tarafından da meşruiyet sağlamak için kullanılmış ve halen
kullanılmaktadır. Ancak dini istismar eden terör örgütleri, bu anlayıştan
ziyade, ya tahrif edilmiş dini kaynaklara dayanarak ya da dini kaynaklarda yer
alan hükümleri (bilinçli veya bilinçsiz) yanlış yorumlayarak meşruiyet
kazanmaya çalışmaktadırlar.


İyi bir amaca
ulaşma niyeti (ki bu amaç ideolojik, siyasi ve hatta dinî olabilir), bazı
ideolojik, siyasî ve dini grupların yanında, zaman zaman devlet adamları için
de normalde tasvip edilmeyecek yöntemlerin kullanılması için meşrulaştırıcı bir
etken olarak görülmüştür. Bunun en güzel örneklerinden birini, arka planları
bugün gün yüzüne çıkan yakın tarihimizde yaşanan bazı hadiseler
oluşturmaktadır. Bugün, özellikle 90’lı yıllarda yaşanan pek çok faili meçhulün
arka planında, devletin bekasını temin etmek amacıyla (bahanesiyle) yasadışı
işlere karışan bazı siyasetçi ve bürokratların olduğu anlaşılmaktadır.[4]


İyi bir amaca
ulaşma niyetinin, normalde tasvip edilmeyecek yöntemlerin kullanılmasında
devlet adamları için de meşrulaştırıcı bir etken olarak kullanıldığına ilişkin
tarihimizden diğer güzel bir örnek de; Fatih Sultan Mehmet’in nizam-ı alem
(alemin dirlik ve düzeni) için kardeş katline cevaz veren kanunudur. Fatih
Sultan Mehmet’in Teşkilat Kanunnamesindeki nizam-ı alem için kardeş katline
cevaz veren hüküm şöyledir: “Ve her kimesneye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların
nizâm-ı âlem içün katl itmek münâsibdir. Ekser ulemâ dahi tecviz etmişlerdir.
Anınla âmil olalar.”
[5] Böyle bir hükmün elbette ki gerekçeleri
vardır. Taht iddiasında bulunan şehzadelerin Anadolu’daki diğer beylikler ve
hatta Bizans ile işbirliğine giderek ayaklanmaları, özellikle de Ankara Meydan
Muharebesi (1402) sonrasında Yıldırım Beyazid’in dört oğlu arasında yıllarca
süren ve fetret dönemi olarak anılan taht mücadeleleri sırasında yaşanan
acılar, Fatih’in böyle bir kanun getirmesinin ve alimlerin de buna cevaz
vermesinin arkasındaki meşrulaştırıcı unsurlar olarak zikredilebilir.


İyi bir amaca
ulaşma niyetinin, normalde tasvip edilmeyecek yöntemlerin kullanılmasında
devlet adamları için de meşrulaştırıcı bir etken olarak kullanıldığına dair dünya
tarihinden güzel bir örnek olarak; Fransız İhtilali sonrasında yaşanan ve
“Terör Dönemi” olarak da adlandırılan dönem gösterilebilir. Bu dönemde
iktidarda olan Jakobenler tarafından estirilen terör, (iyi amaç) demokrasiyi ve
cumhuriyeti savunmak ve korumak bahanesiyle meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.


Terör Dönemi,
Fransız Devriminin ardından Fransa’da on ay süreyle (Eylül 1793–Temmuz 1794)
iktidarı ele geçiren Jakobenlerin yürüttüğü kanlı döneme verilen isimdir.
Jakobenlerin lideri; Fransız İhtilalinin önde gelen isimlerinden ve önde gelen
bir demokrasi savunucusu Maximilien Robespierre (1758-1794) idi. Robespierre,
demokratik hayata geçişte önemli katkılar sağlayan Jean Jacques Rousseau’dan
eğitim almıştı ve Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi isimli kitabını, uyurken bile
yanından ayırmadığı söylenen[6] katıksız bir cumhuriyetçiydi.


Robespierre,
iktidarı ele geçirdikten sonra, ihtilalin getirdiği demokrasi, özgürlük, adalet
gibi kavramlar, yerini diktatörlüğe ve teröre bıraktı. Çünkü iktidarı ele
geçiren Robespierre, kendisi gibi düşünmeyen herkese savaş açtı. Ona göre;
Meclis, halk tarafından seçilmişti ve Meclisin aldığı kararları reddetmeye
kimsenin hakkı yoktu. Meclis demek, halk demekti. Meclisin aldığı kararları
reddedenler, cumhuriyete karşı gelmiş oluyorlardı. Cumhuriyet karşıtlarının ise
yeni Fransa’da yeri yoktu. Cumhuriyet demek fazilet demekti. Faziletli olmak
için de cumhuriyet karşıtlarının yok edilmesi gerekiyordu. Böylece cumhuriyet
ile terör, bir birini desteklemeliydi. “Ya cumhuriyetin içeride ve dışarıdaki düşmanlarını boğacağız veya
cumhuriyetle birlikte yok olup gideceğiz. Bu durumda politikamızın ilk kaidesi,
halkı akıl, düşmanları da terör yoluyla yönetmek olmalıdır. Terör, tetikte
duran, sert ve yumuşama bilmez bir adaletten başka bir şey değildir.

diyerek terörü yücelten Robespierre, kısa sürede diktatörlüğünü kurdu.
İktidarını sağlamlaştırmak için teröre başvurmaktan çekinmedi. Bu anlayış
Fransa’ya tarihin en karanlık yıllarını yaşattı. Bu on aylık dönemde, devrim
mahkemelerinde karşı devrimci olarak görülen ve iç düşman etiketi yapıştırılan
halk yığınları giyotine yollanmış; 20 bin kişi idam edilmiş ve 300 bin kişi de
tutuklanmıştı.[7]


Amaçlar,
araçları meşru kılar!
” anlayışını meşruiyet kaynağı olarak kullanan
terör örgütlerine örnek olarak ise; Türkiye’de faaliyet gösteren aşırı Marksist
gruplar verilebilir. 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren terörü bir
yöntem olarak benimseyen Türkiye’deki aşırı Marksist gruplar, amaçladıkları
Marksist devrimi gerçekleştirmenin en kestirme yolunun demokratik olanakları
kullanmak değil, tam tersine yer altı örgütlenmeleri ve silahlı propaganda
olacağı tezinden hareket etmişler ve belirtilen tarihten itibaren terör
eylemlerine başvurmaya başlamışlardır.[8]


Terör
örgütlerinin düşman olarak gördükleri toplumlara karşı mücadelelerinde,
meşruiyet kaynakları farklı olabilmekle birlikte; hemen hemen hepsinin, hitap
ettikleri ve haklarını savunduklarını iddia ettikleri tabanlarına karşı
uyguladıkları terörün meşruiyet kaynağı, “Amaçlar, araçları meşru kılar!” anlayışıdır. Terör
örgütleri, kurulduktan sonraki ilk aşamalarda, varlıklarını kabul ettirmek için
tabanlarından kendilerine muhalif kişilere ve aynı tabana hitap eden rakip
örgütlere karşı vahşi eylemler gerçekleştirirler. PKK ve Hizbullah da böyle
yapmıştır. PKK, başlangıçta bölgede varlığını kabul ettirebilmek için diğer
örgütlerle mücadeleye girişmiştir. Özellikle Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları
(KUK) adıyla bilinen örgüt üyeleri, PKK’nın hedefi olmuştur.[9] PKK’nın Türkiye Cumhuriyetine ve Türklere
karşı gerçekleştirdiği terör eylemlerinin meşruiyet kaynağı ise, ileriki
bölümlerde izah edilecek olan; düşmana duyulan nefret nedeniyle, düşmanın insan
olarak kabul edilmemesi (canavarlaştırılması), bu nedenle de her türlü kötülüğe
layık görülmesi anlayışıdır.


Türkiye
Hizbullah’ının da kendi içinden ayrılan gruba ve diğer muhalif muhafazakâr
kesimlere karşı uyguladığı terörün meşruiyet kaynağı; “Amaçlar,
araçları meşru kılar!”
anlayışıdır. 1980 yılı başlarında Vahdet
Hareketi olarak temelleri atılan Türkiye Hizbullah’ı, 1987 yılında şiddet
yanlısı İlim Grubu ve şiddet karşıtı Menzil Hareketi olarak ikiye ayrıldı.
Menzil hareketinin şiddet yanlısı olmayan tutumu, İlim grubunun ateşli
eleştirileriyle karşılaştı ve fikri çatışmalar, zamanla şiddete dönüştü.
Neticede İlim grubu, Menzil kanadının dini lideri Ubeydullah Dalar’ı sopalarla,
hareketin liderlerinden Menzil Kitabevinin kurucusu Fidan Güngör’ü de
İstanbul’dan Batman’a kaçırarak öldürdü.[10] İlim grubunun lideri Hüseyin
Velioğlu’nun, örgütün stratejisini şöyle özetlediği söylenmektedir:Bizden başka rejime muhalif hareketin kalmaması gerekiyor. Rejimin
tek alternatifi olmak, halkın rejime olan muhalefetini tek alternatifte
toplamak için bu şarttır. Tek alternatife dönüştükten sonra hesaplaşma, rejimle
bu tek alternatif arasında olacak.
[11]
Görüldüğü üzere Velioğlu da, belirlenen ulvi amaca ulaşabilmek için diğer rakip
grupların yok edilmesi gerektiğini ve bunun meşru olduğunu savunarak, “Amaçlar,
araçları meşru kılar!”
anlayışını benimsemiş ve
uygulamıştır.


Terör
örgütlerinin düşmanlarına, kendi tabanlarından muhalif kesimlere veya aynı
tabana hitap eden rakip gruplara karşı terör uygulama tercihi, karşılaşılan
sorunlarla mücadele veya hedefe ulaşmada diğer yöntemlerin eksik veya olanaksız
olmasından değil, terör yöntemlerinin daha etkin ve kısa zamanda amaca
ulaştıracağına olan inançtan kaynaklanmaktadır.[12] Bu gerekçeyle terör eylemleri yapan
gruplar, genelde terör uyguladıkları toplumun iyiliğini istemekte ve amaçlarına
ulaştıklarında terör eylemleriyle verdikleri zararlara nispetle çok daha
kazançlı ve parlak bir gelecek kurulacağına inanmaktadırlar.[13] Bu nedenle de, o parlak geleceğe (amaca)
ulaşmak için uyguladıkları yöntemlerin (her ne kadar vahşi ve gayri ahlaki olsa
da) meşru olduğunu savunmaktadırlar. Prof. Kemal Sayar, bu durumu şöyle izah
etmektedir;


Radikalleşen,
daha özcü olan insanların zihin yapılarına baktığımızda dünyayı biz ve ötekiler
diye kurguladıklarını görürsünüz. ‘Bize ait olan her şey masum ve yücedir.
Onlara ait olansa kirlenmiş, saflığı bozulmuş ve çürümüştür’ diye bakarlar.
Dolayısıyla köktenci kişi, adeta hakikati tekeline aldığını düşünür. Onun
eylemiyle, bütün dünya yeniden eski saflığına dönebilecek gibi bakar. Ama bu
hiçbir zaman ideoloji düzeyinde kalmaz. İdeolojilerden eylemlere çok hızlı bir
şeklide sıçramaya yarayan tramplen tahtası işlevi de görür. Orada çok tehlikeli
bir yol ayrımı ortaya çıkıyor. İnsanlar, ‘
dünyayı bizim
düşüncelerimiz eski güzelliğine döndürecek. Karşımızdakiler mutlaka yola
getirilmeli ve önümüzdeki engel kaldırılmalı
’ diye
düşünmeye başladığında siyasi rakiplerini düşmanlaştırır.”
[14]


Makyavelli’nin
iyi bir amaca ulaşmak için (kötü, gayr-ı ahlâkî ve hatta gayr-ı dinî) her türlü
aracın meşru olduğuna yönelik söyleminin, terör örgütleri tarafından olduğu
kadar, İslam’ı referans aldıklarını iddia eden ve şiddete yönelmeyen bazı
topluluklar/gruplar tarafından bile referans alındığına yönelik ciddi iddialar
vardır. Örneğin halen yargılama süreci devam eden Paralel Devlet Yapılanmasıyla
ilgili iddialara göre, İslam’ı referans aldığını iddia eden Fethullah Gülen ve
takipçileri; kendilerine mensup kişilerin hayatın her alanında ama özellikle de
devlet kademelerinde söz sahibi olması durumunda, ülkede yaşayan herkesin daha
iyi bir hayata kavuşacağı ve kendilerine mensup kişilerin yöneteceği devletin
de Allah’ın emrettiği yönetime uygun olacağı
ve benzeri
tezlerle, kendilerine mensup kişilerin devlet yönetiminde önemli pozisyonlara
gelmelerini, her türlü yöntemi uygulayarak temin etmeye çalışmaktadırlar.
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Okan Özsoy tarafından hazırlanan Paralel Devlet
Yapılanması İddianamesinde, bu yapının amacı şu şekilde ifade edilmektedir; “Kuruluş
yıllarından itibaren toplumun dini duygularını suiistimal ederek, “himmet” adı altında topladığı finans ile
yurtiçi/yurtdışında faaliyete geçirdiği eğitim müesseseleri üzerinden amaç ve
ilkeleri doğrultusunda yetiştirdiği öğrencilerini, elde ettiği finans ve siyasi
gücünü, örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanarak, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı
erklerini) ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili
siyasi/ekonomik güç haline gelmek olduğu geçmişte örgüt içinde faaliyet
göstermiş kişilerin beyanlarından anlaşılmaktadır.”
[15]


İddialara göre bu
yapının amaçlarına ulaşabilmek için uyguladığı yöntemler arasında; rakiplerine
ve kendilerinden olmayanlara karşı İslam’ın kesinlikle yasakladığı yalan,
iftira, şantaj, kumpas vb. yöntemler de bulunmaktadır. Bu iddialar,
Makyavelli’nin yukarıda zikredilen anlayışının, İslami amaçlara uyarlanmış
halini akla getirmektedir. Bu yapının, Fatih Sultan Mehmet’in yine yukarıda
zikredilen, kardeş katline cevaz veren kanununu da referans olarak
kullandıkları, nizam-ı âlem için kardeş katlinin bile caiz olduğunu; yine
nizam-ı alem için yalan, iftira, şantaj, kumpas vb. yöntemlerin, kardeş katli
yanında önemsiz kaldığını ve dolayısıyla haydi haydi caiz olduğunu
savundukları, iddia edilmektedir.


Yine bu yapının;
mensuplarına, ulvi olarak gördükleri amaçlarına ulaşabilmek için İslam’ın yasakladığı
takiye (kendini gizleme, olduğundan farklı görünme) yöntemini kullanmaları ve
nihai hedeflerine giden yolda bir araç olarak gördükleri bazı devlet
kurumlarına yerleşebilmek için gerektiğinde Allah’ın koyduğu yasaklara riayet
etmemeleri ve Allah’ın emirlerine uymama konusunda cevaz verdikleri iddia
edilmektedir.[16]


Bu yapının ayrıca
ahlaka ve adalete sığmayan bazı (rüşvet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırma,
düşman gördüklerine karşı hukuksuz uygulamalar, kamu görevlerine ehliyetlerine
bakmaksızın kendisine yakın kişileri atama, vb.) icraatları, “Amaçlar,
araçları meşru kılar!
” anlayışla meşru gördükleri iddia
edilmektedir. “Kendime
almıyorum ki, hizmet için alıyorum
” “Müslümanların güçlü ve zengin
olması lazım
” ve “Müslümanların iktidarda olmaları/kalmaları” gibi
(sözde ulvi) bahane ve amaçlarla, bu ahlak ve adaletle bağdaşmayan icraatlarını
meşrulaştırmaya çalıştıkları iddia edilmektedir. Bu tarz uygulamaların İslam’ı
referans aldıklarını iddia eden farklı bazı gruplar/topluluklar tarafından da
gerçekleştirildiği, zaman zaman gündeme getirilmektedir.


Oysa ne Kur’an-ı
Kerim, ne İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’in ve onun sahabelerinin hayatı ve
ne de diğer İslamî kaynaklar; Makyavelli’nin “Amaçlar, araçları meşru kılar!” anlayışını kabul
etmez. Aksine İslam dini, mensuplarına “Kem âlât ile kemâlât olmaz!” yani “Kötü
aletlerle olgunluk kazanılamaz; güzel amaçlara kötü metotlarla ulaşılamaz”

anlayışını aşılar. Bu nedenle, İslam’ı referans aldığını iddia eden
toplulukların/grupların ve terör örgütlerinin Makyavellist anlayışla
uyguladıkları gayr-ı ahlakî ve gayr-ı İslamî yöntemler, kesinlikle İslam ile
ilişkilendirilmemelidir.


2. Bir Topluluğa Duyulan Nefret


Uyuşmazlık
halinde olan grupların birbirleri hakkındaki algıları, özellikle de
aralarındaki uyuşmazlık sürekli bir şiddet içeriyorsa, aşırı olumsuz hale
gelir. Hatta bu olumsuz algı, artık birbirlerini insan olarak görmeyecek
(canavarlaştıracak) seviyeye ulaşabilir. Diğer grup üyelerini insan olarak bile
görmeme (canavarlaştırma); onlara “domuzlar”, “köpekler” ve benzeri şekilde
hitap şekilleriyle kendini belli eder. [17]


Bir topluluğa
duydukları nefret nedeniyle, o topluluğa mensup kişileri insan olarak görmeyen
ve onları kendi algılarında canavarlaştıran bireyler, topluluklar veya
örgütler, düşman gördükleri topluluğa karşı uygulanan terör yöntemlerini
(onları insan olarak görmedikleri için) meşru görürler. Mücadele edilen
topluluk, devlet veya örgüt mensuplarının gerçekten cezaya layık, kötü ve hatta
öldürülmeye layık kişiler olduğuna inandıran bir nefret, o kişilere karşı
işlenen her türlü vahşice ve zalimce muameleyi meşru hale getirir ve suçluluk
duygusunu ortadan kaldırır.


Hoffer,
duydukları nefret nedeniyle vahşice ve zalimce eylemler gerçekleştiren grup
bireylerinin düşünce dünyalarını şöyle ifade etmektedir; “Haksızlık
yaptığımız kişiler, acınacak kişiler olmadığı gibi, onlara karşı kayıtsız da
kalamayız. Ya onlardan nefret edip, onlara eziyet etmeliyiz ya da kendimizi,
“kendini aşağı görme” akıntısına bırakmalıyız.
[18]


Prof. Sayar ise
bu grupların ve mensuplarının düşünce yapılarını şöyle izah etmektedir; “Düşmanlar,
zaman içinde kendi yaralanmışlığımızı, kendi incinebilirliklerimizi
yansıttığımız, kendimizle ilgili kabul edemediğimiz karanlık tarafımızı üzerine
boca ettiğimiz bir imgeye bürünür. O zaman zihnimiz şöyle işlemeye başlar; ‘Ben
onu yok etmezsem o beni yok edecek. Onun varlığına ben son vermeliyim ki, o
benim varlığıma ve yüksek ideallerime son vermesin.’ İşte burada tarih boyunca
izlediğimiz o zalimce diktatörlüklerin, kan dökücü tiranların zihin yapısıyla
karşılaşıyoruz. Sözüm ona iyilik ya da meşru bir amaç uğruna dökülen kan ile
karşılaşıyoruz.
[19]


Düşman gruba
karşı hissedilen bu nefret ve onların özünde kötü olduklarına dair inanç; yaş,
cinsiyet ve asker-sivil ayırımı yapmaksızın düşman grup üyelerinin tümünün yok
edilmesini meşrulaştırmaktadır. Nefretin ön plana çıktığı bu gibi durumlarda;
bir topluluğa atfedilen öz niteliklerin sabit olduğu, zaman içinde hiç
değişmediği ve topluluğun tüm üyeleri için geçerli olduğu varsayılmaktadır.
Buradan hareketle özü kötü olan bir topluluk üyeleri için yapılabilecek bir şey
olmadığı, onlarla diyalog kurmanın ve onları eğitmeye çalışmanın hiçbir
faydasının olmayacağı algısı oluşmaktadır. Tıpkı sırtlanlarla diyalog kurmanın
ve onları eğitmenin, sırtlanların özünü değiştirmeyeceği gibi… Bu anlayışa
göre; eğer sırtlanlar bizi tehdit ediyor ve bize zarar veriyorlarsa, tüm
sırtlanlar hedeftir. Bu sırtlanlar ister genç, ister yaşlı, ister üniformalı,
isterse üniformasız olsun![20]


Nefretin terör eylemlerini
meşrulaştırmada önemli bir fonksiyonun olduğunun bilincinde olan örgütler,
nefretin oluşması, artması ve yaygınlaşması için ne gerekiyorsa yapmaktadırlar.
Yirminci yüzyılın simgeleşmiş ünlü teröristi Ernesto Che Guevara, nefretin
önemini şöyle anlatmaktadır: “Bir mücadelede etkin olarak nefret, düşmana karşı uzlaşmaz bir
nefret, insana sınırlarının ötesinde bir azim verir ve onu etkili, şiddetli,
seçici ve soğukkanlı bir ölüm makinesine dönüştürür. Bizim askerlerimiz böyle
olmak zorundadırlar. Nefretsiz bir halk, zalim düşmanları yenemez.
[21]


Son dönemde
ortaya çıkan terör hareketlerinin nedenlerinden biri de, dünün sömürgeci
güçleri ve bugünün gelişmiş ülkelerine duyulan nefrettir. Yirminci yüzyılda
dünyanın belli bölgelerinde çok hızlı bir refah artışı sağlanmış ve tarihte
benzeri görülmemiş şekilde, ileri düzeyde bir üretim ve tüketim seviyesine
erişilmiştir. Bu artışın ise genellikle dünyanın geri kalan bölgelerinin
sömürülmesi ile gerçekleştiğine dair yaygın bir algı bulunmaktadır. Gelişmiş
ülkelerin nüfusunun yarısından fazlasının obezite sorunu yaşadığı günümüzde,
bir milyarın üzerinde insanın açlık tehdidi altında olduğu bildirilmektedir. Ne
yazık ki bu dengesizlik, az gelişmiş ülkelerin aleyhine daha da büyümeye devam
etmektedir. Bu gerçek, doğal olarak radikal eğilimleri tetiklemekte, gelişmiş
ülkelere karşı nefreti ve bu adaletsizliğin ancak şiddet kullanılarak
giderileceğine inanan insanların sayısını artırmaktadır. [22]


Bugün İslam
dünyasında ortaya çıkan terör hareketlerinin arkasında da, dini gerekçelerden
sonra gelen (belki de aynı derecede önemli olan) en önemli neden, başta ABD
olmak üzere Batılı devletlerden ve Müslüman ülkeleri yöneten diktatör
rejimlerden duyulan nefret gelmektedir. Bu devletlerin soğuk savaş yıllarının
başından beri Orta Doğu ülkelerinin başına yerleştirdikleri diktatörlere
verdikleri koşulsuz destekler ve terör bahanesiyle Afganistan ve Irak’ı
işgalleri, bölgeyi istikrarsızlaştırmaları ve İsrail’in Filistinlilere karşı
işlemekte olduğu insanlık suçlarına ses çıkarmamaları, bu nefreti oluşturan ve
besleyen nedenler arasındadır. Bu bağlamda IŞİD ve El-Kaide gibi İslam’ı
istismar eden örgütlerin ve faaliyetlerinin Ortadoğu’da sürekli beslenen şiddet
ortamının ürettiği bir nefretin sonucu olduğu görülmektedir.[23]


3. Dini ve İdeolojik Gerekçeler


Terörün
gerekçeleri arasında en ön plana çıkan unsurlar; ideolojik, siyasî ve dinî
gerekçelerdir. Ancak son dönemlerde yaşanan bazı hadiseler, dinin diğer
gerekçelerden daha şümullü olduğunu göstermektedir. Örneğin ülkemizde Türk
milliyetçileri, İslami hassasiyeti olan Türk milliyetçileri ve İslami
hassasiyeti olmayan (hatta İslam’a soğuk bakan) Türk milliyetçileri; yine aynı
şekilde Kürt milliyetçileri de, İslami hassasiyeti olan Kürt milliyetçileri ve
İslami hassasiyeti olmayan (hatta İslam karşıtı) Kürt milliyetçileri şeklinde
bölünmüşlük yaşamaktalar. Türk milliyetçileri içinde İslami hassasiyeti
olanlara, Büyük Birlik Partisi (BBP) ve daha az düzeyde de olsa Milliyetçi
Hareket Partisi’ni (MHP); İslami hassasiyeti olmayanlara ise Ulusalcılar diye
tabir edilen kesimi örnek verebiliriz.  Aynı şekilde Kürt milliyetçileri
içinde İslami hassasiyeti olanlara, Hür Dava Partisi’ni (Hüda-Par) veya
Hizbullah yanlılarını; İslam karşıtı olanlara ise PKK yanlılarını örnek
verebiliriz.


Örnekler de
göstermektedir ki; bir ayrışma veya terör gerekçesi olarak etnik argümanlar,
din ve ideolojiden bağımsız tek başına fazla etkili olamamaktadır. Ama din ve
ideoloji, etnik argümanlardan bağımsız olarak toplumların kutuplaşmasında, ayrışmasında,
bireylerin ve toplumların radikalleşmesinde ve neticede teröre varan
eylemlerde, tek başına çok güçlü bir etken olabilmektedir. Son dönemde
Ortadoğu’da ve ülkemizde yaşanan hadiseler de, bu hususta çok yerinde örnekler
sunmaktadır. Örneğin tamamen dini referans alan El Kaide veya IŞİD gibi örgüt
mensupları, kendi milliyetlerinden insanlara karşı akla hayale gelmeyecek
zulümlerde bulunabilmektedir. Örneğin Ayn-el Arab’da (Kobani) Kürtlerin
oluşturduğu kantonu ele geçirmeye çalışan IŞİD güçlerinin komutanının Kürt
kökenli olduğu basına yansıdı.[24] Yine IŞİD’in Ayn-el Arab kuşatmasını
protesto bahanesiyle Türkiye’de çıkan 6-8 Ekim (2014) hadiselerinde, PKK yanlısı
Kürtlerin İslami hassasiyetleri ön planda olan Hüda-Par yanlısı Kürtlere karşı
işledikleri vahşetler, kan donduracak cinsten olmuştu.[25]


Din, kitleler
üzerindeki etkisi ve alternatiflerine nazaran daha kolay istismar edilebilmesi
nedeniyle, pek çok zaman manipüle edilerek terör hareketlerini meşrulaştırmak
için kullanılmış ve günümüzde halen kullanılmaya devam edilmektedir. Dinî
vaatler, daha çok ölüm sonrasına ve öteki dünyaya ait olduğu için, bu vaatlerin
doğru ve gerçek olduğunun anlaşılması, bu dünyada mümkün olamamaktadır. Bu
yüzden de din istismarı, terör örgütlerinin istismar edebileceği diğer
alternatiflere nazaran daha kolay ve etkili bir metottur.


Dini motifli
terör örgütlerinin mensuplarının kabul ettikleri tek doğru, mensubu oldukları
terör örgütünün kabul ettiği doğrudur. Farklı düşünenler, sapkın olarak
nitelendirilerek düşman tanımlamasına dâhil olurlar. Kendileri gibi düşünenler,
iyi; farklı düşünenler ise kötüdür ve kötüye karşı topyekûn bir savaş vardır.
Bu örgütlere mensup teröristlerce yapılan her eylem, kendilerince kutsal bir
nitelik taşır ve bu kutsal uğruna gerçekleştirilen şiddet, dinsel bir ayin gibi
ve dolayısıyla meşru görülür. Allah adına savaş ve sonucunda Cennet ile
ödüllendirilmek, bu tarz terör örgütleri açısından şiddeti tetikleyen en önemli
unsurdur.[26] Eylemler sırasında olay yerinde bulunan
masum insanların ölmesi, onlar için hiçbir anlam ifade etmemektedir. Amaca
giden yolda şiddet tek çare görüldüğü için, eylemlerini bir cinayet olarak
nitelememekte ve vicdan muhasebesi yapmamaktadırlar.[27]


İslam’ı referans
aldıklarını iddia eden terör örgütleri de, Kur’ân’ın üzerinde önemle durduğu
cihad, savaş, zalim, mazlum, adalet gibi kavramları kullanarak, kitleleri
etkilemektedirler. Söylemlerindeki lokomotif unsurları, bayraklaştırdıkları
savaş içerikli ayetlerden alan bu yapılanmalar, ‘Haksızlıkları sona erdirme’,
‘Zalimleri devirme’, ‘Mazlumları kurtarma’ gibi ulvî amaçları gerekçe
göstererek, uyguladıkları terör yöntemlerini meşru görmekte ve göstermeye
çalışmaktadırlar.[28] Prof. Sayar, bu durumu şöyle izah
etmektedir; “Grup
narsisizmi deniyor buna. Seçilmiş bir gruba dâhil olmak, o grubun bütün
eylemlerini sonuna dek şüphesiz bir biçimde benimsemeyi beraberinde getiriyor.
Bu kolektif narsisizm insanların kendi gruplarının hatalarını hiçbir biçimde
görmemeleri ve karşı tarafın hatalarını gözlerinde büyütmelerini beraberinde
getiriyor. İnsanlar metinleri de tamamen kendi ideolojilerine uydurarak okumaya
başlıyorlar. Her türlü seçilmişliğe inanan hareket, klasik metinleri de kendi
ideolojisine uydurabilir.
[29]


İslam’ı istismar
eden bu örgütler açısından ana meşruiyet kaynağı, bilinçli olarak veya
bilinçsizce yanlış yorumladıkları dinî gerekçelerdir. Buna ilave olarak, başta
İslam dünyasının bugünkü halinden sorumlu tuttukları Batılı güçler olmak üzere,
sapkın ve düşman olarak gördükleri herkese karşı duydukları nefret ve intikam
hislerini ve ulvi bir amaç olarak belirledikleri bir İslam devleti kurma
hedeflerini, uyguladıkları gayr-ı insanî ve gayr-ı İslamî yöntemlerin meşruiyet
kaynağı olarak gösterebilmektedirler.[30]


Diyanet İşleri
Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun hazırladığı bir raporda, IŞİD’in
eylemlerini meşrulaştırmak için kullandığı din anlayışı ve felsefesine ilişkin
şöyle denilmektedir;


Ulaşılan
yayınlarındaki üslup ve bilgilerden hareketle örgütün dine yaklaşımındaki temel
epistemolojik problem “usulsüzlük” ve “dinin araçsallaştırılması” olarak teşhis
edilebilir. Usulsüzlükten maksadımız İslami ilimlerin her bir disiplini için
yüzlerce yıl içinde inşa edilerek gelenek haline gelen yöntem ve esasları yok
sayıp doğrudan dini metinlere yönelerek bunları bağlamından kopardıktan sonra
ideolojik birer kanun maddesine indirgemek suretiyle nevzuhur bir din anlayışı
vaz etme teşebbüsleridir.


Ayet ve hadislerin bağlamından koparılarak ideolojik sloganlara
dönüştürülmesi, temel İslami kavramların yapıbozumuna uğratılarak içlerinin
boşaltılması, İslami literatürde genellikle zayıf olarak kabul edilen apokaliptik
rivayetler üzerinden bir kıyamet senaryosu kurgulanarak meşruiyet arayışı,
kendilerine benzemeyenleri sapkınlık ve dinden çıkmakla suçlamaları gibi tali
sorunlar da bu temel epistemolojik ve metodolojik sapmanın yansımalarından
ibarettir
.”


Görüldüğü üzere
din, terörü meşrulaştırmak için en çok ve en kolay kullanılan kaynaklardan
biridir. Ancak dini gerekçelerle terör eylemlerine ve şiddete başvuranlar,
oluşturulmaya çalışılan genel algının aksine sadece İslam Dinini referans
alanlar arasından çıkmamakta; diğer dinleri referans alıp terör eylemlerinde
bulunan hareket ve örgütler de hem tarih boyunca, hem de günümüzde
görülmektedir. Zira her inanç sisteminde köktenci ve aşırı gruplar
bulunmaktadır.[31]


Diğer dinleri
referans alarak ortaya çıkan köktenci ve aşırlara ilişkin önceki bölümlerde
örnekler verilmişti. Filistinlilere karşı zalimce uygulamalar gerçekleştiren
Yahudiler, Japonya’da kitle imha silahları kullanan Aum Shinrikyo Örgütü,
Norveç’te 77 kişiyi öldürüp 242 kişiyi yaralayan Anders Behring Breivik ve 2013
yılı içerisinde Sri Lanka ve Birmanya’da Budist halkı Müslümanlara karşı
kışkırtan ve şahsen öldürme eylemlerine katılan Budist rahipler, işledikleri
zulüm ve vahşeti hep dini gerekçelerle meşrulaştırmaya çalışmışlardı veya halen
çalışmaktalar. Bu örneklerden de anlaşıldığı üzere, terör evrensel bir olgudur
ve dini, ırkı ve mezhebi yoktur. Zira her din, ırk ve mezhepten terörist
mevcuttur. Bu nedenle de Batı literatüründe bolca yer alan İslami terörizm
(Islamic terror) ifadesi, tutarlı bir ifade değildir. Zira İslam’a nispet
edilen terör, İslam dininin temel kaynaklarıyla taban tabana zıtlık
oluşturmaktadır.[32]


Sonuç olarak şu
söylenebilir; din, kitleler üzerindeki etkisi dolayısıyla pek çok zaman
manipüle edilerek terör hareketlerini meşrulaştırmak için kullanılmıştır ve
günümüzde de halen kullanılmaya devam edilmektedir. Terörü meşrulaştırmak için
kullanılan ve diğer kaynaklara nazaran daha kullanışlı görülen din ve
ideolojiler, bundan sonra da radikal örgütlerin vahşi eylemleri için
meşrulaştırıcı unsur olarak kullanılmaya çalışılacaktır. Bu noktada devletin, eğitim
kurumlarının, dini kurumların ve tüm aydınların dikkat etmeleri gereken husus,
halkın dini doğru ve sahih kaynaklardan öğrenebilmesi için imkânlar tesis
edilmesi ve terör örgütleri gibi kötü niyetli kişi ve örgütlerin, insanların
temiz duygularını yanlış yorum ve öğretilerle suiistimal etmelerinin önüne
geçilmesi olmalıdır.


Süleyman ERDEMsuleyman@sahipkiran.org


Yazarın diğer
yazıları için tıklayınız


Dipnotlar:


[1] Baharçiçek, (2010), ss.32-33.


[2] Machiavelli, Niccolo, (2010), Hükümdar (Çev.Turan Erdem), İstanbul: Arya Yayıncılık,
ss.105.


[3] A.g.e., ss.102.


[4] Yıldız, Arzu, (2014), “MİT”in faili meçhul davasına gönderdiği
Eymür’ün ifadesi”, http://t24.com.tr/haber/mehmet-eymur-mitten-hiram-abas-ile-alaattin-cakici-ermenileri-oldurdu,276363
(Erişim Tarihi: 12.01.2015)


[5] Ekinci, Ekrem Buğra, (2006), “Osmanlı Hukukunda Kardeş Katli
Meselesi”, Ünal, Mehmet, Başpınar, Veysel ve diğerleri (Der.), Prof.Dr.
Fikret EREN’e Armağan
, Ankara, Yetkin Yayınları, ss.1106.


[6] Fordham.edu, http://www.fordham.edu/halsall/mod/robespierre-terror.asp,
(Erişim Tarihi: 11.07.2014)


[7] Aymalı, Ömer, (2011), “Bir terörist tip: Maximilien Robespierre”,
http://www.dunyabulteni.net/haber/168462/bir-terorist-tip-maximilien-robespierre
(Erişim Tarihi: 11.07.2014)


[8] Bal, (2006), ss.44.


[9] Zehirli.org, (2007), http://www.zehirli.org/konu/pkk-nin-kurulusu-dunu-bugunu.html,
(Erişim Tarihi:23.11.2013)


[10] NTV, (2011), http://www.ntvmsnbc.com/id/25168389/,
(Erişim Tarihi:23.11.2013)


[11] Çakır, Ruşen, (2007), “Geçmiş, bugün ve gelecek kıskacında
Türkiye Hizbullahı”, http://rusencakir.com/Gecmis-bugun-ve-gelecek-kiskacinda-Turkiye-Hizbullahi/739
(Erişim Tarihi:23.11.2013)


[12] Bal, (2006),  ss.44.


[13] A.g.e., ss.50.


[14] Sayar, Kemal, (2015), “Neden IŞİD’e Gidiyorlar?”, http://appsaljazeera.com/interactive/isid_dosya/neden_gidiyorlar.html 
(Erişim Tarihi: 25.05.2015)


[15] Al Jazeera Turk, (2015c), http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/cemaatin-imam-gucu,
(Erişim Tarihi. 15.10.2015)


[16] A.g.k.


[17] McCauley ve Moskalenko, (2008), ss.427-428.


[18] Hoffer, (2005), ss.141.


[19] Sayar, (2015)


[20] McCauley ve Moskalenko, (2008), ss.427-428.


[21] Bal, (2006), ss.46.


[22] Baharçiçek, (2010), ss.30-31.


[23] Aktay, Yasin, (2014), “IŞİD’i doğuran kültür ve onu kullanan
akıl”, http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/YasinAktay/isidi-doguran-kultur-ve-onu-kullanan-akil/55766
(Erişim Tarihi: 08.10.2015)


[24] Yurtgazetesi.com.tr, (2014), http://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/isidin-kurt-komutani-kobanide-olduruldu-h63226.html,
(Erişim Tarihi:12.10.2014)


[25] Haber3.com, (2014), http://www.haber3.com/huda-parli-gencin-kafasini-tasla-ezdiler-2941327h.htm,
(Erişim Tarihi: 8.10.2014)


[26] Arıboğan, (2003), ss.120-121.


[27] Çitlioğlu, Ercan, (2006), Gri Tehdit Terörizm, Ankara: Ümit Yayıncılık,
ss.266-286.


[28] Kılınç, Taha, (2014), “IŞİD’i Anla(ma)mak”, http://www.lacivertdergi.com/dosya/2014/08/28/isidi-anlamamak
(Erişim Tarihi: 20.05.2015)


[29] Sayar, (2015)


[30] Kılınç, (2014)


[31] Volkan, (2005), ss.168.


[32] Biçer, ve Dalkılıç, (2010), ss.124.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış