Ramazan
Yelken
: Terör, Akıl Tutulması ve Politikacıların,
Aydınların Rolü




02 Kasım 2015


Terörün asıl
hedefinin ekonomik açıdan zarar vermek ve ya can kaybının yüksek olmasını
sağlamak olduğu düşünülür. Elbette bunlar da amaçları arasındadır ve bunlar
için farklı enstrümanlar da kullanılabilir, fakat bunlar ikincil amaçlarıdır.
Terörün asıl hedefi toplumun düşünme melekelerini yok ederek, beyinleri felç
etmektir. Ortaya çıkardığı dehşetin ve şiddetin boyutu ve duyulan korku ile bu
beyin felcini oluşturarak, yanlış kararlar alınmasına, yanlış tepkiler
verilmesine, toplumun birbirine düşmesine,  giderek ayrışmanın artmasıyla
sonuçta önlem alınmazsa toplumun dağılmasına giden yolu açmaktır.  Bunu
sağlayan en önemli şey terörün seçtiği hedeftir. Bu hedef önemli bir yazar,
politikacı, din adamı, işadamı,  gazeteci, aydın olabileceği gibi, bir
parti binası, gazete binası, kamu binası, okul, ev, metro gibi mekanlar da
olabilir. Ya da insanların kitle halinde bulundukları miting, gösteri, yürüyüş,
toplantı gibi etkinlikler de olabilir. Türkiye toplumu zaman ve duruma göre bu
örneklerin hepsini de yaşadı. Bu somut hedeflerin yanında artık sanal dünyada
siber terörle de yüz yüze bulunmaktayız. Bir bankanın, bir kamu kuruluşunun,
bir şirketin sitesinin çökertilmesi ve ya bir kişinin internet hesaplarının ele
geçirilmesi ve kullanılması bu tip teröre örnek olarak verilebilir. 


Kavramın etimolojik
tartışmasına girmeden kısaca hatırlayacak olursak; terör ya da terörizm,
siyasal, dinsel ve ekonomik amaçlara ulaşmak için, seçilen hedeflere yönelik
uygulanan baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren tekniklerin kullanılması
demektir. Latince de sözcüğün anlamı “korkudan titreme” anlamına
gelmektedir. Şiddet kavramıyla yakından ilişkilidir ve amaçlı bir şiddet
kullanımıdır diyebiliriz. Terör şiddetin içinde ve altında değerlendirilebilir.
Çünkü şiddet çok daha geniş bir alana sahiptir. Hayatın içinde ve doğasında
vardır. Kimilerine göre doğuştan gelir kimilerine göre öğrenilen bir şeydir. Bu
nedenle Johan Galtung şiddeti, yapısal şiddet, kültürel şiddet ve doğrudan
şiddet olarak ayırmıştır. Bir bölgeyi, dini/etnik bir grubu veya aileyi
ekonomik açıdan fakir, geri bırakmak bir nevi yapısal şiddettir. Yabancı
düşmanlığı, cinsel ayrımcılık, islamofobi, ırkçılık kültürel şiddettir.
Doğrudan şiddet ise fiziksel zarar vermeye yönelik eylemlerin hepsini
içerir. 


İşte terör bu nedenle
geniş bir alana yayılmış şiddetin, zor kullanmanın daha nitelikli özel bir
kısmıdır. Yani terör şiddet kullanarak topluma dehşet, korku ve panik duyguları
yaşatmak ve yıldırmaya çalışarak amaçlarına ulaşmayı sağlamaktır. Ağırlıklı
olarak günümüzde politik/ekonomik amaçlara yönelik olarak kullanılmaktadır.
Terörü anlamanın önündeki en büyük engel amacını ve hedefini sağlıklı bir
şekilde değerlendiremeyerek yani sağlıklı bir düşünmeden geçirmeden tamda onun
istediği amaçlara hizmet edecek şekilde korkudan kaskatı kesilip sinmek, yılmak
ya da düşünmeden erken, ani reflekslerle en yakın politik rakip sayılan kişi,
kurum ve mercilere saldırmaktır. Bu durum tam da terörün amaçladığı bir
durumdur. Bu nedenle başta belirttiğimiz gibi terörün asıl hedefi amacına
ulaşmak için toplumun sağlıklı düşünme melekelerini yok etmek, beyin felcine
uğratmaktır. Terörün amaçladığı şey çoğu zaman toplumun yarılma noktalarını çok
iyi hesap ederek, hedef saptırma yoluyla istenilen kesimlerle rakiplerini
şiddet ortamında karşı karşıya getirmektir. Türk toplumunun hafızasında bu gibi
yaşanmış örnekler bol miktarda bulunmaktadır. Sol görüşlü birini öldürerek
dindarları ve sağ görüşlüleri suçlu haline getirmek ya da alevi bir aydını
öldürerek tüm dindarları şüpheli duruma düşürmek en bilinen yöntemlerdir.
 


Terörü anlama konusunda
yapılan ikinci önemli hata da terörü icra edenleri doğru değerlendirememektir.
Terör yöntemini seçenler bizzat kullanılan inanmış patolojik bir ruha sahip
militanlardan başlayarak örgüt, parti, istihbarat örgütleri ve devletler gibi
geniş bir kimliğe sahip olabilirler. Bu bakımdan terörü sadece kullanılan maşalardan
yola çıkarak toplumun dışında yaşayan bazı anormal bireyler tarafından işlenen
hastalıklı bir eylem türü olarak görmek, terör eylemini icra edenleri ve bu
eylemi kullananları psikolojik bir ruhsal bozukluk içerisinde değerlendirmek
onu anlamayı ve kaynağına inmeyi engeller. Kullanılan maşalar patolojik ruhlu
meczup kişiler olabilir. Çoğu zaman davasına inanmış sağdan soldan veya çeşitli
dinlerin inanmış müminlerinden oluşan bu militanlar asıl planlayıcıları her
zaman tanımazlar ve onlardan çok farklı düşünce ve amaçlara da sahip
olabilirler. Söz gelimi Sabancı Ailesinden Özdemir Sabancı’yı öldüren DHKP/C’li
militanlar “Türkiye kapitalist siteminin önde gelen bir sermayedarını ortadan
kaldırdıklarına” inanıyorlardı. Fakat işi yaptıran patronların amacı ise
Türkiye’deki otomobil pazarındaki rekabet ve politik sonuçlarıyla
ilgileniyorlardı. Kürt bölgesinde hastane, okul yakan, öğretmen ve doktor
öldüren PKK militanları ezilen Kürt halkının hakları için “işgalci devlete”
karşı savaştıklarına inanmaktadırlar. Yeryüzünde “şeriat devleti kurmak” gibi
kutsal amaçlar için “cihat” ettiğini inanan IŞID militanları biat ettikleri
“Halifenin” ve onun örgütünün dünya petrol ve silah şirketlerinin küresel
pazardaki illegal bir uzantısı olduğunu bilmeyebilirler. Çünkü bir devletten
petrol almak ve ona silah satmak daha zor ve maliyetli olmaktadır. Dağılan
Iraktaki zengin petrol rafinerilerinin kontrolünü sağlayan ve karaborsada çok
ucuza petrol satılmasını sağlayan bu örgütün “üsleri” devamlı “bombalanmakta”
fakat onun varlığını sağlayan elindeki rafinerilerin bombalanmaması
dikkatlerden kaçırılmaktadır. Kısaca bu “Şeriatçi” terör örgütü aslında sadece
belli büyük ülkelerin -bunların arasına en son Rusya katıldı- karaborsadan ucuz
petrol alabildikleri, karşılığında ise silah şirketlerinin garantili silah
alıcısı olan görevlendirilmiş küresel yasadışı bir karteldir.   


Terörün diğer bir
düşünülmesi gereken yanlarından birisi de sonuçlarıyla ilgilidir. Terörün ilk
görünen maliyeti elbette can kayıplarıdır. Bunun telafi edilmesi mümkün
değildir. Terörün belki telafi edilebilir maliyetlerinden birisi ekonomik
kaynakları tüketmesidir. Fakat bunun sonuçları da yine sadece ekonomik kayıp
olarak kalmamakta, bir bölgeyi ya da kesimi yoksulluğa ve geri kalmışlığa
iterek radikalizme ve sosyal çöküntüye yol açmaktadır. Türkiye’nin Doğusu ile
Batısı arasındaki uçurumun sonuçları herkes tarafından bilinmektedir. Son
yıllarda bu uçurumun ortadan kaldırılması için önemli çalışmalar yapılmasına
karşılık örgütün bu yatırımları hedef alması dikkat çekicidir. Her şeye rağmen
terörün en büyük hasarı insani ve toplumsal maliyetidir. Bu yanıyla terör
sosyal barışı bozarak, bir toplumun en büyük sermayesi olan birlikte yaşama
iradesini hedef almaktadır. Bunun sonucu olarak bir toplumu ayakta tutan en
önemli bağ olan ortak gelecek kurguları ve birlikte yaşama kültürünü yok
etmekte, toplum giderek parçalarına ayrılmaktadır. 


Bugün dünyada ve
ülkemizde küresel terörün en büyük amacı siyasal kanalları tıkayarak ekonomik
sonuçlar elde etmektir. Bunun için siyasetin bilinen ve üzerinde uzlaşılan
kurallarını bozarak, siyasetin meşru kanallarını işlemez duruma düşürmekte ve
ülkeleri/toplumları terörün kaos ortamına sürükleyerek siyaseti ve ekonomiyi
istedikleri şekilde dizayn etmeyi amaçlamaktadırlar. Bunu sağlamak için
siyasetin en güçlü ve evrensel enstrümanı olan müzakereyi/tartışmayı ortadan
kaldırmak için terör yoluyla toplumsal barışı bozarak farklılıkları birbirine
düşman etmektedirler. Buna ek olarak kamuoyunun en meşru yansıması demek olan
seçim sandığını hedef alarak, geçerliliği ve güvenilirliğini tartışmalı hale
getirmektedirler. Bugün bir seçim sonrası ve yine kritik bir seçim öncesinde
olan ülkemizde artan terör saldırılarını ve başkente kadar ulaşan ve tarihinin
en yüksek can kaybına yol açan patlamaları bu bakış açısıyla okumak ve
değerlendirmek gerekmektedir. Ortadoğu’nun bilinen sınırları ve kaynakları
yeniden çizilir ve paylaşılırken Türkiye’nin bunun dışında düşünülemeyeceği tam
aksine merkezinde olduğu ortadadır. 


Tekrar başta söylediğimiz
tespitimize dönersek: Terörün en büyük hedefi toplumun düşünme melekelerini yok
ederek beyinleri felç etmektir. Bundan sonra sağlıklı karar alamayan siyaset,
diyalog yerine çatışma ve şiddeti seçen ayrışmış bir toplum, güvenin ve barışın
yerini kaos ve düşmanlığa bıraktığı bir ülke ve gittikçe çöken bir ekonomi
-etrafımızda örneklerini çokça gördüğümüz gibi- sırasıyla sahne alarak tanıdık
bir filme dönüşecektir.  Bu oyunu bozmanın en kısa yolu terörün istediği
bu etkiyi yaratmasını engellemektir. Elbette her şeyden önce ilk olması gereken
öncelikli olarak terör eyleminin yapılmasını engellemektir. Fakat bu günümüzde
her zaman mümkün olmamaktadır. Çünkü artık terör örgütleri kendilerinin
göründüğünün ötesinde ve amaçlarının dışında farklı ülkelerin istihbarat
örgütleri tarafından da yüksek teknolojiyle donatılarak
kullanılabilmektedirler. Bu nedenle çoğu zaman durum içinden çıkılamaz bir
şekilde göründüğünün ötesinde karmaşık bir hal almaktadır. Çoğu zaman sıkı
güvenlik önlemleri ve ön istihbarat çalışmaları yetersiz kalmaktadır. 11 Eylül
gibi bir saldırı; kendi dışındaki terörün ya nedeni ve ya destekçisi ya da en
hafifinden seyircisi olan Dünyanın süper ülkesine karşı yapılabilmiş ve terör
bu toplumu kısa süreliğine de olsa esir almıştır. Fakat bu fazla uzun sürmeden
siyasi karar alma mekanizması hızla çalışmış, en önemlisi bütün toplum terör
saldırısı karşısında birleşerek ortak bir tavır almıştır. Bundan da önemlisi
politik önderler ile aydınlar farklı görüşlere sahip olsalar da ortak bir
tavırda birleşerek terörün amaçladığı akıl tutulmasını ve arkasından gelecek
olanları engellemişlerdir. 

Bugün ülkemizde artan terör ve şiddet ortamı ve etrafımızdaki ateş çemberinin
kıvılcımlarının ülke içine sıçraması durumunda toplum olarak tam bir beyin
felci ve akıl tutulması yaşamaktayız. Bu terör saldırılarının tam istediği ilk
etkidir. Elbette öncelikli olarak önleme çalışmalarının önemi büyüktür. Bu
bakımdan ihmali olanların cezalandırılması ve iktidarın siyasi olarak ta bir
bedel ödemesi gerekmektedir. Bu yapılamıyor ve hukuk istenildiği şekilde
çalışmasa bile rakiplerin bunu -üstelik bir seçim öncesinde- bir çatışma ve
düşmanlığa dönüştürmek yerine bunu siyasi bir argümana dönüştürerek topluma
anlatma yoluna giderek iktidarın sandıkta siyasi olarak cezalandırılmasının
yolunu açmaları gerekmektedir. Siyasetin meşru yolları ile çözülebilecek
iktidarın yanlışlarını bu meşru araçlarla çözmek yerine diyalogu kopararak,
teröre karşı ortak tavır almak yerine, ona cesaret vermek, göz yummak ve ya
destek sayılabilecek söylemlerde bulunmak sonun başlangıcı anlamına
gelmektedir. Siyasi muhalefet meşru bir durumdur ve iktidarın yanlışlarına göz
yumması ve ya sessiz kalması düşünülemez. Fakat siyasi muhalefetin amaçlarına
ulaşmak için siyasetin meşru enstrümanlarını kullanmak yerine durumu fırsat
bilerek siyasi hırsları yüzünden siyaset dışı yöntemleri kullanması doğru
değildir. 

Politikacıların çoğu zaman hırslarına kapılarak teröre karşı ortak tavır
alamadıkları ve sığ düşünerek bunu fırsata dönüştürmek için akıl almaz söylemlerle
birbirlerini suçladıkları artık ülkemiz için alışılagelen bir durum haline
gelmiştir. Maalesef bu son büyük Ankara saldırısında bile politikacılarımız yan
yana gelerek teröre karşı ortak tavır alamamışlardır. Asıl bundan vahimi ise
toplumun düşünme/bilgilenme/aydınlama kanalları demek olan aydınların bir araya
gelememesidir. Akademisyen, entelektüel, gazeteci ve yazarlarımızda her zaman
olduğu gibi son olaylar karşısında maalesef ortak bir tavır almak şöyle dursun
düşünce farklılıklarını daha da derinleştirerek, toplumu daha da keskin hatlara
bölecek şekilde taraflara bölünmüşlerdir. Herkes topluma kendi politik
görüşleri doğrultusunda mesajlar vermekte ve birbirini suçlamaktadır.


Geriye tüm bu hesapların
üzerinde oynandığı, İktidarında, muhalefetinde, aydınlarında kaynağı ve sahibi
olan toplumun kendisi kalmaktadır. Eğer toplumda politikacılar ve aydınlar gibi
sağlıklı düşünemez ve farklılıklarını çatışmaya dönüştürürse sona doğru
gidiyoruz demektir. Fakat binlerce yılın tecrübesinden geçmiş olan ve tarihsel
birlikte yaşama tecrübesi her şeye rağmen halen çok güçlü olan Türkiye toplumu
direnmekte ve terörün istediği çatışma ortamına bir türlü girmemektedir. Bu
toplum kısa sayılabilecek Cumhuriyet tecrübesinde sayısız saldırılar karşısında
bu tarihsel/toplumsal bağışıklık sistemi sayesinde ayakta kalmış ve direnmeye
devam etmektedir. Fakat bu durumun daima böyle devam edemeyeceğine yönelik fay
hatları da giderek görünür olmaya başlamıştır. Bu nedenle topluma yön vermesi
gereken ve bu fay hatlarını bir an önce onarması gereken aydın ve
politikacıların bir an önce asli görevlerini hatırlamaları gerekmektedir. 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet