TERÖR BATAĞINDA ARKA PLAN

Prof. Dr. Tülay Özüerman

Onur Öymen’in teröre kimlerin yol verdiğini anlatan “Arka Plan”(*) başlıklı kitabı, geçmişten günümüze
devletlerin terörü araçsallaştırarak çatışmaları  nasıl
yaygınlaştırdıklarını örnekleri ile ortaya koyuyor. Kitapta, Filistin, yerinde
bir tanımla “kanayan yara” başlığı ile verilmiş ve İsrail’in bölgeye
yerleş(tiril)me stratejilerinde terörün  yeri tarihsel olgularla
aktarılmış. Başka bir çerçeveden bakınca, devletlerin terör illetinden hem yakınıp,
hem de çıkarları gereği bu tehlikeli dansa kalkışmalarının bumerang etkisini
anlatıyor kitabında. Çıkış için reçete; demokratikleşme!… Türkiye’ye düşen rol
ise, demokrasisi ile diğer Müslüman ülkelere örnek oluşturması…

Kitapta, eski ABD
Başkanlarından Roosevelt’in Suudi Arabistan Kralı İbni Suud’a, “Filistin
Arapların geniş toprakları üzerinde küçücük bir bölgedir. Orada bir İsrail
yurdunun kurulmasının Arapların menfaatlerine zarar vereceğini düşünmüyorum”
dediği aktarılmış; kralın yanıtı, ibretlik: “Yahudilere
Avrupa’da yapılanların bedelini Araplar değil, Avrupalılar ödemelidir. Araplar
Yahudilere toprak vermektense ölmeyi tercih ederler…”

Sadece terörün
sonunda kullananı da hedef alan korkunç bir araç olduğunun değil, siyaset tarzı
ve söyleminin sonuç almada önemini örneklerle anlatan bu eser, içinden
geçtiğimiz sürecin öne çıkan sorunlarının tarihsel arka planını merak edenlere
kılavuz olacak nitelikte…

Onur Öymen, Can
Ataklı’nın 8 Aralık tarihinde Halk TV’deki programında bugüne ilişkin sorulara,
tarihe ilişkin derin bilgisinin süzgecinden geçirdiği yanıtları özetleyerek
paylaşmış.

Gerek kitabı,
gerekse özet röportajı okurken, parlamenter süreçte yetiştirdiğimiz beyinleri
devre dışı bırakan, Davutoğlu gibi başkancı sistem kuşağı aktörlerinin
“stratejik derinlik” adı altında trajik derinliklere itilişimizi hızlandıran ve
bizleri Ortadoğu ülkelerinin kaderine ilikleyen yanlışları üzerine bir kez daha
düşünme fırsatım oldu. Derin kaygılarla, Sayın Öymen’in özetini paylaşıyorum:

 “Lozan’ı değiştirelim
dersek, bugün sahip olduğumuz bazı hakları ve avantajları da kaybedebiliriz.
Bugün uluslararası alandaki koşullar Lozan’ın ve Montrö’nün imzalandığı zamanki
koşullardan çok farklı. Örneğin Ege meselelerinde bugün Yunanistan’ın değil
Türkiye’nin yanında yer alacak Avrupa ülkelerinin sayısı yok denecek kadar az.

Bugün Lozan’ı eleştirenler o devirdeki büyük devletlerin
liderlerinin Lozan hakkında söylediklerini hatırlamalıdırlar. Örneğin,
İngiltere Başbakanı Lloyd George, “
Lozan Antlaşması, İngiltere’nin bugüne kadar imzaladığı
anlaşmaların en alçaltıcısıdır
” demiştir. Yunan Dışişleri Bakanı Streit ise, “Lozan, bütün
devletlerin Türkler karşısında boyun eğmelerini kanıtlayan bir belgedir
” demektedir. Ünlü
İngiliz tarihçi Toynbee Lozan konusunda diyor ki; “
Türk delegasyonu
Misak-ı Milli ile belirlenmiş̧ olan toprak konuları, kapitülasyonlar, borçlar
ve Hemen her konudaki milliyetçi istekleri Lozan’da müttefikler tarafından
kabul edilmiştir. Dünya tarihinde bir eşi olmayan bir olayla karşılaşılmış,
yenilmiş, parçalanmış bir ulusun, bu harabe içinden ayağa kalkması ve dünyanın
en iyi ulusları ile eşit koşullar içinde karşı karşıya gelmesi ve bu büyük
savaşın galiplerini dize getirerek istediklerini kabul ettirmesi şaşılacak bir
şeydir. Sonuçta Lozan’da Türkiye büyük bir zafer kazanmıştır, yeni bir devletin
ötesinde bir millet oluşturmuştur
.”

Atatürk,  “Lozan Antlaşması, Türk milleti aleyhine, asırlardan beri
hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastın
yıkılışını ifade eden bir belgedir. Osmanlı devrine ait tarihe eşi geçmemiş bir
siyasi zafer eseridir
.” diyordu.

Bu gerçekler ortadayken Lozan’ı yaşlanmış ve gözden geçirilmesi
gereken bir antlaşma gibi değerlendirmek bence isabetli değildir.

Yunanistan 1948 ile 1963 yılları arasında Türkiye’ye defalarca
yazılı ve sözlü başvuruda bulunarak deniz sınırlarının çizilmesi için müzakere
önerdi. Yani onlar da, o bölgede deniz sınırının olmadığını kabul ediyor. 

Kıbrıs’ın AB’ye üye kabul edilmesi uluslararası anlaşmaların
açık bir ihlalidir. Zira, Londra ve Zürih Antlaşmalarına göre, Kıbrıs, Türkiye
ve Yunanistan’ın aynı zamanda üye olmadıkları hiçbir uluslararası kuruluşa
katılamaz.

Kudüs’te bugünkü sorunları anlayabilmek için geçmişe bakmak
gerekir. 1917’de Lord Balfour’un hazırladığı rapor Filistin topraklarından bir
Yahudi yurdunun kurulmasını öngörüyordu. Bu amacı gerçekleştirmek için İrgun,
Hagenah ve Stern isimli üç Yahudi terör örgütü yaptıkları eylemler ve
saldırılarla Filistinlileri topraklarını terk etmeye zorladırlar ve bunların
yerine yurt dışından gelen Yahudiler yerleştirildi. İsrail Devletinin
kuruluşunun geçmişinde bunlar var.  (Bu konuların ayrıntıları 
Arka Plan başlıklı
kitapta yer alıyor.)

Amerika’da en güçlü lobilerden birisi Yahudi lobisidir. Trump’ın
Kudüs ile ilgili çıkışını arkasındaki sebeplerden biri, bence, Yahudi lobisinin
desteğine duyduğu ihtiyaçtır.  Bir de dikkatleri Kuzey Kore gibi kendisini
sıkıntıya sokan konulardan başka tarafa çekmek istemektedir.

Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar İsrail, İran, Suudi Arabistan ve
onların arkasındaki Amerika ve Rusya gibi devletlerin menfaatlerinin  rol
oynadığı sorunlardan kaynaklanmaktadır. Amerika’nın Kudüs konusundaki çıkışı
ile İsrail’e verdiği destek bu dengeleri de etkileyecektir……”

Bir diğer değerli
emekli elçimiz; Sayın Şükrü Elekdağ’ın sözleri de yukarıdaki görüşü doğrular
nitelikte; “Ben Amerika’da 10 sene görev yaptım. Amerika’da Kongre’de İsrail
teröründen bahsederler. Amerikan Kongresi’nde İsrail aleyhine konuşamazsınız.
Konuşan bir senatör seçilmez bir daha. İsrail lobisi hemen harekete geçer.
İsrail aleyhinde olan kişinin karşısına birini çıkarır. Mali yardımda bulunur.
Onu seçtirir. Ben bunu gördüm. Yani Amerika ile dostane işler yürütmek için
İsrail ile güzel ilişkiler yürütmek zorundasınız. Bu bir gerçektir.”

Sayın Osman
Korutürk’ün de bir söyleşisinde; “Tehdit dili
kullandığınızda bu kötü bir şey olsa dahi bir noktada yerine getirebilmeniz
lazım. Yapamadığınız zaman inandırıcılığınızı, caydırıcılığınızı
kaybediyorsunuz. Kendinizin ve karşı tarafın gücünü, uygulanabilirliğini iyi
hesap etmeniz gerekir. Diplomaside tehditten mümkün olduğunca uzak durmalı.
Diplomasi, çok fazla ortalıkta dolaşmamak, bu yolla meseleleri halletmek için
var.”
 uyarısı sürecin hassasiyeti dikkate alındığında
diplomasi diline her zamankinden daha fazla gereksinim duyduğumuza işaret.

Her üç değerli
diplomatın ortak yönü, Parlamenter sistemin yetiştirdiği ciddi, diplomasinin
inceliklerini bilen, mantık ve bilgi süzgecinden geçen akılcı görüşlerle itidal
telkin ederek, demokraside ısrar ediyor olmalarıdır. Hepsi de şimdi “eski”
denilen CHP’de vekillik yapmışlar ve köşelerine çekilmek yerine, hala okuyup,
yazmaya ve ülkenin gidişatı hakkında görüşlerini açıklamaya devam etmekteler…

Bilgi paylaşıldıkça çoğalır.

Görünen üzerinden
sevk ve idare edilen topluma, her durum ve koşulda arka planı göstermek, bilgi
donanımı olan herkesin ülkesine borcudur. Tüm engellere karşın, kısıtlı
ortamlarda bilgi ve aklın yolunu göstermekten yılmayanlara şükran ve saygı ile
herkesi madalyonun gösterilmeye çalışılan yüzünden çok arkasına bakmaya davet
ediyorum!…

Akıl, bilgi ve itidal ile çıkacağız bu süreçten!..














































(*) Onur ÖYMEN; 
Arka Plan -Teröre Yön Verenler-, Remzi Kitabevi, üçüncü Basım; Haziran 2016,
İstanbul

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet