TERÖR

Mehmet Bedri Gültekin : Terörü bitirmede tarihi fırsat


15
Mart 2020


5 Mart’ta Moskova’da Erdoğan ile Putin’in
el sıkışması, sadece Türkiye açısından değil, Rusya dâhil bütün Batı Asya
ülkeleri açısından bir felaketin eşiğinden dönmek anlamına geldi. Şimdi önümüze
bakmamız gerekiyor.


Moskova’da, Türkiye ve komşularının 40 yıldır
başlarını ağrıtan ve bir yandan büyük mali kaynakların bir anlamda boşa
harcanmasına yol açarken diğer yandan, bütün bu ülkeleri emperyalist
müdahalelere açık duruma getiren etnik dincilik temelli terör ve bölücülük
sorunundan, nihai olarak kurtulmalarını sağlayacak gelişmeye kapı aralanmıştır.


Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, tam da
Moskova görüşmelerinin olduğu gün, ‘İdlip sorunu çözüldükten sonra Suriye
devletinin, Fırat’ın doğusundaki PKK varlığını sona erdirmeye
odaklanabileceğini’ söylemişti.


Altı gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da
(11 Mart), “Suriye, Fırat’ın doğusundaki PKK varlığını sona erdirsin, İdlip
sorununun çözümü kolay” dedi.


Sorun, “Esat gitmeden Suriye’de sorunlar
çözülmez” diyen Ankara’dadır. Türkiye bu yanlış bakışın sonucu olarak bugüne
kadar büyük bedeller ödedi.


Hemen akla gelen soru şudur: Madem en
önemli sorunun çözümü konusunda ne yapılması gerektiği noktasında fikir birliği
var; o halde neden iki devlet, bu sorunun çözümü için el sıkışarak
kuvvetlerinin birleştirmiyor? Neden her iki devlet, doğrudan işbirliği yapmak
yerine Rusya üzerinden birbirlerine mesaj veriyor?

Daha doğrusu bu soruların muhatabı Şam değil Ankara’dır. Çünkü Şam, şimdiye
kadar defalarca, bütün olan bitene rağmen Ankara ile el sıkışmaya hazır
olduğunu açıkladı.


PKK’nın
elindeki üç mevzi


Ama Türkiye şimdi, bölücü terör sorununu
halletmede tarihi bir fırsat yakalamıştır. PKK’nın son olarak içinde bulunduğu
duruma bakarak bunu görmek mümkündür:


PKK’nın elinde bugün üç önemli mevzi
bulunmaktadır. Bunlar;


1.Suriye’de, Fırat’ın doğusunda ABD’nin
koruması altında sağladığı hakimiyet alanı. Bu alan, Münbiç ile birlikte
Suriye’nin yaklaşık üçte birine tekabül etmektedir. Trump’ın da iştahını
kabartan Deyrizor petrol bölgesi de bu alandadır.


2.Irak’ta, Kandil ve Sincar’da silahlı
güçlerin konuşlandığı üs bölgeleri.


3.Türkiye’de, HDP aracılığıyla elde edilen
yasal mevziler. TBMM’de 40 milletvekillik grup, çok sayıda belediye vb.


Suriye
ve Irak’taki PKK


Bütün bu “mevziler” içinde PKK’nın en çok
önem verdiği, Suriye’de sahip olunan “kazanımlardır”. PKK burada, tıpkı 1991
sonrasında Kuzey Irak’ta yapıldığı gibi bir oldubittiyi, Suriye başta olmak
üzere bölge ülkelerine kabul ettirme peşindedir.


Eğer bu hedefine ulaşırsa diğer bölge
ülkelerinde bugün artık kaybetmiş olduğu mevzilerini yeniden kazanmayı
ummaktadır.


PKK Irak’ta sadece üs bölgelerinde silahlı
güç olarak vardır. Buradaki Kürtler, hiçbir zaman PKK’ya sıcak bakmadılar;
Barzani, Talabani önderliğindeki yerel Partilere destek verdiler. Bugün de söz
konusu Partiler ile PKK arasında, yerli halkın hemen hiç yaşamadığı dağlık
alanlarda PKK varlığına göz yummak dışında fazla bir ilişki bulunmamaktadır.


Hiç şüphe yok ki, Irak Kürt partileri ile
PKK arasındaki bu zorunlu “mutabakatı”, sağlayan ABD’dir. Yerel halktan
herhangi bir destek olmadığı halde, PKK’nın bu ülkedeki varlığının açıklaması,
Türkiye ve Suriye’deki etkinliği ile İran’a yönelik potansiyel “kullanıma
elverişli araç” olmasının, ABD için ifade ettiği “değer” nedeniyledir..


PKK’yı
bitirmek ya da ömrünü uzatmak


PKK bugün için Suriye’de sahip olduğu
“mevziye” en büyük önemi veriyor. Türkiye ve Irak’taki olanaklarını da Suriye
için kullanıyor.


Buradan şu sonuca varabiliriz. PKK,
Suriye’deki konumunu kaybederse, önünde temelli olarak silah bırakmak dışında
bir seçenek kalmayacaktır.


Çünkü Türkiye’de kaybetti. Irak’taki
silahlı varlığı ise gerekli kitle tabanı olmadığı için, Suriye’deki konum
kaybolduktan sonra anlamsız hale gelecektir.


PKK’nın Suriye’deki varlığını sona
erdirmenin yolunun ne olduğunu “Barış Pınarı harekatı” ile somut olarak gördük.
Hatırlanacağı üzere Türkiye’nin kararlı tavrının sonucunda ABD ilk başta,
Suriye’deki askeri varlığını neredeyse tamamen Irak’a çekme yoluna gitmişti.
Ama daha sonra Türkiye’nin harekâtının 30 km derinlikle sınırlı kalacağı anlaşıldıktan
sonra Irak’a çektiği kuvvetlerini yeniden Suriye’ye gönderdi. Kısacası ABD, PKK
yüzünden Türkiye ile bir sıcak çatışmayı göze alamamaktadır.


Ama Suriye devleti, ABD karşısında yalnız
bırakılırsa iş sürüncemede kalır ve uzar. Çünkü Suriye devleti ve halkı, tam
dokuz yıldır süren yıkıcı bir iç savaşın tarafı olarak yıpranmıştır. Rusya ve
İran’ın desteğine rağmen ABD karşısında kısa vadede dezavantajlı durumdadır.


Ama Türkiye ve Suriye, Fırat’ın doğusunda
güçlerini birleştirirse, ABD’ye pılısını pırtısını toplayıp gitmek dışında bir
seçenek kalmayacaktır.


Yani PKK terörü sorununu derhal bitirmek
ya da yıllara yaymak, Ankara’nın Şam ile işbirliği konusunda vereceği karara
kalmıştır.


Ankara’daki karar vericiler, tarihi bir
sorumluluk ile karşı karşıyadırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir