Güray ALPAR :
Terörle Değer Yaratmaya Çalışmak


07 Mayıs 2020


Nisan ayının sonuna doğru bütün dünyanın virüse karşı
var gücü ile mücadele ettiği bir dönemde PKK/YPG terör örgütünün Suriye’de
Afrin ilçe merkezinde bomba yüklü bir yakıt tankeri ile gerçekleştirdiği
saldırıda 44 sivil hayatını kaybetti, en az bir o kadar kişi de yaralandı.
Ölenler arasında 11 çocuk da vardı. Aslında bu PKK/YPG’li teröristlerin sivil
ve çocuklara karşı ilk saldırıları da değildi.


Olayın ardından PKK/YPG’li terörist failler yakalandı.
 Suriye’de neredeyse 10 yıldır süren savaş esnasında ölen ve
yaralananlarını kaydını tutmaktan başka bir işe yaramayan BM saldırının
ardından terör eylemini (lütfen) kınadı.


Türkiye’nin gerçekleştirdiği harekatlardan sonra bölge
huzur ve güven ortamına kavuşturulmuş ve yıllarca acı çeken bu insanlar artık
biraz da olsa rahata ermişti. Okullar, ibadethaneler açılmış, ticaret
canlanmış, insanların yüzleri gülmeye başlamıştı. Bu durum  PKK/YPG terör
örgütünü rahatsız ediyor. Çünkü herkes bilir ki, terör bütün insanlığın
düşmanıdır ve huzurlu ve güvenli ortamı sevmez ve mutlu insanlara tahammül
edemez. Barış ve huzur ortamını sevmeyen başkaları da var şüphesiz.


Avrupa Birliği’nden (AB) de sözlü bir kınama geldi.
Bölgede huzur ve güvenliğin sağlanması için bugüne kadar hiçbir şey yapmayan,
yapılanları da engelleyen AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek
Temsilciliği yaptığı yazılı açıklamada, saldırıyı yapan örgütün ismini vermeden
saldırıya tepki gösterdi ve bu saldırının hiçbir gerekçesinin olmayacağı
açıkladı. İfadede sanki AB bu konuda bir adım atacakmış gibi “saldırının
sorumluları hesap vermelidir” deniliyordu.


İngiltere Ortadoğu Bakanı saldırı için “dehşet verici”
ifadesini kullanırken, terör örgütünün isminden bahsetmedi. Bir kınama’da
ABD’den geldi. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo sosyal medya hesabından yaptığı
açıklamada “Böylesi şeytani bir eylem hiçbir taraf için kabul edilemez.” derken
her nedense bu açıklamada da sivillere karşı bu acımasız eylemi yapan örgütün
isminden bahsedilmiyordu.


ABD Dışişleri Bakanı’nın tespitlerine katılmamak
mümkün değil. Şüphesiz ABD terör tehlikesini yaşamış bir ülke. Terörle
mücadelesini de Türkiye başta olmak üzere birçok ülke saygı duyuyor ve
destekliyor. Sivillere karşı gerçekleştirilen ve 11 masum çocuğun öldüğü bu
saldırı, bütün terör saldırıları gibi gerçekten de bir terör örgütünden
beklenecek şekilde şeytani. Bunu herkes biliyor. Ama her nedense akla garip
garip sorular geliyor. Acaba diyor insan, bu terör örgütünü kimler destekliyor,
ortadan kaldırılmasını ve bütün insanlık için bir tehlike olmasını kim
engelliyor, kimler kendi ülkesinde insanlara bir maske bile veremezken ve
dışarıdan yardım talep ederken bu terör örgütüne milyonlarca dolarlık sağlık
malzemesi desteği sağlıyor. Diğer bir soru ise bu kadar yardımı alan PKK/YPG
terör örgütü kimin komutasında bu eylemleri gerçekleştiriyor. Eğer kendisini
destekleyenlerden aldığı talimatlarla bu şeytani saldırıyı gerçekleştirmişse,
bu çok kötü.  Çünkü bu ülkeler terörü kendisi yaratıyor demektir. Hayır
eğer “bizim haberimiz olmadan gerçekleştirdi” deniyorsa o zaman daha da kötü,
çünkü bütün dünya kontrolsüz bir terör örgütünün yaratacağı tehlikelerle karşı
karşıya. Bu kadar silah ve malzeme desteği almış ve kontrolsüz kalmış bir terör
örgütünün bundan sonra yaratacağı tehdit gerçekten çok daha şeytani olacaktır.
Bu durumda gerçekleşen ve gerçekleşecek şeytani terör eylemlerinin sorumlusu olarak
kimi görmek gerekecektir.


Bugüne kadar yapılan on binlerce tır silah ve malzeme
yardımları ve nisan ayı başında 1 milyon 200 bin dolarlık yardımlara ilave
olarak, Afrin’deki terör olayının hemen ertesinde ABD Ordusunun “Irak-Suriye
Özel Ortak Görev Gücü resmi twitter hesabında” PKK/YPG terör örgütüne ABD
ordusu tarafından sağlık malzemelerinin teslim edildiği duyuruldu. ABD
koronavirüs’ten en fazla etkilenen ülkelerden birisi ve resmi verilere göre 1
milyondan fazla insan Covid-19 ile mücadele ediyor. ABD yönetiminin bu kriz
esnasında bazı konularda yetersiz kaldığı da zaman zaman medyada geniş biçimde
yer alıyor. Ama her nedense kendi halkına yardım götüremeyen ABD, sivilleri ve
çocukları katleden bir örgüte karşı yardımlarını böylesi bir ortamda dahi aksatmadan
yerine getiriyor.  İnsanlığı şaşırtan böylesi ilginç bir durum, belki de
koronavirüs sonrası bütün dünyada ve ABD kamuoyunda en çok tartışılacak
konulardan birisi olacak görünüyor.


Soğuk Savaş Dönemi ertesindeki 30 yıla yakın bir
süreyi yönlendirilmiş sahte hedeflerin peşinde harcayan ve kamuoylarını bu
doğrultuda ikna eden büyük devletler asıl tehdidi göremediler ve beklenilmeyen
bir virüs salgını karşısında darmadağın olarak büyük bedeller ödemek zorunda
kaldılar. Bütün dünyanın koronavirüs (covid-19) salgını ile mücadele ettiği bir
dönemden sonra yeni dönemde daha önce yapılan hataların tekrar etmemesi ve
bütün ülkelerin gayretlerini insanlığın huzur ve refahına yönlendirmeleri
beklenir. Ancak PKK/YPG terör örgütünün gerçekleştirdiği terör saldırısında
görüldüğü üzere, değişimin farkına varmayan bazıları kaldığı yerden aynı
hataları yapmaya devam etmek niyetindeler.


Terör örgütünün öldürdüğü çocukları kendi çocuklarımız
gibi göremediğimiz ve onların ailelerinin acılarını yüreğimizin derinliklerinde
hissetmediğimiz sürece, terör örgütleri de hallerinden memnun bir şekilde var
olmaya devam edecektir. Sonuçta bu terör eylemine kınama dışında bir yaptırım
uygulanmadı. İlkel ve bencil bir düşünce anlayışı içinde sadece Suriye’deki
savunmasız, kimsesiz garip çocuklar ve siviller zarar gördüğü düşünüldüğü için
de herhangi bir yaptırım uygulanmayacak gibi. Üstelik bu terör eyleminden sonra
eylemi yapan terör örgütüne” sanki eylemin bir mükafatı” gibi yardım yapıldığı
da ABD ordusu tarafından resmi olarak açıklanıyor. Dolayısıyla terör örgütü de
kendisine sağlanan korumalı bir alanda eylemlerine rahatça devam ediyor. Ödül
ve yardım devam ettiği sürece de önümüzdeki dönemde  böylesi şeytani
saldırıları muhtemelen göreceğiz. Bu durumu bombalı saldırıda ölen çocukların
ve sivillerin ailelerine ve bütün dünyaya nasıl anlatacağız? Bu terör
örgütlerinin hür ve demokratik dünyayı esir alması manasına mı geliyor? Peki
bundan sonra dünyanın herhangi bir yerinde bir terör eylemi olduğunda insanlık
olarak nasıl bir araya geleceğiz, hangi terörle ve nasıl mücadele edeceğiz?
Yapılacak çağrıların samimiyetine insanları nasıl inandıracağız? İşte terör
örgütlerinin tam olarak başarmak istedikleri de budur.


Yıkıcı silahlara ve büyük ordulara sahip olmak güçlü
olmak demek değildir. Güçlü olmak; adaletsiz olmak ve her istediğini yapmak da
değildir.  Güçlü olmak ancak insanı esas alan değerleri geliştirmek ve
onların gönüllerinde yer etmekle mümkündür. Şu iyi bilinmelidir ki, terörü ve
terör örgütleri kullanılarak değer yaratılamaz. Çocukları ve sivilleri
katlederek insanlara mesajlar verilemez, dahası büyük devlet olunamaz. Terörün
ve terör örgütlerinin er geç kendini destekleyenleri vurduğu da bilinen bir
gerçektir. Diğer taraftan elbette virüs salgını sonrası dönemde Batılı ülkelerin
vatandaşları da kendi yönetimlerinden, neden sahte tehditlere milyarlarca
doları harcarken kendilerini virüs tehdidine karşı korumasız bıraktıklarının
hesabını soracaklardır. Değişim çoktan başlamıştır. Şüphesiz yeni dönem,
insanları birbirine düşürenlerin değil, insanı merkeze alarak değer
yaratanların ve onlara huzur ve refah sunanların dönemi olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet