TERÖR


CENTCOM – PYD – PKK
STRATEJİSİ VE BEYAZ SARAY

Başka
Bir Yol Her Zaman Vardır

Türkiye,
her türlü maliyeti göze alarak kendi yolunu çizme eğilimine girmeli. Bu yol
Amerika’yı doğrudan karşıya almak değildir.

Sonunda oldu. ABD o
skandal karara imza attı. Uzun süredir yaptığı yardımı resmi hale getirdi.

Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın ziyareti öncesinde böyle bir gelişme olabilir diye herkesin aklına
geliyordu. Amerikan tarafının ziyarete vermek istediği anlam çerçevesinde bu
kararı tam da ziyaret öncesinde verdiği düşünülüyor.

Bunda farklı farklı
beklentiler rol oynamış olabilir.

Kimileri böylesi
bir zamanlamanın seçilmesinde Erdoğan’ın yapacağı ziyaretin ertelenmesini
sağlama gayretinin etkili olduğunu düşünüyor.

Buna göre Erdoğan
ve Trump’ın görüşmesinden rahatsız olan çevreler bu görüşmeyi engellemek veya
erteletmek için zaten yapılmasına çok önceden karar verilmiş bir onaylama
işlemini şimdiye denk getirmiş olabilirler. Böylece Ankara’nın ziyaretten
vazgeçmesi ve Türkiye ile Trump yönetiminin arasının açılması gözetilmiş
olabilir.

Zaten konuyla
ilgili hemen sosyal medyada benzer açıklamalara şahitlik ettik. Türkiye
karşıtlığıyla maruf birçok kimse Erdoğan ziyareti iptal edebilir ifadelerini
kullanmaya başladı. Bu adamların böyle söylüyor oluşu bizi tersinden düşünmeye
iter genelde.

Eğer bunlar ziyaret
ertelenmeli diyorsa ertelenmemeli gibi okuma eğilimimiz vardır. Bu adamlar ne
diyorsa çoğunlukla tersi doğrudur. Fakat sadece bu açıdan yapılacak bir
değerlendirme eksik kalabilir. Aslında biraz meselenin iç yüzüne dair bilgi
edinmeden bu tür hızlı kanaatler geliştirmemek lazım.

Muhtemelen
Ankara’nın elinde çok daha sağlıklı bilgiler vardır ve bunların ışığında genel
bir değerlendirme yapılacaktır.

Öte taraftan
Amerikan hükümetinin verdiği bu onayı aslında Türkiye’yi ziyaret öncesinde
köşeye sıkıştırma çabası olarak da okumak mümkün. Yani Türkiye’nin çok rahatsız
olacağı ulusal birliğine ve bütünlüğüne tehdit kabul edeceği bir eylemi tam da
ertelenmesi kriz çıkaracak bir ziyaret öncesinde yaparak Türkiye’yi daha da
sıkıştırmak olabilir. Ziyaret Erdoğan ve Trump arasındaki ilk görüşme. Uzun
süredir hazırlığı yapılıyor. Diplomatik olarak iptali kolay değil. Fakat
ziyaret gerçekleşirse bu sefer Türkiye’nin PYD’ye verilen desteğe razı olmak
durumunda kaldığı inancı üretilecek. Amerika PYD’ye açıktan destek vermeye
devam edecek.

PYD sorgulanmaz
hale getirilmeye çalışılacak.

Yani neresinden
bakarsanız bakın can sıkıcı. Ve çıkış yolu bulmak kolay da değil. Bu
PYD-Amerika ilişkisi güçlendiğinden bu yana hepimiz gibi ben de düşünüyorum.
Tabii ki Türkliye PYD oldubittisine razı olamaz. Fakat Amerika’ya da kafa
tutmanın bir maliyeti vardır. Bu çerçevede düşündüğümüzde bir çıkmazda
olduğumuzu düşünebilirsiniz. Ama başka bir yol her zaman vardır. Mümkündür.

Adım adım gidersek
şu ihtimaller karşımıza çıkıyor. Eğer Türkiye PYD’ye razı olursa bu mesele
burada biter.

Terör devleti
kurulur ve Türkiye’nin can damarlarına bir bıçak gibi dayanır.

Bu nedenle Türkiye,
her türlü maliyeti göze alarak kendi yolunu çizme eğilimine girmeli. Bu yol
Amerika’yı doğrudan karşıya almak değildir.

Aksine hiç de
karşıtlık yokmuş gibi bir söylem üretip Suriye iç savaşını uzun vadeli bir
mücadele haline getirmektir.

900 kilometrelik
bir sınır paylaştığı Suriye’de Türkiye’ye rağmen çözüm üretilemeyeceğini
göstermek gerekir.

Sincar ve
Karaçok’taki gibi teröristler açığa çıktıkça vurulabilir. Her bir terörist
Amerikan askerinin arkasına sığınamaz. Öyle ya da böyle Türkiye’nin hedefine
girecektir. Amerikan tarafının kullanacağı tehdit dilinin de geçerliliği
olmadığını düşünüyorum. Suriye’ye bile savaş açmaktan kaçan Amerika Türkiye’ye
savaş açmayacaktır doğal olarak. Böyle bir durum bütün dünya düzeninin alt üst
olması demektir. Kendi ulusal var oluş mücadelesinde kararlı olduğunu gösteren
ve PYD oldubittisine razı olmayan Türkiye’nin bu mücadeleyi kazanma şansı çok
yüksek. Razı olmak savaşmadan kaybetmek anlamına gelir. Türkiye mücadeleyi
seçecektir.

CENTCOM
ve PYD

Obama
döneminde başlayan bir eğilim devam ediyor. Amerika, Suriye’de PYD’yi kara gücü
olarak kullanmak istiyor.

Amerika’nın PYD’ye
verdiği destek yeni değil. Uzun süredir şahit oluyoruz. Son geldiği nokta
hayret verici.

Amerikalı
yetkililer Türkiye’nin vurduğu Karaçok’taki PYD’lileri ziyaret ediyor ve
teröristlerle fotoğraf veriyor.

Türkiye, Suriye
sınırında Amerikan zırhlı birlikleri geçişler yapıyor ve bu geçiş görüntüleri
basına veriliyor.

Mesaj kaygısı
olduğu çok açık.

Hedefi de tabii ki
Türkiye.

Öncelikle
Amerika’nın bunu neden yaptığını konuşmak lazım. Aslında hikaye basit.

Obama döneminde
başlayan bir eğilim devam ediyor. Amerika, Suriye’de PYD’yi kara gücü olarak
kullanmak istiyor.

Bu isteğin ardında
Obama’nın ürettiği çözümsüzlük vizyonu yatıyor. Amerika, Suriye’de bir çözüm
arayışı içinde değil. Çeşitli örgütlerin ve ülkelerin yürüttüğü bu vekalet
savaşının sürmesi en az Amerika’yı etkiliyor. Bir kara gücü bulduktan sonra
Amerika sadece havadan vurmaya devam ederek savaşı çözümsüzlük yönünde idare
edebildiğini düşünüyor. PYD, bu savaşta oldukça kullanışlı görünüyor.

PYD’nin yaklaşık 50
bin kişilik gücü olduğu tahmin ediliyor. Amerika bu örgüte uzun süredir yatırım
yapıyor.

Eğitim verdi. Silah
verdi. PYD için yoğun bir kamuoyu kampanyası yapıldı. Batı medyasında “DEAŞ’a
karşı savaşan özgürlük savaşçıları” olarak tanıtıldı. PKK’dan farklıymış gibi
sunuldu. Sözde bir meşruiyet üretildi.

Aslında bu
kampanyayı yürütenler kendileri de biliyor PYD’nin PKK’dan farklı olmadığını.
Ama bunu özellikle gizliyorlar.

Öte taraftan PYD,
durumdan çok memnun. Amerika’nın koruması altına girdiğini ve Amerika sayesinde
ilerleyebileceğini düşünüyor. Bu bölgedeki yalnızlıktan kurtulmak anlamına
geliyor. Suriye iç savaşının en zayıf gücüyken Amerikan desteğiyle en etkili
güçlerden biri haline geldiğini hissediyor. Suriye’nin kuzeyini güvenli bölge
haline getirmeye çalışıyor.

Amerika için Suriye
meselesi şimdilik Rakka’ya indirgenmiş durumda. Çünkü Amerika’nın askeri
harekatı siyasi vizyondan bağımsız gidiyor.

Suriye’de ne yapılacağına
dair hala net bir kanaat yok. Rusya, Türkiye, İran ve Amerika’nın nasıl olup
geniş bir çözümde uzlaşılabileceğine dair hiç kimsenin belirgin bir kanaati
yok.

Uzun süredir
söylüyorum. PYD’ye verilen bu desteğin bu kadar abartılı bir noktaya ulaşması
Amerikan hükümetinin değil bürokrasisinin bir soncudur. Trump hükümeti, dış
politika ve güvenlik alanlarına tam hakimiyet kuramadığı için Obama döneminden
kalan CENTCOM kendi başına hareket ediyor. Suriye’deki iç savaşı sonlandırmak
yerine, vekalet savaşı halinde sürdürmeye ve Rakka’ya yapılacak bir askeri
operasyona odaklanmış durumda. Rakka, DEAŞ’tan temizlense bile ne olacağına
dair hiçbir kanaatleri yok. Amerikan ordusu başına buyruk hareket ettiği için
bu tür saçma görüntülerle karşılaşıyoruz.

Siyaset meseleyi
devralırsa şayet, o zaman bir siyasi plan üretir ve CENTCOM da ona uygun bir
konum almak durumunda kalabilir.

Bu çerçevede
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 16 Mayıs’ta Trump ile yapacağı görüşme kilit öneme
sahip. Eğer o görüşmede Trump, bu görüntüyü düzelteceğine dair güvence
verebilir ve bunun gereğini yerine getirmeye yönelik öncü adımlar atabilirse o
zaman Türkiye hala Amerika ile birlikte hareket edebilir. Mesela CENTCOM
komutasının değişmesi bu yönde güven verici bir adım olurdu. Çünkü mevcut komuta
heyeti başta Votel olmak üzere görevde kaldıkları müddetçe bu tür kriz yaratıcı
görüntüler üretmeye devam edecektir.

Aslında bu tür
adımların atılması hiç de imkansız değil. Geçen küçük bir örneğini gördük.
Türkiye’deki askeri bir görüşmeye Türkiye’nin tepkisi nedeniyle CENTCOM
komutanı değil, Avrupa Kuvvetler Komutanı geldi. Türkiye bu pozisyonu devam
ettirirse bu tür alanlarda sonuç alabilir. Bu yalnızca bir örnek. Başka
alanlarda da Türkiye Amerika’yı pozisyon değişikliğine ikna edebilir. En
azından Amerikan yönetimi siyasi bir Suriye vizyonu üretene kadar bu tür ara
çözümler üretmek gerekebilir.

CENTCOM’un
PKK Stratejisine Beyaz Saray Dur Demeli

CENTCOM’da
“biz Rakka’yı alalım da sonrasını Beyaz Saray düşünsün” fikri hakim. Bu sığ
düşünce de uzun vadeli stratejiyi, kısa vadeli saha kazanımlarına kurban
ediyor.

YPG’lilerin bile
kendilerini PKK’nın şemsiyesi altında gördükleri, Öcalan’ı da liderleri olarak
kabul ettikleri kanıtlanabilir bir gerçek. Buna rağmen ABD’nin iki örgütü ayırt
etme çabasının basit bir politik manevra olduğunu görmek gerek. ABD’nin asıl
ayırt etmesi gereken, kısa vadeli askeri hedefler ile uzun vadeli stratejik
hedeflerdir. PKK ile işbirliğinin getirmiş olduğu kısa vadeli saha kazanımları,
uzun vadeli ittifakların altını oyuyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın
(CENTCOM) uzun vadeli düşünemeyen kariyerist askerleri, Ortadoğu’yu uçuruma
sürüklüyor.

Bir anlığına olsun
YPG ile PKK’nın farklı örgütler olduğunu düşünelim. Bu zorlama iddia bile,
YPG’nin kendi başına bir suç makinesi olduğu gerçeğini değiştirmez.
Uluslararası insan hakları kuruluşlarınca belgelenen savaş suçları bile başlı
başına YPG ile ortaklık kurmayı engellemeli. Muhaliflere yönelik suikastlar,
çocuk savaşçı kullanma ve etnik temizlik YPG’nin belgelenen suçlarından sadece
birkaçı. Bunun yanında Türkiye’deki PKK’nın son terör eylemlerinin ucu YPG
kontrolü altındaki bölgelere uzanıyor. Ya eğitimlerini orada almışlar, ya
eylemin planlaması orada yapılmış ya da patlayıcılar oradan Türkiye’ye
sokulmuş. Türkiye’nin son hava saldırılarında kollarında YPG arması taşıyan PKK
komutanlarının öldürülmesi, Amerikan askerlerinin mihmandarlarının en çok
arananlar listesindeki PKK komutanları olması da bu durumla örtüşmekte. Bir de
üstüne sınırdaki taciz atışlarını ekleyince, Türkiye’nin Kuzey Irak ve
Suriye’ye yönelik sınır ötesi operasyonları bir tercihten öte ihtiyaca dönüşmüş
durumda.

ABD’nin iç politik
tartışmalarıyla da alakalı olarak DEAŞ’la mücadele önceliği var. Beyaz Saray bu
konudaki tüm inisiyatifi CENTCOM’a bırakmış durumda. CENTCOM ise SDG ve/veya
YPG kılıfına soktuğu PKK ile aktif işbirliğinin Rakka’nın ele geçirilmesi için
gerekli olduğunu düşünüyor. Rakka’nın düştüğü andan sonrasına dair herhangi bir
planlama söz konusu değil; kaldı ki askeri harekat sonrası planlama CENTCOM’un
görevi değil. Diğer bir deyişle CENTCOM’da “biz Rakka’yı alalım da sonrasını
Beyaz Saray düşünsün” fikri hakim. Bu sığ düşünce de uzun vadeli stratejiyi,
kısa vadeli saha kazanımlarına kurban ediyor.

YPG’nin kriminal
ontolojisi bir yana ABD’nin YPG ile uzun vadeli strateji yürütmesi zor. ABD
askerlerinin kalıcı olmadığı bir senaryoda YPG, Rakka’da istikrarı sağlayamaz
ve hem daha büyük krizlere hem de terörün güçlenmesine zemin oluşturur. DEAŞ
tehlikesinin aynı zamanda bahanesinin kalkması, Rakka’dan Türkiye sınırına
kadar geniş bir alanda YPG’nin baskıcı metotlarına karşı başkaldırıyı
kaçınılmaz kılar. Çünkü tüm Batı PR’ına rağmen YPG bu bölgelerde çoğulcu değil;
baskıcı, Stalinist, azınlık içinde azınlıkçı bir ırkçı proje vaat ediyor.

Türkiye CENTCOM’un
tüm canlı kalkanlığına rağmen PKK’yı vuracak imkanlara sahip. Bu Türkiye için
bir siyasi tercih değil, bir zorunluluk. ABD’nin Türkiye’ye rağmen PKK’dan uzun
vadeli müttefik çıkarması oldukça zor. Tüm yatırımlarının suya düşmesi riski
var. Yeter ki Türkiye imkanlarını etkili kullanabilsin.

ABD, Irak ve
Suriye’deki İran tehdidini PKK ile baskılayamaz. İran yeni yönetimin
önceliklerinden ve bunun için sahada müttefike ihtiyaçları var. PKK’ya destek
verip, İran’ı sınırlayacak Arap unsurları ve en önemlisi Türkiye’yi karşısına
aldıkları bir denklemde İran’ı sınırlandırma projesi rafa kalkar. Türkiye’nin
yokluğunda Körfez ve İsrail’in bu konudaki katkısı sonuç aldırmaz.
































































































Yani ABD, PKK’ya
verdiği destekle sadece Suriye’nin altını dinamitlemiyor aynı zamanda İran’ın
bölgesel nüfuzunu da tahkim ediyor. CENTCOM’un stratejik sığlığına Beyaz
Saray’ın müdahale etmesi lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir