Muhammet Kemaloğlu [1]
:
Kafkasya – Tarihi Geçmişi – Etnik-Dini Yapısı ve
Terekeme (Karapapah) Türkleri


Kafkasya pek çok
etnik halk topluluğunu bir arada barındırırken, pek çok kültüre de ev sahipliği
yapan bir coğrafya parçası olarak tarih boyunca insanların ilgisini üzerine
çekmiştir. Kafkasya için Türkiyat araştırmalarına ağırlık verilmesi, son
dönemlerde Kafkasya’da ortaya çıkan etno-politik sorunların çözümü için de
gereklidir. Rusya Devlet İstatistik Komitesi (Goskomstat)’nin verilerine göre
Rusya’da 37 ayrı Türk topluluğu bulunmaktadır. Bu topluluklardan 11 tanesinin
asli vatanı Rusya değildir. Yani Ortasya, Kafkasya, Kırım gibi bugünkü
Rusya’nın dışında kalan bölgelerdir. Göçmen olarak niteleyebileceğimiz bu
topluluklar dışındaki 26 ayrı Türk topluluğunun Rusya içinde kendilerine ait
bir bölgesi bulunmaktadır. Adlarının etimolojisi, tarih sahnesine çıkarları ve
halen bulundukları Türk coğrafyaları hakkında bilgi verilip, halk kültürleri
üzerinde durulmuş ve daha ziyade halk inançları karşılaştırmalı olarak
incelenmeye çalışılmıştır.


KAFKASYA-TARİHİ GEÇMİŞİ-ETNİK-DİNİ YAPISI


Çalışmamız
içerisinde sık sık geçecek ağız özelliklerini uygun yazabilmek için bazı
harfler kullanıldı: Bunlar, tek heceli kelime sonundaki ″b″leri ″v″ye ve
″b″leri ″f″ye, gerundium eki olan ″b″leri yine ″f″ye ve kelime ortasındaki
″c″leri ″j″ye çevirmektedirler. É, é:E-i arasıkapalı e sesidir. X, x:Hırıltılı
h sesidir. Ġ, ġ:Gırtlaktan çıkan hırıltılı g sesidir. G, g:Art damak, kalın k
sesidir. T, t. , Dişler arasından baskıyla çıkan sert t sesidir.
Karapapak-Terekeme, ağız özellikleri yörelere göre değişken bir yapı gösterirse
de Azeri lehçesini anımsatır.


GİRİŞ


KAFKASYA-TARİHİ GEÇMİŞİ-ETNİK VE DİNİ YAPISI


″Kafkasya″
kelimesi, ilk kez yazılı metinlerde eski Yunanlı düşünür Aishylos’un M. Ö.
490’da yazdığı bir eserde ″Kavkasos Dağı″şeklinde geçmiş, o günden günümüze
kadar ″Caucasus″, ″Caucasia″, ″Caucasie″ gibi bazı değişikliklere uğrayarak
gelmiştir (Demir, 2003:59; Demir,1996:222; Erkan, 1999:8-9; Kırzıoğlu,
1993:XV-XVI).Kafkasya’nın jeopolitik anlamının bugünkü içeriği kendi
bağlantıları açısından Rusya’nın XVIII.-XIX. yüzyıllarda Kafkasya’yı işgali
dönemine kadar uzanıyor. Rusya’nın Kafkasya’ya yerleşmesi sonucu bölge Kafkasya
ve Trans-Kafkasya olarak tanımlanıyor. Sonraki dönemde Trans-Kafkasya’nın ele
geçirilen arazilerinden kuzeyde bulunan yerler için ″Kuzey Kafkasya″ ibaresi
kullanılmaya başlanıyor. Kafkasya, Arap tarihçilerinin ve coğrafyacılarının
Cebelü’l-Elsân (Karakhi, Muhammed Tahir, 1987:178) yani ″Dillerin Dağı″
dedikleri bölge yüzyıllar öncesinde olduğu gibi, hâlâ, bu şekilde
isimlendirilmeye hakkıyla layık bir coğrafya. Çok sayıda dilin ve kültürün
birbirine karışmadan, uzun süre yan yana yaşadıkları, adeta bir milletler
mozaiği oluşturdukları yerdir. Adını bölgenin asıl yerli halkı olan Kaslar’dan
alan ve kuzeybatıdaki Taman Yarımadası’ndan başlayıp Bakü’nün doğusundaki
Apşeron Burnu’na kadar uzanan Kafkas sıradağlarının güney ve kuzeyin de yer
alan bölgeye Kafkasya denilmektedir. Doğusunda Hazar Denizi, batısında
Karadeniz, güneyinde ise Çoruh-Arpaçay-Aras nehirleri bulunmaktadır. Coğrafi
bakımdan kuzey sınırı olarak genellikle Don ile İtil (Gürsoy, 1984:319)[2] nehirlerinin birbirine en çok yaklaştığı
yar kabul edilmektedir. (Tavkul, 2002:11-12; Hizal, 1961:13; Aydın, 2005:17;
Ögel, 1984:25; Kaflı, 1942:53-54; Kosok, 1960:17-18; Gökçe, 1979:21-22;
Kaşıkçı,Yılmaz, 1999:11-18; Kırzıoğlu, 1993:XV; Memmedov, 1993:138; Özey,
1996:42; Saray, 1988:3-7; Streck, 1967:59-61; Berkok, 1958 s. 4;
Habiçoğlu,1993:21; Özbay, 1995:45; Alatlı, 2005:44; Lang, 1997:16; Akçora, 1996
s. 307; Halle, 1997:25; Karamanlı, 1996:310; Şahin, 2001 Yaz, No. 19, ss.
33-35; Merçil, 2003:1)[3]


Uzunluğu 1200
km’ye varan Kafkas Dağları, genel olarak, bölgeyi Kuzey ve Güney Kafkasya olmak
üzere ikiye bölmektedir[4], öte yandan bu dağlar aynı zamanda
Anadolu-İran-Arap memleketleri ile Kıpçak Bozkırlarını ve İskit memleketlerini
birbirinden ayıran tabiî bir duvar görünümündedir. Esas itibariyle dağlık bir
ülke olan Kafkasya’da yerleşim bölgeleri, çoğunlukla yüksek yaylalar ve derin
vadilerde yoğunlaşmıştır. Yüksekliği fazla olan bu dağsilsilesi, bölgedeki
insanların tarihlerini, kültür ve karakterlerini başkalarından farklı
kılmıştır. Askeri açıdan büyük ölçüde savunma kolaylığı sağlayan dağlar, kültür
ve etnik bakımdan bölünmüş bir coğrafyanın doğmasına sebep olmuştur.


Türkiye içinde
bulunduğu jeopolitik ve jeostratejik konum dolayısıyla tüm dünyanın dikkatini
çeken bir ülkedir. Asya ve Avrupa kıtaları arasında bir köprüdür, Karadeniz’i
Akdeniz’e bağlayan boğazlara sahiptir, Orta Asya, Ortadoğu ve Kafkasya’daki
doğal enerji kaynaklarının kesiştiği bir noktadadır. Geçmişte Osmanlı
İmparatorluğu, günümüzde ise Türkiye Cumhuriyeti bu kritik konumu nedeniyle
çeşitli ülkelerin ilgi alanı olmuş, plan ve entrikaların hedefi haline
gelmiştir. Türkiye üzerindeki planlarını uygulamak isteyen ülkeler, bu hedeflerine
ulaşmak için türlü yollara başvurmuşlardır (Kemaloğlu, 2006).


Kafkaslar
Türkiye’nin bitişik komşusudur. Türkiye bir kısmı ile Kafkas ülkesidir.
Kafkasya’daki her değişiklik istemesek de bizi etkiler. Bu sebeplerle Kafkasya;
Balkanlar ve Süveyş-Basra Körfezi hattına kadar olan Orta Doğu alanı gibi
Türkiye’nin jeostratejik ufku stratejik ilgi alanı içerisindedir (Togan,
1944:94; Caferoğlu, 1983:44; Gökçe, 1979:3­11).Kafkasya iki yanı deniz olan bir
″kara boğazı″ (geçit) özelliğindedir. Kafkasya; Avrupa, Asya, Afrika
kıtalarının buluşma noktasındaki menteşe, bu menteşe üzerine vurulmuş kilit ve
kilidi açan anahtarı değerindeki Anadolu’nun bir uzantısı ve bütünlenicisidir
(Kantarcı, 2005:34).Kafkasya ayrıca kendine özgü coğrafi değerleri ile Anadolu’dan
bağımsız olarak Avrupa Rusya’sı, Orta Asya ve Orta doğudan etki alır ve bu
bölgeleri etkiler. Ortadoğu ve Avrupa Rusya’sı arasındaki tek yöndür. Yıllarca
Orta Asya’yı Hazar denizinin kuzeyinden Anadolu’ya ve orta doğuya
irtibatlandırmıştır. Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan
Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Orta Asya Kafkasya ve
Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik
konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir. Türk topraklarının bir kısmı
(Aras ve Çoruh nehirlerinin kuzey doğusu) Kafkasya hudutlarının dahilinde
bulunuyor. Bu durum Türkiye’yi aynı zamanda bir Kafkasya ülkesi yapar mı? Evet.


Nasıl ki Trakya
sebebiyle Türkiye bir Balkan ülkesi sayılıyorsa; Kafkas sınırları içerisinde kalan
topraklarımız sebebiyle de Türkiye bir Kafkasya ülkesidir. Bu nedenle Kafkasya
ile ilgili bir inceleme yapılırken bölgenin geniş hinterlandı göz önünde
bulundurulmalıdır.


Tarih boyunca
Kafkasya üzerinde büyük devletler arasındaki hakimiyet mücadelesinin hiç
eksilmediğini görüyoruz, ilkçağlarda Romalıların, Perslerin İskitlerin
yaptıklarımücadeleyi ortaçağlarda Bizanslılar, Sasaniler ve Hazarlar
sürdürmüştü. Daha sonra bu mücadelelere İslâm devletleri de katıldı. Gerek
Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun gerekse Moğolların hakimiyetleri Kafkasya
üzerinde en fazla tesir yapan siyasi faaliyetlerdir. Selçuklular ilk defa
Sultan Alparslan’ın 1064’teki ilk batı seferi sırasında, Anadolu’yu fethe
başladılar. O yıl Bizanslılardan şimdiki Iğdır, Tuzluca, Digor, Arpaçay,
Kağızman, Sarıkamışve Kars bölgelerini, Bizans’ın müttefiki olan Ortodoks
Akpaz-Gürcü Kırallığından (merkezleri Kutayıs idi) Çıldır Gölü çevresi ve
Akhalkalak/Ahılkelek kesimi, merkezi Borçalı Çayı solunda Loru olan Gregoryen
Bagratlılardan da eski Gugaret’in doğu kesimi sayılan Loru ve Şamşolde
bölgeleri fethedilerek, bugünkü Türkiye’nin temelleri bu topraklarda
kurulmuştu. Bu arada Borçalı Çayı boyundaki Karapapaklar[5] da ana dilleri Türkçeyi devam
ettirdiklerinden, Temmuz 1064 başlarında gönülden Müslüman olmuşlardı
(Kırzıoğlu, 1953:376-384; Turan, 1971:164-166, 252-253).Özellikle Cengiz Han’ın
büyük oğlu Cuci Han’ın soyundan gelenlerin başında bulundukları Altın Ordu
Devleti, Kuzey Kafkasya’yı doğrudan yönetmiş, Güney Kafkasya ile de yakından
alakadar olmuştu. Müteakip asırlarda da Güney Kafkasya üzerinde ya İlhanlılar,
Timurlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular gibi devletler hakimiyet kurmuşlar,
yahut da bölgedeki küçük emirlikler ve hanlıklar bulunduklarışehirlerde
bağımsızlıklarını ilan ederek birer şehir devleti halinde hüküm sürmüşlerdi
(Devlet, 1996:7; Tanyu, İstanbul, (tarihsiz):39; İbrahimov, 1996:33; Baddaley, 1996:54).Kafkasya
da yaşayan kavimler göçler dolayısıyla son derece farklı kökenlidir. Uzun süren
geçmiş ise özellikle bölgenin ulaşımı iyice zorlaştıran dağlık yapısı yüzünden
bölgedeki kavimlerin kaynaşmasını önleyip Kafkasya da güçlü devletlerin kurulmasını
önlerken, gene aynı dağlık arazi bölgeyi istila etmek isteyen büyük güçlerin
istilasını güçleştirip engelleyen en önemli etkenlerden biri olmuştur. Sık sık
ortaya çıkan iktidar değişmeleri, isyanlar, hakimiyet mücadeleleri yüzünden
bütünlük oluşturamamıştır.


Her toplumun
olduğu gibi Türk toplumunun da kendi jeopolitiği vardır. Türkiye Cumhuriyetinin
jeostratejik ufku ve stratejik ilgi alanları; Balkanlar, Orta Doğu, Kafkasya ve
Orta Asya’dır. Erol Mütercimler’e göre ise Türk jeopolitiği şu iki alanı kapsar:
İlki, Türkiye’de ve Türkiye dışındaki bütün Türklerin yaşadıkları coğrafyalar,
ikincisi de, Türkiye ve Türk Dünyasının jeopolitik ufku ve politik ilgi
alanlarıdır. Kafkasya bu alanların başında gelen yerlerden biridir
(Mütercimler, 2006:356; İlhan, 1999:3).


Kafkasya, dünya
enerji kaynaklarının yarıdan çoğunun bulunduğu Avrasya’nın önemli bir geçidi ve
kapısıdır. Tarihte orduların doğudan batıya, batıdan doğuya geçtikleri bir
geçit olma özelliği taşır. Kuzeyde Dağıstan, Çeçenya, Kalmukya, İnguşetya, Abhazya,
Osetya ve Güneyde Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’nin kuzeydoğusu
bu alan içindedir. Kafkaslar tıpkı Balkanlar gibi her anlamda karışık bir
bölgedir. Bölgede onlarca etnik grup olsa da bunlar Türk jeokültürüne ait
halklardır. Ağırlıklı olarak Müslümandırlar. Türkiye’de Kafkaslardan göç etmek
zorunda kalmış birçok toplum yaşar ve bölgeyle bir şekilde bağları vardır.
Bölge kadim zamanlardan beri Türk topraklarıdır. Dede Korkut hikayelerinin
yaşandığı, Kerem ile Aslı’nın dillere destan aşkının geçtiği yerlerdir.
Anadolu’nun Doğusu’nun ve Türkiye’nin güvenliği, Güney Kafkasya’daki gelişimler
ile de çok yakından ilgilidir. Çünkü, coğrafi yapısı nedeni ile Anadolu’nun
Doğusu ile Güney Kafkasya bir bütündür; coğrafi yapısı ve karakteristikleri nedeni
ile Güney Kafkasya’yı Anadolu’nun Doğusu’ndan soyutlamak ise mümkün değildir.
Güney Kafkasya, Anadolu’nun Doğusu istikametinde kuzeyden ve doğudan
gelişebilecek jeostratejik açılımları engelleyen bir coğrafi blok, Türkiye’nin
Avrasya açılımları için ise bir jeostratejik atlama taşıdır. Bu nedenle de
Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki gelişimleri etkilemesi, bunu yapabilmek için
ise bölgede aktif rol oynaması gerekmektedir. Kafkaslar Türkiye’nin ulusal ilgi
ve çıkarlarının olduğu bir yerdir. Ulusal çıkarlar; bir vatanın sınırları
içinde yaşayan toplumun can ve mal güvenliği ve vicdan özgürlüğü içinde
yaşaması için uygun gördüğü nicel ve nitel (maddi ve manevi) değerlerin tümünü
ifade eder.


Anadolu ise
yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, tabiî güzellikleri ve özellikle stratejik
konumu bakımından tarih içinde sürekli dikkatleri çeken bir coğrafya parçası
olmuştur. Anadolu insanlık tarihinde, iç ve dış göçler sonucu ortaya çıkan
önemli uygarlıkların yaşandığı bir coğrafya olarak kabul edilmektedir.
Böylesine bir göçmenler kazanı ve uygarlıklar sentezi üzerinde kurulmuş olan
devletlerin göçlerle gelen toplumsal, siyasal ve yönetsel sorunlar için çeşitli
önlemler aldığı ve çözümler ürettiği bilinmektedir. Anadolu, özellikle XVIII.
yüzyılın sonundan itibaren belirli aralıklarla yoğunluk kazanarak süregelen dış
göç hareketleri ile karşı karşıya kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu
ile başlayan ve devletin genişlemesi ve büyümesine yönelik politika olarak
teşvik edilen göçler sonucu Anadolu toprakları dışındaki alanlarda önemli
sayıda Türkçe konuşan topluluklar iskan edilmiştir. İmparatorluğun zayıflaması
ile birlikte Türk ve Müslüman olan halkların bulundukları yerlerden haçlı
seferleri düzenledi. Çar Aleksandr ise, 1815 Viyana Konferansında, Türklere
karşı takip ettikleri politikanın adını″Şark Meselesi″ olarak koymuştu
(Kemaloğlu, 2006; Köstüklü, 1991:221).


Türkiye,
Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Güney Kafkas
ülkeleriyle ilişkiler kurmaya başlamıştır. Bunlardan Azerbaycan ile sorunlu
başlayan ilişki daha sonra gelişmiştir. (Azerbaycan’ın Rusya destekli
Ermenistan’ın işgaline uğraması sırasında Türkiye Elçibey liderliğindeki
Azerbaycan’a gereken desteği vermemiş, hatta Özal, “onlar şii, biz sünniyiz,
İran onlara daha yakın, onlar desteklesin″ diyecek kadar ileri gitmiştir. Bu
arada İran’ın da Ermenistan’ı desteklediği söylenmekteydi. (Altaş, 2005)
Ermenistan ile de yakın ilişki kurma çabası iyi sonuç vermemiştir. Ermenistan,
bölgede hem Rus ve İran hem de Atlantik desteğiyle şımarıkça davranmaktadır.
Türkiye’den toprak taleplerini dile getirmektedir. Irkçı politikalar izleyerek
topraklarından bütün Türk kökenli halkları uzaklaştırmıştır. Tarihî Türk
toprakları olmasına karşın yaptığı etnik temizlikle Ermenistan’da tek Türk kalmamıştır.
Kafkasya’da bugün de varlıklarını sürdüren ırk gruplarını (Yalçınkaya, 2006)[6]  şu şekilde tasnif etmek
mümkündür:


Türkler (Turaniler): Azerbaycanlılar (Caferoğlu,-Yücel,
1976:113; Ülke Raporu:1; Togan, ″Azerbaycan″, İ.A.:s. 92, 99, 100; Caferoğlu,
1983:55-56; Gömeç, 1999:5), Karapapaklar-Terekemeler (Eröz, 1990:81-82;
Fığlalı, 1989:9-10-12; Şapolyo, 1964:255; Kütükoğlu, 1993:2; Huart, 1993:387;
Gölpınarlı, 6:789; Dalkıran, 1997:20; Osmanlı Devleti’nde Ehl-i Sünnet’in Şii
Akidesine Tenkidleri, İstanbul,
2000:9)[7], Kundurlar (Tişkov-Fillipova, 2000:100;
Aslan, 1994:7; Tavkul, 471-472; Tavkul, 1993:14)7, Karaçaylar[8], Balkarlar[9], Kalmuklar[10], Nogaylar (Caferoğlu, 1983:45; Nogay:,
2001:5-7)[11], Kumuklar (Habiçoğlu, 1993:27; Bala,
Kumuklar, İA. , s. 986. Togan1970:133-161), Türkmenler (Caferoğlu, 1983:44-45;
Kafkasya, Yeni Türkiye Ansiklopedisi, 1985:1620)[12].


Kaslar yani asıl Kafkas kavimleri: Çerkezler
(Grigoriantz, 2000 s. 176; Kutlu, 1993:109; Metcunatuka, 1330:843/ (M. Ü. İLAH.
Genel 4639); Ostrogorsky, 1981:95) (Abazalar, Aphazlar-Terim, 1976:15; İnönü
Ansiklopedisi, 1981:75, Ubıhlar[13], Adige (Öztürk, 2003:16; Bala, 1993; s.
375)[14], Hatkolar (Özbay, 1995; Namıtok, 2003)[15], Şapsıglar (Lyulye, 2003:52, 53, 54)[16], Bjeduglar17[17], Kemirguveyler[18], Abzehler[19], Besleneyler (Berkok, 1958:526)[20], Kabartaylar-Tişkov-Fillipova,
2000:102), Çeçenler-Tişkov-Fillipova, 2000:57-65; Mansur, 1995:25; Togan,
1981:29-30. , İnguşlar-Grigoriantz, 2000:177; Tişkov-Fillipova, 2000:22. ,
Darginler (Erel, 1961:43)[21], Andelaller (Avarlar-Binbaşı Nazmi,
1334:67)[22], Laklar-Ramazan, Musa, 1997.[23], Lezgiler (Grigoriantz,:187; Habiçoğlu,
1993:40; Togan,1981:258), Agullar[24], Çakurlar[25], Gürcüler (Öztürk, 2003:16; Bala, 1993;
s. 375).


Hint-Avrupa Kavimleri (Ariler): Osetler[26], Farslar (Şeyda-Muhammet Kemaloğlu,
2007:47-48-49-51)[27], Ermeniler[28], Tatlar[29], Talişler[30], Ruslar, Alanlar[31].


Öte yandan
bilhassa Rusya’nın bölgeye hakim olmasından sonra, Rusların yanı sıra, çok
sayıda Yahudi, Alman, Rum, Çingene, Bulgar, Romen ve şâir topluluklar da
muhtelif yerlere yerleştirilmişlerdi. XIX. yüzyılda Kafkasya’da yaşayan halkın
dinî durumlarına gelince yaklaşık üçte ikisi Müslüman, üçte biri ise Hıristiyan
idi. Bölgedeki Türklerin tamamı ile Çerkezler, Abazalar, Çeçenler,
Dağıstanlılar, Lezgiler, Lazlar ve kısmen Gürcüler Müslüman olup; Ruslar,
Ermeniler, Svanlar, Osetler ve Gürcülerin büyük kısmı ise hıristiyandı. Bununla
birlikte gerek İslâmiyet, gerekse Hıristiyanlık bölgenin her kesimine aynı
derecede yayılabilmiş değildi. Hatta XIX. yüzyılda bile Müslüman yahut
Hıristiyan topluluklar arasında pagan geleneklerin var olduğu görülmektedir,
özellikle Hıristiyanlık ile Paganizmin bir arada yürüdüğü, devrin seyyahlarınca
ifade edilmektedir (Saydam, 1993).


TEREKEMELER


Terekeme-Karapapak
(Karapapag-Karapapax-Karapapah)[32] Türkleri, Anadolu’da, Prof. Dr. Ahmet
Caferoğlu’nun (Caferoğlu, 1983) çalışmalarıyla tanınmıştır. Prof. Dr. M.
Fahrettin Kırzıoğlu hocanın çalışmaları (Kırzıoğlu 1995), daha sonra, Prof. Dr.
Yavuz Akpınar (Akpınar, 1994:465-467), Prof. Dr. Ensar Aslan (Aslan, 1995),
Aşık Şenlik konulu sempozyumlarıdır.[33] Karapapahlar konulu son çalışma
Selahaddin Dündar ve Haydar Çetinkaya’ya aittir (Dündar-Çetinkaya, 2002;
Kalafat, 2001/31:26-30; Metin 1997:10-16; Hacılar, 2001, Karapapah Mehreli Bey,
1996, Azerbaycan Folklor Ananeleri (Gürcistandaki Türk Dili Folklor Örnekleri
Esasında), 1992; Azerbaycan Halk Destanları Efsane Esatır ve Nağıl Deyimleri,
1999; Oğuz Terekeme Halk Merasimleri ve Meydan Tamaşaları, 1997; Kırzıoğlu,
1972; Aydoğ, 1998).Ayrıca Güney Azerbaycan’da, İsa Yegane’nin (Yegane, 1990)
çalışmaları da mevcuttur.


Terekeme sözcüğü,
terek; raf, dolap gözü, Terakime (Arapça ve Farsçada); Türkler, Etrak (Arapça)
Türk, siper, siperlik, sütre anlamlarına gelir (Kutalmış, 2003:251). Osmanlılar
döneminde, devlet adamları ve yöneticiler bu kavim için ″Türük″ kelimesini
kullanmışlardır. Türük kelimesi konar-göçer köylü halk anlamına gelmektedir.
Terekeme sözcüğünün kaynağına yönelik farklı rivayetler vardır. XII. -XIII.
yüzyıllara geldiğimizde Borçalı ve Kazahlı uruklar Terekeme olarak adlanmıştı.
Âşık Emrah, şiirlerinde Terekeme güzellerinden bahsetmektedir. Âşık Garip,
Kazah nehri boylarını Terekeme yaylakları diye övüyordu (Yeniaras, 1994:33).


Birincisi,
″Terekeme″, ″Türkmen″[34] sözcüğünden türemiştir (Dündar-Çetinkaya,
2004; Kalafat, Türk Mistik Kültüründe ″Er″ veya Halk Kültürümüzde ″Er
Tiplemesi″ adlımakalesinde, Terekeme, terek/ağaç kültü, ağacın piri
bağlantılıdır, der. VII. MilletlerarasıTürk Halk Kültürü Kongresi, 2006;
Caferoğlu, 1988:69).Kelimenin ″Türkmen/Türkman″[35] kökenine dayandığı görüşü ise çok güçlü
gözükmektedir. Çünkü Türkmen kelimesinin Arapça çokluk biçiminin ″Terakime″
olduğunu biliyoruz. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca Sözlük’ü (Devellioğlu,
1993) ve Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terakime’si (Ebülgazi Bahadır Han,
Tercüman 1001 Temel Eser) bu kelimenin varlığı konusunda bize tanıklık ediyor.
Bu ″Terakime″ kelimesi ünlü uyumuna girerek kolayca ″Terekeme″ biçimini
alabilir. Osmanlılar döneminde, devlet adamları ve yöneticiler bu kavim için
″Türük″ kelimesini kullanmışlardır.


İkincisi,
İslamiyetin Anadolu’da ilk yayıldığı yıllarda Mekke’den getirilen muhacir
araplara verilen ″Terk-i Mekke″ kavramıdır. Terekeme sözcüğünün bundan
bozularak oluştuğudur. Terekeme kelimesinin kökeninin ″Terk-i Mekke″ izahı ise
bir halk benzetmesinden öte bir şey değildir. Terk-i Mekke ″Mekke’nin Terki,
Mekke’nin bırakılması″gibi bir anlam ifade eder ki, bu bir kavim adı olamaz;
ancak bir olay adı olabilir. Kavim adıolabilmesi için ″Mekke’yi terk edenler″
gibi bir kelime olması gerekirdi. Fakat halk arasındaki rivayetlere
baktığımızda bu terimin ‘terk etmek’ manasına geldiğini görüyoruz. Yani ″mekânı
terk eden ve göçmüş olan″ anlamında yorumlanmaktadır. Türkler arap değil ki
Terk-i Mekke denilsin.


Üçüncü olarak,
Terekemelerin kendi aralarındaki rivayetlere göre de bu ismi ″eski vatanlarını
terk ettikleri″ için almışlardır. Eskiden Terekemelerin atalarının Kuzey
Kafkasya’da bulunan Terek Irmağı çevresinde yaşadıkları bilinmektedir. Buna
bağlı olarak Terekeme terimi ile Terek Irmağı arasında da bir bağ kurabiliriz.
Buna göre Terekemelerin ataları Terek Irmağı çevresinde yaşarlarken bazı
sebeplerden dolayı buraları terk etmişler ve Gürcistan ile Türkiye’ye
yerleşmişlerdir. Gürcistan ve Türkiye’ye geldiklerinde diğer yerli toplumlar
onları Terekeme olarak adlandırmışlardır. Yani Terekeme terimini ″yurtlarını
terk edenler″ anlamında kullanmışlardır. Hammer, Türkistanlı Karakalpakların
oluşumu ile ilgili şunları yazıyor: ″Bu kavim topraklarından kovulmaları
dolayısıyla yas tutmak amacıyla siyah şapka giymeye başladı (Bala, 1967:339).
Siyah şapkalılar (Alışık, 2005:10-25)[36] terimi bu olay yüzünden onlara isim
olarak verildi. ″ Bütün bu örneklere bağlı olarak Türklerde yas tutmak amacıyla
siyah şapka giyme geleneği olduğu gibi bugünkü Terekeme teriminin ‘terk etmek’
terimi ile alâkasının olduğunu düşündürmektedir.


Terekemelere
ayrıca ″Karapapak″ta denmektedir. Türkler arasında başa takılan başlıklara
izafeten, urug, boy ve oymak isimlerine rastlanmaktadır. Mesela, siyah başlık
(papak, kalpak) giyen bir Türk boyunun adı″Karakalpak″ veya ″Karapapak″tır
(Karapapaklar, İslam Ansiklopedisi:470).Buhara Mektebine mensup bir sünni
tarikatı da ″Yeşilbaş″ olarak adlandırılmaktadır. Türkiye’de ″Karabörk (Ölmez,
2002)″[37] , ″Karabörklü″, Kızılbörklü″ (Sümer,
Aydınoğullarının ″kızıl renkli börk″ giydiklerini yazmıştır. Eyüpoğlu,
1987:262, 275, 277, 279, Melikoff, 2004, s, 33-35, 63-86; Avcıoğlu, 1997:,
2239-2240, 1884, 154; Joseph Von Hammer, 1990, s:8; Başgöz, 2003:92, Çetinkaya,
2005:424-446; Akdağ, 1975:15), ″Akbaşlı″ ve ″Akbaşlar″ isimleri ile pek çok köy
bulunmaktadır (Eröz, 1990:81­82; Fığlalı,1989:9-10; Behnan, 1964:254).Bu da
büyük ihtimalle o dönemde kalpak giyen Kafkas Türklerine verilen addır.
Karapapaklar, Şah İsmail’in babasıŞeyh Haydar’ın müridlerine giydirdiği, on iki
imamın adı yazılı on iki dilimli ″taç″ adlı kızıl kavuklarıreddederek
Sünniliklerini belirtmek üzere ısrarla ″kara papak″ giymişlerdir (Kırzıoğlu,
1998:467; Caferoğlu-Yücel, 1976:1118, ).


″Oğuz kelimesi″,
Derleme sözlüğünde, Oguz: Oğuz: bilgisiz; beceriksiz; kötü; cahil; ahmak; saf;
kolay kandırılabilir. Oğuz adam: saf ve babacan adam, Oğuz mezeri: eskiden
kalma büyük mezar; hemen hemen hepsi ziyaret yeri hâline getirilmiştir. Oğuz
zemani: cahillik devri, esgi zeman oğuzları: geçmişin güçlü kuvvetli fakat
bilgisiz insanları kaba, saf, bön, aptal şeklinde anlamlar ifade etmektedir
(TTAS).[38] ″Terekeme″ kelimesinin ise Türkmen
kelimesinden geldiğinden hiç şüphe duymamalı. Daha önce söylediğimiz gibi bu
kelime kolayca Terekeme biçimini alır. Esasen Terekeme kelimesinin Türkmen
(Oğuz) kelimesinden geldiğini bu kelimenin ağızlarda Oğuz/Uğuz kelimesinin
sahip olduğu gibi olumsuz bir anlam taşıması da ispat etmektedir. Faruk Sümer,
Terekemelerin, Civanşir Avşarıyla bağlantılı olduğu da söyler: Civanşir Avşarı:
Arran hükümdarı Çevanşir’den adını alan Civanşirler, Arran
(Karabağ)-Albanya-Avganya bölgesinde hakim bir Türk boyu idi ve Gürcistan’da
bunların sınırları içindeydi. Müslüman-Arap orduları Gürcistan’ı fethe
geldiklerinde (642) tahtta Hıristiyanlaşmış bir Türk olan Prens Cevanşir
bulunuyordu. Yine bu dönemlerde Hazar Devleti’nin Kafkaslara akınlar yaptığını
görüyoruz (683-689-693 senelerinde). Hazarların Gürcistan ve Ermenistan’a
saldırmaları üzerine Gürcü Kralları Cevanşirler bu saldırılara karşılık vermiş
ancak yenilmiş, Prens Cevanşir ise 7 yıl esaret altında kalmıştır. Daha sonra
bölgeye Selçuklu fethiyle yoğun Türkmen yerleşmiştir. Buradaki Afşar’lar,
Hülagu Han zamanında Anadolu’ya getirilen ancak Timur tarafından Karabağ
nakledilen Avşarlarla birleşerek Otuz-İki Cevanşir (32 boydan müteşekkil) adını
almışlardır (Cemşidov, 1990:51.; Sümer, 1992:199-200).


Ziya Gökalp, Türkçülüğün
Esasları adlı eserinde, ″Türkçülük ile Turancılığın ayırımlarını anlamak için
Türk ve Turan topluluklarının sınırlarını belirlemek gerekir. Türk, bir
milletin adıdır. Millet kendine özgü bir kültürü olan bir topluluk demektir.
Öyleyse Türk’ün yalnız bir dili, bir, oysa Türk’ün kimi kolları, Anadolu
Türklerinden ayrı bir dil, ayrıbir kültür yaratmaya çalışıyorlar. Diğer Türk
illeri birer ayrı dil, ayrı edebiyat ve ayrı kültür oluşturmaya çalışırlarsa,
Türk Milleti’nin bugün kültürce birleşmesi kolay olan Türkler, özellikle Oğuz
Türkleri, yani Türkmenlerdir. Türkiye Türkleri gibi Azerbaycan, İran ve Harizm
ülkelerinin Türkmenleri de Oğuz uruğundandır. Bunun için Türkçülükteki yakın
ülkümüz Oğuz birliği, yani Türkmen birliği olmalıdır. Bu birlikten amacımız
nedir? Siyasal bir birlik mi? Şimdilik hayır! Gelecekle ilgili bugünden bir
yargıya varamayız. Fakat bugünkü ülkümüz, Oğuzlar’ın yalnız kültürce
birleşmesidir. Oğuz Türkleri bugün dört ülkede yayılmışolmakla birlikte tümü
birbirine yakındırlar. Dört ülkedeki Türkmen illerinin
adlarınıkarşılaştırırsak, görürüz ki birinde bulunan bir ilin ya da boyun
öbürlerinde de kolları vardır. Örneğin Harizm’de Tekeler ile Sarılar’ı ve
Karakalpaklar’ı görüyoruz. Yurdumuzda Tekeler, bir sancak oluşturacak kadar çoktur,
dahası bir bölümü bir zamanlar Rumeli’ye yerleştirilmiştir. Türkiye’de,
Sarılar, özellikle Rumkale’de otururlar. Karakalpaklar ise Karapapak ve
Terekeme adını alarak Sivas, Kars ve Azerbaycan yörelerine yerleşmişlerdir.
Borçalı-Kazak boyundan gelen Karapapak Türkleri, Kıpçak Kuman, Bulgar ve Hazar
Türklerinin Ön-Asya’daki koludur. Borçalı ve Kazak diye iki kola ayrılırlar.
Kafkasya’da ve yakın bölgelerde dağınık bir vaziyette yaşarlar (Gökalp,
2003:20-24)″,der.


At sürüleri
(Yılkı) ve koyun besiciliği yapan bu boylar, Kıpçak Kafkasya’da ve yakın
bölgelerde dağınık bir vaziyette yaşayan Karapapak Türklerine, siyah astragan
kalpak giydikleri için komşuları bu adı vermişlerdir. Günümüzde, Türkiye ve
Kafkasya başta olmak üzere Azerbaycan, İran, Gürcistan, Ermenistan gibi
ülkelerde yaşayan, sayıları yaklaşık altıyüz bin civarında olan ve Karapapak
yahut Terekeme olarak adlandıran bu Türk topluluğunun, Peçeneklerin,
Hazarların, Kıpçakların, Oğuzların birleşmesiyle oluşan bir kavim olduğu
yönündedir (Togan, 1933:102; Özkan, 2003:86; Yılmaz, 2007:1, 12; Seyidov,
1989:326-327; Alyılmaz, 2003:4; Sevinç, 2009:46).Togan, Karapapakları, Arap
kaynaklarında Karabörklü; Rus kaynaklarında Çyornıe Klobuki ve Moğol
kaynaklarında Siyah Külahan adıyla tanınan bir Kıpçak kabilesi olarak izah
etmektedir (Hacılar, Fahri, Bahar:2009; Turan, 1965:214-216; Togan,Sayı:150,
1933:101-107, Azerbaycan Yurt Bilgisi, 18:247-253). Kıpçakların, XII. yüzyılda
Güney Gürcistan ve Çıldır Gölü çevresine yerleştirildiği biliniyor. Bugünkü
Terekeme-Karapapakların aynı coğrafyada yaşayarak iyice karışan bu iki zümrenin
kalıntısı olduğu söylenebilir. ″Dede Korkut’un dili ile Terekeme ağzı arasında
da büyük yakınlık görülür. ″Latif Şah ve Telli Mehriban Hikâyesi’ni okurken,
Dede Korkut’un üslubunu hissederiz: ″Şevketlim, keremet beni insandadı. Heş
kimse bilmez ki kimdedi. Tekkeler aç ajları doyurur, çılpahları geyindir,
vergilerini ef eyle, inşallah cenabıAllah bol hazınasınan bir evlet verir.
(Caferoğlu, 1995:20)″


Dil
özelliklerinden hareketle, Terekemelerin, Türkmen ve Kıpçak karışımı bir boydur
(Ercilasun, 1983:41; Caferoğlu, 1988:70; İslam Ansiklopedisi, Karapapaklar:
470; Dündar-Çetinkaya, 2004:411).Şöyleki Terekeme ağızlarını incelediğimiz
zaman iki hatta bazen üç şekilli biçimlere rastlarız. Örneğin, ″bana″ kelimesi
Terekeme ağızlarında, Azerilerde olduğu gibi ″mene″, Türkmenlerde olduğu gibi
″manga″ (buradaki ng sesleri aslında damak ″n″si şeklindedir) ve Kıpçak
lehçelerinde olduğu gibi ″maa″″maga″şeklinde oluşudur. Terekemelerin ağızları,
Azerbaycan’ın Gence ağzına pek yakındır. Bunlar, tek heceli kelime sonundaki
″b″leri ″v″ye ve ″b″leri ″f″ye, gerundium eki olan ″b″leri yine ″f″ye ve kelime
ortasındaki ″c″leri ″j″ye çevirmektedirler. Terekeme ağızlarında
″geleceğim″manasına ″gelecem″ ve ″gelejjem″ kelimeleri kullanılır. Bunların da
ikincisi, Oğuz/Türkmen lehçesinin aksine ″j″ sesini tanıyan (Kazakçada ″yıl″
yerine ″jıl″ denir) Kıpçak lehçelerinin özelliğini göstermektedir (Kurat,
1992:84; Karaman, 2007:98, 99; Şiraliyev, 1962:16, 18, 19, 20, 224).[39]


Terekemeler dil,
lehçe, mutfak ve müzik kültürü gibi konularda Azerbaycan Türklerine çok
yakındır (Karapapaklar, XXIV:470).Sadece ağız farklılıkları vardır. Buna rağmen
Türkiye’deki her iki kesim de birbirlerini genellikle farklı
nitelendirmektedirler. Azerbaycan’da Azerilik adı, Borçalı’da Karapapak’lık adı
öne çıkmaktadır. Gerçek şu ki, Türk toplulukları arasında yaşam biçiminden ve
coğrafi şartlardan kaynaklanan bazıfarklılıklar vardır. İran’da da çok sayıda
Karapapak Türkü olduğu bilinmektedir. Karapapaklar İran’da Sulduz bölgesinde
yaşamaktadır.


Türkiye’ye
göçmeden önceden önce, Borçalı ve Kazak Karapapakları olarak adlandırılmıştır.


Karapapak
(Terekeme) Türklerinin saflığı, dürüstlüğü, vatan sevgisi ve Türk kültürüne
olan bağlılıkları beni derinden etkilemiştir. Birçok kez beni evinde misafir
eden değerli Karapapak (Terekeme) aileleri sayesinde Türk kültürünün inceliklerini
ve gereklerini öğrenmem de onlara olan hayranlığımı artırmıştır. Rusça
sözlüğüne göre kalpak yahut papak, şapka demektir. Papak kelimesi, Azeri
Türkçesinde kuzu veya koyun derisinden yapılan serpuş manasına da gelmektedir.
Azeri Türkçesinde börkün de kalpak ve papak gibi serpuşmanasına geldiği
bilinmektedir. Günümüzde Türkiye ve Kafkasya’da yoğun olarak yaşayan bu kavim
Karapapak ismini ataları durumundaki Kıpçaklardan ve Peçeneklerden almışlardır.
Karapapakların giydikleri kalpaklar, siyah kuzu derisinden yapılmıştır.
Türkiye’nin Kars ilindeki Karapapaklar 1925 yılında çıkarılan şapka kanununun
çıkarılmasına kadar kıvırcık tüylü kuzu derisinden yapılmış kara papak
giymişlerdir. Bu topluluk başına giyeceği papağın tüylerinin kıvırcık olması
için yapımında bazı noktalara dikkat etmiştir. Bunlardan en önemlisi ise
koyunun doğurmasından hemen önce bez yahut keten bezi hazırlanmaktadır. Kuzunun
doğmasıyla anasının onu emmesini önlemek için hiç vakit kaybetmeden önceden
hazırlanan bez yeni doğan kuzunun üzerine örtülür. Bunun en büyük nedeni ise
koyunun yavrusunu yalamasıyla tüylerindeki kıvırcığın bozulması ve ‘çere’ adı
verilen doğum suyunun yalanmasının da etkisiyle tüylerin düzleşmesidir. Böylece
belli bir süre anasını emen kuzu kesilerek derisinden papak ve yaka yapılırdı.
Günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle papak giyimi azalmıştır. Fakat
Türkiye’nin doğusu ve Kafkasya’daki soğuk iklim şartları sebebiyle bazı
yerlerde kıvırcık papaklar hala giyilmeye devam etmektedir. Terekemelerin
atalarının Kuzey Kafkasya’da bulunan Terek Irmağı çevresinde yaşadıkları
bilinmektedir. Buna bağlıolarak Terekeme terimi ile Terek Irmağı arasında da
bir bağ kurabiliriz. Buna göre Terekemelerin ataları Terek Irmağı çevresinde
yaşarlarken bazı sebeplerden dolayı buraları terk etmişler ve Gürcistan[40] ile Türkiye’ye yerleşmişlerdir.
Gürcistan ve Türkiye’ye geldiklerinde diğer yerli toplumlar onları Terekeme
olarak adlandırmışlardır. Yani Terekeme terimini “yurtlarını terk edenler”
anlamında kullanmışlardır. Osmanlılar döneminde, devlet adamları ve yöneticiler
bu kavim için ‘Türük’ kelimesini kullanmışlardır. Türük kelimesi konar-göçer
köylü halk anlamına gelmektedir. Yine halk arasındaki rivayetlere göre güya bu
kavim bir zamanlar Mekke yakınlarında yaşarken dinsel konularda Araplarla
anlaşmazlığa düştüğü için Mekke’yi terk etmiştir. Bu nedenle bu kavmin ismi
‘Terk-i Mekke’ ifadesinin değişime uğramış şekli olan Terekeme olarak
kalmıştır.


Günümüzde
Gürcistan sınırları içerisinde yer alan Borçalı vilayeti Karapapak (Terekeme)
Türklerinin ana vatanıdır. Kırım’a sığınan Kıpçaklar ise tehlikenin devam
etmesi sebebiyle Suğdak üzerinden deniz yoluyla Güney ve Kuzey Karadeniz
kıyılarına gelmişler ve buralarda günümüze kadar yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Örneğin Ahılkelek, Ardahan, Ardanuç, Oltu, Tortum, Şavşat ve Artvin bölgesinde
oturan yerli halkların konuştuklarıTürkçe Kıpçak ağzıdır. Ayrıca sarı saçlı, renkli
gözlü, uzun boylu olan bu bölge insanlarının Kıpçak tipine benzemesi ve
Kıpçakların güzelliğini günümüze kadar taşıdıkları inkâr edilemez. Karapapak
(Terekeme) Türklerinin atalarından birinin Kıpçaklar olduğu gerçektir. Kaldı ki
Karapapak Türklerinin konuştukları dilde günümüzde birçok Kıpçakça kelime
bulunmaktadır. Ayrıca Karapapaklar Kıpçak-Oğuz karışık ağzıyla
konuşmaktadırlar.


Karakalpakların
asıl oluşum sürecini Altın Orda Devleti içerisinde aramamız doğru olacaktır.
Altın Orda Devleti yıkıldıktan sonra birçok Türk kabilesi bazı beylerin
etrafında toplanarak bu beylerin adı ile yeni devletler kurmuşlardır. Bu
devletlerden en önemlileri Nogay Hanlığı ve Özbek Hanlığı’dır. Karakalpaklar bu
dönemde Nogaylarla hareket ederek diğer devletlere karşı seferler
düzenlemişlerdir. Nogay Hanlığı yıkıldıktan sonra Karakalpak adı altında yeni
bir topluluk olarak ortaya çıkmışlardır. Karakalpakların Nogaylarla birlikte
hareket etmeleri ve Nogay Hanlığı yıkıldıktan sonra ortaya çıkmaları bazı
âlimleri onların Nogaylar olduğu sonucuna vardırsa da Karakalpaklar aslında
Altın Orda Devleti içinde oluşmuş bağımsız bir kabiledir. Bununla birlikte
Kıpçak, Başkırt, Nogay, Özbek, kazak ve Türkmen kabileleriyle de akrabadır.
Rusya’da meydana gelen 1917 yılı Ekim ihtilalinden sonra, yönetim Bolşeviklerin
eline geçmiştir. 1917 yılının Aralık ayından itibaren Bolşevik yönetim
Türkistan’da oluşmaya başlamış ve Karakalpakların yaşadığı Amuderya bölümünde
yeni bir Sovyet yönetimi oluşmuştur. 1918 yılının Nisan ayından itibaren Türkistan,
Sovyetler tarafından oluşturulan Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır. Yeni oluşturulan bu özerk cumhuriyetin ahalisinin
%90’ını Özbekler, Karakalpaklar ve Türkmenler oluşturmuştur. Sovyet hükümetinin
Türkistan’da oluşmasıyla birlikte buraların yönetimine de Ruslar getirilmiştir.
1920 yılında Amuderya bölümü, bölgeye (vilayete) dönüştürülmüştür.
Karakalpakistan, 1990 yılında Özerk Cumhuriyet statüsü kazanmıştır. 6 Haziran
1990’da Özbek SSC Yüksek Sovyet’i tarafından ‘Egemenlik Kararnamesi’ kabul
edildi. 31 Ağustos 1991’de Özbek Sovyet’i bağımsızlık kararı aldı ve Kasım
1991’de Karakalpakistan,Özbekistan’a bağlı olmak kaydıyla egemenliğini ilan
etti. Özbekistan kendini bağımsız cumhuriyet olarak ilan ettiği deklarasyonda
ve 1992 yılında kabul ettiği anayasasında Karakalpakistan’ın özerk cumhuriyet
statüsü aldığını tasdik etmiştir. 9 Nisan 1993 yılında özerk Karakalpakistan
Cumhuriyeti kendi anayasası, bayrağı ve istiklal marşını kabul etti. 1 Eylül
tarihi Özbekistan ile birlikte Karakalpakistan’da da müstakillik (bağımsızlık)
bayramıolarak kutlanmaktadır. Bugün Karakalpakistan, Özbekistan’a bağlı özerk
bir cumhuriyettir.


Karakalpakların %
92’si günümüzde Özbekistan Cumhuriyetine bağlı Karakalpakistan Özerk
Cumhuriyeti’nde yaşamlarını sürdürmektedirler. Bunun dışında, Özbekistan’ın
Harezm ve Fergana bölgeleri, Türkmenistan’ın Taşauz bölgesi ve Kazakistan’ın
bölgeleri ile Rusya Federasyonu’nun Astrahan bölgelerinde de Karakalpak
topluluğu bulunmaktadır. 2004 yılıtahminlerine göre bugün dünyada yaklaşık 850.
000 Karakalpak’ın yaşadığı varsayılmaktadır.


Sonuç olarak
baktığımızda Türkistan’da yaşayan Karakalpaklar ile Türkiye ve Kafkaslarda
yaşayan Karapapak (Terekeme) Türkleri arasında birçok benzerlik vardır. Fakat
Türkistan’da yaşayan Karakalpaklar arasında Kıpçak unsuru oldukça fazladır.
Ayrıca onlar genelde Kıpçak Türklerinin yoğun olarak yaşadığıİtil-Ural
bölgesiyle belli bir zaman sonra bağlantılarını kesmişler ve Özbek ve Kazak
Türkleri arasında oluşumlarını tamamlamışlardır. Bununla birlikte Türkiye ve
Kafkasya’da yaşayan Karapapak (Terekeme) Türkleri oluşum süreci içerisinde
birçok karışımın olduğunu görüyoruz. Bunlardan başlıcaları Hazarlar,
Peçenekler, Oğuzlar, Kıpçaklar, Gürcüler, Moğollar ve Araplardır. Bu kadar çok
karışım olması onların köken olarak Türkistanlı Karakalpaklardan uzaklaşmasına
ve birçok yönden ayrılmasına neden olmuştur.


Karapapak
(Terekeme) Türklerinin günümüzde konuştuğu dil Azeri lehçesinin bir parçasıdır.
Türkistan’da yaşayan Karakalpaklar ile Türkiye’de ve Kafkasya’da yaşayan
Karapapak (Terekeme) Türklerinin dillerini karşılaştırdığımızda birçok
ayrılığın olduğunu görmekteyiz. Birbirine benzeyen Kıpçak unsurlar olsa da iki
toplumun dilleri çok farklıdır.


Belki de Türkiye
ve Kafkasya’da yaşayan Karapapak (Terekeme) Türkleri isimlerini Kıpçaklardan ve
Peçeneklerden aldılar. Kafkasya ve Doğu Anadolu’ya geldiklerinde diğer
topluluklara benzemediklerinden bunlar başka milletler tarafından Karapapak
olarak adlandırıldı. Fakat zamanla Oğuz kütleleriyle çok fazlaca karıştıkları
için Kıpçaklardan kalma unsurlarını yitirdiler. Ancak ataları olan Kıpçaklardan
gelme isimlerini muhafaza etmeyi başardılar. Karapapak (Terekeme) Türkleri,
Türkiye başta olmak üzere Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve İran’da
yaşamaktadırlar. 2004 yılı istatistiklerine göre günümüzde dünyada yaklaşık
600.000 Karapapak (Terekeme) Türkünün yaşadığı düşünülmektedir.


Terekemeler,
atılgan, hırslı, olaylar karşısında son derece duygusal ve saf bir karaktere
sahip insanlardır. Dürüst ve mert insanlardır. Sosyal ilişkileri güçlü bir
toplumdur. Mirza Bala da ″Karapapaklar, fıtraten zeki, çalışkan ve iyi
binicidirler; kadınları hür, aile teşkilâtlarımazbut ve sağlamdır″ demektedir
(Alışık, 2005):10-25, ). Terekemeler, başlarına buyruk yaşamışlardır. Ahde
vefaya önem verirler. Kararlı ve dirayetlidirler (Kaçak Nebi), devletine
milletine sadakatle bağlıdırlar, gelenek ve adetlerine sıkıca bağlıdırlar,
Karapapakların dilleri yaşadıkları, coğrafyadaki dil baskısı olmasına rağmen
yüz yıllarca Türkçe dilinin ana yapısınıbozmadan günümüze taşımışlardır, zulme,
direnir, haksızlığa başkaldırırlar. Onların karakterlerini yansıtan sözler,
″Düz ol, Allah düziylendir″-sen dürüst ol, Allah dürüstün yanındadır) ″Sen
yahşı ol, balıh da bilmese halık bilir″ çok yaygındır. Karapapaklar genellikle
Hanefi mezhebine mensuptur. Azerbaycan ve Gürcistan’ın bir kısmında ve İran’da
Sulduz’daki Karapapaklar Şii Caferî’dir (Andrews, 1992:99).


Kıpçakların
Bоrçalı bölgesinde meskunlaşması ve оnların terkibinde “garabörklerin»,
“garapapag» tayfalarının оlması hakkında tarihi araştırmalar çоk fazladır. E.
V. Tоğan, M. F. Kırzıоğlu, E. Caferоğlu, Z. Bünyadоv kıpçakların bir kоlu
olduğunu söylediği “garapapagları”, rus kaynakları ise “garagalpag” olarak
adlandırır.


Kaynak:


Bu Makale
AKADEMİK BAKIŞ DERGİSİ, Sayı: 32 Eylül – Ekim 2012, Uluslararası Hakemli Sosyal
Bilimler E-Dergisi’nde yayınlanmıştır. ISSN:1694-528X  İktisat ve
Girişimcilik Üniversitesi, Türk Dünyası, Kırgız – Türk Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Celalabat – Kırgızistan. http://www.akademikbakis.org


KAYNAKÇA


  • Akçora,
    Ergünöz, Rusya’nın Kafkasya Siyaseti ve Geçmişten Günümüze Çeçenler,
    İstanbul, 1996.
  • Akdağ,
    Mustafa, Türk Halkının Dirlik Düzenlik Kavgaları, Celali İsyanları,
    Ankara, 1975.
  • Akpınar,
    Yavuz, ″Nügari Mir Hamza″, Azeri Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul, 1994,
    s. 465-467.
  • Alâeddin
    Yalçınkaya, Kafkaslar’da “Türki” Kavımler: Çerkezler, Abhazlar,
    Kabartaylar, Adıgeler, Çeçenler,İnguşlar, Dağıstanlılar ve Diğerlerı,
    AkademikBakış,Uluslar arası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, Sayı: 9
    Mayıs-2006.
  • Alatlı,
    Alev, Dünya Nöbeti, İstanbul, 2005.
  • Alexandre
    Grigoriantz, Kafkasya Halkları, Sabah Yayınları, İstanbul, 2000.
  • Altaş,
    Hanifi, Telafer Yahut Babil’in Son Sürgünleri! , Türk Dirlik, 4 Eylül
    2005.
  • Alyılmaz,
    Semra, Borçalılı Bilim Adamı, Eğitimci, Şair Valeh Hacılar, Ankara, 2003.
  • Aslan,
    Ensar, Çıldırlı Aşık Şenlik, Hayatı, Şiirleri ve Hikayeleri, Ankara, 1995.
    Aslan, Kıyas, Ahıska Türkleri, Ankara, 1994.
  • Aşıkpaşaoğlu,
    Tevarih-i Al-i Osman, Atsız Neşri, İstanbul, 1949. Aydın, Mustafa, Üç
    Büyük Gücün Çatışma Alanı Kafkaslar, Gökkubbe Yayıncılık, İstanbul, 2005.
  • Azerbaycan
    Folklor Ananeleri (Gürcistandaki Türk Dili Folklor Örnekleri Esasında),
    Tiflis, 1992.
  • Azerbaycan
    Halk Destanları Efsane Esatır ve Nağıl Deyimleri, Bakü, 1999.
  • Bala,
    Mirza, ″Çerkesler″, İslam Ansiklopedisi, Cilt: 3, İstanbul, 1993, s. 375.
  • Bala,
    Mirza, ″Karapapak″, İslam Ansiklopedisi, M. E. B. Yay. , Cilt: 6,
    İstanbul, 1967, s. 339.
  • Bala,
    Mirza, Kumuklar, İA. , Cilt: VI, s. 986.
  • Başgöz,
    Yunus Emre I, Cumhuriyet Gazetesi yayını, İstanbul, 2003.
  • Berkok,
    İsmail, Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958. Binbaşı Nazmi, Kafkasya ve
    Türkistan, İstanbul, 1334.
  • Caferoğlu,
    Ahmet, Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, Türk Dil Kurumu Yayınları:
    62, Ankara, 1995.
  • Caferoğlu,
    Ahmet, Türk Kavimleri, Ankara, 1983.
  • Caferoğlu,
    Ahmet, Türk Kavimleri, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1988.
  • Caferoğlu,
    Ahmet,″Kafkasya Türkleri″, Ankara, 1983, s. 55-56.
  • Caferoğlu,
    Ahmet-Yücel, Tahsin, ″İran’da Türkler″, TDEK, Ankara, 1976, s. 113.
  • Caferoğlu,
    Ahmet-Yücel, Talip, ″Karapapahlar″, Türk Dünyası El Kitabı, Ankara, 1976.
  • Huart,
    ″Haydar″, İA. , İstanbul, 1993, V, 387.
  • Çıldır
    Aşık Sempozyumu, Ankara, 2000. Dalkıran, Sayın, İbn-i Kemal ve Düşünce
    Tarihimiz, İstanbul, 1997.
  • David
    Marshall Lang, Gürcüler, İstanbul, 1997.
  • Demir,
    Ali Faik, Türk Dış Politikası Perspektifinden Güney Kafkasya, Bağlam
    Yayınları, İstanbul, 2003.
  • Demir,
    Ali Faruk, ″SSCB’nin Dağılmasından Sonra Türkiye-Azerbaycan ilişkileri″,
    Değişen Dünya ve Türkiye, Der. Faruk Sönmezoğlu, İstanbul, 1996.
  • Devellioğlu,
    Ferit, Osmanlıca Sözlük, İstanbul, 1993. Devlet, Nadir, ″Kuzey
    Kafkasya’nın Dünü Bugünü″, Yeni Forum, Mayıs, 1996, s. 7.
  • Doğan
    Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, 1. Kitap, İstanbul, 1997.
  • Doğan
    Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, 4. Kitap, İstanbul, 1997.
  • Doğan
    Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, 5 kitap, İstanbul, 1997.Dündar,
  • Selahettin-Çetinkaya,
    Haydar, Terekemeler (Karapapak Türkleri), (El Kitabı), Eylül, 2004.
  • Ebülfez
    Elçibey, Fars Şovenizmi, Çev. : Cavit Veliev, http: //www. gunaskam.
    com/tr/index. php?option=com_content&task=view&id=40&ıtemi=41 .
  • Ebülgazi
    Bahadır Han, Şecer-İ Terakime, Türklerin Soy Kütüğü (Haz. Muharrem Ergin),
    Tercüman 1001 Temel Eser.
  • Ercilasun,
    A. Bican, Kars İli Ağızları-Ses Bilgisi, Ankara, 1983.
  • Erkan,
    Aydın Osman, Tarih Boyunca Kafkasya, İstanbul, Haziran 1999.
  • Eröz,
    Mehmet, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, Ankara, 1990.
  • Eyüpoğlu,
    İsmet Zeki,″Şeyh Bedreddin ve Varidat″, İstanbul, 1987.
  • Fanina
    W Halle, ″Kafkasya Üzerine″, Kafkasya Yazıları, Ali Çurey (çev), S. 1,
    İstanbul, 1997.
  • Fığlalı,
    E. R. , Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, Ankara, 1989.
  • Gökalp,
    Ziya, Türkçülüğün Esasları, İstanbul, 2003.
  • Gökçe,
    Cemal, Kafkasya ve Osmanlıİmparatorluğu’nun Kafkasya Siyaseti, Şamil
    Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul, 1979.
  • Gölpınarlı,
    Abdülbaki, ″Kızılbaş″, İA, cilt: 6, s. 789.
  • Gömeç,
    Saadettin, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, Ankara, 1999.
  • Gülşen
    Seyhan Alışık, Görkemli Âlim Muharrem Ergin Beğ (1923 Gögye-6 Ocak1995
    İstanbul), Prof. Dr. Muharrem Ergin’e, Modern Türklük Araştırmaları
    Dergisi Cilt: 2,Sayı: 4 (Aralık 2005), s. 10-25, Gürsoy, Cevat, Volga,
    Türk Ansiklopedisi, Cilt: XXXIII, 1984, s. 319.
  • Habiçoğlu,
    Bedri, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, İstanbul, 1993.
  • Hizal,
    Ahmet Hazer, Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklal Davası, Orkun Yayınları,
    Ankara, 1961.
  • http:
    //www.gizlitarih.com/index.php?e=228, ″Kuzey Kafkasya’da İslamiyet″.
  • http:
    //www.yesevi.edu.tr/index.php?menu_id=75, Kazakça-Türkçe, Türkçe-Kazakça
    Sözlük;

    http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFB0ED0A
    A5232E402F25881B305C3223FF
  • Kazak
    Edebiyatı. İbrahimov, M. R. A. , ″Dağıstan Halkları XX. Yüzyılında
    Etnodemografik Problemler″, Yeni Forum Mart, 1996, s. 33.
  • İlhan,
    Suat, Kafkasya’nın Gelişen Jeopolitiği, Ankara, 1999.
  • İnönü
    Ansiklopedisi, ″Abhazlar″, Cilt: 1, 1981, s. 75.
  • John
    F. Baddaley, Rusların Kafkasyayı İşgali ve Şeyh Şamil, İstanbul, 1996.
  • Joseph
    Von Hammer, Osmanlı Tarihi, Çeviren: Mehmed Ata-Prof. Dr. Abdülkadir
    Karahan, İstanbul, 1990
  • Kafkasya,
    Rehber Ansiklopedisi. Kafkasya, Yeni Türkiye Ansiklopedisi, Cilt: 5,
    İstanbul, 1985, s. 1620.
  • Kaflı,
    Kadircan, Şimali Kafkasya, Vakıt Matbaası, İstanbul, 1942.
  • Kalafat,
    Yaşar, ″Gürcistan Kültüründen Manzaralar″, Yeni Düşünce, 3-9 Ağustos 2001,
    Sayı: 2001/31, s. 26-30.
  • Kalafat,
    Yaşar, Türk Mistik Kültüründe ″Er″ veya Halk Kültürümüzde ″Er Tiplemesi″,VII.
    Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, Türk Halk Kültüründe Gelenek,
    Görenek ve İnançlar/Traditions, Customs And Beliefs İn Turkish Folk
    Culture, 9. Oturum-Sesion 9, 30. 06. 2006 Cuma.
  • Kamacı,
    Ersoy, Çerkes Tarihi (Abazalar, Adiğeler, Ubıhlar, Çeçenler,
    Dağıstanlılar, Asetinler, Karaçaylar, Balkarlar, Lazlar, Gürcüler) Eylül,
    1992.
  • Kantarcı,
    Hakan, ″Kafkasya Jeopolitiginde Kriz Alanlarıve Güç Mücadelelerinin
    Türkiye’ye Etkileri, 2023, Sayı: 53, Eylül 2005, s. 34. Karakhi, Muhammed
    Tahir, Kafkas Mücahidi İmam Şamilin Gazavatı, (çev. T. Cemal Kutlu),
    İstanbul, 1987.
  • Karaman,
    Erdal, Azerbaycan Ağızları Üzerine Bir Deneme, Journal of Qafqaz
    University, s. Number 20, 2007, s. 98, 99.
  • Karamanlı,
    M. Hüsamettin, ″Gürcistan″, DİA, C. XIV, İstanbul, 1996, s. 310
  • Karapapah
    Mehreli Bey, Tiflis, 1996, Karapapaklar, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt:
    XXIV, s. 470.
  • Kemaloğlu,
    Muhammet, ″Kafkasya’ya Bakışımız ve Ermeniler (I. Bölüm)″, Yıl: 11 Sayı:
    41, Temmuz-Ağustos-Eylül, 2006.
  • Kemaloğlu,
    Muhammet, ″Kafkasya’ya Bakışımız ve Ermeniler (II. Bölüm)″, Yıl: 11 Sayı:
    42, Ekim-Kasım-Aralık, 2006.
  • Kemaloğlu,
    Şeyda-Muhammet, Elçibey’in Düşünceleri ve Kanun Devleti, Ankara, 2007.
  • Kırzıoğlu,
    M. Fahreddin, Dede Korkut Oğuznameleri Işığında Karapapahlar Borçalı-Kazak
    Uruğu’nun Kür-Aras Boylarındaki 1800 Yılına Bir Bakış-Tarih Etnoloji ve
    Dil Araştırmaları), Erzurum, 1972.
  • Kırzıoğlu,
    M. Fahrettin, Kars Tarihi, İstanbul, 1953
  • Kırzıoğlu,
    M. Fahrettin, Khazarlar’ın Borçalıve Kazak Boylarından Oluşan Karapaph’lar
    da Çağımızın da İnsan Heykeli Kabirtaş Yapma Geleneği, Ankara, 1995.
  • Kırzıoğlu,
    M. Fahrettin, Osmanlılar’ın Kafkasya Ellerini Fethi (1451-1590) Ankara,
    1993.
  • Kosok,
    Pşimaho, Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklal Savaşı Tarihinden Yapraklar,
    Çeltüt Matbaası, İstanbul, 1960.
  • Köstüklü,
    Nuri, Yakınçağın Başından Günümüze Ortadoğu Ülkelerinin Anadolu’ya Yönelik
    Politikaları, Türk Kültürü, Sayı: 336, Yıl, XXlX, Nisan, 1991, s. 221.
  • Kurat,
    A. Nimet, Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara, 1992
  • Kutalmış,
    Orhan Güdül, Türkçe İnsan Adları ve Anlam-Kökenleri, İstanbul, 2003.
  • Kutlu,
    Tarık Cemal, ″Çeçenler″, Dili Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkezler, İstanbul,
    1993
  • Kütükoğlu,
    Bekir, Osmanlı-İran Siyasi Münasebetleri, İstanbul, 1993.
  • Leonti
    Lyulye, Çeviren: Papşu Murat. , Çerkesya, Tarihi Etnografik Makaleler,
    1857-1862-1866 Çiviyazıları, İstanbul, 2003.
  • Şiraliyev,
    Azerbaycan Dialektologiyasının Esasları, Bakü, 1962.
  • Mansur,
    Şamil, Çeçenler, Sam Yayınları, Ankara, 1995, s. 25; Togan,
  • Zeki
    Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul, 1981.Melikoff,
  • İrene,Hacı
    Bektaş Efsaneden Gerçeğe, İstanbul, 2004, s, 33-35, 63-86
  • Memmedov,
    Nadir, Azerbaycan’da Yer Adları, Bakü, 1993.
  • Merçil,
    Erdoğan, Gürcistan Tarihi-Eski Çağlardan 1212’ye kadar-, Ankara, 2003.
  • Metcunatuka,
    İzzet, Kafkas Tarihi İstanbul, Hürriyet Matbaası, 1330, s. 843/M. Ü. İLAH.
    Genel 4639).
  • Metin
    Ergun, Karakalpak Aşık TarzıŞiir Geleneği Üzerine Araştırmalar, Milli
    Folklor, Sayı: 35, Güz 1997, s. 10-16.
  • Mütercimler,
    Erol, Geleceği Yönetmek/Yüksek Stratejiden Etki Odaklı Harekâta, İstanbul,
    2006. Namıtok, Aytek, Çerkeslerin Kökeni 1. Çevirmen: Aysel
    Çeviker, KAF-DAV Yayınları, Ankara, 2003.
  • Nihat
    Çetinkaya, ″Kızılbaş Türkler″, İstanbul, 2005.
  • Nihat
    Kaşıkçı-Hasan Yılmaz, Aras’tan Volga’ya Kafkaslar-Ülkeler-İz Bırakanlar,
    TÜRKAR, Türk Metal Sendikası Araştırma Bürosu, Ankara, 1999.
  • Oğuz
    Terekeme Halk Merasimleri ve Meydan Tamaşaları, Bakü, 1997.
  • Orhan
    Aydoğ, Karapapklar (Seminerler Çalışması), İnönü Üniversitesi Eğitim
    Fakültesi Tarih Eğitim Bölümü, Malatya, 1998.
  • Osmanlı
    Devleti’nde Ehl-i Sünnet’in Şii Akidesine Tenkidleri, İstanbul, 2000.
  • Ostrogorsky,
    Georg, Bizans Devleti Tarihi (Çev. F. Işıltan), Ankara, (TTK yay), 1981.
  • Ögel,
    Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara, 1984.
  • Ölmez,
    Zuhal Kargı,Meninski’nin Sözlüğündeki “Tartarca” Sözcükler, Cilt:
    15,Ankara,2002, dergiler. ankara. edu. tr/detail.
    php?id=12&sayi_id=843-s. 67.
  • Özbay,
    Özdemir, Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya, Ankara, 1995.
  • Özey,
    Ramazan, Tabiatı, İnsanı ve İktisadı ile Türk Dünyası, İstanbul, 1996, s.
    42. Özkan, Nevzat, Türk Dilinin Yurtları, 2003, s. 86
  • Öztürk,
    Mustafa, Kafkasya’nın Tarihi Coğrafyası ve Stratejik Önemi, Genelkurmay
    ATASE-Sekizinci Askeri Tarih Semineri I, Ankara, 2003, s. 16
  • Peter
    Alford Andrews (Çev. Mustafa Küpüşoğlu), Türkiye’de Etnik Gruplar, ANT
    Yayınları, İstanbul, 1992, s. 99.
  • Ramazan,
    Musa, Bir Kafkas Göçmeninin Anıları, İstanbul, 1997.
  • Saray,
    Mehmet, Kafkasya Araştırmalarının Türkiye için Önemi, Kafkas Araştırmaları
    I, İstanbul, 1988, s. 3-7.
  • Saydam,
    Abdullah, Kafkasya’da Bağımsızlık Mücadeleleri ve Türkiye, KTÜ, Kafkasya
    ve Orta Asya Ülkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi, Trabzon, 1993.
  • Sevinç,
    Necdet, Türkiye’nin Türklük’le İlgisi Kesiliyor, Türk Dünyası Tarih Kültür
    Dergisi, Sayı: 272, Ağustos,2009, s. 46.
  • Seyidov,
    Mirali, Azerbaycan Halkının Soykökünü Düşünürken, Bakü, 1989
  • Streck,
    M. ″Kaf Dağı″,İ.A.Cilt: VI, İstanbul, 1967, s. 59-61.
  • Sümer,
    Safevi Devletinin Kuruluşu, Ankara, 1992.
  • Şahin,
    Murat, ″Transkafkasya Siyasi Coğrafyasında Etnik Dağılımın Etkileri″,
    Avrasya Etüdleri, TİKA Yay. , 2001 Yaz, No. 19, ss. 33-35.
  • Şamil
    Cemşidov, Kitab-ı Dede Korkut, Ankara, 1990, s. 51.
  • Şapolyo,
    Enver Behnan, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul, 1964.
  • Şerafettin
    Erel, Dağıstan ve Dağıstanlılar, İstanbul, 1961
  • Tanyu,
    Hikmet, Türklerin Dini Tarihi, Türk Kültür Yayını, İstanbul, tarihsiz.
  • Tavkul,
    Ufuk, Etnik Çatışmaların Gölgesinde Kafkasya, Ötüken Yayıncılık, İstanbul,
    2002.
  • Tavkul,
    Ufuk, Kafkasya Dağlarında Hayat ve Kültür, İstanbul, 1993.
  • Tavkul,
    Ufuk, Kafkasya ve Çevresindeki Türk Toplulukları″, Yeni Türkiye Yay. , s.
    471-472.
  • Terim,
    Şerafettin, Kafkas Tarihinde Abhazlar ve Çerkezlik Mefhumu, İstanbul,
    1976.
  • Tişkov
    , V. A. Fillipova, E. İ. Eski Sovyet Ülkelerinde Etnik İlişkiler ve
    Sorunlar, ASAM Yayınları, Ankara, 2000.
  • Togan,
    A. Z. Velidi, Azerbaycan Etnografisine Dair, Azerbaycan Yurt Bilgisi,
    Sayı: 150, 1933, s. 101-107, Azerbaycan Yurt Bilgisi, Sayı: 18, s.
    247-253. Togan,
  • Zeki
    Velidi, Azerbaycan Etnoğrafisi, II, 1933.
  • Togan,
    Zeki Velidi, ″Azerbaycan″, İ.A., II, İstanbul, 1944, s. 94.
  • Togan,
    Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul, 1970.
  • Turan,
    Osman, Selçuklu Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ankara, 1965.
  • Turan,
    Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul, 1971. Türkiye Türkçesi
    Ağızları Sözlüğü, TDK. http://tdkterim.gov.tr/ttas/.
  • Ülke
    Raporu, Avrasya Dosyası, 2001, Sayı: 1, s. 1.
  • Valah
    Hacılar, Borçalı Mehralı Bey Tarihi Hekiketlerde, Tiflis, 2001, Valehoğlu
    (Hacılar), Fahri, Borçalı Türklerinin Menşei ve Etnik Sınırları, Yıl: 5,
    Sayı: 14, Bahar 2009
  • Yegane,
    İsa Karapapahların Tarih ve Kültürüne Bir Bakış, Nogadey, 1990.
  • Yeniaras,
    Orhan, Karapapak ve Terekemelerin Siyasî ve Kültürel Tarihine Giriş,
    İstanbul, 1994. Yılmaz, Salih, Karapapak (Terekeme) Türkleri, Ankara 2007.


DİPNOTLAR


[1] Gazi Üniversitesi, Tarih Yüksek Lisans, muhammetkemaloglu@gmail.com


[2] İdil ya da Volga (Rusça: Волга, Tatarca: İdel), Avrupa’nın en
uzun nehridir.Eski isimi Etil/Edil’di.Avrupa Hun İmparatoru Attila’nın ismi
İdil’den gelmektedir (Attila = İdilli).


[3] http://www.kafkasfederasyonu.org/v1/index.php?goster=yaziid=79search=%DDskit
“Kafkasya’da İskit Dönemi″; http://www.gizlitarih.com/index.php?e=228
″Kuzey Kafkasya’da İslamiyet″.


[4] Kafkasya, Rehber Ansiklopedisi.


[5] Karapapak adı tarihte ilk defa 1599 yılında Buhara Hanlığı
belgelerinde geçer. Önceleri aşağı İdil civarında yaşamakta iken Timur’un
zulmünden yahut da Rusların Kazan’ı işgal etmelerinden dolayı buradan ayrılıp
Zerefşan (Semerkand’ın doğusunda) bölgesine gelmişler, sonradan Özü (Dnepr)
ırmağının batısına geçmişlerdir. Kür-Aras boylarından göçme Sulduz
Karapapakları da Tiflis’in güneyinde Borçalı (eski adı: Loru) sancağında mesken
tutmuşlardır. Şii ve Sünni inanca sahiptirler. Yanlış olarak Şii olanlara Tat
ve Acem, Sünnilere de Terekeme denilir. Halbuki, Karapapakların Acemlikle
alâkaları yoktur. Kaza kuzu derisinden kalpak giydikleri için kendilerine bu ad
verilmiştir. Karapapaklar zeki, çalışkan, iyi ata binen, iyi silah kullanan bir
Türk boyudur. Zengin bir folklora sahiptir.


[6] Eski Kafkas dil grupları (Çerkezce genel adıyla bilinen Adigece,
Kabartayca, Abhazca, Abazaca, Ubihce ile Gürcüce,Lazca, Çeçence, İnguşça,
Avarca, Lezgice ve diğerleri) %35, Ural-Altay (Azerice, Karaçayca,Balkarca,
Kumıkça, Nogayca ve diğer Türkçe kökenli diller) %35 ve Hint-Avrupa
(Ermenice,Rusça, Ukraynaca, Osetçe, Tatice, Talişçe ve diğerleri) %28’i
oluşturmaktadır. Eski Kafkas halkları iki kuzey bir güney kola ayrılır. Güney
kolu, Gürcüler ile onlara akraba kabul edilen Megrelleri, Lazları ve Svanları
içine alır (1979 nüfusu 3.571.000). Kafkaslar’ın Türk kökenli halkları ise
güneyde daha çok doğuda Hazar kıyısında, orta bölgelerde ve bir miktarda batı
yaşayan Azeriler (5.477.000) ile kuzeyde yaşayan Kıpçaklardır. Kıpçak
Türkleri’nin alt grupları ise Kumikler (228.000), Nogaylar (60.000), Karaçaylar
(131.000) ve Balkarlardır (66.000). Bu rakamlarda Sovyet döneminde 1979
sayımlarında elde edilenlerdir.


[7] Türkler arasında başa takılan başlıklara izafeten, urug, boy ve
oymak isimlerine rastlanmaktadır.Mesela, siyah başlık (papak, kalpak) giyen bir
Türk boyunun adı″Karakalpak″ veya ″Karapapak″ tır.Buhara Mektebine mensup bir
sünni tarikatı da ″Yeşilbaş″ olarak adlandırılmaktadır.Türkiye’de ″Karabörk″,
″Karabörklü″, Kızılbörklü″, ″Akbaşlı″ ve ″Akbaşlar″ isimleri ile pek çok köy
bulunmaktadır. Aşıkpaşaoğlu Tarihi’nde bu hususla ilgili olmak üzere, şu örnek
bulunmaktadır: Orhan Gazi, babası Osman Gazi gibi kızıl börk giyiyor ve
askerine de giydiriyordu. Kardeşi Alaaddin Paşa, bu konuda kendisine şu öğüdü
verir: ″Hanım! Senin askerine bir alamet koyalım ki, başka askerlerde olmasın.″
Orhan Gazi’nin, ″Kardeş! Her ne ki sen dersen ben onu kabul ederim.″ demesi
üzerine Alaaddin Paşa, ″Etraftaki beylerin börkleri kızıldır. Seninki ak
olsun.″ diyerek teklifte bulunur. Bunun üzerine Orhan Gazi Bilecik’te ak börk
işlenmesini emretmiştir. (Aşıkpaşaoğlu, Tevarih-i Al-i Osman, Atsız Neşri,
İstanbul, 1949:117) Kızılbaş isminin menşei ile ilgili olarak bir diğer görüş
de şöyledir: Erdebil tekkesi şeyhlerinden Şeyh Haydar (894/1488), on iki
dilimli kızıl bir taç giymiş ve kızıl sarık sarmaya başlamış ve derecelerine
göre müritlerine de aynı tacı sarıklı veya sarıksız olarak giydirmiştir. Bu
nedenle Erdebil Tekkesi mensuplarına ″Kızılbaş″ adı verilmiştir.


[8] Nogaylara çok yakın, muhtemelen onlardan kopma bir Türk
boyu.Kundurlar, yaşadıkları alanın kara ormanlarla kaplı oluşu yüzünden,
kendilerini Karaağaç diye isimlendirmektedir.Çeşitli tarihi olaylar yüzünden
Kafkasya Türk Topluluğundan ayrılarak idil (Volga) deltası ile Astrahan
şehrinde yerleşmişlerdir.Fakat yazılı kaynaklarda, Nogay Kara-Ağaçları olarak
Sayılmaktadırlar, Türkolog Vambery, ‘Kundur’ adını, ‘Kondur diye yorumlayarak,
bu Türk boyunu Kuma ve Terek ırmakları boyunda vaktiyle yaşamış olan Nogay
boyuna dayandırmaktadır.Kazay ve Kas-Pulat gibi iki topluluğa ayrılan Kundur
Türkleri, Nogayca ile müşterek şekil ve ses bilgisiyle sözlük özelliklerine
sahip olup, öz ağızlarını korumuşlardır.Kuzey Kafkasya Nogayları ile ortak
folklor özellikleri taşımaktadırlar.


[9] Balkarlar, Kırım Tatarları ve Kumıklara yakın bir
halktır.Hunların 4.yüzyıldaki Batı’ya göçünün ardından Kafkasya’da kalan Bulgar
kabilesinden geriye kalan bir halk olduğu ve Kafkasya’da hayli eski tarihten bu
yana yaşadığı da ileri sürülür.


[10] Kalmuklar Moğol olmadıklarını savunurlar. Oyratlar, Buryatlar ve
Halkalar gibi, Kalmukların soy olarak Türklerle yakın bağları vardır.
Kalmuklar, şamanizm ile karışık bir Budist inancını benimsemişlerdir. Uygur
dillerine benzeyen Kalmuk dilinin ne ölçüde Moğol grubundan sayıldığı
tartışmalıdır. Nüfusunun yarısı Ruslar tarafından katledilen ve sürülen
Kalmuklar, bugün genellikle Kalmukya’da, Moğolistan’ın batı kesiminde,
Sibirya’da ve Çin’in batısında yaşarlar.


[11] Nogay ismi, Cengiz Han’ın torunu Nogay’dan gelmektedir.Nogay
Türkleri, 17.yüzyılın başında Hazar Denizi’nin kuzey doğusunda, İrtiş
Nehri’nden başlayarak Kırım’a kadar yayılan büyük bir Türk topluluğuydu.


[12] Kafkaslar’ın Türk kökenli halkları ise güneyde daha çok doğuda
Hazar kıyısında, orta bölgelerde ve bir miktarda batı yaşayan Azeriler
(5.477.000) ile kuzeyde yaşayan Kıpçaklardır.Kıpçak Türkleri’nin alt grupları
ise Kumikler (228.000), Nogaylar (60.000), Karaçaylar (131.000) ve Balkarlardır
(66.000).Bu rakamlarda Sovyet döneminde 1979 Sayımlarında elde edilenlerdir.


[13] Ubıhlar, Kuzeybatı Kafkas halklarından biridir.Dilleri Ubıhça, bu
dili son konuşan kişinin 1992 yılında ölmesiyle tarihe karışmıştır.Ubıhlar,
Vubıhlar, Ubihler olarak da yazılır.; Bkz.Kamacı, Ersoy, Çerkes Tarihi
(Abazalar, Adiğeler, Ubıhlar, Çeçenler, Dağıstanlılar, Asetinler, Karaçaylar,
Balkarlar, Lazlar, Gürcüler) Eylül, 1992.


[14] Adige Özerk Bölgesi, Rusya Federasyonu’na bağlı olup, Sovyet
döneminin başından beri Krasnador bölgesinde idari bir birim, ‘kray’dır.Büyük
Kafkaslar’ın kuzeybatısında, Kuban Nehri’nin sağ ve sol sahillerinde yer alır.


[15] Şhaguaşe ve Psıp ırmakları arasında oturan Hatıkuaylar: bir
zamanlar batıda, Ajips ve Ubin ırmakları havzalarına kadar uzanırlardı.Hatkolar
büyük bir olasılıkla Hatıkuay’ların bir bölümüdür.


[16] Doğu Avrupa halklarından olan Şapsığlar, Kuzey Kafkasya’da
Karadeniz kıyısındaki en büyük gruplardan olan Adıgelerin bir parçasıdır.


[17] Bjeduğ (Bjedu, Bjedug), Çerkezlerin başlıca kabileleri
Kabardeyler, Besleney (Besni)ler, Kemirguvey (Temirgoy-Çemguy)ler, Şapsığ
(Şapsuğ)lar, Janeler, Natukhaçlar, Ubuh (Ubıh-Vubıh-Ubukh)lar, Abzah
(Abzakh)lar, Bjedug (Bjedukh)lar ve Mahuş (Makhoş)lardır.1830 yıllara kadar
Kuban Irmağı’nın kuzeyinde bugünkü Krasnodar şehri civarında
yaşıyorlardı.Çerkes kabilelerinden biri olan Bjeduglar, artan Rus ve Kazak
baskıları sonucu Kuban Irmağı’nın güneyine, diğer Çerkes kabilelerinin yanına
yerleşmek zorunda kalmışlardır.


[18] Kuban Nehri ile Lafa ve Sagvase nehirleri arasındaki bölgede
otururlar.Üç guruptan meydana gelirler.1-Kuban Nehri’ne doğru Adameyler
2-Ciraki ve Ratazay civarında Yegerkoylar.


[19] Abzaxlar Çerkes kabilelerinden Adige grubunun içinde yer
alırlar.Abzax ismi genel olarak, Abhazların alt kısmında oturanları (ABAZAX)
ifade ettiği söylenir.Yalnız Azıge ve Azuge gibi Abzae ve Abhaz isimlerinin kök
birliği göz ardı edilir.Abhaz ismi APSUGA’dan türemedir.Şu halde A-PSU-ĞE
şeklinde ve sulu yerde oturan Güneşzader anlamına gelir.Apsuge zamanla Apsıge,
apsaxe, abzaxeve, abzaxe şekillerine dönüştü.


[20] Büyük ve Küçük Laba vadileri ile Urup (Varpa) havzasında
otururlardı.Ayrıca Kuban Ovasıile Çegen, Fars ve Psefır vadilerine kadar da
yayılmışlardır.GenellikleKabardeyle birlikte zikredilirler.Zaten yukarıda
belirttiğimiz gibi Kabardeylerin bir kolu oldukları söylenmektedir.Kafkas
kabilelerinin en asili ve fiziksel yapı bakımından engüzel insanların çıktığı
bir kabile olarak kabul edilirler.Batılarında Kemirguveyler ve Abzahlar
bulunur.Güneybatı ve güneylerinde ise Barakay, Kazılbeğ, Segerey veBaşılbeğ
gibi Abaza oymakları bulunur.Kuzeyden ise Besleneylerin arazisi Kuban Nehri
tarafından sınırlanır.


[21] Orta Dağıstan’da, Derbent Geçidinden Hazar Denizi kıyılarına
kadar uzanan bir bölgede yaşayan Darginlerin kuzeyinde Kumuklar, batılarında
Avarlar ve Laklar,Güneyinde Kaytaklar bulunur.Dağıstan’daki ikinci büyük etnik
gruptur.Konuştukları dil Lezgilerin diline yakındır.


[22] Dağıstan’ın kuzey-batısındaki Koysu Irmağı’nın Andi, Avar ve Kara
kollarının kaynakları civarındaki bölgeler ile kuzeye doğru Kumuklar’ın
oturdukları alçak ovayadoğru uzanan kesimde (Çir-Yurt’a kadar) yaşarlar.


[23] Konuştukları dil; Kafkas dil gruplarının Kuzey Kafkas ana
kolundan Kuzeydoğu Kafkas dilleri kolu içinde Dargwa-Lak dil grubuna girer.


[24] Dağıstan halklarındandır.


[25] Doğu Kafkas Grubundandırlar.


[26] Osetler’in atalarının tarihi eski çağlara kadar uzanır.Orta Asya
bozkırlarından Ural dağlarına kadar göçebe olarak yaşayan İskitler oset
halkının atalarıdır.Karadeniz’inkuzeyine ve daha sonra da Balkanlara kadar
yayıldılar.İskitler at üzerinde savaşta usta bir halktı ve bu üstünlükleriyle bu
coğrafyada kültürel anlamda derin izler bıraktılar.


[27] Fars Pers kelimesinden türeyen ve İran’ın nüfus yapısının çoğunluğunu
(%51) oluşturan ve genellikle başkent Tahranda oturan halkı tanımlayan
kelime.Etimolojik olarakPers kelimesinden gelmektedir.Pers kelimesi Arapçanın
etkisiyle Fars haline gelmiştir, çünkü Arapça’da bulunmayan P harfi F ile ikame
edilmiştir. Ebülfez Elçibey, FarsŞovenizmi, Çev.: Cavit Veliev, http://www.gunaskam.com/tr/index.php?option=com_content&task=view&id=40&ıtemi=41


[28] Kendilerine Hay derler.Hıristiyan dünyasından ayrı olarak,
kendilerine mahsus bir Hıristiyan inancını benimserler.


[29] Dillerinden ötürü İran kökenli bir ulus olduğu varSayılan
Tatların % 95’i Müslümandır ve bunlara genellikle ″Dağlı″ derler.


[30] Talişler veya Talişiler, Kuzeybatıİran dillerinden birini konuşan
halk.Talişler, İran’ın kuzey eyaletlerinden Gilan ve Erdebil ile Azerbaycan’ın
güney kesimindeyaşarlar.Azerbaycan’da yaşayan Kuzey Talişleri, Taliş-i Guştasbi
olarak adlandırılır.


[31] Alanlar, İran dillerinden birini konuşan eski bir göçebe
kavim.Hun baskısıyla Orta Asya’daki anayurtlarından ayrılıp batıya göçtüler.


[32] ″Q″, harfi Terekeme ağzında ″G″ ve ″K″ harfleriyle
karşılanır.Eser içerisinde bu hususa dikkat edilmesi gerekmektedir.″X″ harfi,
″H″ harfiyle karşılanır; ancak, kalın ″H″yani gırtlak ″H″si gibi
söylenir.Karapapaklar (″Karapapaklar/Terekemeler″şeklinde de ele alınır.


[33] Çıldır Aşık Sempozyumu, Ankara, 2000.


[34] Terekeme Tarixən “türkmən” istilahı həm də oğuzların daha çox
köçərilik etmiş hissəsinəşamil edilmişdir. V.V.Bartold və V.M Jirmunski də
“türkmən” istilahını oğuz tayfalarının göçəri həyat tərzi keçirmiş hissəsinə
verilmiş bir ad kimi işlətmişdir. “Bir çox mə”xəzlərdə türkmənlərin yalnız
Türkmənistanın indiki ərazisində deyil, eləcə də Qafqaz, Cənubi Azərbaycan,
Kiçik Asiya və müasir İran ərazisində də yaşadıqlarını və onların oturaq
azərbaycanlılardan fərqləndiyini qeyd edirlər. Bundan belə nəticə çıxarmaq olar
ki, türkmənlər qədim oğuzların daha çox köçəri həyat keçirən hissəsinə deyilir
və bunun izləri müasir Azərbaycan dilində “tərəkəmə” kəlməsində qalır”.
Maraqlıdır ki, orta əsrlərin Bizans müəllifləri də Kiçik Asiyadakı köçəri
oğuzları “türkmən” adı ilə təqdim etmişdir.


[35] Türk Boy Adları ve Devletleri İle Oğuz Kelimesinin Tarih İçindeki
Söyleniş Biçimleri: Oğuz: Guz, Guzziye, El Guzz.Kara Guz, Sir Tokuz Oğuz, Üç
Oğuz, Uğuz, Oyguz, Ögüz, Toğuz, Uz, Gagauz, Uzbek.

Avşar: Afşar (İranlılar-Farslar)

Horzum: Harzem, Harezm, Horezm, Kharezem, Harizm.

Türkmen: Türkoman, Turcoman, Türkmanend, Terek, Terakime, Terekeme


[36] 1239’da Türk-Moğol unsuru ile birlikte Doğu Avrupa seferine
iştirak eden ve tarihî kaynaklarda ″külâh-ı siyah″ olarak belirtilen Türk boyu
Karapapaklar’ın ceddi olmalıdır.Karapapaklar, İran ve Rus sınırlarının tespit
edildiği 1828 Türkmençay anlaşmasına kadar toplu olarak, Kazak Şemseddin
Hanlığı’na bağlı Borçalı’da yaşamışlardır.Z.Velidi Togan, Boroçoğlu Kıpçak
boyunun, Hazarlar döneminde Orta Kür ırmağının sağ taraflarında, kendi
adlarıyla Borçalı adı ile tesmiye olunan sancakta yaşadıklarını
belirtmektedir.Bu kayıt, Borçalı ve dolayısıyla Karapapaklar’ın o topraklardaki
tarihinin delilidir.Karapapaklar’ın şive özelliklerine bakıldığında,
Azerbaycan  diyalektleri içerisinde, Kazak-Borçalı gurubu daima ″Kıpçak
gurubu şiveleri″ olarak tasnif edilmiştir.


[37] Tarama Sözlüğü’nde “börk, börke, börki başa giyilen külah,kalpak
gibi şeyler” biçiminde yer alan sözcüğün Osmanlıcası için Radloff, bürk ve
bürik sözcüklerini verir.  dergiler.ankara.edu.tr/detail.php?id=12&sayi_id=843-s.67.


[38] TDK. http://tdkterim.gov.tr/ttas/


[39] http://www.yesevi.edu.tr/index.php?menu_id=75
Kazakça-Türkçe, Türkçe-Kazakça Sözlük;

http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFB0ED0A
A5232E402F25881B305C3223FF Kazak Edebiyatı.; Terekeme Türkçesi Türk dilinin
batı grubuna girmektedir.Batı grubu ağızları fonetik yönden birbirlerineçok
benzemektedir. Bu grupta yer alan ağızlar kullanılan kelimeler yönüyledir.
Bunların yanında diğer ağızlarla Batı grubu ağızları karşılaştırılırsa Batı
grubu ağızlarının özellikleri Oğuz grubundaki Türk lehçelerinin özelliklerini
taşıdıkları görülmektedir:

1 Sağır ň sesi Batı grubu ağızlarında oldukçayaygındır: dəmərsəň, öyüň,
çıxardıň, üzüňü, oňa, yeyiň gibi.

2 Yuvarlaşma hadisesi Batı grubu ağızlarındakarekteristik bir özellik
olarakgörülmektedir. Edebi dilden farklı olarakBatı grubu ağızlarında ikinci ve
üçüncü hecelerde de yuvarlak ünlülerin (o, ö) gelmesi söz konusudur:
suloyjoyux, döylör, üydörüx:, tutor gibi.

3 Batı grubu ağızlarında Azerbaycan’ındiğer ağızlarından ve edebi dilden
farklıolarak bazı kelimelerin başlarında ″ı″ sesi eklenir: ılxı, ıldırım, ılıx,
ışıx gibi.

4 Batı grubu ağızlarında kalınlaşma hadisesiönemli ses hadisesidir: vatan,
yanı, xavar, zeynaf, hasan, xarc, halak, vafat, sabr, heydar, tasdıx, ciyar,
surat vb.

5 Bu gruptaki ağızlarında kelime ortasındab-v ve c-j değişikliği oldukça
yaygınşekilde görülmektedir: bava, çovan, xavar, livas, divi, çivin, savax,
şavalıt, baja, geje, bajı, ajıx vb.

6 Batı gruptaki ağızlarda kelime başındab-p ve d-t değişikliği sık karşılaşılan
seshadiselerindendir: piter, putax, pirġadir, pıçax, pişmiş, tux:, tustax,
tukan, tıfar/tufargibi.

7 Batı grubu ağızlarında birkaç kelimebaşında ″g″ sesi yerine ″q″ sesinin
geldiğigörülür: qıp, qış, qıpıl/qıfıl, qanun vb.

8 Bu grupta yer alan ağızlarda bazı kelimelerinbaşındaki ″d″ sesinin yerine
″ç″sesi gelir: çiş, çişi, çüş vb.

9 Bu gruptaki ağızlarda dikkat çeken seshadiselerinden birisi de kelime
sonundave kelime ortasında ″v″ sesinin yerine ″y″ sesinin gelmesidir: doyşan,
yoyşan, oy, öy, puxoy gibi.

10 Batı grubu ağızlarında kelime başındabazı kelimlerde ″y″ ve ″h″ sesinin
düştüğügörülür: umax, uxu, umurux/umrux, uxarı/oxarı, umuru, umşax; örüllər,
örümcex:, ülkür,  ışgırıx vb.

11 Yine bu grupta yer alan ağızlarda ″d″sesinin tesiriyle ″x″ sesinin ″t″
sesine döndüğügörülür: artdan-arxdan, qaltdı-qalxdı, qortdı-qorxdı.

12 Batı ağızlarında kelime ortasında sestüremesine rastlanmaktadır: qorxumax,
qırıx-qırx, umuru, umurux gibi.


[40] One of the main factors speeding up the “Armenianization” of the
Southwest Georgia was the banishment to Central Asia – mostly to Uzbekistan –
of the 115,000 Ahiska Turks who had been living in 220 villages in Javakheti
and most intensively in the Meskheti provinces of the Soviet Socialist Republic
of Georgia. Later the Soviet officials did not permit the Ahiska Turks –
according to the 1989 census a total 207,000 Ahiska Turks lived in the entire
Union of Soviet Socialist Republics – to return to their homeland. During the
USSR era, the Ahiska Turks – whose consciousness of a national identity began
to raise in the 1950s – were not able to return to the Soviet Socialist
Republic of Georgia except on an “individual” basis or to visit the country as
a tourist. During the Zviad Gamsakhurdia period the Georgian government gave
the Ahiska Turks two options: They could reside in Georgia under Georgian
identity or settle in some other part of the country rather than in the
Meskheti province. The Gamsakhurdia government’s offer was, in fact, part of
the policy of “Georgianization of Georgia”.However, the current officials of
Georgia believe that this is a good time to solve the problem of the Ahiska
Turks – that make up a 368,000-strong group.In line with a decree issued by
President E. Schevardnadze in July 1996, a commission was formed to look into
the Ahiska Turks issue. Georgia’s National Security Minister Shota Kviraya said
that the Turks’ return to the region bordering on Turkey and Armenia, was
giving Georgia the opportunity to use the “Meskhetian” (Ahiskan) card in
Caucasia – a region of strategic importance. Georgia – preparing to use in the
2000s the “Ahiskan” card, that is, the “Muslim Georgians” against the Armenians
in Georgia-has not, despite the Turkish expectations, abandoned its plan to
“Georgianize” the Ahiska Turks along with the other ethnic groups. A meeting
held in Georgia-Gudauri on Sept. 9-11, 2000 under the auspices of the European
Commission, discussed the “Return of Ahiska Turks to Georgia Graually in 12
Years” plan which had been presented to Georgia by the Council of Europe in the
framework of Georgia’s becoming a Council of Europe member on Jan. 25, 1999.
During the meeting Guram Mamulya, head of the Georgian Rehabilitation of the
Refugees Agency, insisted that those returning to Georgia should adopt
“Georgian names and surnames and Georgian identity.” This gives a clue as to
how Georgia will interpret and implement the return plan in question which is
expected to be approved by the Georgian government.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet