• MK ULTRA PROJESİ /// Reha Suvari : Yerli Telegramcıların Yabancı Efendileri
  • Yayın Tarihi : 31 Ocak 2019 Perşembe
  • Kategori : TELEGRAM


Şu soru sorulabilir: Dönem dönem basın ve siyasetin başlıca gündem maddeleri arasına giren, “resmen” doğrulanmasa bile “resmen” yalanlanmaya da yanaşılmayan TELEGRAM niçin hâlâ bitirilmiyor veya bitirilmek istenmiyor?..

Burada, “iç” devlet ve hükümet mekanizmaları kadar, onun “bağımlı” olduğu “dış” dünya sisteminin de belirleyici olduğunu; temelde askerî ve istihbarî bir silâh olan TELEGRAM’ın uygulanışının da Türkiye gibi bağımsız olmayan, üstelik ordusu NATO ordusu olan ülkelerde maalesef “belli ölçüde” efendi ve uşak ilişkileri çerçevesinde başlatıldığını, sürdürüldüğünü ve sonlandırıldığını bilmek gerekiyor.

Çoğunlukla gözden kaçırılan bu inceliğe dair bir perspektif verme arzusuyla, bazı hususları paylaşma lüzûmunu duyuyoruz.

Birincisi; TELEGRAM, çok geniş ilmî ve tecrübî altyapısı olan bir işkence metodu olduğu kadar, teknolojisi "dışarıdan" gelen askerî ve istihbarî bir cihaz ve silâhtır. “Zihin Adaleti – Mind Justice” adlı insan hakları teşkilâtının başkanı hukukçu Cheryl Welsh’in ifâdesiyle “atom bombasından bile daha tehlikeli” bu silâha karşı, “üretildiği” Batıda ciddi mânâda mücadele veren birçok sivil toplum kuruluşu vardır.

İkincisi; TELEGRAM teknolojisi, PENTAGON bünyesindeki ve bizdeki karşılığı ASELSAN diyebileceğimiz DARPA patentlidir. Kullanımı da, NATO müttefik ülkeleri yâni ABD ve avânesi arasındaki uluslararası gizli askerî anlaşmalarla teminat altına alınmıştır. Kısacası, bu bir “devlet silâhı”dır. Mirzabeyoğlu`nun hüviyeti ve bulunduğu “yüksek güvenlikli devlet cezaevi” göz önüne alındığında, TELEGRAM’ın yerli uygulayıcı ve sorumlularını "devlet"in dışında aramak bu bakımdan abesle iştigaldir.

Bilvesile belirtelim: Yaptığımız ASELSAN benzetmesi, konuya yabancı olan okuyuculara bir fikir verebilmek adınadır. Çünkü hem hacim ve hem de "derinlik" olarak iki kurumun arasında bir uçurum sözkonusu. 1958`de kurulan DARPA (The Defense Advanced Research Projects Agency - ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı), genel olarak ABD ordusu ve kısmen NATO kuvvetleri tarafından kullanılmak üzere yeni teknolojiler üretmekten sorumlu olup, ABD Savunma Bakanlığı bünyesinde yeralan çok önemli bir birimdir. İlk kurulduğunda ARPA olan ismine 1972`de "defense" yani "savunma" ilâve edilmiştir. 1993`te bu ilâveden vazgeçilerek ilk isme geri dönüş yapıldıysa da, 1996`da tekrar DARPA`da karar kılınmış ve bugün hâlâ aynı isimle faaliyetine devam etmektedir. Bu kurumun geçmişte neler yaptığına dair bir örnek vermek gerekirse, DARPA yahud o günlerdeki ismiyle ARPA, internetin geliştirilmesinden de sorumluydu. Tarihî kökleri 1965`lere kadar dayanan, çok kullanıcılı ve çok fonksiyonlu yapıyı destekleyen bir bilgisayar işletim sistemi olan BERKELEY UNIX ve yine "internet protokolleri" olarak da bilinen, bilgisayarlar arası çok çeşitli veri nakli kurallarını bünyesinde toplayan TCP/IP`yi de kapsayan birçok geliştirme projesini finanse etmiştir. Yeri geldikçe DARPA`ya yine temas edeceğiz. Biz konumuza devam edelim.

Üçüncüsü; mevcut hükümet, yukarıda zikrettiklerimizin ışığında, yâni gerek “dış” gerekse “iç” müttefiklerinin karşısına çıkmamak ve hem hedef hem de kobay olarak üzerinde TELEGRAM uygulanan Mirzabeyoğlu ile aynı safta görünmemek adına, rızası olsun veya olmasın, en azından göz yumma ve sorumluları örtbas etme yoluyla, 13 yıllık TELEGRAM uygulamasının en az 10 yıllık bölümünün idarî ve siyasî sorumlusudur.

Dördüncüsü; cumhurbaşkanı ve başbakana yazılan açık mektublar, yapılan açık çağrılar, meclise verilen soru önergeleri, mecliste yapılan basın toplantıları, iyiniyetli aracıların gayretleri, suç duyuruları, dilekçeler, sosyal medya aracılığı ile bilgilendirme ve bu yöndeki her türlü teşebbüs, muhatablarınca hiçbir "hüsnüzan"ı geçerli kılmayacak şekilde görmezlikten gelinmiş, tâbiri caizse "zamana oynama" yoluyla işkencenin devamının sağlanması tercih edilmiştir. İçeridekiler kadar dışarıdaki “müttefik”leriyle de ters düşmek istemeyen devlet ve hükümet yetkililerinin bu bahisteki temel mazeret ve argümanı, belli ki “devlette –dolayısıyla devlet işkencesinde de!- devamlılık esastır” hukuksuzluğu, yâni suç, üstelik insanlık suçu olan yaklaşımdır.

Beşincisi; mezkûr teknoloji ve silâhın kullanımı "Uluslararası İnsan Hakları" çerçevesinde "İNSANLIĞA KARŞI SUÇ" teşkil etmesine rağmen, Birleşmiş Milletler’in daimî üyeleri mevkiindeki tüm ülkeler ve bunların müttefiklerinde üretilmekte veya kullanılmaktadır. Bugün dünyada örgütlenmiş TELEGRAM mağdurları arasında Amerikalıların, Rusların, Çinlilerin, İngilizlerin ve Fransızların diğer milliyetlere kıyasla sayıca çokluğu dikkat çekicidir. Hâl böyle olunca, bu konuda kimse kimseye ilişmemektedir.

NATO üyesi ve dolayısıyla ABD müttefiği mevkiindeki birçok ülkede TELEGRAM teknolojisi ve uygulamaları, kamuoyuna aksettirilmeyen askerî anlaşmalar çerçevesinde ve "DELTA" kod ismi altında sürdürülmektedir. Hattâ resmî ittifakı olmayan, fakat lider kadroları "uyumlu" ülkeler de aynı şekilde tatbik sahası olabilmektedir. Üstelik benzer anlaşmalar ve teknoloji paylaşımı, ABD ve Rusya gibi güya rakib bloklara mensub süpergüçler arasında da sözkonusudur.

Dünyanın en önemli “savunma sanayii” yayınlarından meşhur Amerikan “Defense News” dergisinde 1993 yılında Barbara Opall imzasıyla yayınlanan aşağıdaki haber, TELEGRAM’ın iki “ağababasını” ve aralarındaki TELEGRAM kardeşliğini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak netlikte ifşâ etmektedir:

- “ABD RUSYA’NIN ZİHİN KONTROL TEKNOLOJİSİNİ KEŞFEDİYOR –ABD ve Rusya, Zihin Kontrol Teknolojilerini Emniyet Altına Almayı Ümid Ediyor-

Rus hükümeti, dost kuvvetlerin savaşma kabiliyetlerini arttıracak ve düşmanları demoralize edip savaşma isteklerini kıracak zihin kontrol teknolojilerini mükemmelleştirmek amacıyla çalışmalarına hız verdi.

ABD ve Rus yetkilileri, akustik psiko-düzeltme olarak bilinen, gerek sivillerin gerekse askerlerin zihinlerini kontrol etme ve davranışlarını değiştirme kabiliyeti konusundaki çalışmalarda elde ettikleri bilgileri pek yakında paylaşacaklarını açıkladılar.”

Şu hâlde, Birleşmiş Milletler`de en çok sözü geçen ABD, Rusya ve Çin gibi ülkelerin "MENGELECİ" ortak karakterinin ifâdesi olarak, üzerinde çok büyük ve gizli bir rekabetin ama aynı zamanda da “işbirliği”nin sözkonusu olduğu TELEGRAM teknolojisinin, özelde Türkiye`de, genelde tüm dünyada fâş olmasını engellemek için "dış güçler" ve yerli işbirlikçilerinin herşeyi göze alabileceğini anlamak için çok fazla bir zekâya ihtiyaç yoktur. Bu bakımdan, içli dışlı bu merkezler, TELEGRAM bahsinde susmaya, örtbas etmeye, iyice sıkıştıklarında ise inkâr etmeye çalışacaklardır.

Mirzabeyoğlu`nu 13 yıldır hedefleyen silâh ve teknolojinin, temel insan haklarına aykırılığı tartışılmaz. Ne büyük bir ikiyüzlülüktür ki, bu kriterleri âlemşümûl resmî kaideler olarak kutsallaştıranlar, aynı zamanda TELEGRAM teknolojisini de ellerinde bulunduranlardır, yâni bu işkenceyi bizzat uygulayan ve uygulatanlardır. Kimi kime şikâyet?..

Diğer yandan, mevcud dünya ve devlet sistemi ve bu “içiçe” sistemin bekası açısından, Mirzabeyoğlu`nun hem "iç" hem de "dış" mihraklar nazarında "çıban başı" addedildiği de bir sır değildir.

Mirzabeyoğlu’nun 1998`deki tutuklanışını hatırlayınız: Dönemin konjonktürü, ABD`nin Orta Doğu`da -özelde Irak`ta- rahat hareket edebilmesi için, “hakiki” muhalefetin kurmay zekâsını temsil eden Mirzabeyoğlu`nun safdışı bırakılmasını gerektiriyordu. Çünkü O, emperyalistler ve işbirlikçilerinin oyunlarını bozabilecek bir kişiydi ki, 1991’de bunu zaten yapmış, etkili bir haftalık dergiye verdiği röportaj ve yaptığı açıklamalar sonrasında tüm Türkiye’de düzenlenen protesto gösterileri neticesinde T.C. ordusunun ABD’yle birlikte Körfez Savaşı’na katılmasını engellemiş, bu yüzden de bir süre tutuklanmıştı. Üstelik yine O, “içiçe” Batıcı dünya ve devlet sistemine karşı kendi “İslâmî sistem” teklifi olan yegâne liderdi.

Bugün gelinen noktada, Batı ve Batıcılar nezdinde düşman hedef olarak yine Mirzabeyoğlu ve O`nun teklif ettiği sistemin olmasının tabiîliği; aynı şekilde, uygulanan TELEGRAM işkencesi ile Mütefekkir`in şahsının, fikrinin ve dolayısıyla sunduğu sistemin itibarsızlaştırılmasının niçin amaçlandığı kolayca anlaşılabilecektir.

Yoksa, Mirzabeyoğlu sıradan bir yazar, alelâde bir aydın olsaydı, başta "Tilki Günlüğü" olmak üzere eserleri Tel-Aviv üniversitelerinde incelemeye alınmaz; o müthiş “beyin”den geçenler PENTAGON ve işbirlikçilerinin laboratuvarlarına malzeme olsun diye TELEGRAM teknolojisine hedef kılınmaz; tutulacak yeri olmayan o derme-çatma "Kemalizm"in ideolojisini yazsın diye fizikî ve zihnî işkenceye tâbi tutulmazdı.

Mirzabeyoğlu ismi bu bakımdan bir turnusol kâğıdıdır; O`nun yargılanışı, uğradığı TELEGRAM işkencesi, ancak O`nun gibilerin kaldırabileceği bir zulüm okyanusunda boğulmak istenişi, hangi dünya görüşünden olursa olsun her vicdan ve haysiyet sahibi vatanperver için O`nun yanında olmayı gerektirir bu yüzden. Özellikle de “antiemperyalist mücadele” zâviyesinden!..

KAYNAK: Reha Suvari, “Yerli Telegramcıların Yabancı Efendileri”, Haftalık Baran Dergisi, Sayı 316, 31 Ocak 2013.