• MK ULTRA PROJESİ : METAFİZİK İSTİHBARAT SAVAŞLARI (Uzaktan ses ve görüntü gönderilerek yapılan suikastler)
  • Yayın Tarihi : 16 Şubat 2018 Cuma
  • Kategori : TELEGRAM


METAFİZİK İSTİHBARAT SAVAŞLARI (Uzaktan ses ve görüntü gönderilerek yapılan suikastler)

Bölüm 1

Erkan MACİT

İnsan beynine istenilen ses ve görüntü algısı gönderilmesi, günümüz teknolojisi ile bir radyo, bir bilgisayar, televizyon gibi cihazlara gönderilen materyaller gibi mümkün değil. Bu ancak, özel olarak hazırlanan özel ilaçlarla mümkündür. Bu ilaçlar  doğrudanda verilebilir. Ya da daha  üst kademe doğrudan verilmeyip  ki şimdi ki  teknoloji ile  iki aşamada olmaktadır. İlk  aşama kobay aşamasıdır. Kobay olan denekler  ya gönüllüdür ya da  herhangi  bir sebeple  savaş esiri, kimsesiz, tutuklu  veya müebbet hapis alan  yüz kızartıcı  suç ya da  devlet  suçu  işleyenlere  uygulanır. İkinci  aşama ise zehir. Bir  diğeri  ise telkin yolu  ile silahlı  olarak uygulatılandır. Hedef  seçilen kişi, sürekli  halüsinasyon, hatırlama, hayal yani  bugünkü  deyimiyle  “dejavu” yaşamaktadır. Aslında buraya kadar anlattıklarım bir çok yapılan  çalışmanın olmuş ve olmamış neticelerini  göstermiştir. Burada yazılan  olayları kişi, yaşamamaktadır. Bütün olaylar bir simülasyondur. Yani eş yaşamdır. Tıpkı  tek yumurta   ikizleri  olan ikiz  kardeşin yaşadıklarıdır. İkiz kardeşlerden biri, bir acı, bir üzüntü yaşadığında, diğeri de  bunu hisseder ve yaşar. Peki bu  laboratuvarvari  simülasyon olayı nasıl yapılmaktadır? Beyin kontrolü için kullanılan  en etkin yöntem, mikroçiplerdir. Mikroçipleri kişilere  genelde  zerk edilerek, enjektör vasıtasıyla  aşı olarak yapılır.

Yapılan aşı, görünüşte normal bir aşıdır, örneğin grip aşısı gibi. kullanılan mikroçiplerin çapı 5 mikro milimetredir, bunun ne derecede büyüklük olduğunu merak ediyorsanız, bir örnek vermemiz umarım yeterli olacaktır: başınızda bulunana saçınızdan bir tel alın ve bakın, bu saç telinin çapı 50 mikro milimetredir. Yani enjekte edilen mikroçip, elinizde tuttuğunuz saç telinin onda biri kadardır. İnanılmaz geliyor değil mi ?  Aynı mikroçipler, bir başkasına da takılır. IP numarası aynıdır. “ Yönetmen “adı verilen kişiye de  takılan çip ne yaparsa ne konuşuyorsa aynısı, seçilen kişiye ,çeşitli yollarda iletilir. Kişi kendini bir anda mesih ilan edebilir. Veya dünyayı kurtaran kurtarıcı olarak görebilir. Bu kişiye göre değişir. Bu nasıl olur? Bu, RMS teknolojisi kullanılan bilgisayar operatörleri tarafından uygulanır. Bu tekniğin uygulandığı birkaç kişiyi örnek olarak verirsek ki ne kadar etkili olduğu anlaşılır. Bir gün bir adam , kendine tanrı tarafından vahiy geldiğini ve Hz. Meryem’in ,kendine görünerek  Fatima’nın sırrını söylediğini iddia eder. Ve yeryüzünde düzenin sağlanması için, Tanrılık iddiasında bulunan Deccal’in öldürülmesi gerekmektedir. Bu Tanrılık iddiasında bulunan  Deccal ise Vatikan’daki Papa’dır. Halbuki Papa’nın hiç böyle iddiası ve söylemi bulunmamaktadır. Papa vurulur. Suikastın ardından, kullanılan denek, kendini Mesih ilan eder.

Bu denek ,Mehmet Ali Ağca’dır. Bir diğeri ise, kendini İslam mücahidi olarak gören  İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu’dur. Mirzabeyoğlu’nu kendi  istekleri biçimde yönlendiremediler. Zira hesap etmedikleri bir ayrıntı vardı. Mirzabeyoğlu, bağlı olduğu din icabı gereği,  günde beş vakit namaz kılmak için beş defa abdest alıyordu. Bu detay için, günümüzde henüz teknolojik  bir teknik ve yöntem geliştirilememişti. Onu için bir diğer alternatif yöntem kullanılmıştı. Kullanılan bu yöntem ,ses ve görüntü nakil yöntemi olan medya teknolojisiydi. Gönderilen elektromanyetik görüntü dalgalarıyla, kişinin halüsinasyonlar görmesini sağlamak ve sonik ses dalgalarıyla,  kişinin beyninde ikinci birini konuşturarak, kişiye istem dışı hareketler ve faaliyetler yaptırmak. Bunlar günümüzde; “altıncı his kuvveti” “kalbe rahmani ve şeytani vahiy gelmesi” diğer bir söylemle de “ cinnet geçirme vakası” diye tabir edilmektedir. 

Mirzabeyoğlu, belli aralıklarla halüsinasyon görmektedir. Gönderilen bu telkinlerde , kendisini öldürmesi veya kendini öldürtecek şekilde bir operasyonel faaliyete girişmesi söylenmektedir. Fakat Mirzabeyoğlu, kendisinin bile farkında olmadan, bu illüzyonist saldırıdan minimum düzeyde kendisini korumakta ve kurtarmaktadır. Bu koruma kalkanı , bahsettiğimiz , günde beş vakit kılınan namaz öncesi alınan abdesttir.  Abdest alımında uygulanan hareketlerden birisi olan , ıslatılmış elin ters tarafı ile ensenin ıslatılması işlemidir. Ensenin ıslak tutulması veya nemli tutulması , dışarıdan gelen manyetik dalgaları geri çevirir. Bu, tıpkı şuna benzer ; aynı kutuptaki iki mıknatısı yan yana koyarsanız birbirini iterler. Ense, bütün dalgaları ışınları, alır. O  yüzden enseyi daima ıslak veya nemli tutmakta fayda vardır.  Kamuoyuna  açıklanan  bir mikroçip olayı ise şöyle açıklanmıştı. Amerika’nın önde gelen gazetelerinden  Washington Post gazetesinin ,   1995 Mayıs’ındaki bir haberinde; İngiltere Kraliyet Tahtı’nın Veliaht Prensi William’a, 12 yaşındayken bir çip takıldığı yazıyordu. Suikastlar sadece teknoloji kullanılarak  yapılmaz.  Kullanılan en etkili  yöntem , yüzyıllardır kullanılan  kadim bilgilerdir. Bunlar arasında zehir, sıkça kullanılmıştır.

Zehir kullanma yöntemi, en son Türkiye   Cumhurbaşkanlarından  8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal olmuştur. Bir diğer ise silahlı saldırı, bunu son örnekleri ise, iş adamlarından Özdemir Sabancı ve Gazeteci Hrant Dink’tir.     Bir diğeri de çeşitli kazalardır ,bu kazalar trafik ve uçak olarak yoğunluktadır. Bunu örnekleri ise, birden fazladır. Bir iki örnek vermek gerekirse ; Abdullah Çatlı, Muhsin Yazıcıoğlu , Eşref Bitlis gibi . Bir de en tehlikeli suikast çeşidi vardır ki o da toplumsal cinayetlerdir. Bu cinayetler, bir ülkeyi karıştırabilir, iç isyana sevk edebilir, iç savaşı tetikleyebilir, ülkede darbeye yol açabilir, hatta daha vahimi olan, dünya savaşını patlatabilir.  İstanbul Taksimde’ ki  1 Mayıs kutlamalarında işlenen suikastlarda, Türkiye’de darbe oldu. Prens Ferdinand’ın öldürülmesi sonucu ise  II. DÜNYA Savaşı patlak vermişti. Bu konulara , ileri de kısa kısa olsa da biraz değineceğiz.  Cinayetler, genelde terörist gruplar tarafından işlenir diye bilinir, halbuki cinayetlerin hepsi, istihbarat servisleri tarafından  veya “derin devlet” diye bilinen gruplar tarafından yaptırılır. Suikastların en ilginci ise  de Türkiye’de yapılan cinayetlerdir. Cumhuriyet’in kuruluşu yıllarında işlenen ve bugüne denk yapılan cinayetler, yaklaşık yüz yıldır  hiçbir şekilde aydınlatılamadı  ve aydınlatılmayacak da. Bu cinayetlerin perde arkası, birileri tarafından iyi bilinmektedir. Ama sırlar, bilen kişiyle beraber ya mezara gidecek ya da “sağır oda” ya hapsedilecektir. (Devam Edecek) 

Bu konuda 2006 yılında dizi film de yapıldı ve toplam 35 hafta devam etti. İşte SAĞIR ODA dizisi.

Sağır Oda

(2006 - 2006)

Yapım :2006 Türkiye

Yapım şirketi :TIMS Productions

Yapımcı :, Cüneyt Özdemir

Yönetmen :, Onur Tan

 

Sağır Oda; 2. Dünya Savaşı'nda Adolf Hitler toplama kamplarında Yahudilerden aldığı altınları eritip külçe haline getirtir, daha sonra savaşı kaybedeceğini anlayan Naziler altınları korumak için güvendikleri insanlara emanet ederler. Bunlardan biri de Türktür. Dizide altınların Türkiye'de olup olmadığı Kırımlı ailesinin etrafında işleniyor.

* Aras Dağlı (Orhan Kılıç): Afganistan' da bir süre tercüman olarak çalıştıktan sonra Türkiye' ye gelip özel istihbaratta çalışmaya başlamıştır. Aras Dağlı fedailer adlı bir örgütün peşinden koşarken Nazi altınlarının Türkiye' de olup olmadığıyla ilgili bilmecenin içine girecektir.


* Duruşah Kırımlı (Çağla Kubat): Kırımlı Ailesi' nin büyük kızıdır. Dizinin baş karakterlerinden olan Duruşah Amerika' da yüksek lisans yaptıktan sonra Türkiye' ye dönmüştür.


* Girayhan Kırımlı (Mahir Günşiray): Kırımlı kardeşlerin en büyüğüdür. Kırımlı Holding' te baba Afşar Kırımlı' dan sonra en yetkili isimdir. Babasıyla sık sık tezat düşen Girayhan' ın holdingin geleceğiyle ilgili önemli projeleri vardır. Beş yıl önce babasının ayrıldığı Hançer Birliği'nin lideri olmuştur. Hedefi,bir Türk-Germen İmparatorluğu kurmaktır.


* Afşar Kırımlı (Engin Cezzar): Kırımlı Ailesi' nin babası Afşar Bey' in kendisine has zevkleri vardır. Bunlardan biride koleksiyonculuktur. 2. Dünya Savaşı' nda Yahudiler' den toplanan ancak çok değerli olduğu için külçe haline getirilmeyen hanedan aynası da koleksiyonundadır. Ancak oğlu Girayhan banka kurmak için aile dostları Yahudi Mois' ten kredi alırken karşılığında hanedan aynasını vermiştir. Afşar Bey kendisi için çok değerli olan hanedan aynasını ele geçirmek için her yolu denemektedir. Bunun için özel teçhisatlara sahip profesyonel bir ekibi de vardır.


* Sitare Kırımlı (Arsen Gürzap): Ailenin annesidir. Kırım' da doğdu. Hat sanatıyla ilgilenir. Tasavvuf eğitimi almıştır. Abisinin de bir dergahı vardır, dini sohbet ve tasavvuf müziği için eğitim vermektedir.

BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Kaynak: 
http://www.oncevatan.com.tr/metafizik-istihbarat-savaslari-uzaktan-ses-ve-goruntu-gonderilerek-yapilan-suikastler-bolum-1-makale,41102.html

Şimdi de SAĞIR ODA neye denir onu anlatalım.

SAĞIR ODA TEKNOLOJİYE YENİK DÜŞTÜ (ÖZEL HABER)

·

Sağır oda teknolojisi, insan bedenine yenik düştü.

Ar-Ge Uzmanı Yazılım Mühendisi Ümit Torun, havaalanlarındaki üst düzey güvenliği bile sollayan bu özel mekanın bile dinlenebilir yöntemini, “Sağır oda sadece teknolojik cihazlara engel teşkil ediyor. Vücut içine yerleştirilen implantlar, kayıt cihazlar var. İmplant yöntemine gidildiğinde yine de dinlenme imkanı mevcut” sözleriyle açıkladı.

İzmirli Ar-Ge Uzmanı Yazılım Mühendisi Ümit Torun, ‘sağır oda’ uygulamasını yorumlandı. Resmi kurumların, iş adamlarının, politikacıların ve istihbarat örgütlerinin en temel güvenlik tercihi arasında yer alan sağır odanın fizibilitesine yönelik açıklamalarda bulunan Torun, sağır odanın dinlenebileceğini de öne sürdü.

SAĞIR ODA NEDİR?

Sağır odanın; içeriden ve dışarıdan bilgi sızması, veri akışının önlenebildiği, her türlü ses dalgasından ötelenen bir mekan olduğunu dile getiren Ar-Ge Uzmanı Ümit Torun, şöyle konuştu:

“Sağır oda her türlü elektronik aygıttan arındırılmış basınç filtresi olan yani ses sinyalinin odadan dışına çıkmayacağı şekilde bir güvenlik önlemi alınmış aynı zamanda camı ve penceresi olmaması gereken olursa riskin çok büyük olduğu bir yerdir. Orada dinlemeyi yapacak aygıtın teknik yapısına bağlıdır. Tamamen kapalı ses sinyallerinin basınçla izole edilmiş bir halidir. İzolasyonda yalıtımı engelleyen ses sinyallerinin odanın dışına çıkmayacağı materyaller kullanılıyor. İllaki bir pencere olacaksa camlar karbon filtreler, karbon boya ile elektro manyetik sinyallerin dışarı çıkmaması için örneğin böcek yerleştirilirse onun sinyali dışarı çıkmasın diye.”

SAĞIR ODA NASIL DİNLENEBİLİR?

Ar-Ge Uzmanı Ümit Torun, söz konusu özel tasarımlı odaların gelinen teknoloji ile dinlenebileceğini bunun da sağlık sektöründe çeşitli yaşamsal aktivitelerin kontrol altında tutulduğu cihazlarla sağlanabileceğini öne sürerek şöyle konuştu: “Bana göre ortamda tam güven duyulmuş bir kişinin ortama erişimi ile yapılmış bir kayıt olduğu için sağır oda uygulamasına gidilse de o kişi yine tam güven duygusu ile o odaya girer ve üzerinde siz böcek ya da bir elektronik aygıt araması yapsanız da bulamayacağınız şeyler olabilir. Sonuçta implant olarak vücut içine yerleştirilen dinleme ve kayıt cihazları var. Bu şekilde bir durum söz konusu olursa sağır odaya girildiği takdirde tespit söz konusu olamaz."

Oldukça ince bir güvenlik ayarından bahsettiklerini anlatan Torun, "Örneğin havaalanlarındaki yoğun güvenlik taramasından örneğin gözlüğünüzle ya da ayakkabı altınızdaki birkaç çivi ile geçebilirsiniz. Üç - beş çivi olabilir ama elektronik kompanatlar bir çivi bir metal kadar algılanabilir değil. Onların boyutları da çok küçük olduğu için algılaması çok zor. Sağır oda sadece teknolojik cihazlara engel teşkil ediyor. Ama implant yöntemine gidildiğinde yine de dinlenme imkanı mevcut” dedi.

“TRİBÜNDEKİ FISILTIYI DUYMAK MÜMKÜN”

Ortam dinlemelerindeki en önemli meselenin ‘güven’ teşkili olduğunu dile getiren Ümit Torun, “Çok yakın mesafelerde yapılır. Ortam dinlemesinde en büyük sıkıntı güven meselesi. Ortamı bir kişinin üzerindeki aygıtla kayıt altına almak oldukça yüksek. Bugünkü zaman diliminde artık vücut içine yerleştirilen implantlar, kayıt cihazlar var. Bu şekildeki elektronik cihazlar geliştirildi daha çok medikal alanda kullanılması için ama bunların istihbarat birimleri içinde kullanılan şekilleri var. Burada bir insan faktörü var. Neticede bir insanın teması ile cihaz yerleştiriliyor. Ancak insan faktörünün kurgulanmayacağı dinleme yöntemleri de var. Lazerle dinleme. İkincisi eğer ortamda bir basınç yalıtımı ortamı yoksa ses sinyalinin kesileceği mesela açık havada bu ortamdaki konuşmalar dinlemeler olabiliyor. Bugünkü teknolojide dinlenmesi mümkün olmayan bir ortam ya ses görüntü sinyali hiçbir zaman kaybolmaz. Ortamdaki gürültünün seviyesinin altına inerse o sinyal o zaman biz buna dinlenemez diyoruz. Dinlemeyi yaptığınız aygıtın ne kadar gürültüye duyarlı olduğu o gürültüyü ne kadar baskılayabildiği ile alakalı. Bir futbol sahasında tribünlerde iki kişi arasında fısıltı ile konuşulan diyaloglar dahi dinlenebilir” diye konuştu.

“BİRÇOK DİNLEME YÖNTEMİ VAR”

Ar-Ge uzmanı Yazılım Mühendisi Ümit Torun, dijital ortamda birçok dinleme yönteminin mevcut olduğunu ve kullanılan teknolojik aygıtların kapasitesine göre de verimliliğinin farklılık gösterdiğini açıkladı. Legal ve illegal dinlemelerin yapıldığı dinlemeler ve çalışma şekillerini açıklayan Ümit Torun, şunları söyledi: “Ortam dinlemesinde kullanılan aygıtlar kişilerin üzerlerinde ve algılanması oldukça zor olandır. Diğer yandan telefon dinlemeleridir. Bugünkü şartlardaki dinlemeler GSM ya da 3G ya da kriptolu olsun olmasın pasif izleyicilerle dinlenebilir ya da aktif ve sahte baz istasyonları kullanılarak yapılabiliyor. İstihbarat örgütleri ya da başka büyük organizasyonlar pasif dinleme yöntemlerini kullanıyor. Tespiti ve algılanması çok zor.” Küçük boyutlara varan aygıtlarla bir şehirdeki tüm dinlemelerin kayıt altına alınabileceğini aktaran Ümit Torun, sözlerine şöyle devam etti: “Çok küçük boyutlarla yani en fazla 30 cm ile 40 cm boyutlarında değiştiğini bir küçük bir aygıt o şehirdeki tüm görüşmeleri telsiz, cep telefonu, 3G, wifi ve bluetooth gibi hava trafiği bunların hepsini farklı lokasyondan alıp bu lokasyonda taşıyabilir.”

Kapalı ortamlarda dinleme girişiminde enerji sağlandığı sürece en çok ‘böcek’ yöntemine başvurulduğunu açıklayan Ar-Ge Uzmanı Ümit Torun dinleme ve dinlenme işlemlerinin açık hava ortamında da gerçekleşebileceğine dikkat çekti. Dış ortamlarda sokağın ortasında dahi dinlenilebileceğini anlatan Torun, şöyle konuştu: "Örneğin sokakta bir reklam tabelası üzerine bir aygıt yerleştirirsiniz o bölgedeki kriptolu kriptosuz telefon görüşmeleri, internet trafiğini o lokasyondaki telsiz görüşmeleri daha uzak bir lokasyona transfer edebilirsiniz. Kriptolu telefonların biraz dinlenmesi meşakkatli. Ama eğer gerekli bilgisiyar alt yapınız mevcutsa saniyeler içinde kırılması da mümkün.”

MONTAJ NASIL TESPİT EDİLİR?

Torun, kayıtların montaj olup olmadığının tespitine yönelik gerçekleşen diyaloglarda arka fondaki ses dalgalarına işaret etti. Tespite yönelik bilgi paylaşımında bulunan Ar-Ge Uzmanı Torun, şu konulara dikkat çekti:

“Telefon dinlemelerinde montaj yapısını ele alırsak aslında arka planda devam etmeyen hiçbir gürültüyü kullanmıyorsunuz. Temiz bir görüşme diyalog içerisinde geçiyor. Ama gerçek bir ortam dinlemesi ise sürekli tekrar eden bir bilgisayar fanı, klima rüzgar sesi bu görüşmenin tamamında devamlılık gösterir. Montajda iki kişinin görüşmesine aynı anda söze girme modunu sağlayamazsınız. Refleks olarak ortaya konan bir durumdur.”

ALMANYA VE TAYVAN ÖNDE

Ar-Ge Uzmanı Ümit Torun, dinleme cihazlarında en çok Almanya ve Tayvan’dan rağbet olduğunu söyleyerek konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Biz aynı zamanda cihazları üreten ve beyin takımı olanlarız. Yurt dışında bu cihazlara özellikle Almanya ve Tayvan’dan rağbet var. Farklı Ortadoğu coğrafyalarıyla bağlantılarımız var.”