• MK ULTRA PROJESİ /// HAKAN YILMAZ ÇEBİ : "Öcalan CIA ve MOSSAD’ın telegramında"
  • Yayın Tarihi : 22 Şubat 2018 Perşembe
  • Kategori : TELEGRAM


Toplumu Aydınlatma Hareketi Başkanı Hakan Yılmaz Çebi’den gündeme bomba gibi düşecek açıklamalar…

Kozmik istihbarat nedir? Zihin kontrolü mümkün mü? Fitne gazı nedir? Komplo teorisi üretim merkezleri nasıl çalışır?

Toplumu Aydınlatma Hareketi başkanı Hakan Yılmaz Çebi, bu konularda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Akit’ten Amet Can’ın, Çebi ile gerçekleştirdiği ve bir kısmı bugünkü Akit’te yayınlanan röportajın tamamı şöyle:

Toplumu Aydınlatma Hareketi başkanı Hakan Yılmaz Çebi kimseye eyvallahı olmayan mütevazı, yiğit bir halkbilimci… Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Halk Bilimi bölümünü bitirmiş bir araştırmacı… Onunla konuşurken heyecanını, coşkusunu, etrafına yaydığı pozitif enerjiyi yoğun bir şekilde hissediyorsunuz… Zeki ama lafcambazı değil… Heyecanlı ama ukala değil… Canayakın ama laubali değil… Mistik ama derviş değil…

Çebi ile Kozmik istihbarat, Zihin Kontrolü, fitne gazı,komplo teorisi üretim merkezleri başta olmak üzere bir çok metafizik konuyu konuştuk..

- Fitne gazı diye bir gazdan bahsetmiştiniz. Ne tip etkileri var ve nedir bu gaz?

İnsanlar içindeki alınganlığı ve kindarlığı da artırıyorlar. Duru, net bir bakış açısını kaybettirip meraklı, karmaşık, med cezir güzergahında kıvranan bir toplum oluşturmak istiyorlar.

- Bu gazın bir makinesi mi var?

Türk hava sahasına giren bazı uçakların podlarıyla insanların yapılarına göre kodlarla bir takım gazlar üretiyorlar. Bu konuda Türk hava kuvvetlerinde çalışmış ilim adamları da bana zaman zaman mesaj gönderiyorlar. Hatta bunların daha teknik isimleri var. Fitne gazı derken yani sinir gazı gibi bir şey bu.

- Ne tip rahatsızlıklar veriyor ?

İnsan aklını uyuşturan, insanların düşünsel mekanizmalarını yavaşlatan gazlar bunlar. Bu gazların teknik isimleri de var. Toplum içinde sinir, gerginlik, algıda yavaşlama gibi tesirler oluyor. Mesela kokular... Bazı kokular insanda cinsel güdüleri harekete geçiriyor ve bazıları ise daha dingin bir hale getiriyor. Yani parfümlerde bile şu hissi uyandırır diyor. Aynı bu parfümler gibi bir takım kimyasallar da insanları panik atak yapıyor. İnsanlık tarihin en büyük panik atak devrini yaşıyor. Bu şekilde giderse önümüzdeki yıllarda bakkallarda bile antideprasan satılacak.

- Tahrik içerikli parfümlerin içinde bir miktar fitne gazı da var mı?

Kozmetiklerin içinde var, bir de havaya salınanları var bunların... Kimyagerlere sesleniyorum onların işi bu... Hangi parfümün içinde insanları bulanıklığa sürükleyen maddeler, alınganlığı tetikleyen hangi kimyasallar var bunları araştırsınlar. Mesela bir kahve var bu kahveyi içtiğinde kadının cinsel dürtüleri artıyor ve sizi reddedemiyor diye reklam veriyorlar... Bakın tehdidi çok tabii bir şekilde sunarsanız insanlar onu cazip bir şey sanırlar...

- Bu ne anlama geliyor?

Bir takım sapkın ruhlu adamlara mesaj veriyorlar bu reklâmlarla... “İşte Türk filmlerinde gazozun içine atılan ilacı sana legal yoldan sunuyorum” mesajı veriliyor... Şeytan “ben onların kulaklarına üflerim” diyor. Yani şehevi duyguları tahrik ederim diyor... Şu anda şeytanı taklit ettiriyorlar onun vazifesini yaptırıyorlar.

- Kozmetik dünyası şeytanla görev paylaşımı mı yapıyor?

Evet, şeytan bir yandan metafizik olarak nasıl insanın içindeki öfke, hırs, gazab gibi duyguları tetikliyorsa bu tip manyetik alanlarla şeytanın görevi teknolojik olarak da yerine getiriliyor. Temiz havayı almak için temiz alanlara gidiyorsunuz. Sizin bu alanlarınızı kuşatmaya çalışıyorlar... Bulunduğunuz yerde manevî bir hava değil şehevi bir hava oluşturmak istiyorlar. Şehvet ellerindeki en çok kullandıkları tüketim malzemeleri.

-Bu pazılın bir parçasını bile kaybetseniz sonuçta o resim eksik kalacak…

Benim işim bulduğum parçaları yerli yerine koymak…

-Bu sorumluluğu size birileri vermiyor ama siz kendi kendinize çok ağır sorumlulukların altına giriyorsunuz…

Hamama giren terler. Bakın daha önce Türkiye’nin fay hatlarının tetikleneceği ve deprem silahlarının kullanılacağıyla ilgili olarak bir gemiden bahsetmiştik. Şimdi bir bilgi daha veriyorum. Özellikle bu dönemde İngiliz ve Britanya orijinli yaşlı İngiliz karı kocalara dikkat… “Almışını yetmişini devirmiş bunlardan ne olur” diyip hafife alacağımız insanların Türkiye’deki kritik noktalarda ve şehirlerdeki gezilerini Türk istihbaratı birimleri dikkatle incelesin. Çünkü turist kılığında bir çok ajan ortalıkta geziyor.

-Dünyanın bir çok ülkesinde ezilen halklar için direnen legal ve illegal yapılanmalar var. Sizce Türkiye’den bu vahşi kapitalizme karşı direnişi başlatacak bir hareket çıkar mı? Yani klasik sol mantığın dışında İslami duyarlılığa sahip devrimci bir hareket?

Anarşizme çok dikkat etmek lazım. Bu hareketlerin çoğu dolaylı veya dolaysız bir şekilde anarşizme hizmet etmektedir.

-Öfkeli halkların hakkını savunan her birey sizce anarşist midir? Ebuzer Gıffari’de halkların hakkını savunmuştu…

Haşa… Ebuzer Gıffari hazretleri Hz. Ali’nin en yakınlarındandı. Onun yolunda paspas olmak bile büyük bir rütbedir. Lütfen söylediklerime dikkat edin ben bu hareketlerin hepsi anarşizmdir demiyorum.

-Ne diyorsunuz?

Dolaylı yoldan bazen bu yapıların içindeki insanlar kendi kontrolleri dışında farklı mihrakların yönlendirmeleriyle anarşizme kayıp şiddet eylemlerinin dozunu yükselterek masum halka zarar veriyorlar. Bir yerde bir hakkı savunurken anarşizmin kucağına düşmemek lazım. Hepimizin muzdarip olduğu cemaatleşmelerin belli bir süre sonra holdingleşmesi ve siyasete karışmasının olumlu ve olumsuz olduğu harbi yönler var. Bunları sosyalist bir dille analizlerle verilerle raporlayıp tedavi edebiliriz. Yoksa bunlar anarşizm dediğimiz sokak eylemleriyle ve mevzularla çözmeye kalkarsak başkalarının kullanabileceği bir yapıya döner.

-Nasıl bir önlem almalıyız?

Dikkat etmemiz lazım. Şu an hükümetimize de çok temiz ehil ve manevi gözü açık danışmanlar tarafından sürekli raporlar gidiyor. Yani yüzyüze birebir görüşmelerde hakkaniyetle doğrular ve yanlışların karnesi çıkarılmış durumda. Şu an başbakanımızda bu mahşeri hesaba değer verecek bir insan. Gördüğünüz bir yanlışı müsbet yollarda ifade ettiğinizde kale alınıyor.

-Peki Hidroelektrik Santraller, nükleer santraller, termik santraller ve baz istasyonlarını protesto eden insanları neden kimse dikkate almıyor?

Bu tip manüplasyonlarda var. Daha nükleer santralin ne olduğunu bilmeyen halka değişik birkaç tane kötü örnek verilip işte gerçekten uzmanların anlattığı tarzda bilgilerde var. Bakın bu konular uzun mevzu.

-Yani o protestoları yapanların hepsi cahil mi?

Hayır fakat dikkat edin işin ehli bir profesör çıkıp da konuyla ilgili ciddi bir şeyler söylemiyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Tayyip beyin söylediği gibi devleti yönetmek bakkal yönetmeye benzemez. Siz o insanların bunları düşünmediğini mi zannediyorsunuz? Bu mevzuları gerçekten bilen ilmi yeterliliği olan sağlıklı insanların konuşması gerekiyor. Bir şeye karşı olduğumuzda sokaklarda bağırarak çağırarak hakaret ederek cam kırarak halkın bindiği otobüsleri molotoflayarak değil yanlışları sebepleriyle birlikte raporlayarak yetkili mercilere sunduğunuzda sizi dikkate alırlar.

-Siz uyarıyor musunuz?

Evet ben bizzat buna verdiğim raporlarla ve uyarılarla şahidim.

-Ne değişti halen Nato’dayız?

Sihirli değnekle dokunmuyorsunuz. İnanın bu yönde işin meyvelerini de almaya başladım. Bence bu yöntemi kullansınlar. Zamanında Avrupa birliğinin bir haçlı birliği olduğunu söylediğimizde, bizi almazlar dediğimizde şovenist yaklaşıyorsunuz diyen yapı bir süre sonra bu verilerin sonucunu gördüğünde sizi dinliyor. IMF’nin Dünya Bankası’nın Türkiye’ye ne gibi planlar hazırladığını genetik olarak hibrit tohumunun nasıl oluşturulmaya çalışıldığını anlattığınızda ilk başta sizi algılayamayan yapı bu verilerin sağlamlığını ifade tarzınızın müspetliğini görünce dikkate alıyor. Ortak noktada insanlık âleminin gelişimi için fikirlerinize değer veriyor. Birbirimize düşmeden ortak veriler üzerinden Türkiye’ye faydalı olabilmenin yollarını bulmalıyız aksi takdirde düşman sevindirmekten öteye gidemeyiz.

-Pasifist anarşistlerin kullandığı bir yöntem olan boykota ne diyorsunuz ? Terör devleti İsrail’in son dönemdeki krizden hareketle Fransa’nın ve emperyalist ABD’nin mallarının boykot edilmesi tarzındaki bir reflekse ne diyorsunuz?

Bu tip boykotların her zaman yanındayım. Boykotları kesinlikle destekliyorum. Boykotlar ekonomik savaşın en güçlü silahıdır ve halk olmanın şuurudur. Halk nedir? Milli güvenlik dersinde halk “milletin otoriteleşmiş hali” yani bir vücut gibi bir erdemli hali. Zararlısını faydalısını otomatik olarak savunmasını taarruzunu ayarlayabilen nitelikli bir millet topluluğu demektir halk. Nitelikli halk sivil toplum örgütleriyle olamıyorsa bile şahsi olarak insanların saygı duyacağı bir metotla hizmet metoduyla düşüncesini açıklar. Eski topluluklarda olduğu gibi yakarak yıkarak, Kadıköy meydanında çiçek kopararak, dükkânlara zarar vererek hakikat anlatılmaz. Büyüklerin bir sözü var “hayrın anlatımı şer metotlarla olmaz” Bizimde şahsi olarak bir boykot tarzımız var. İlmi, ahlaki ve fikri bir zenginlikte olması lazım boykotun. Boykot kültürü çok önemli bir kültürdür ama bir boykot kültürü olarak yaşatıldığı sürece… Yoksa olay anarşizme gider.

-Ben sorularımda anarşizmi felsefi manasıyla entelektüel bir başkaldırı disiplini şeklinde yöneltiyorum.

Hayır. Entelektüel anarşizm olmaz. Anarşistin de entelektüeli olmaz. Anarşist maneviyatçı kutsal bir tarz değildir.

-Proudhon’un söylediği gibi “Mülkiyet hırsızlık” mıdır?

Ben Proudhon’un ne dediğine bakmam Peygamber efendimizin ne dediğine bakarım. Yığmacı, paylaşmayan, üretime sokulmayan her sermaye nitelikli veya niteliksiz gasptır. Vakıf kültürü önemlidir. Yani malı elde tutmama infak etme birleştirme, paylaştırma kültürünü yani vakıf kültürünü yaşatmak lazım. Biz bu konuda gazeteci olduğum yıllarda o tehlikeyi düşündüğüm için bu yönde bir çok haberim manşet oldu. Bunlardan biride “Türkiye vakıf kültürüne geri dönmelidir”di.

-İhsan Eliaçık ne demek istiyor?

Lütfen ben şahıs üzerinden gitmem. Bana şahıslar üzerinden sormayın.

-Peki sizinde “bak bunlar çok önemli fikirler” dediğiniz şeyler yok mu öteki tarafta?

Allah Resulu bize Müslümanca bakış açısını vermiş zaten. Onu niye ötede beride arayacağım ben. Ehli sünnet, Ehli beyt ve müctehid imamların çizgisinde bir bakış açımız var bizim. Hayatın iktisadi, ferdi ve hatta rüyalarımıza bile baktığımızda bir mizanımız vardır. Bu mizan nedir. Kuran, sünnet, icma ve kıyas…

-Prens Sabattin, Nurettin Topçu tarzı milliyetçi sosyalist bir yaklaşıma ne diyorsunuz ?

Müslüman zaten sosyal olan insandır. Bunu birilerinin dünyevi izimlerle terimleri ağdalaştırmasına gerek yok. En büyük sosyal adaletçi peygamber efendimiz. Hangi sosyalizme inandığını söyleyen kişi efendimiz gibi kuru bir hasırda yatmış. Sosyalistler bu işin edebiyatını iyi yapıyor. Kisra’lar Onu ziyarete geldikleri zaman kendilerini tabiri caizse hizmetçi zannetmişler. İşte en büyük sosyal adaletçi efendimizdir.

-Telegram konusuna gelelim. Ünlü düşünürlere de dünyanın her tarafında telegram işkencesi uygulanıyor. Türkiye’de de avukatları Salih Mirzabeyoğlu’na bu işkencenin uygulandığını söylüyor…

Evet bazısını hücreye sokarsınız rahat uygularsınız bazısına ise uzaktan uygularsınız.

-Telegram nedir ve ne şekilde uygulanır?

Dogmatik, büyüye ritüele dayalı eserlerde gram bir şeytanın adıdır. Demon dediğimiz 72 tane şeytan isimlerinden biri de paradır. ATM şeytanın oğullarından birinin ismidir. Sizin ekonomik ve sosyal hayatınıza onlar kendi kelimelerini koyarak bir telegram uyguluyorlar.

-Bonus ne anlama geliyor?

Bonus 1800’lerin sonunda yaşamış bir Amerikalıdır ve Santoloji tarikatına mensuptur. Kıvırcık saçlı bir adamdır. Bunlar sosyal ekonomik hayatımıza tesirleri, tılsımları, hipnozları etkili olsun diye kendi isimlerini veriyorlar.

-Tekrar Telegrama dönersek…

Evet Tele ne demek irtibat bir elektriksel akım gram ne peki şeytan. Ne yapmışlar şeytanın elektriksel akımı. Şuasal akım…

-Nasıl kullanıyorlar bu akımı?

Üç türlü kullanıyorlar. Metafiziksel olarak resim ve büyüyle… Resminizi karşılarına alırlar ya da bir heykelinizi yaparlar. Ya da bir bebek tasvirinizi yaparlar onun üzerine çeşitli teknikler uygularlar. Aslında manyetik bir işkence metodudur bu uygulama.

-Bu işkenceye maruz kalanların tepkileri nasıl?

Zihin kontrolünde vücudun bazı bölgelerinde ağrılar, farklı halüsinasyonlar ve bir takım varsayımlar, vehimler gördürtebilirler. Bunun yanında Lizerjik asit dietilamidi kısaca LSD dediğimiz kimyasalın gösterdiği etkilerle Telegram işkencesinin etkilerini birbirine çok benzer.

-LSD nasıl bir etki yapıyor?

Bilinçte aşırı hareketlenme, algı bozukluğu gibi durumlar Telegram’ın LSD kanalıdır. Bakın h... (ilacın ismi bizim tarafımızdan sansürlenmiştir) diye bir ilaç kullanılıyor. Bu ilaç hipnozda zihin kanallarını uygun hale getiren bir uyuşturucu. Prof Dr. Nurullah Genç’in de bu konuda harika bir makalesi var. Orada bir takım insanların yiyeceklerine içeceklerine bu ilaçlarla tesir edilip zihnini savunmasız bırakıp telkine açık hale getirdikleri şeklinde… Telegram sinir sistemini oluşturan nöronların düzenli çalışmasını bozar. Üzerinizde şefaf bulutumsu bir tesir bırakır. Manyetik sinyallerin ve üfürmelerin sizi yönlendirdiği bir tesis sahası var. Birde radyo frekansları ve cep telefonlarıyla gönderilen negatif algı oluşturan kozmik sinyaller var. Etrafta bir cemır olsa ne olur? sizin şu anki kayıt cihazınızı keser, cep telefonunuzun sinyalini bozar.

-Var mı sizde de cemır?

Benim ihtiyacım yok cemıra… Söylediklerimi her ortamda hiçbir şekilde ezip büzmeden söylerim.

-Bir şey ne kadar ortadaysa o kadar dikkatten kaçar değil mi…

Eyvallah… Dikkatten kaçar, çünkü dikkat kaçana yöneltilir göz önündekine değil…

-Telegramla cemırın ilişkisinden bahsediyordunuz…

Cemır nasıl kayıt cihazlarını kesiyorsa Telegram da beyninizin irtibat sinyallerini kesen bir teknolojidir. Radyo dalgaları gibi beyin frekanslarını tespit etmeye çalışıyorlar. Ünlü ve zeki bir takım adamların beyin sinyallerini tespit edip bunları inceliyorlar.

-Bir sonraki aşamada ne yapacaklar bu adamların beyin sinyallerini?

Bu sinyalleri kendi yetiştirdikleri özel kişilere kopyalayacaklar… Bakın TÜBİTAK’taki intihar olaylarını dikkat edin… Geçende Erzurum’da bir rektör intihar etti. Yine bir emniyet mensubu intihar etti. Fark ediyor musunuz Telegramı artık ne kadar yoğun kullanmaya başladılar. Telegram geleceğin işkence metodudur ve şu anda test yayınını bitirmiş durumda… Aselsan’dan biri daha öldü geçenlerde… Yani Türkiye’nin kriptolarına sahip olan herkes eğer bu ilmi bilmiyorsa bu koruma kalkanı içerisinde değilse bakın belli bir süre sonra intiharların huzursuzlukların ve cinayetlerin pençesinde kalıyor. Genelde müsbet olanlar toplumu yönlendiriyorlar. Yanlışları deşifre ediyorlar. Bilim adamları, yazarlar çizerlerin içinde hakka çalışanları tercih ediyorlar. Bin tane asker elinize geçireceğinize bir tane kumandan ele geçirmeniz lazım. Çünkü bir asker bir komutan demektir. O insanı telef ettiğiniz ve sistem dışı bıraktığınız zaman arkadan gelecek yapıyı da dağıtmış olursunuz. Bunun yanında gelecek olanı da bozmuş olursunuz.

-Yani bunu öldüremedikleri için mi yapıyorlar?

Öldürebilseler öldürecekler. Bu yüzden maksimum zarar vermeye çalışıyorlar.

-Abdullah Öcalan’ında cezaevinde zehirlendiği iddia edildi sizce Öcalan’a da telegram uygulandı mı?

Öcalan’ın bakışlarına ifadelerine gözlerine baktığınız zaman CIA’nın MOSSAD’ın telegramında olduğunu hemen görüyorsunuz. Net olarak söylüyorum yakından bakıldığında Öcalan külliyen rahatsız olduğu her halinden belli. Yani kendi varlığı aslında orada değil…

-Devrimci sosyalist İslamcılar gibi kavramları uygun buluyor musunuz?

Hayır, ben metodlarını incelediğim kadarıyla uygun bulmuyorum. Müslüman bu tarz isimler kullanmadan, ayrıştırmadan, gruplaştırmadan İslami ahlak ve yaşantısıyla cevap verir. Kapitalist sermaye ile birleşmeden, yedi yıldızlı otellerde fantastik “karşı tarafla mücadele ediyorum, benim de bir eğlence tarzım var” diyerek onlara cevap verme basitliğine düşmeden bir yapı modeliyle cevap verilmesi gerekir.

-Tesettürlü bayanların bir fukaranın ömür boyu göremeyeceği kadar büyük paralarla ve Afrika’daki açlıktan ölen binlerce çocuğu kurtaracak paralarla aldıkları jiplerle gezmeleri -ki buna İslamcı erkekler de dahil- sizi rahatsız etmiyor mu?

Allah ayet-i kerimede buyuruyor; “yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz”. Bir yandan da Efendimizin mütevazı yaşamını örnek alıyoruz. Yaptığınız işlere göre belli bir giyim tarzınız olabilir. Kısaca özetlersek mülkiyet eğer insanın nefsi arzularını körüklemeye başladıysa tehlikelidir.

-Bir milletvekili maaşı 12 bin lira… Öte yandan milletvekillerine 50 bin liraya kadar şahsi bütçe verilmesine çalışılırken bugün bir maden işçisinin maaşı 700 TL. En fazla alanınki de 1100 TL…

Milletvekili 12 bin lira maaş alabilir, çünkü milletin derdiyle uğraşıyor. Ama sen işçini, memurunu, emekçinin alması gereken ücreti oradan kesip kendine yamarsan veya bakanlıklardaki müsteşar kadrolarına verirsen sorun orada başlar. Yani milletvekili 12 bin lira alıyorsa o işçinin de en az 6 bin lira alması gerekir. Memleketin gelir kaynakları tarımından, madeninden, hayvancılıktan gelir. Demek ki senin için üreten yer, seni ayakta tutacak en önemli yerdir. Yani besleyeceğin yer burası… Ama sen üreten, emek veren insanı beslemiyorsun, tam tersine bunun üzerine edebiyat yapan, siyaset yapan merkezi genişletiyorsun. O zaman kim üretim yapar?...

-Fikri alanda da bu sıkıntıyı yaşamıyor muyuz? Mesela bir profesör bugün 3,500 lira maaş alıyor, bir sanatçı(!) bir saat bir yere gittiğinde 10 bin-20 bin lira alıyor. Peki ülkenin ilim adamına verilen değer bu mu? Bir yanda bütün ömrünü ilme adamış, profesör olmuş biri, öte yanda bacaklarından başka sermayesi olmayan bir şarkıcı…

Dünyada şu anda ilme, irfana, kültüre, müsbet akla değer vermeyeceksin ki malayani üretsinler. Şeytan diyor ki; ben insanı malayani tarafa çekeceğim. İnsanlara boş, gereksiz ya da gereklilik kaleminde en sonda yer alacak işleri gündeme getireceksin ki, ilim adına ismimizi dünyaya duyuracak ilim adamlarımız duyulmasın, onlar ortaya çıkmasın.

-Kozmik istihbarat nedir?

Kafası çalışan, keşfeden insanlar sürekli takip ediliyor. Buna kozmik istihbarat diyoruz.

-Bir mülakatınızda Komplo Teorisi Üretim Merkezleri’nden bahsetmiştiniz… Nerededir bu merkez ve ne işler yapılır bu tip merkezlerde?

Bu merkezlerin en büyüğü Yeni Zelanda’da… Dünyanın birçok yerindeki ünlü bilim adamlarını bu merkez ikna ederek yerin altında büyük şeytani güce hizmet ettiriyor.

-Bu merkezler gücünü nereden alıyor?

Geçmiş uygarlıklarla gelecek uygarlıkların nabzını tutan bir güç var. Zaman zaman dünyanın para trafiğini takip eden, yönlendiren bu tarz şeytani güçlerin parayı tekellerinde tuttukları gibi zihinleri de tekelde tuttukları merkezler var.

-Zihni tekelde tutarak ne yapacaklar?

Dünyaya bir hafıza aklı vermeye çalışıyorlar. Yani bu komplo teorilerini hazırlayanların tek derdi ortak bir akıl oluşturmak. “Neyi veriyorsak onu düşünsünler” mantığı… Müziklerin içindeki ritimlerde okuduğunuz ve çok basit sandığınız bir haberde, farkına varmadığınız reklam filmlerinde, binlerce subliminal veri bilinçaltına gönderiliyor.

-Bu bir psikolojik savaş mı?

Evet, bu merkezler bir anlamda bilinçaltımızı kundaklıyorlar. Ve bunlar zaman zaman newage dediğimiz tarikat isimleriyle de insanlara şekil veriyorlar.

-Bu merkezlerin ürettiği birkaç komplo teorisinden örnek verir misiniz?

Mesela CERN dediğimiz tekniklerle boyutsal paralel evrenler adı altındaki araştırmalar, kâinatın Big Bang’le yaratılış sırrı gibi şeyler bu tip komplo teorisi üretim merkezlerinde üretiliyor.

-Bu merkezler neden Yeni Zelanda’yı seçiyorlar, dünyada başka yer yok mu?

Yeni Zelanda’yı seçmelerinin sebebi şu… Tanzimat artığı bir takım ilim adamlarına bile o dönemlerde ‘sizin fikrinize göre kuracağınız en verimli ütopya ülkesi Yeni Zelanda’ diye İngiliz sefiri tarafından bilgi veriliyor. Yani Yeni Zelanda tanzimattan beri komplo teorisinin en çok üretildiği yer… Mesela Tevfik Fikret ve yandaşlarına o dönemlerde bir hedef gösterilmiş, ‘dünyanın gözünün önünde olmayan bu tip ülkelerde komplo teorisi merkezleri kurabilirsiniz’ diye… Yeni Zelanda zaten dünyanın yukarısından bir şiş soksanız tabiri caizse altından çıkacak bir ülke… Son iki yüz yıldır yerlilerinden alınmış bir ülke… Bu ülkede uzun zamandan beri modern İngiliz dili ve yaşantısı lanse ediliyor. Gaye Yeni Zelanda’yı geleceğin ülkesi yapmak… Netice itibariyle bu ülkeyi İngiltere kraliyeti yönetiyor.

-Bu kraliyet ailesinin yaptığı başka işler var mı?

1948 de İsrail’i kuran ülke de bu kraliyet ailesidir. Bu siyonist yapının kurulmasında İngilizlerin büyük payı vardır. Buna eskilerin tabiriyle şeytan imparatorluğu da denilir.

-Nasıl gizleniyor bu merkezler ülkenin yerlilerinden?

Yeni Zelanda da koyun çiftlikleri diye görülen yerlerin altında CERN laboratuvarları var. Avustralya ve İsviçre’de de var aynısı… Çünkü Avustralya ve Yeni Zelanda birbirine çok yakındır. Fakat Yeni Zelanda daha gözden ırak olduğu için buradaki gizli merkezler daha yoğundur. Yeni Zelanda çok pahalı ve iyi takip edilen bir ülke, kolay vize alamıyorsunuz. Ve nüfusu da çok az… Yeni Zelanda aslında tüm dünya istihbaratlarının karar aldıkları, manipüle edildiği, bilgi aktarımında bulunulduğu, deniz kıyısına yakın bir gizli üstür.

-Bu komplo teorilerinin üretildiği bölgenin ismini verebilir misiniz?

Ormanlık bir alanda, ismini vermeyeceğim çalışmalar orada yapılıyor. Fiziki ve metafizik laboratuarlar burada... Dünyayı yönlendiren şeytani kraliyet burada her türlü komplo teorisini yapmaktan çekinmiyor.

-Manyetik enerji nasıl kullanılıyor?

Kâinattaki manyetik enerjiyi ve ley hatlarını kullanmanın bir ilmi var. Elif noktaları diyelim. Cebeli Tarık hattında gezen ve o bölgelerdeki hareketli fay hatlarını, iyonosferdeki yapıyı kullanarak tetikleyen bir gemi var.

-İstanbul’daki son depremlerin sebebi de o gemiler mi?

Hepsi diyemeyiz, çünkü her şey Cenab-ı Hakk’ın izniyle olur. Cenab-ı Hakk yeryüzünde maddi ve manevi bir ilim ve cihadi bir mücadele metodu yarattığı için tabiatın kanunlarını insan irad ederse, Cenab-ı Hakk da murad ederse kullanabilir.

-Nerelerde kullanılıyor bu Elif noktaları?

Yeryüzünde fizik ve metafizik bir imtihana muhatabız. Neticede bu alanda manyetik silahları kullanan Alaska’da olduğu gibi çeşitli merkezler var. Bakın İran, Amerika, Pakistan gibi yerlerde göreceksiniz, yakında depremler artacak demiştim bir tv kanalında… Bu açıklamamızdan on gün sonra İran’da bir deprem oldu ve ardından Ege, Akdeniz ve Çanakkale hattında sallanmalar oldu.

-İsrail Baharı’nda Türkiye siyonistlere karşı fırsattan istifade bir savaş politikası geliştirir mi?

Hak yolda herkesin ortak fikri aynı… Hıristiyan olsun, Musevi olsun, Müslüman olsun hepimiz dünyaya bir düzen sağlamakla mükellefiz. Yani bozgunculuk yapan unsurlara Müslüman da, Hıristiyan da, Musevi de karşı çıkmak zorundadır. Fakat bu durum birilerinin işine gelmeyeceği için muhakkak araya tefrikalar girecektir. Bir takım insanları, devletleri birbirine düşürecek sabotajlar, eylemler, suikastlar bu düzenli yapının bir araya gelmemesi için sürekli devam edecektir.

-Türkiye ne zaman müdahale eder?

Yani Türkiye bir anda Suriye mevzusunda olduğu gibi müdahale etmez. Bölge bir cadı kazanına çevrilip inançlı insanların birbirine düşürüldüğü bir döneme girersek işte o zaman Türkiye müdahale eder. Gayrı nizami harp metotlarıyla İsrail’e kimse müdahale etmez. Türkiye-İsrail savaşı tabiri caizse İslam âleminin de toparlanmasına vesile olur. Yani aklının toparlanmasına, kimin ne olduğunun da ortaya çıkmasına vesile olacaktır. Çünkü bir nevi kan bir şeyleri test edecek.

-Türkiye İsrail’e müdahale ederse ABD’de Türkiye’ye müdahale eder mi?

Artık Amerika’nın yönetimini tek olarak düşünmeyelim. Amerika belki kısa bir süre sonra kendi derdine düşecek. Bugün parça parça gördüğümüz sosyal sıkıntılar, depremler birkaç sene içerisinde çok ciddi boyutlara gelecek ve Amerika ‘ben artık bu savaşta yokum. Ben artık İsrail’in savaşını vermek istemiyorum’ diye havlu atacak.’ Bakın bunları bilerek söylüyorum. Belki de şu anda Amerika’da bazı bölgelerin valileri, başkanları bu duruma hazır da olabilir. Amerika eyalet sistemine geçecek ve Amerika’nın başına 19 eyalet devleti bela olacak.

-Amerika zaten eyalet devleti değil mi?

Yani eyaletler devlet haline gelecek, o manada söylüyorum. Eyalet olmaktan çıkacak, hepsi bağımsızlıklarını ilan edecekler. Yani Ortadoğu coğrafyasında emperyalizm ve siyonizm işbirlikçileri yalnız kalacaklar.

-Gizli propaganda yöntemleri üzerine de araştırmalar yapıyorsunuz. Bunlara bir örnek verir misiniz?

Bakın beyinde sağ ve sol loblar var. Özellikle Amerika menşeli, farklı çeviri kitaplarını inceledim. Beyninizin sağ lobunu çalıştırın diye adeta yalvarırcasına bir propaganda yapıyorlar.

-Neden sağ lob?

Beynimizin sağ lobu hayallere dayalı olan duygusal bir alanı, seksüaliteyi, güzel sanatları yorumluyor. Sol lob ise matematiksel işlemlerde mantığı kurmanıza yardım ediyor. Analiz yeteneğinizle ilgili bir alan sol lob… Yani siz hayal görme alanınızı çalıştırın, araştırmayın üretmeyin deniliyor. Bu çok sinsi bir şekilde gerçekleştiriliyor. Yanlış anlaşılmasın, sağ lob işe yaramaz demiyorum. Sol lobla olan ilişkisini biliyorum. Fakat benim dikkat çektiğim özellikle sağ loba ağırlık verilmesi... Bu konu hakkında ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor.

Sağ lobu körükleyerek romantik, duygusal, içe kapalı bir gençlik yetiştirmek istiyorlar.

-Yani içimizdeki devrimci İslam anlayışını yıkmak istiyorlar öyle mi?

Dikkat ederseniz Türkiye’de analiz, araştırma, tarihi kitap satışlarına bir bakın, bir de İslami duyarlılığı, maden mevzusunu, tarım mevzusunu, şehircilik ve mimari mevzusuna değinen kitaplara bakın. CIA’nın bir raporu var. “Biz bir yere gireceğimiz zaman oraya bir sayfayla, bir kitapla, bir gazeteyle gireriz” diyor. Bir yerde bir zihin kontrol yönetilecekse bir kitap üzerinden birine servis ettirirler. Ya kendileri yazarlar, ismini attırırlar ya da ona bir kitap yazdırırlar.

-Son yıllarda Türk toplumunu yönlendirmek için seçilmiş bir alan olan tasavvuf konusunda ne diyeceksiniz?

Evet, en fazla Kabbalistik özelliklerin alttan alta insanlara fark ettirilmeden zerk edilmesinde de bu yolu kullanıyorlar. En çok sızdıkları alan burası… Bu yüzden büyükler ‘şeriatsız marifet olmaz’ demişlerdir.

-Gayeleri ne?

Bazı şiirler ve edebi cümleleri alıp, onları yorumlayıp size tasavvuf adı altında şapla şekerin karıştırıldığı, işin edebiyatının yapıldığı, işin künhüne vakıf olunmadan, tasavvuf ahlakı yaşama geçirilmeden, sadece duygusal manada yaşayıp içinizdeki vicdan sızısını sakinleştirecekler. Yani Müslümanları ılımlılaştıracak, melankolikleştirecek, cihad kültüründen uzaklaştıracak aşk temalı konular bunlar…

-Hepsi kötü niyetli değildir.

Elbette değil… Bu konuda, yani Mevlana, Şems gibi konularda iyi niyetli olan bazı insanları da kullanarak ‘gençlik bunu okumalı buraya yönlendirilmeli’ derken gençliğin cihad ruhu nötralize edildi. “Aşk dergâh, tekke dünyasına gir” deniliyor. Caminin etrafından çıkmayan ve hayata aşki gözlerle bakan, fakat memleketinin madenlerini, yeraltı kaynaklarını, tarımını, yükselmesini yücelmesini ve siyasetini düşünmeyen, bunlara kafa yormayan, kendi iç dünyasında gezen bir gençlik oluşturulmak isteniyor.

-Bu konuda en çok yayını yapan çevreler kimler?

Kartel Medyası… Dikkat edin, yıllarca kartel medyası tarafından aşağılanan, hor görülen tasavvufi konular bir anda geniş yer bulmaya başladı. Bu konuda yazan yazarlarla röportajlar ve haberler yapıldı. “Sen suya sabuna dokunma, dünyanın gidişatı tarihi hakkında düşünme, gel bu tasavvufi konularda felsefe yap, konuş. Ben sana milyonlar da sattırırım, rahat da edersin önünde açılır.” dediler.

-Tasavvuf cihada engel mi demek istiyorsunuz?

Asla… İmam Gazali gibi Muhyiddin ibn Arabî ve Mevlana gibi değerli zatların vermiş oldukları marifet ilimleri cihad için vardır. Önce sen adam ol, sonra Bediüzzaman’ın dediği gibi iman-ı kâmil olan adam dünyaya meydan okur. Şeytani düzene meydan okunması için yazılmış bu kitaplar aslında, fakat bu insanlar tabiri caizse olayın bu bölümünü retorik manada alıyorlar.

-Kitaplarınızdan birinde deli suyu içmekten bahsediyorsunuz. Siz bu deli suyunu içtiniz mi?

Ziya Paşa’nın bir sözü vardır ‘Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Görünür kişinin rütbe-i aklı eserinde’ Şimdiye kadar yazdığımız 30 esere baktığınızda, yaptığımız gazetecilik ve televizyondaki programlarımıza baktığınızda akıllı adamın işleri mi bunlar… Karşınıza aldığınız güç bugün Türkiye’nin kurumlarının karşılarına alamadıkları güç… Biz deli suyu içtik derken bunu kripto olarak kullanıyoruz, mütevazı olmaya çalışıyoruz.

-Bahsettiğiniz konular çok cüretkâr ama…

Üveysilik dediğimiz bir şey vardır. Bizi kitaplarımızdan tanıyanlar bu kavramı hangi manada kullandığımızı bilir. Yani kitaplarımız bir bütün olarak okunduğunda bizim deli suyu derken neyi kastettiğimiz daha iyi anlaşılır. Deli suyu kavramı orada bir remizdir.

-Türkiye’deki derin yapılanma hakkında ne diyorsunuz?

Türkiye’deki derin yapılanmadan önce ben bizim derin yapımızdan, Salihler Ordusu’ndan bahsedeyim. Eğer bir devlet bu salihler yapısının gönlünü alırsa, -çünkü onlar talep etmezler talep edilirler- o zaman Türkiye emperyalizme kucak açmayacak.

-Salihler Ordusu konusunu açar mısınız?

İlham makamının pazarlıksız komutanları onlar… Eğer devletin içinden arz edilirse bu yapı inşallah harekete geçecek.

-Hareket anında ülkede büyük bir devrim mi olacak?

Dünyevi kavramlar onlar… Birazcık yaşayanlar bunların kıymetini bilirse devletin tepesine gelmiş kırklardan, yedilerden birileri gelmeye başlarsa, devletin bakanlığına ya da cumhurbaşkanlığına o toprakların ve çevresindeki her yerin yeşillendiğini göreceksiniz. Çünkü Allah’ın rahmeti onlarladır.

-Minarelerden daha uzun gökdelenler size neyi çağrıştırıyor?

Ben tuhaf olan bir şeyi ilk gördüğümde bu konuyla ilgili ayet varsa ayetlere, yoksa hadislere bakarım. Bununla ilgili ayetlere ilk baktığımda Babil Kuleleri aklıma geliyor. Çünkü bir şey hak adına Allah’ın rızasıyla mı yükseliyor, yoksa ego şişmesi, dünyevileşme, sekülerleşmeyle mi yükseliyor? Şimdi bu plazalardan hangisi bir sosyal paylaşım, bir vakıf gayesi güdüyor. Bir sohbet, kardeşlik merkezi, bir kütüphane, bilimsel konuların tartışıldığı, parlak zekâlı gençlerin yetiştirildiği plaza neden göremiyoruz? İrfanla ve kültürle mi yükseliyor bu binalar, yoksa zevkle sefayla mı? Rezidanslara baktığınızda ikinci katında bilim adamı, beşinci katında dünyanın önemli el yazmalarının olduğu, altıncı katında hoş sohbet insanların bir arada konuştukları bir yer gördünüz mü?

-Stüdyo evler yapılıyor, sanki tek yaşamayı özendirmek için?

Kesinlikle çok doğru… İnsanlar yalnız ve kendilerine stüdyo daireler bulup o dairelerle evleniyorlar. Yani eş yerini daire alıyor.

-Heyecanlı gençlere ne tavsiye ediyorsunuz, bu heyecanlarını nereye kanalize etsinler?

Kendilerine dönsünler.

-Bir anda ışınlanarak mı kendilerine dönecekler?

Hayır. İnsanlar bugün kendilerini heyecanlandıracak ve model olacak insanlar arıyorlar. Fakat bu bilgi çarpıtma çağında farklı farklı düşüncelerin içinde birçok heyecanlı genç heder oluyor. Bir model kimlik olsa, dört dörtlük bir yaşantısı olsa, biz de ondan etkilensek, ona benzemeye çalışsak... Peygamberler devri bitti. Ondan sonra da insanlar kendilerine bir saltanat, bir Mehdi bekliyorlar. Ama kimse kendi iç temizliğini yapma peşinde değil. Kendilerine dönsünler derken ben bunu kastediyorum. Hep birileri onları heyecanlandıracak, duygusallaştıracak, yani sürükleyecek. Ama hüzünlü bir adam bir gün tebessüm etse hemen kalpler bozuluyor. “Bu adam da mı onlara benzedi” tarzında fitneler oluyor. İkinci gün yurt dışından birkaç dostu gelse “CIA ajanlarıyla mı görüşüyor” deniliyor. Efendimizin ahir zaman için söylediği çok güzel bir söz var “Ya Rabbi! Kalbimi dinin üzere sabit kıl” Bu şeytani güçlerin şaha kalktığı çağ kendi gibi adamları arayanların çağı… Birçok tarikat ve cemaat liderlerini bile harcadığın bir dönemde adamın ömrünün yüzde doksanı hayır ve hasenatla geçmiş, cemaat veya tarikatında ufak bir yanlış görüp bir gecede sildiğinde bir gecede o insanları dünyanın nemrutu, firavunu yaptığında kim neyin modeli olmak için ortaya çıkacak ve kime neyi beğendireceksin? Kısaca kendine dönmek demek herkesin kendine çeki düzen vermesi demek…

-Bu sorumluluğu size birileri vermiyor, ama siz kendi kendinize çok ağır sorumlulukların altına giriyorsunuz…

Hamama giren terler. Bakın daha önce Türkiye’nin fay hatlarının tetikleneceği ve deprem silahlarının kullanılacağıyla ilgili olarak bir gemiden bahsetmiştik. Şimdi bir bilgi daha veriyorum. Özellikle bu dönemde İngiliz ve Britanya orijinli yaşlı İngiliz karı kocalara dikkat… “Altmışını yetmişini devirmiş, bunlardan ne olur” deyip hafife alacağımız insanların Türkiye’deki kritik noktalarda ve şehirlerdeki gezilerini Türk istihbaratı birimleri dikkatle incelesin. Çünkü turist kılığında birçok ajan ortalıkta geziyor.

-Bu farklı sohbet için size çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim.

KAYNAK : Ahmet Can / Akit