Teknoloji hayatımızın çok önemli
bir parçası, günlük yaşamımıza kolaylık sağlayan en önemli faktör olabilir.
Ancak tüm diğer endüstrilerde olduğu gibi, teknoloji şirketlerinin de çok
gizli, karanlık, utanç verici hatta bazen şeytanca sırları var. En nihayetinde
teknoloji şirketleri de birer ticari kuruluş ve kar etmek için her şeyi
yapabiliyorlar. Örneğin 1960’lı yıllarda ABD
Ticaret Bakanlığı’nın, ampul üreticileri arasındaki gizli bir tröst
anlaşmasının varlığını ortaya çıkarmasıyla, dev teknoloji şirketlerinin
ampulleri kolayca patlayacak şekilde kasten hatalı ürettikleri ortaya çıkmıştı.
Bu sayede bir müşterinin bir ampul alıp onu 10-20-50 yıl kullanmasının önüne
geçmeye çalışan ampul üreticilerinin paranın tadını alınca ampullerin hayatını
bir-iki aya kadar düşürdükleri ortaya çıkmıştı


Peki bu olay
bir istisna mı? Hayır.


Teknoloji endüstrisi, bugün dile getirilmesinden hiç hoşlanılmayan sayısız
karanlık sır barındırıyor. Bahsedeceğimiz durum ve olaylar, tabii ki tüm
endüstriyi bağlamıyor; işini düzgün yapan çalışanlar ve şirketler tabii ki var.
Ama unutmayın; bahsedeceğimiz konuların hepsinin altında, yaşanmışlıklar
bulunuyor… Yazılımlar neden bu kadar
sorunlu?


Çoğu yazılımı veya mobil uygulamayı kullanmaya başladığınızda, sayısız sorunla
karşılaşabilirsiniz. Yazılım firmaları kısa süre sonra bu sorunlar için yeni
güncellemeler çıkarır. Ancak o güncelleme sorunları ilk aşamada çözse de sonra
başka sorunlar ortaya çıkar. Bu sonsuz döngünün nedeni, piyasada sorunsuz bir
yazılım üretebilecek kadar mükemmel bir yazılımcının bulunmamasından kaynaklanıyor.
Yazılım geliştirme süreci çok pahalı bir süreçtir ve yazılımcıların çoğu
çeşitli eksiklere, zayıf noktalara sahiptir. Kodun içinde bir noktada mutlaka açık
kalır ve sonra o açığı yamamak için yeni güncelleme yayınlanır. Belki yazılımcılar kodu yeterince uzun süre
kontrol edip test etseler açıklar ortaya çıkabilir ancak iş uzayınca maliyet de
uzadığından firmalar yazılımları bir seviyeden sonra yayına alıp para kazanma peşinde
koşarlar. Bu sırada ortaya çıkan sorunları da yamayarak düzeltmeye çalışırlar.




Özellikle
oyun dünyasında bu kafadaki firmaları çok sık görebilirsiniz. Oyun firmalarının
bir amacı da korsanı önlemek için bozuk oyun piyasaya sürmektir. Oyun piyasaya
çıktığında kasten bozuk/sorunlu çıkartılır. Korsanlar bu bozuk oyunu kırıp
korsan oyunseverlere sunarlar ama oyunda sayısız bug vadır. Oyun firması yeni
yamalar yayınlayıp oyunu düzeltir ancak kırılmış korsan oyun sahipleri bu
yamaları indirip oyunlarını düzeltemezler. Kosanların yeni yamaları da
kırmalarını beklerler fakat bu sırada süreç o kadar sıkıcı hale gelir ki,
insanlar sonunda sıkılıp, oyunu doğru düzgün oynayabilmek için orijinalini
satın almaya karar verirler.




Başka bir
deyişle, çoğu oyunu çıktığı gün alıp bug’lardan dolayı saçlarını başlarını
yolan masum oyuncular, firmaların korsanlarla yaşadığı kirli savaşın kurbanı
olurlar. Teknoloji endüstrisi, diğer pek çok
endüstride olduğu gibi, gençleri hedef alan, gençlerin cebindeki paraya göz
dikmiş bir sektördür. Her sene yeniden iPhone alan, her ay cep telefonlarına
yüzlerce lira fatura ödeyen, her ay yeni bir teknolojik ürün satın alan
müşteriler, genç müşterilerdir. Bu genç müşterilere ürün satmak isteyen
endüstri de genç çalışanları tercih eder. Eğer
yaşınız 40’ı geçmişse, muhtemelen işinizi kaybetmek üzeresinizdir. Zira yeni
çıkan teknolojileri anlamak, geliştirmek, üzerinde çalışmak için gençlerin
“köle” gibi kapanarak çalışmasına ihtiyaç duyan teknoloji endüstrisi
sonunda herkesin “geek” diye alay ettiği, işinden başka bir şey
düşünmeyen ve sadece teknoloji/kod diliyle
konuşan, yaşayan asosyal insanlar üretip, bunların arasından hala yararlı
olabilecek onları 40 yaşından sonra da istihdam etmeye devam ederken, verimi
artık düşmüş, yaşlanmaya başlamış olanları işten atar. 50’sinden sonra ise
neredeyse hiç mühendis, teknik adam, yazılımcı kalmaz.




Bu insanlar
eğer şanslılarsa, çalışırken biriktirebildikleri paralarla kendi şirketlerini açıp
para kazanmaya devam edebilirler, şanssızlarsa, emekli olup dar gelirle
yaşamaya mahkum olurlar. Şirketinizdeki eski
bilgisayarların, eski telefonların nereye gittiğini hiç merak ettiniz mi?
İngiltere’de yapılan bir araştırma, çoğu şirketin eski bilgisayarlarının IT
departmanındaki çalışanların evinde çıktığını tespit etmiş.




Şirketin eski
laptopları, eski masaüstü PC’leri belki yeni ofis yazılımını çalıştıramıyor,
yavaşlıkları ile çalışanları kudurtuyor olabilir ancak IT çalışanları, bir
depoda çürümeye terk edilecek bu bilgisayarları, laptopları evlerine kurup
sunucu olarak çalıştırdıklarında kendi web
siteleri için çok ucuza hosting imkanı yaratıp reklamlardan güzel paralar
kazanabiliyorlar veya Bitcoin gibi dijital para birimleri için bir çiftlik
kurabiliyorlar ve tüm gün çalışan bilgisayarlar Bitcoin’ler üretip IT
çalışanlarına her ay fazladan binlerce dolar kazandırabiliyor.




Tabii ki tüm
şirketlerin IT departmanlarını suçlamak gibi bir amacımız yok ama yaşanan pek
çok benzer olay olduğu unutulmamalı… Edward
Snowden, eski CIA ve NSA ajanı olarak dünya çapında bir skandal patlattı.
NSA’nın tüm gizli belgelerini dünyaya açan Snowden bunu yapmak içinse çok basit
bir yöntem kullandı. Önemli NSA ajanlarına, bilgisayarlarındaki sorunları tamir
etmek için şifrelerini sordu ve NSA’nın IT departmanında çalışan Snowden’den
hiç şüphelenmeyen üst düzey

NSA yöneticileri ve ajanları şifrelerini Snowden’e verince, şirketin tüm sırları
Snowden’in eline geçti.




Gerçek şu ki,
sıradan bir şirkette bir IT çalışanının patronun veya bir çalışanın
e-postalarını veya web trafiğini görmek için şifreye bile ihtiyacı yoktur.
Hatta çoğu şirkette müdürleriniz veya patronlarınız, IT departmanındaki
çalışanlardan sizin e-posta veya web kayıtlarınızı onlara getirmenizi
isteyebilirler. Dolayısıyla eğer gizli işler çevirmek niyetindeyseniz, şirketin
e-postasından ve internet bağlantısından değil, şirketinizin ulaşamayacağı
kişisel 3G bağlantınız üzerinden çalışmanızı tavsiye ederiz. Yoksa IT
çalışanları, müdürünüz patronunuz, ailenizle özel yazışmalarınıza veya işten
ayrılıp daha yüksek maaşlı bir şirkete geçme planınıza kadar tüm sırlarınızı
harf harf okurlar.




Teknoloji şirketlerinin ayakta
kalması sizin her sene veya en azından iki-üç senede bir aynı ürünün yeni
modelini satın almanıza bağlıdır. Eğer tek bir telefon alıp onu 15 sene
kullanırsanız, eğer tek bir televizyon alıp onu 20 sene kullanırsanız, bu
cihazları üreten firmalar kısa sürede iflas ederler.
Ancak insanlar da aptal değiller, güzel güzel çalışan, sağlam, dayanıklı
 bir
ürünü niçin bırakıp yeni telefon veya televizyon alsınlar değil mi? Yazının başında anlattığımız ampul tröstü gibi
teknoloji dünyasında da ispatlanması zor bir tröst vardır. Bu tröstün yazıya
dökülmemiş kuralı şudur: Ürünler, garanti süresi dolduktan hemen sonra
bozulmalıdır. Misal, yeni bir televizyon
satın aldınız ve televizyonun garanti süresi 2 yıl. Üretici bu televizyonun içindeki minicik bir transistörü,
bir mekanik parçayı, iki – iki buçuk sene içinde bozulacak şekilde üretir. Garanti
süresi dolduktan birkaç ay sonra bu minik, bir dolar bile değeri olmayan ucuz
parça bozulur. Yetkili servise götürdüğünüzde garanti süresi bittiği için
sizden televizyonun fiyatın yakın bir tamirat ücreti isterler. Siz de yeni
televizyon almaya ikna olursunuz. Oysa televizyonda değişmesi gereken parçanın
değeri 1 dolar bile değildir. Ne yazık ki,
bu çirkin politikayı uygulayan şirketler var ve durum çok iyi bilindiği halde
ispatlamak mümkün olmadığından veya dünya devletleri, teknoloji endüstrisinin
çökmesini istemediğinden ispatlamaya çalışmadıklarından, modern dünyada satın
aldığımız elektronik ürünler garanti süresinin dolmasının hemen ardından
bozulurken, 1950’lerde, 60’larda üretilen TV, radyo ve telefonlar hala
çalışmaktadır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet