Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Suç
Örgütlerinde Dinlemede Yeni Dönem


6
Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 12. maddesiyle; “suç
işlemek amacıyla örgüt kurma” suçuna, önce CMK m.135/6-a-8 ve sonra
m.135/8-a-9’da yer vererek, sırf suç örgütü kurma ve yönetme suçlarından
dinlemeyi, kayda almayı ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesini mümkün kılan
hüküm yürürlükten kaldırılmış idi. Bu düzenlemeyle; TCK m.220’de düzenlenen
örgüt kurma ve yönetme suçundan telefon dinleme (yalnızca telefon şirketleri
aracılığıyla değil, özel programlar vasıtasıyla yapılan konuşmalar dahil),
kayda alma ve sinyal bilgileri değerlendirme yasaklanmış ve bu yolla elde
edilen delillerin de yargılamada sanık aleyhine kullanılması engellenmiş idi.
Hatta 6526 sayılı Kanunla, bir genel hüküm muamelesi gören ve TCK m.220
üzerinden katalog suç sınırlamasına tabi olmaksızın “suç örgütünün faaliyetleri
kapsamında işlenen suçlar” ibaresi Kanunda yer almadığı halde varmış gibi kabul
edilerek, bırakalım telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin
denetlenmesinin şartlarının somut olayda varlığının aranmasını, açık Kanun
hükmünün ve yasağının dışına çıkılmak suretiyle iletişimin denetlenmesi, bu
sayede elde edilen verilere birincil delil niteliği tanınması ve bireyin muhaberat
hürriyetine yapılan keyfi müdahalelerin önüne geçildi. Bu düzenleme özellikle
keyfi ve hatalı delil elde etme metodlarının engellenmesi açısından isabetli
idi, fakat diğer taraftan telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin
denetlenmesi vasıtasıyla örgütlü suçlara ve faillerine ulaşılmasının yolu da
kapandı.


Kanun
koyucu, örgütlü suçlardan dinlemeyi yasaklamadı. Hatta CMK m.135/8’de sayılan
katalog suçların örgütlü işlenmesi halinde, iletişimin denetlenmesi sürelerinin
daha da uzatılacağı ifade edilse de, soruşturma aşamasında bile iletişimin
denetlenmesi kararı alabilmenin ağır ceza mahkemesinin oybirliğiyle vereceği
karara bağlanması, telekomünikasyon yolu ile iletişimin denetlenmesi yöntemini
çıkmaza soktu.


Belirtmeliyiz
ki, iletişimin denetlenmesinde öyle keyfi noktalara gidildi ve yasal zeminden
sapıldı ki, “hukuk devleti” ilkesinin açık ihlalleri karşısında, kişi hak ve
hürriyetlerinin korunması maksadıyla maddi hakikate ve adalete ulaşma kaygısı
bir kenara bırakıldı. CMK m.135 ile 138’de telekomünikasyon yoluyla yapılan
iletişimin denetlenmesinde öngörülen kurallarda önemli bir sakınca yoktu.
Sorun; kötü ve denetimsiz uygulama ile hukuka aykırı yollardan elde edilen
kayıtlar ve bu kayıtlardan elde edilen bulguların yargılamada, hatta insanların
suçsuzluk/masumiyet karinelerini hiçe sayarak ve onları kamuoyunda rencide
ederek kullanılmasından kaynaklandı, yani hukuk araçsallaştırıldı.


2
Aralık 2016 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete’de; 6763 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesiyle,
CMK m.135/8-a-9’a suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun 3. fıkrası eklenmiş
olup, silahlı çıkar amaçlı suç örgütleriyle ilgili telefon dinleme, kayda alma
ve sinyal bilgileri değerlendirme mümkün hale getirilerek, bu yolla elde edilen
delillerin yargılamada silahlı örgütün ispatında sanık aleyhine
kullanılabilmesinin yolu açıldı. Hatta yeni düzenleme; üye veya üyesi olmadığı
örgüt adına suç işleme veya bilerek veya isteyerek silahlı örgüte yardım etmeyi
de ayırmamış, bu kişilerin de dinlenebileceğini, kaydedilebileceğini ve sinyal
bilgilerinin değerlendirilebileceğini öngörmüştür. TCK m.220/3’de yer alan
“örgüt” kavramı ile TCK m.314’de tanımlanan Devlete veya Anayasa ile kurulu
düzene karşı suçları işlemek için kurulan silahlı (terör) örgütlerini birbirine
karıştırmamak gerekir. TCK m.314, zaten CMK m.135/8-a-16 gereğince telefon
dinleme kapsamındadır.


Son
düzenlemeyle; iletişimin denetlenmesinin ağır ceza mahkemesinin oybirliğiyle
vereceği karara bağlanması şartı kaldırıldı, yerine sulh ceza hakimliğinin
kararı ile telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi mümkün
kılındı.


Böylece
eskiye dönüldü.


6
Mart 2014 tarihinden öncesine dönüldü. Hatta bu defa örgüt silahlı olmak
kaydıyla ilk düzenlemeden farklı olarak; üyelik, üyesi olmadığı örgüt adına suç
işleme, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme istisnalarına da yer verilmedi,
yani CMK m.135’de yapılan son değişiklikle silahlı örgütle her türlü bağlantı
kuranın iletişiminin denetlenmesi mümkün kılındı.


İki sınır var: Örgüt silahlı olacak, bir örgütün
silahlı sayılması için gerekenlere bakılacak, yoksa dinleme usulsüz olur. Bir
diğeri de, hükümde yine silahlı örgüt ve örgütün faaliyetleri kapsamında
işlenen suçlar ibaresine yer verilmemiş, bu sebeple silahlı örgüt kavramından
hareketle yapılan dinlemeler diğer suçlar bakımından doğrudan hukuka uygun
sayılmayacak, önce örgütün faaliyeti kapsamında işlendiği iddia edilen suçun
CMK m.135/8’de yer alan katalogda yer alan suçlardan olup olmadığına bakılacak,
katalogda olmayanlar veya önce katalogda olup da sonra hukuki nitelik
değiştirerek katalogdan çıkanlar, niteliği itibariyle katalogda yer alan bir
suça benzese bile, elde edilen kayıt şüpheli veya sanığın aleyhine delil olarak
kullanılamayacaktır. Tesadüfen elde edilen delilde ise, CMK m.138/2’de
öngörülen prosedüre uygun hareket edilecek, kimin hakkında dinleme kararı varsa
kayıtlar sadece onun aleyhine delil kabul edilecek, hakkında dinleme kararı
olmadan dolaylı dinleme yoluyla elde edilen kayıtlar, ilk anda elde edilen
kayıtlar hariç olmak üzere, hakkında dinleme kararı olmayan şüpheli veya
sanığın aleyhine delil olarak kullanılamayacaktır.


Eklenen
hükümde bir an için “silahlı örgütün faaliyetleri/amacı kapsamında işlenen
suçlar” ibaresi de yazılı olsa idi, örgütün faaliyet veya amaç suçunun CMK
m.135/8’de yer alan katalog olup olmadığına bakılmaksızın yapılan dinleme ve
elde edilen kayıtlar yargılamada şüpheli veya sanık aleyhine kullanılabilecek,
yani hukuka uygun delil sayılabilecek idi. Ancak kanun koyucu, bireyin
muhaberat hürriyetine bu derece geniş müdahale edilmesine izin vermemiştir.
Verebilir miydi? Elbette, suç örgütlerinin tehlikeli ve ağır sonuçlar
içerebilecek faaliyetlerinin önlenmesi ve suçların ortaya çıkarılabilmesi için
teknik takibe tabi tutulmaları ve bu takibin de suç örgütü suçu ile sınırlı
tutulmaması, örgütün amaç ve faaliyetleri kapsamında işlenen veya işlenmesine
teşebbüs edilen suçları da kapsaması gerekir.


01.08.1999
tarihinde yürürlüğe giren 4422 sayılı Kanun ve bu Kanunu yürürlükten kaldıran
01.06.2005 yürürlük tarihli Türk Ceza Kanunu ile birlikte kabul edilen teknik
takip metodları; “suç örgütü” kavramı üzerinden o derece aşırı ve keyfi
kullanılmışlardır ki, kişi hak ve hürriyetlerinin korunması bakımından teknik takip
metodlarının önünün açılmasında tereddütlü ve sınırlı davranılması olağan
karşılanmalıdır. Suçun önlenmesi, işlenen suçların failleri ile birlikte ortaya
çıkarılması, kişi hak ve hürriyetlerinin korunması, yani güvence altına
alınması, maddi hakikate ve adalete ulaşılması bakımından çok mühimdir, fakat
bu önemi bahane etmek suretiyle yapılan idari ve adli teknik takiplerin
maksadını aşması, keyfi kullanılması, kişi hak ve hürriyetleri üzerinde ciddi
sınırlama, baskı, korku ve kaygı oluşturması gibi sebeplerle, bu sebepleri
ortadan kaldırmaya elverişli ve etkin denetimin yapılamaması ve yapılamayışı,
özellikle delil elde etme bakımından teknik takibin ikincilliği de dikkate
alındığında, bireyin özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı ile muhaberat hürriyetine
müdahale içeren teknik takibin sınırlı tutulması ve şartları sıkı şekilde
belirlenmesi isabetlidir.


Suç
örgütü üzerinden yapılan dinlemelerin 6 Mart 2014 tarihinden önce kötü ve
hatalı örnekleri düşünüldüğünde, bireyin haberleşme hürriyetine müdahaleye izin
veren hukuk kurallarında dikkatli hareket edilmesi ve sınırlı davranılması
gerektiği tartışmasızdır. 6 Mart 2014 tarihinden önce özellikle telefon dinleme
konusunda yaşanan hukuka aykırılıklar maalesef uygulamada, gerekçesiz
kararlarda ve bazı Yargıtay kararları ile CMK m.135 ila 138’de öngörülen
hükümlerin dışına çıkılmasından kaynaklanmaktadır. Umarız benzer hatalar devam
etmez ve CMK yeni 135/8-a-9 “torba hüküm” muamelesi görmez, telefon dinleme
ikinci delil elde etme yolu değil de asli delil elde etme yolu olarak tatbik
edilmez. Suç örgütünün amaç ve faaliyetlerinin ortaya çıkarılması için,
suçların önlenmesi faillerinin yakalanıp adalet önüne çıkarılması, maddi
hakikate ulaşılması için telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi
tedbirine bir delil elde etme yolu olarak yer verilmelidir. Ancak bu yer verme,
2005’li yıllardan başlayarak bir teknik takip furyasına dönüşmemelidir. Örgüt
silahlı değilse, bu suç üzerinden telefon dinleme, kayda alma, sinyal
değerlendirme tedbirlerine başvurulamaz.


TCK
m.220/3’e göre; örgütün silahlı olması, bir ve ikinci fıkrada tanımlanan
suçların daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurunu
oluşturmaktadır. Suç örgütünün silahlı olup olmaması veya sahip olunan
silahların cins, nitelik ve miktarı, somut tehlikenin belirlenmesi veya var
olan somut tehlikenin ağırlığı bakımından dikkate alınmalıdır. Cezanın
ağırlaştırılabilmesi için, suç örgütünün silahlı olması gerekir. Silah, burada
örgüt suçunda ağırlaştırıcı sebebin bir unsuru olarak kabul edilmiştir. Örgütün
bütün mensuplarının silahlı olması zorunlu değildir. Örgütün faaliyet
suçlarının işlenmesini sağlayabilecek derecede silah olması, suçun ağırlaşmış
halinin oluşması için yeterlidir. Silah sayısının, örgüt suçunun ağırlaştırıcı
halinin oluşmasında yeterli olup olmadığına dair takdir mahkemenindir.


Silahlı olmayan örgüt var mıdır? Örgüt silahlı olmadığı takdirde
korkutucu, baskıcı, yıkıcı ve sindirici gücünü nereden alacak?

Suç örgütü sayılabilmek için, silahlı olmak ve “Tanımlar” başlıklı TCK
m.6/1-f’de sayılan silahlara sahip olma zorunluluğu yoktur. Siber saldırılar,
şantaj, dolandırıcılık, sahtecilik, hırsızlık ve bilişim suçlarında, pekala TCK
m.6/1-f’de sayılan silahlar olmasa ve örgüt tarafından kullanılmasa da, silah
olmaksızın örgütün korkutucu gücünü ortaya koyması mümkündür. Ancak bu tür
yapılanmalar; TCK m.220/3 kapsamında sayılmayacağından, CMK m.135/3-a-9
kapsamına girmeyecek ve iletişim tespiti, yani içeriği bilinmeksizin kimin
kiminle, ne zaman, ne kadar süre ve hangi adresten konuştuğuna dair kayıtlar
hariç olmak üzere, iletişimin denetlenmesi yoluyla takip edilemeyecek, başka
şekilde delil elde etmenin mümkün olmadığı durumda bile iletişimin denetlenmesi
yöntemi uygulanamayacaktır.


Kimisi
ise; 6763 sayılı Kanunun 26. maddesi ile CMK m.135/8-a’ya 9. alt bent olarak
eklenen “suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra 3)” ibaresinin,
silahlı örgüt sayılan yapılanmaların sınırsız takibini mümkün kılmayacağını, bu
şekilde bir genişliğin olamayacağını, bu tür yapılanmaların faaliyetleri
kapsamında işlenen suçlardan CMK m.135/8’de sayılan katalog suçlar kapsamına
girmeyenlerin ise, sırf silahlı örgüt iddiasıyla dinlenip kayda
alınamayacağını, bu suçlardan dolayı sinyal bilgilerinin
değerlendirilemeyeceğini ileri sürmektedir.


Silahlı
suç örgütünün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlardan ayrı dinleme kararı
alınmaksızın (bu suçlar katalogda olmak ve dinlemenin yasal şartları
gerçekleşmek kaydıyla), sırf örgüt suçundan yapılan dinleme üzerinden hareket
edilemeyeceğine dair fikre katılmaktayız. Bir üst paragrafta yer alan fikrin
ikinci kısmına ise iştirak etmemekteyiz. Çünkü TCK m.220/3’de yer alan “Örgütün
silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte
birinden yarısına kadar artırılır.”
Hükmünde; “silahlı örgüt”
ibaresi yer aldığından ve bu yapılanma ağırlaştırıcı sebep olarak ayrı suç
sayıldığından, bu suçun ve tüm mensuplarının iletişimlerinin denetlenmesi, CMK
m.135 ve 138/2’de öngörülen yasal şartların varlığı halinde mümkün hale
getirilmiştir. Kaldı ki; bir terör suçu sayılan “Silahlı örgüt” başlıklı TCK
m.314 de, CMK m.135/8-a-16’da “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı
Suçlar” kapsamında madde olarak belirtilmiştir. TCK m.314’de düzenlenen silahlı
örgüt suçundan dolayı iletişimin denetlenmesi, yine örgütün kurucu veya
yöneticisi ile sınırlı olmayacak, üyesini, üyesi olmayıp da örgüt adına suç
işleyeni veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım edeni de kapsayacaktır.


Kanaatimizce
bu noktada önemli olan, elbette mümkün olduğu kadar Anayasanın 22. maddesinin
güvencesi altında olan muhaberat hürriyetine müdahalenin önüne geçilmesidir.
Ancak Anayasa m.13 ve 22/2 gereğince; demokratik toplum düzeninin, laik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın kanunla
muhaberat hürriyetine kısıtlama getirilmesi mümkündür. Suçları
önleme, işlenen suçların ortaya çıkarılması ve faillerinin yakalanması amacıyla
iletişimin denetlenmesi bir yöntem olmaktan çıkarılabilir mi?

Çıkarılabilir, fakat suçların işlenmesinde kullanılan ileri teknikler
karşısında, gerek suçların önlenmesi ve gerekse işlenen suçlar ile faillerinin
ortaya çıkarılmasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi,
gizli soruşturmacı kullanılması, ortam dinlemesi, teknik araçlarla izleme gibi
delil elde etme yöntemlerinin kullanılması engellenmemelidir. Ancak bu
yöntemlerin kişinin özel hayatının gizliliği ve korunması hakkına getireceği
kısıtlamalar dikkate alındığında, gerek yasal düzenlemelerde ve gerekse bu
düzenlemelerin tatbikinde keyfi olmaması, özellikle bireyin muhaberat
hürriyetinin korunması maksadıyla hukukilik denetimlerinin sıkı şekilde
yapılması şarttır.


Son
olarak; CMK m.135’e eklenen son hükümlerin, 6763 sayılı Kanunun yürürlüğe
girdiği 02.12.2016 tarihinden sonra uygulanacağını, 6 Mart 2014 tarihine kadar
silahlı suç örgütü kurma ve yönetme suçları (TCK m.220/3) esas alınarak yapılan
dinlemeleri kapsamayacağı ve geçerli hale getirmeyeceğini, bu dinlemeler ve bu
dinlemelerden elde edilen delillerin hukuka uygun sayılamayacağını, yargılamada
sanık aleyhine kullanılamayacağını belirtmek isteriz. TCK m.220/3’de tanımlanan
suç esas alınarak yapılan dinlemeler, ancak CMK m.135/8-a-9’un yürürlüğe
girdiği tarih olan 02.12.2016’dan sonra verilen iletişimin denetlenmesi
kararları uyarınca geçerli sayılacak ve delil değeri taşıyacaktır.
Belirtmeliyiz ki, somut delillerle desteklenmemiş sırf telefon konuşmalarından
hareketle mahkumiyet kararı verilemez. Yargıtay’ın konu ile ilgili emsal
kararları da, yalnızca telefon ve konuşma kayıtları esas alınarak mahkumiyet
kararı verilemeyeceğini ortaya koymaktadır. 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış