Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

KEMÂL KAPLAN :
TEKKENİN TEKERİ


Yukarıdaki isimle bir kitap yazmayı
planlıyordum. Lakin daha öncelikli projelerle ilgilenmem gerektiği için birkaç
yıldan önce o kitabın vücuda gelmesi mümkün görünmüyor. Aynı konuda ve elimdeki
kıt verilerle bir yazı attırayım hem egomu hem de meraklıları bir nebze olsun
tatmin etme inkânı olur diye düşündüm.


Çok uzun süreden beri aklıma takılan bir
şey vardı: Cumhuriyet döneminde ‘Tekke ve zaviyeler’ kapatılırken Konya’daki
Mevlana Dergâhı ve türbesi kapatılmayıp müzeye çevrilmişti. Hatta Atatürk ve
ondan sonra gelenler ‘Mevlana’yı el üstünde tutmuşlar. Laik cumhuriyetin laik
kurumları ‘Mevlana Haftası’ düzenlemiş tüm devlet erkânı etkinliklere icabet
etmiş ve huşu içinde fır dönen mevlevileri izlemekte bir behis görmemişlerdi.
Bu etkinliklerle laik cumhuriyet irtica tehlikesi altına girmemişti. Durum
tartışmaya bile açılmadı. Hayret!


Şampanya içen tarikat şeyhi piyanoyla
eşlik edilen Mevlevi ayini tarikat şeyhinin ölmesiyle tekkeyi kapatıp meyhaneye
içmeye giden şeyh halefi Yahudi ile evlenen şeyh torunları mevcut.


Peki bunlar nasıl oluyor?


“Tarikat yolu Allah yolu” değil mi?


Ehl-i tarik zevatı ve ehl-i iman kurumunu
tahkir ve tezyif etmek için tarikatların içine sızmış sahte müridlerin olması
olası mıdır?


Hatta bir adım daha ileri giderek
sızanların “şeyh” mertebesine ulaşmış olmasıyla bozulmanın kitlelere sirayeti
mümkün müdür?


Yaşadığım ve tetkik ettiğim bazı vakıalar
yukarıdaki soruların cevaplarını aramaya ittiği gibi deliller açık ve net
olmakla beraber cevapların aynı netlikte olmadığını ne yazık ki itiraf
etmeliyim.


Uyuşturucu taciri Ali Kalkancı gibi sahte
şeyhler günümüz modeli olmasına rağmen ben size yüzlerce yıl süren binlerce
müridi bulunmuş şeyh ve tarikatlardan söz etmek istiyorum.


CELALEDDİN NASIL “MEVLAMIZ/MEVLANA” OLDU?


Laiklik ilkesini devletin bekaasına
bağlayan bir ülkede tekke ve tarikatlar kapatılmışken Mevlevi ayinini
iktidarıyla muhalefetiyle siyasi ve bürokratik cenahın huşu içinde izlemesini
kimsenin yadırgamaması sizce tuhaf değil mi?


Uzun yıllar devletin yarı resmi yayın
organı gibi çalışan laiklerin sarsılmaz kalesi Cumhuriyet Gazetesi’nde Şeb-i
Aruz törenlerinin çarşaf çarşaf yayınlanması laik çevrelerde hiçbir tepki
çekmiyor.


Mevlana bir tarikat şeyhi değil midir?. .


İslamcısı laiki alevisi Ermenisi Yahudisi
hatta ateisti bile sahip çıkıyor Mevlana’ya bu nasıl oluyor?


Mevlana’ya medhiye hiçbir platformda
irtica alameti neden sayılmıyor?


Mevlana’nın diğer tarikat liderlerinden
bir farkı var mı? Din Allah kitap peygamber söylemleri diğerlerinden farklı mı?
Onu evrensel kılan şey nedir? Veya neden evrenselleştirilmiştir?


Kadiriliği kuran Abdulkadir-i Geylani
Nakşiliğin kurucusu Muhammed Bahaüddin veya Rufailiğin kurucusu Ahmed Rifai
Mevlana’dan daha mı az değerli?


Kadiri Nakşi Rufai veya Halveti’ye bağlı
tarikatlar gerici ve irticacı kabul edilirken Mevleviler laik bir ülkenin
devlet ricaline nasıl oluyor da dini ayin düzenliyor?


Sorduğum sorularla bunaltmak istemiyorum.
Lakin ben bunlarla bunalıyorum. Cevap bulmak zor. Biraz detay vermeye devam
edeyim. Doğru cevaba ulaşan mutlu adletsin kendini…


Muhammed Celalettin 1207 yılında
Horasan’ın Belh şehrinde doğar. Sonra babasıyla Karaman’a gelir. Daha sonra
Konya’ya yerleşir. Babası da devrin önemli manevi şahsiyetlerinden biridir.
Tebrizli Şemsle olan münasebeti halkın tepkisini çeker. Fitneye sebep olur.
Şems öldürülür. Celalettin Türk yurdunda yaşamasına rağmen Farsça 6 ciltlik
Mesnevi’yi yazar.


Farça ‘yaradan’ ‘yaratıcı’ olarak bilinen
“Mevla” “na” ekiyle “Mevlamız” anlamı kazanan kelime neden Muhammed Celaleddin’e
atfedilmiş ve “Hz. Mevlana” olarak neden anılagelmiştir. Bu da başka bir soru.
(Sonrasında Mevlana olarak adlandırılan başka mutasavvıflar da olmuştur. )


“Mevla sadece yaratıcı anlamına
gelmez. Üstad alim ve daha pek çok anlamı vardı” diyebilirsiniz. Muhammed
Celalettin’e üstad alim vs. diyeceksek daha tartışmasız ve daha mütevazı bir
terim kullanılabilirdi. Yüce yaratıcı için kullandığımız “Mevla” yerine…


Aradan 800 yıl geçmiş olduğundan
Mevlana’yı bu kadar büyük yapan ve evrenselleştiren nedir? O günden bugüne bize
kalan öğretisini anlayabileceğimiz en önemli eser Mesnevi’dir.


Dünyada onlarca dile çevrilen “GEL NE
OLURSAN OL YİNE GEL” rubaisi de Mevlana’ya ait değildir. Horsana erenlerinden
Ebû Said-i Ebu’l-Hayr’a aittir. Kültür Bakanlığı bile bunu Mevlana menşeili
olarak çeşitli dillere çevirmiş dış tanıtımda kullanmıştır.


Evet Mesnevi’ye geçelim. Çünkü Mevlana’yı
anlayabilmenin en iyi ve tek yolu budur.


Mesnevi bilmeyenler için hikayelerden
oluşan bir eserdir diyebiliriz. Burada hikayelerle insanlara ders verilmek
istenmiştir. İçeriğinde çeşitli konulara yer verilmekle beraber erotik
hikayelerle şirke konu olacak metinler mevcuttur. Hikayelerin 800 yıl önce
yazıldığını ve dönemini düşünürsek oldukça müstehcen hatta pornografik
sayılabilir.


Bu hikayeleri yazımın en sonunda yer
vereceğim.


Lokman Suresi 27. ayet: Eğer yeryüzündeki
ağaçlar kalem deniz de mürekkep olsa arkasından yedi deniz daha ona katılsa
Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç
sahibidir hüküm ve hikmet sahibidir.


Mesnevi: “…. Ormanlar kalem olsa denizler
mürekkep olsa yine Mesnevi’nin biteceğini umma…” (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 6
s: 178)


Yukarıda açık bir şirk vardır. Mesnevi’de
Mevlana ve Şems’e ait pek çok şirk açıkça görülmektedir. (Bu örnekleri de
yazının en sonunda vereceğim)


Mevlana’ya ve Mesnevi’ye çok yüksek dini
değerler atfeden günümüz din alimleri mevcut. Ancak hiçbirinin çıkıp
Mesnevi’deki bu müstehcen hikayelerden bahsettiğini gördünüz mü?


MEVLEVİ AYİNLERİNDE PİYANO


Mevlevilikle ilgili birçok verinin yanı
sıra mevlevihaneleri tanıtan www.rumimevlevi.com adlı sitede bakın neler
yazıyor:


“Mevlevi mukabelesi son şeklini aldıktan
sonra zamanla saz heyetine ud keman kanun santur tanbur kemençe girift hatta
piyano ve viyolonsel bile girmiştir. İstanbul’a gelen piyanolardan biri (1791-
piano-forte öncesi bir piyano) Şeyh Galip Es’ad Dede’nin Kulekapı Mevlevihanesi
( Bugünkü Kültür Bakanlığına bağlı olan Galata Mevlevihanesi Müzesi) ‘ nde Şeyh
olduğu dönemde bir Mevlevi mukabelesi esnasında çalınmıştır ki bu piyano birkaç
yıl öncesine kadar Şehir Belediye Müzesi olan Gazanfer Ağa Medresesinde teşhir
edilmekteydi. ”


“Eyüp Bahariye Mevlevihanesi Şeyhi olan
Hüseyin Fahreddin Dede Efendi Hemşirezâdesinin çaldıĝı piyano’nun yanında
Mansur ney’i ile çaldıĝı peşrevlerin ses asaletini bugün artık hiçbir ney
çalandan duymak kabil deĝildir neyden çıkarttıĝı o lâhuti ses bugün çok yazık
ki yok olmuştur. Hüseyin Fahreddin Dede âyinlerde piyano çaldıracak derecede
modern eğilimlere sahip bir üstâd idi.


Mevlevilerin birçok ünlü besteci
çıkardıklarını önceden bilmekle beraber tarikat ayininde piyano ve diğer müzik
aletlerinin olmasını manalandırmaya çalışıyorum… Olmuyor.


TARİHİ BİR ANEKDOT


Tarihçi Cemal Kutay bir kitabında şunları
yazmıştır:


Mustafa Kemal’e etrafındaki bazı kişiler;
“Paşam Hz. Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın
etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın” demişler. Atatürk onlara üzerinde
durulması gereken şu cevabı vermiştir:


“Eğer Hz. Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve
benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da
açılmasını sağlardım. Çünkü Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm
tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır. ”


Laikliği bu derece önemseyen bir liderin
bir tarikat şeyhine ve tarikatına bu denli anlayış ve samimiyetle yaklaşmasının
üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.


KİLİSEDE ŞEB-İ ARUZ


İRAN’IN MEVLANA’YA İLGİSİ


Geçtiğimiz yıl iki enteresan olay yaşandı.


Birincisi; Erzurum’da İran İslam Cumhuriyeti
Erzurum Başkonsolosluğu Kültür Ataşeliği ve Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar
Enstitüsü düzenlediği Şeb-i Arus etkinliği düzenledi.


İkincisi; Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin
ölüm yıl dönümü olan 17 Aralık gününü içine alan Şeb-i Arus törenleri Büyükada
San Pasifico Latin Katolik Kilisesi’nde semazenler eşliğinde ilahilerle
kutlandı.


Bunlar Mevlana’yı evrensel bir noktaya mı
taşıyor sizce?


ŞAMPANYA İÇEN ŞEYH


Şimdi daha renkli bir şeyh çıkacak
karşınıza. Abdülvahid Dede Efendi. Ne yazık ki bu da Mevlevi şeyhi.


Abdulhamid Dönemi’nde Reji İdaresi
Müdürlüğü yapan Fransız asıllı Lui Ramber’in hatıratının yer aldığı; Abdulhamid
Dönemine Ait Gizli Notlar (Haz. Ömer Hakan Özalp İstanbul: Ark Yayınları 2011)
adlı kitapta yer alan müellifin yazdıkları hayrete düşürecek sizleri. Hatırat
ilk olarak müellifin ölümünden sonra oğlu tarafından Fransızca olarak
yayınlanmış 1927 yılında ise tercümesi devrin önemli gazetelerinden Vakit’te
tefrika edilmiştir.


Hatıratta Ramber 1901 yılında Konya gezisi
sırasında Mevlevi şeyhi Abdülvahid Çelebi’yi ziyaretlerini şöyle anlatıyor: “…
Ne şen adam! Başında deve kılından büyük yapılı kızıl külah var. Kendisi büyük
yapılı semiz yakışıklı güleryüzlüdür. Bizi eski dostlarıymışız gibi karşılıyor.
Hemen şampanya getirilmesini emrediyor. Yalnız evde lüzumu miktarı şampanya
kadehi yok. Bunun için farklı bardaklar hatta topraktan çanaklar getiriyorlar.
Kalabalık olduğumuzdan gülüşerek birkaç şişe boşaltıyoruz… Mühim ve dinî bir
vazife ile memur olmakla beraber çelebi efendi adamakıllı içkiye meraklı bir
zattır. ” (Ramber a.g.e. s.179)


Ramber çelebi efendinin
çapkınlığı/zamparalığı sadedinde de şunları yazıyor: “Yanaşılması kolay genç
Avrupalı kadınlara da inhımâkı(meyli) çoktur. İzmir’e bir artist veya cambaz
takımı gelecek olursa dostları aralarında en iştiha-âverini (en çekici olanı)
seçerek şimendiferle hemen Konya’ya gönderirler. Bu büyük din mümessilinin ruhu
böylece tesâmuh ile alakadar oluyor (bu muameleye mukabil memnuniyet izhar
ediyor) ve Avrupalılar ile arasında ravâbıt-ı samimâne (samimî bağ) vücut
buluyor. Geçenlerde İzmir’den geçen bir vodvil (tiyatro) kumpanyasından iki
genç Fransız madamı meşhur çelebi efendi hazretlerinin hesabına Konya’ya
gönderiliyordu. Talihsizlik eseri olarak sofu (!) bir adam olan vali de
istasyonda imiş. Bu faziletkâr hanımların hemen mürselün-ileyhlerine (alıcıya)
teslim edilmeden İzmir’e iadesi için emir vermiş” (Ramber a.g.e. s.179-180)


Şimdi diyeceksiniz ki “Gavurun biri
hatıratında pir-i saniye iftira atıyor”. Kitabın yazarı Ömer Hakan Özalp
de bunu düşünmüş olacak ki Osmanlı Arşivleri’nde konuyu araştırıyor. Buldukları
ilgi çekici…


Birinci belgede: “… Buradaki menfilerle
(sürgünlerle) hem-bezm-i ülfet olan Çelebi Efendi pek mut’î’ ve muttaki ve
asabiyet-i diniyyeyi haiz olan Konyalı halkı içinde bed-nam olmuş ve kendisine
gelmeyen veya arzusunu yapmayanlar kim olur ise olsun onu tahkir için şimdiye
kadar elinden ne gelmiş ise yapmıştır. Şahsının taraftarı evbâş (külhanbeyi
ayaktakımı) ve ayyaş birkaç şahs-ı fesad-pîşedir ki başlarında mevkuf olan Agâh
var idi”


İkincisinde: “… Çelebi Efendi kendini
çoktan fuhşiyata kaptırmış olduğu ve onu îkâ’dan menviyyatını (meramını) ızhara
sebep olacak teşebbüsat ve mazarratlar görmek pek muhtemel olacağı…”


Belgeleri Konya’da ulemaya atılan bir
iftirayı araştırmak üzere İstanbul’dan gönderilen yetkili hazırlamış. Yazar her
iki belgenin orijinal nüshasını kitabın sonuna eklemiş.


İNGİLİZ BELGELERİNDE ÖZBEKLER TEKKESİ


Ertegün kardeşleri bizden çok ABD’liler
tanıyor. Çünkü Amerikan müzik tarihinde Ertegün kardeşlerin önemli bir yeri
var. Washinton büyükelçisi Münir Ertegün’ün oğullarından söz ediyorum. Nasuhi
ve Ahmet Ertegün.


Baba Münir Ertegün’den başlayalım. Hatta
dededen…


Dedesi Üsküdar’da Özbekler Tekkesi olarak
bilinen dergâhın şeyhi Şeyh İbrahim Edhem Efendi’dir.


2006 yılında Akşam Gazetesi’nde Oray Eğin
ve Beyaz Müslümanlar’ın Büyük Sırrı adlı kitapta Soner Yalçın bazı iddialar
ortaya atmışlar tekke hakkında:


Özbekler Tekkesi Milli Mücadele
Yılları’nda Anadolu’ya silah ve adam kaçırma merkezlerinin başında geliyordu.
Bu merkezlerin hemen hepsi İngilizler tarafından basılmasına rağmen Özbekler
Tekkesi basılmadı.


Özbekler Tekkesi’nin yanıbaşında
Sabetayların gömüldüğü Bülbülderesi Mezarlığı bulunuyor.


İngiliz belgelerine göre Özbekler
Tekkesi’nden Şeyh Süleyman Efendi konuk olarak dergâha gelen kişilerden
topladığı istihbaratı İngiliz Büyükelçisi Henry Layard’a para karşılığında
veriyordu.


Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun’a
gitmesine izin veren İngiliz belgesinin altında 1919’da İstanbul’a gelen başta
Özbekler Tekkesi olmak üzere bazı dergahlarla tasavvuf düşüncesini öğrenmek
için ilişki kuran John Godolphin Bennett’in imzası vardı.


İddialar uzayıp gidiyor.


1994 yılında restore edilen Özbekler
Tekkesi’nin açılışına ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kessinger gelmişti.
Kessinger’in faaliyetlerini buraya aktarmak istemiyorum. İnternette bolca bilgi
mevcut. Kısaca şunu eklesek yeterli: Kissenger 1973 (dışişleri bakanlığı
yaptığı yıl) yılından bugüne ABD ve İngiliz dış politikalarının belirlenmesi ve
dünya üzerinde uygulanması yönünde etken bir isimdir. Ünlü para spekülatörü
George Soros bile Kissenger’e bağlıdır.


Baba Münir Ertegün; İstanbul Hükümeti
tarafından Ankara Hükümeti’yle görüşmeler yapması için Anadolu’ya gönderilen
Ahmet İzzet Paşa heyetinde görevliydi. Münir Bey Atatürk’ün Hukuk Müşaviri
olarak Lozan görüşmelerine de katılmıştır. Ertegün 1934 yılında Washington
Büyükelçisi olarak ABD’ye atanır. Dönemin başkanı Roosevelt ile iyi dost olduğu
ve Türkiye Amerika arasındaki ilişkilerin gelişmesinde etken rol üstlenir. 1944
yılında kalp krizi geçirerek hayatını kaybeder.


İlginç kısma geliyoruz: Ölümünden 2 yıl
sonra 1946 yılında cenazesinin Türkiye’ye getirilmesi gündeme gelir. Neden iki
yıl sonra? İki yıl boyunca naaşı nerede muhafaza edilir. Yoksa mezardan mı
çıkarılır bilmiyorum. Cenazenin Türkiye’ye getirilmesini siyasi bir karar
olarak değerlendiriyorum: Zira 1946 yılında II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından
başlayan Soğuk Savaş dönemi tüm sıcaklığıyla devam etmektedir. SSCB İran’a
girmiş ABD Ortadoğu’daki en önemli müttefikini kaybetmek üzeredir. Sovyet
Rusya’ya nota verilmiş ABD Donanması’nın Akdeniz’e gönderilmesi gündeme
gelmiştir. Tam bu sırada kimin nasıl aklına geldiyse iki yıl önce ölen Münir
Ertegün’ün cenazesinin Türkiye’ye getirilmesi ortaya atılır. O dönem ölen
diplomatların savaş gemisiyle ülkelerine gönderilmesi sıradan bir ritüeldir.
Fakat Ertegün’ün ölümünden iki yıl sonra götürülmesi tamamen siyasaldır. Naaş
ABD donanmasının en büyük gemisi olan Missouri ile Türkiye’ye getirilir.
Sovyetler’e böylece gözdağı verilir. Geminin gelişi CHP hükümetinin bir dizi
etkinliğiyle kutlanır. Bunlardan biri de geminin demir atacağı Dolmabahçe’de
BeziâlemValide Sultan Camii’nin mahyasına “WELCOME” yazılmasıdır. Münir
Ertegün’ün hayattayken yürüttüğü misyon ölümünden sonra da devam etmiş
cenazesiyle bile kriz günlerinde can simidi olmuştur. Ertegün’ün cenazesi
Özbekler Tekkesi’ne gömülür.


KÜLLERİ DERGÂHÂ GÖMÜLEN BÜYÜKELÇİ’NİN OĞLU


Gelelim kardeşlere; Nasuhi ve Ahmet
Ertegün ABD’de hiçbir Türk’e nasip olmayan bir pozisyona gelmişlerdir.
Kurdukları Atlantic Records adlı müzik şirketi ile ABD müzik tarihinin en büyük
yapımcıları arasına girmişlerdir. Ray Charles Aretha Franklin Ella Fitzgerald
Miles Davis gibi isimlere albüm yapan Ertegünler Frank Zappa Stevie Wonder
Rolling Stones Bee Gees Led Zeppelin Genesis Emerson Lake and Palmer Bette
Midler’i müzik dünyasına kazandırmışlar 3 kez Grammy almışlardır. Ahmet Ertegün
bir söyleşisinde yaptıkları en büyük yanlışı şöyle itiraf etmiştir: “Beatles’i
dinledik beğenmedik. Elimizden kaçırdık. ”


Ertegün kardeşler ABD ve dünya müzik
tarihine damga vurdukları gibi; Türk ve ABD’li devlet adamlarıyla çok iyi
ilişkiler kurdular.


Büyük kardeş Nasuhi Ertegün 1989 yılında
ABD’de öldü. Yıllar sonra Ahmet Ertegün’ün ölümüyle bir gerçek ortaya çıktı.
Nasuhi Ertegün ABD yakılmış ve külleri Özbekler Tekkesi’ne gömülmüştü.
Ertegünlerin kız kardeşi Selma Ertegün Göksel’in açıklaması olaya daha farklı
bir gizem katıyordu:


“Vasiyeti gereği abimin külleri
Sultantepe’deki Özbekler Tekkesi’ne kör bir imam tarafından cenaze namazı
kılınarak gömüldü. ” !!! (Kör imamın kimliğini daha sonra yazacağım kitapta
açıklayacağım. )


Küçük kardeş Ahmet çok daha renkli bir
kişiliğe sahip; Ahmet Ertegün Yahudiler’in Türkiye’ye gelişinin 500. yılında
kurulan 500. Yıl Vakfı’nın kurucuları arasındaydı. Ahmet Ertegün Türkiye’nin
sözde Ermeni soykırımını tanımasını da istiyordu. Soner Yalçın Efendi – 2 adlı
kitabında Ahmet Ertegün’ün eşi Mica Ertegün’ün Romen göçmeni bir Yahudi
ailesinin kızı olduğunu söylüyor. Ertegün 2006 yılında öldüğünde ağabeyi
Nasuhi’nin küllerinin bulunduğu mezarlığa gömülmüştür.


Mica Ertegün iki yıl önce Oxford
Üniversitesi’ne yaptığı cömert bir bağışla gündeme gelmişti. Bağış ama ne
bağış. 26 milyon pound. 72 milyon TL lirayı aşan bağış için; Oxford’un rektörü
Lord Patten bunun 900 yıllık tarihleri boyunca aldıkları en cömert destek olduğunu
söylemişti.


Geçtiğimiz yıl rahmetli olan Aytunç
Altındal Münir Ertegün’ün ağabeyi olan Özbekler Tekkesi’nin son şeyhi Ata
Efendi’nin İlluminati üyesi olduğunu açıklamıştır. Ata Efendi aynı zamanda anne
tarafından reklamcı Ali Taran’ın büyükbabasıdır.


ŞEYHİN MEZARI BAŞINDA ÖLDÜRÜLEN YAHUDİ


2001 yılında Eyüp Mezarlığı’nda yaşanan
bir cinayet şeyh tarikat tekke bilmecesinin yeni bir halkasıydı. İlişkiler daha
da girift hale geliyordu. Zira maktul bir yahudi cinayet mahalli ise bir şeyhin
mezarı başı idi.


Türk sanayinin duayenlerinden Yahudi
işadamı Üzeyir Garih kutsal günleri olan her cumartesi mutat ziyareti için Eyüp
Mezarlığı’nın yolunu tuttu. Bu ziyaretlerde yanında koruması ve şoförü olmazdı.
Ziyarete gittiği kişi Küçük Hüseyin Efendi’nin kabriydi.


Müslüman mezarlığında bir Musevi’nin ne
işi vardı. Tarikat şeyhinin kabrini neden ziyaret ediyordu?


1825 yılında Ankara’da doğan Küçük Hüseyin
Efendi’nin yaşayışı ve İslam’la ilgili görüşleri dönemin pek çok alimi
tarafından kabul görmemiştir. Küçük Hüseyin Efendi için Nakşi denilse de
aslında Arusiye olarak adlandırılan Nakşi-Kadiri karşımı bir tarikata
mensuptur. (Alparslan Türkeş de Arusi koluna mensup idi. )


Küçük Hüseyin Efendi Üzeyir Garih’in
babası olan Diş Doktoru Üzeyir Garih’in evine de sık sık giderdi. (Üzeyir
Garih’in gerçek ismi; Hezakiyer’dir. Daha sonra babasının ismini kullanmaya
başlamıştır. )


Küçük Hüseyin Efendi 1930 yılında 105
yaşında öldüğünde yerine kendisine bağlı tüm tarikatları temsil icazeti verdiği
Ömer Fevzi Mardin geçmiştir. Mardin aynı zamanda kendisinin müridi olan Rauf
Orbay’ın komutasında bir deniz subayıdır.


Ömer Fevzi Mardin Şirin Dede olarak anılan
Yusuf Mardin’in torunuydu. (Şirin Dede’nin bir diğer torunu ünlü hukuk âlimi
Ebu’lula Mardin’dir. Prof. Şerif Mardin Arif Mardin Betül Mardin de aynı
ailedendir. )


Sabetayist olduğunu daha önce açıklayan
yazar Rıfat Zorlu Yahudiler ile Mevleviler’in içli dışlı olduklarını söylüyor.
Zorlu bir röportajında şunları ifade ediyor:


“İttihat ve Terakki döneminde
Sabetaycılığın fonksiyonunu üç yerde görüyorsunuz: İttihat ve Terakki Mason
locaları ve İslamî tarikatlar. Özellikle Melamilik ve Mevlevilik içinde
yaygınlar. Bu üç ayrı grup Sabetaycılar’ın siyasi yapısını belirliyor.


Sabetaycılar kendi din adamlarını İslamî
tarikatlar içinde yetiştirmişlerdir. Bu çok ilginç adam hahamdır ama dışarıdan
baktığınız zaman Melamilik Mevlevilik ve Bektaşilik tarikatları içinde yetişmiş
din adamı gibi görünür. Nitekim Selanik’teki Şemsi Efendi Okulu’nun kurucusu
hahamdı. Haham olduğu cemaat içinde belgelenmiştir. Böyle bir tuhaflık da
vardır. ” (Eğitim-Bilim Dergisi Kasım-2000)


Üzeyir Garih öldürüldükten sonra Hürriyet
Gazetesi’ndeki köşesinde Garih ve Küçük Hüseyin Efendi hakkında Vehbi Koç’un
kızı Sevgi Gönül şunları yazmıştı: “… Şeytan bir dostum ne araştırıp
duruyorsun müridi Ender Hanım burnunuzun dibinde diye benimle bir de dalga
geçti.


Ailede iki Ender vardı. Biri Prof. Dr.
Ender Berker benden oniki saat küçük teyzezademdi. Diğeri ise gelin Ender
Mermerci o da diğer teyzezademin hanımıdır. Gelin Ender’i yakaladım ve sormaya
başladım. Bana babası Prof. Dr. Hasan Reşat Sığındım’ın (cildiyeci) Üzeyir
Garih’in babası Dr. Üzeyir Garih’in (diş doktoru) ve Dr. Salih Alazraki’nin (ne
doktoru olduğunu hatırlayamadı) Küçük Hüseyin Efendi’nin müridi olduklarını
söyledi. ” (2 Eylül 2001-Hürriyet)


(Gelin Ender; ünlü sosyetik Ender
Mermerci’den başkası değil)


İşte bu Küçük Hüseyin Efendi’nin kabri
başında; ünlü musevi işadamı 72 yaşındaki Üzeyir Garih 10 yerinden bıçaklanarak
hunharca katledilecekti. Gasp cinayeti olduğu söylenen cinayet sonrasında
Garih’in kolundaki 50 bin dolarlık saat cüzdanındaki paralar ve kredi kartları
duruyordu. Asker firarisi Yener Yermez cinayetin tek sanığı olarak birkaç günde
bulundu.


Olayın masonik bir cinayet olduğu yazıldı
çizildi. Ortağı İshak Alaton “Üzeyir Bey yüksek dereceli bir Masondu. Cinayetin
olduğu gün Üzeyir Garih ‘dul bir kadının çocuklarına yardım için’ yanına 10 bin
dolar almıştı” şeklinde açıklama yaparak olaydaki tartışmaları alevlendirmişti.


(Dul kadına yardım masonik bir şifredir. )


“TEKKEYİ KAPATIP MEYHANEYE GİDİYORUM”


En ilginç ve enteresan olanını sona
bıraktım. Şayet makaleyi sıkılmadan buraya kadar okuduysanız bunu hak ettiniz.


2000 yılında Gold News Dergisi’nin yayın
yönetmenliğini ifa ederken süs taşı olarak kullanılan Kalsedon taşının
Türkiye’deki tek maden işletmecisiyle tanışmıştım. Beni Sultanahmet’te bulunan
ofisine davet ettiğinde orasının bir dergâh olacağı kendisinin de şeyh olduğu
aklımın ucundan geçmezdi.


Meraklandınız mı?


Ayasofya Camii’nin yanındaki Caferiye
Sokak’ta mukim ofisinde karşılıyor beni Sırrı Gerçin. Uzun boylu mavi gözlü
heybetli bir adam. Kalsedon taşıyla başlayan sohbet duvarda asılı duran ve
ilgimi çeken arapça harflerle yazılı bir metne uzanıyor. Meğer şeyhlik
beratıymış.


Gerçin büyük büyük dedesinin Halveti şeyhi
Sinan Erdebili olduğunu söylüyor. 1527 yılında bugünkü Caferiye sokakta kurulan
Caferağa Medresesi’ni Sinan Erdebili’nin kurduğunu dedesi Halil Sırrı
Efendi’nin ölümünden sonra babası Mehmet Nazif Gerçin’in tekkeyi kapattığını
anlatıyor.


(Sinan Erdebili İran’daki Erdebil şehrinde
Safiyüddin Erdebilî tarafından kurulan ve Safavi Tekkesi olarak bilinen tekkede
yetişmiştir. Safavi Tekkesi Şii Safavi Devleti’ne ismini veren ve kuruluş
nüvelerini bünyesinde barındıran sünni olduğu söylense de kapılarını Hristiyan
dahil her inanca açık tutan bir tekke olarak bilinmektedir. Sinan Erdebili
Yavuz’un ölümünden sonra görevlendirilerek İstanbul’a gönderilmiş saray ile iyi
ilişkiler geliştirdikten sonra imtiyazlı bir yer olan Ayasofya’nın yanıbaşında
tekke kurmaya muvaffak olmuştur. Bu olay üstü örtülü de olsa Yavuz’dan intikam
almanın bir başka şeklidir. )


Dede Halil Sırrı efendi ileri görüşlü biri
olduğundan oğlu Mehmet Nafiz’i Galatasaray Lisesi’ne gönderiyor. Nafiz’in
tekkeyle külahla ilgisi yok. Futbola meraklı. Gel zaman git zaman Halil Sırrı
efendi hakkın rahmetine kavuşuyor. Müridler Mehmet Nafiz’e yöneliyor.


Sırrı Gerçin olayı şöyle anlatıyor: “Babadan
oğula geçen bir şeyhlik beratı var. Büyük oğlan beratın sahibi olur. Babamın
dedemin ölümünden sonra dergâhın başına geçmesi gerekiyor. Babam bir gün
topluyor müridleri ‘Ben meyhaneye gidiyorum. Dönünce sizi burada görmeyeceğim’
Babamın bu işlerle ilgisi yoktu. ”


Sırrı Gerçin dedelerine verilmiş Caferiye
sokaktaki tüm binaların sahibiydi. Fakat vakıf mallarına tek parti döneminde el
konulduğu için elindeki tapu belgeleri işe yaramıyordu. Avukat olan ikinci
eşiyle beraber onlarca dava açmıştı malların geri iadesi için.


2004 yılında yaşamını yitiren Sırrı
Gerçin’in mirası aile arasında kavgaya sebep oldu. İkinci eşi ve ilk eşinden
olma iki kızı Gerçin’in mirası için mahkemelik oldular.


Sırrı Gerçin’in iki kızından biri YASEMİN
KAMHİ.


Şaşırdınız mı? Ben şaşırmıştım.


Yahudi asıllı ünlü işadamı Jak Kamhi’nin
oğlu olan Cefi Kamhi’nin eşi…


Şunu öğrendiğinizde daha da
şaşıracaksınız:


Yahudi inancında nesil kadından devam
eder. Yahudiler için neslin devamı ve arîliği son derece önemlidir. Yahudi bir
kadın başka dine mensup biriyle evlenebilir. Fakat erkek men edilmiştir.
Türkiye’deki yahudi cemaatinin ırk bilincinin yüksek olduğunu bildiğimizden
varın gerisini siz düşünün…


Buraya kadar yoruldunuz lakin
sıkıldığınızı düşünmüyorum. Tarikat tekke dergâh şeyh şıh kim kimdir kimin eli
kimin dergâhındadır belli değil. Yazının başında sorular var deliller açık ve
net fakat cevaplar sıkıntılı demiştim.


Memleketin ahval ve şeraiti böyle…


**********


Son kısımda Mesnevi’den erotik hikaye
örnekleri verecektim lakin yazı yeterince uzun bir de arkasına Mesmeviyi
eklersek sıkıntıdan kurdeşen dökebilirsiniz. İlgili linkleri veriyorum:


LİNK : https://ekstrembilgi.com/tarih/mevlananin-mesnevideki-mustehcen-hikayeleri/
  


LİNK : https://www.mynet.com/mesnevide-gecen-erotizmin-sinirlarini-zorlayan-hikayeler-190101089041
 


LİNK : https://www.nadirkitap.com/mesneviden-erotik-hikayeler-kitap4846348.html


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış