Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


İSMAİL SAYMAZ : MERDİVEN ALTI TARİKATLARI BÜYÜK
TARİKATLAR BESLİYOR
 

24.08.2019




Türkiye’nin birçok yerinde karşımıza çıkan ve genelde
sahte şeyh diye tanımlanan merdiven altı küçük tarikatların iddianamelere
yansıyan hikâyesini anlatan gazeteci İsmail Saymaz: Bu yapılar güçlerini büyük
tarikatlardan alıyor. Menzil İsmailağa vb. denetlenmeden bu bataklık kurutulamaz.




Tarikatlar ve cemaatler
kuşkusuz Türkiye’nin en çok tartışılan konuların başında geliyor. Tarihleri çok
eskilere dayanan tarikat yapılanmaları günümüzde holdingleşen yapıları iktisadi
güçleri hükümetle kurdukları ilişkilerle gündeme geliyor. 15 Temmuz Darbe
Girişimi öncesinde FETÖ iktidar ortaklığı ve sonrasında ortaya çıkan karanlık
tablo bu yapıların neler yapabileceğini de gözler önüne serdi. Kamu
kurumlarının tüm kademesine FETÖ’nün boşalttığı alanlara başka tarikatların
yerleştirildiği bilinen bir gerçek. Geçen hafta BirGün Pazar’da gazeteci-yazar
Timur Soykan’la ‘Badeci Şeyhin Sır Odası’ isimli kitabı kapsamında tarikat
düzenini konuştuk. Bu haftaki konuğumuz ise gazeteci-yazar İsmail Saymaz.
Saymaz’ın kitabın ‘Şehvetiye Tarikatı’nda Türkiye’nin birçok kentinde şeyh
lakaplı insanların nasıl organize suç örgütü gibi çalıştığı anlatılıyor. Ancak
bu tablonun sadece bir kısmı. ‘Sahte şeyh’ ‘meczup’ diye kamuoyuna servis
edilen isimler aslında kamu kurumlarının tüm kanallarını işgal eden tarikatlardan
alıyor bu güçlerini. Bu insanlara ‘sahte şeyh ’ denilerek büyük tarikat ve
cemaatlerin sicilleri temizleniyor ve bu yapılar ‘gerçek Müslüman’ mertebesine
yükseltiliyor. Saymaz’la bu yapılarla mücadelenin nasıl olması gerektiğini ve
tarikat düzeninin arka planını konuştuk.


>> Kitaptaki istismar
vakalarının Anadolu’nun yoksul kesimlerinde daha yaygın olduğu görülüyor. Bu
kısımdan başlayalım isterseniz.


Bu kısmı açmak gerek lakin bu
köyden kente göç olgusuyla birlikte ele alınması gereken bir mevzu. Aslında
kırsal alanlarda tarikatlar kentlerde olduğu kadar güçlü değildi. Örneğin
örtünme şehirde olduğu gibi katı kurallara bağlı değildi. Kültürel olarak da bu
durum böyleydi. Ancak artık Anadolu’da bu meselenin aşındığını görebiliyoruz.
Anadolu’da da dini yaşamın yoğun şekilde hayatın içerisine girdiğini
söyleyebiliriz. Bunun da nedenleri var elbette. Tarikatlar yerellerde sosyal
yardımlaşma ağı biçiminde hayatlarına devam ediyor. Yerellerdeki kamu
yöneticilerinin açtığı yollar ya da tarikatların kamu yöneticilerine diz
çöktürebilecek durumda olması beraberinde yereldeki sosyal geçişkenliği
artırabiliyor. Somut olarak söylersek holdinge dönüşen tarikatlar yerellerde
sosyal itibarın anahtarı haline geliyor. Bir de tabi holdingleşemeyen küçük
çapta kalanlar var ama onlar da özellikle Anadolu’da bu açılan gedikten
boşluktan yararlanarak büyüme imkânı buluyor.


>> Vakaları incelediğinizde
cezaları yeterli buluyor musunuz?


Kitabımda bahsettiğim bazı
olaylarla ilgili cezaları fazla bile buluyorum. Ama mesele cezanın niteliği
değil. Merdiven altı dediğimiz tarikatlarla anaakım dediğimiz tarikatlar
arasında yargısal süreçler aynı işlemiyor. Bunlar arasında ciddi farklılıklar
var. Bir taraf açık biçimde kayrılırken diğer tarafta hukuki süreç
işletilebiliyor. Benim kitabımda anlattıklarıma ‘sahte şeyh’ deniyor.


>> Diğer şeyhler gerçek
oldukları için mi?


Bu mesele çok kritik. Sahte şeyh
söyleminin arka planında anaakım dediğimiz tarikatları koruma kaygısı var.
Müridiyle yatan kayalığın başına türbe yapıp milleti kandıran isimler bizzat
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın muhafazakâr söylemi tarafından ‘sahte’ biçiminde
kodlanarak toplumun dışına itiliyor. Marjinalize ediliyor. Bunun nedeni ise
‘gerçek inanç dünyasının sahibi’ olarak gördükleri anaakım tarikatlarının meşruluklarını
korumak. Ama şunu da görmek lazım merdiven altı tarikatlar aslında anaakım
tarikatların yarattığı ortamdan beslenerek ortaya çıkıyor. Yaratılan karanlığın
kendisi aslında anaakım tarikatlar.


>> Somutlayabilir misiniz
bu kısmı?


Devlet Bursa’da müritlerini
istismar eden adama 180 yıl ceza veriyor. Cezanın miktarını tartışmıyorum. Ya
da Balıkesir’de sahte bir türbe kuran adama ceza veriyor. Yine Çorum’da
Aksaray’da benzer cezai süreçler işletiliyor. Ama bunları ‘sahte şeyh’ diye
kodladıktan sonra veriyor bu cezaları. Yani meşruiyetlerini bu şekilde
ellerinden alarak veriyor. Diyanet’in domine ettiği resmi İslam’ın tabiri
olarak sahte şeyh kavramı kullanılıyor. Ama aslı riyakârlık burada başlıyor.


>> Nasıl?


Müritlerini taciz eden istismar
eden Uğur Korunmaz isimli tarikat şeyhine ceza veriyorsun da Sağlık
Bakanlığı’nı istismar eden Menzil Tarikatı’na neden ceza vermiyorsun. O
devletin sistemini yok ediyor. Kayalığın üzerinde sahte bir ermiş uydurup
etrafında insan toplayanlara ceza veriyorsun da neden yanmaz kefen satan nal-ı
şerif diye bir peygamber tabanı uydurup bunun üzerinden paralar kazanan
Cübbeli’nin önünü açıyorsun bunları cezasız bırakıyorsun. Uğur Korunmaz’a polis
gönderiyorsun Fetullahçılara polisi mürid yapıyorsun. Buradaki hukuki ikiyüzlülük
çok net. Tam da bu çelişkilere ışık tutmak için aslında bu kitabı yazdım.


>> Tarikat ve cemaatlere
yönelik nasıl bir mücadele yöntemi izlenmeli?


İbadet hürriyeti bakımından
tarikat ve cemaatlerin yasaklanmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Bunun bir çözüm
getirmediği inancındayım. Biz tarikat ve cemaat deyince genelde Menzil ve
İsmailağa gibi gruplar geliyor aklımıza. Bunlar sadece İslam’a özgü oluşumlar
değil. Hatta sadece Sünniliğe de özgü değil. O nedenle bunun kapsamıyla
birlikte düşündüğümüzde yasak fikrinin doğru olmadığını düşünüyorum.


>>Öneriniz nedir?


Tarikatların çoğu holdingleşme
evresine girdi. Şu an Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ndaki yasağa rağmen büyüdüler
ve bu yasaktan da faydalandılar. Artık tarikatlar Yunus Emre’nin Mevlana’nın
bir lokma bir hırka felsefesine sahip topluluklar değil. Yüzlerini ahiretten
dünyaya çevirmiş durumdalar. Devlet alanını domine etmiş durumdalar.


>> Nasıl mücadele edilecek
bunlarla?


Söylüyorum mürit dediklerimiz
müşteriye şeyh dediklerimiz de CEO’ya dönüşmüş durumdalar. Bu düzen kayıt dışı
ekonomi yaratıyor. Ben bir öneride bulunuyorum ama tartışalım bunu: Tekke ve
Zaviyeler Kanunu’nu revize edelim. Bu çağda tarikat ve cemaatlerin
yasaklanmasının devletin bu eksende uğraşmasını doğru bulmuyorum.


>> Önlerini mi açsınlar?


Hayır denetim yapsınlar. Dokuz
Eylül Üniversitesi’nin araştırmasına göre 2.5 milyon insan var bu bağlantı
içerisinde. Böylesi bir nüfusu ve gücü tutuklayamayacağına göre denetlemek
zorundasın.


>> Nasıl denetlenecek?


Çok ayaklı bir işleyiş. Birincisi
bunlar yasal alana çekilmeli. İtikadî olarak Diyanet tarafından denetlenmeli;
yayınları bir kurul tarafından izlenmeli ve denetlenmeli.


>> Şeyh nasıl denetlenecek?


Onların şeyh diye gösterdiği kişi
Diyanet’in sınav ya da farklı bir eleme ölçüsüne tabi olacak.


>> Sizce kabul eder mi
tarikatlar bunu?


Kabul etmeyenin kapısına kilit
vurulacak.


>> Diğer ayakları nedir
denetimin?


O da maddi denetim. Tarikatların
ticari faaliyetlerinin vakıf olarak düzenlenip bu alanı da Vakıflar Genel
Müdürlüğü’ne bağlamak gerekiyor. Vakıf senetlerinde faaliyet alanları
sınırlıdır. Yani hangi alanda faaliyet gösteriyorsa o alanla sınırlandırılması
gerekiyor. Ben tarikatların sadece yardımcı dini faaliyet alanında kalması
gerektiği kanısındayım. Çünkü tarikatın varlık sebebi bu. Asıl işleri inşaat
yapmak okul kurmak televizyon açmak olmamalı. Ama hepsinin var. Uluslararası
bağlantıları söz konusu. Kamu yararına dernek statüsü kazanmış bunlar. Yine
müritlerinin sayısı tarikatların devletin elinde kayıtlı olmalı. Bütün mülkleri
yine kayıt altına alınmalı. Faaliyet alanının dışına çıkan tarikatlar ise
kapatılmalı. Genel hatlarıyla önerim bu.


>> Etki alanları bu kadar
geniş olan yapılar için yukarıdaki önerileriniz ‘çok iyimser’ değil mi
uygulanabilirliği mümkün mü?


Bunu şununla beraber öneriyorum.
Sadece Sünniler için söylemiyorum. Örneğin tüm cemevlerinin ibadethane statüsü
kazanması gerektiğini ‘dedelerin de dini önder’ olarak statü sahibi olmaları
gerektiğinin altını çizerek söylüyorum.


>> Peki demokratik ve
sosyal bir hukuk devleti kaynağını rasyonel olmayan olgulardan alan yapılara neden
meşruluk zemininde statü versin?


Zaten meşrular. Mücadele et ya da
etme ben vakayı tespit ediyorum.


>> O zaman Hitler döneminde
‘gaz odalarını savunuyoruz’ diyenler de o tarih ve mekân bağlamında meşrulardı.
Bunlara bir statü verip denetleyelim denebilir miydi?


Aynı şey değil. Bu inanç ve
hürriyet alanına giriyor. Ben kimin hangi şeyhe bağlanacağına karar verecek
merci değilim. İsteyen istediğine her şeye tapar. Beni ilgilendiren kısmı onun
denetimi. Tarikatlar dendiğinde dar bir kesim ya da tipoloji anlaşıldığı için
mesele etraflıca tartışılmıyor. Alevisinden Sünni’sine kadar tüm yelpaze
içindeki yapılar çerçevesinde bu meseleyi konuşulması gerektiğini söylüyorum.
Ben size sorayım önerin nedir?


>> Tarikat ya da
cemaatlerin ortaya çıktığı koşullar var. Ekonomik politik ve sosyolojik olmak
üzere. Devlet bu alanda yeterli adımları atmadığı için orada bu semptomlarla
karşılaşılıyor. Konuyu buralardaki eksiklikleri gidermek üzerine kapsamlı
biçimde ele almak gerektiğini düşünüyorum.


Bu dediğin kısımlara zaten bir
lafım yok buralarda anlaşıyoruz. Kimsesizler Cumhuriyeti kitabımda var bunlar.
Ama mesele şu birileri bunlara rağmen hala bir tarikata bağlanmayı arzuluyor.


>> En alt kademeden
itibaren nitelikli bir laik eğitim çare olamaz mı?


Bu eğitimi versen de inanıyor.
Bence en bilinen tarikatlar ilk aklımıza geldiği için burada bazı noktalar
tartışılmıyor. Aslında tarikatlar yasak ama korkunç derecede meşrular. Bazı
hastaneleri şeyh denetliyor; Sağlık Bakanlığı yetkilileri değil, merdiven alti tarikatlari
buyuk tarikatlar besliyor.


>> Diyanet İşleri
Bakanlığı’nın raporu şu sıralar tartışılıyor. Bir de Diyanet’in kendisinin
tarikatlarla ilişkisi düşünüldüğünde bu kısma yorumunuz nedir?


Bu aralarındaki ilişki yeni
değil. 1960’lı yıllardan itibaren tarikatlarla Diyanet’in kavgaları meşhur.
Özellikle Süleymancılarla-Diyanet’inkiler. Çünkü Süleymancılar kendi Kuran
kurslarında imam vaiz yetiştiriyorlar ve bunun Diyanet eliyle yapılmasına karşı
çıkıyorlar. Hatta Diyanet’ten yetişenlere dinsiz mezhepsiz ateist diye itham
ediyorlardı. Daha çarpıcı olanı söyleyeyim devletin başbakanı Binali Yıldırım
devletin camisi İsmailağa Camii’ni ziyarete gidiyor ama oranın sahibi olarak
tarikat liderini muhatap alıyor. Tablonun çarpıklığını görebiliyor musunuz? Şu
an çok tartışılan rapor Mehmet Görmez döneminin raporuydu. Bu bir hükümet
krizine dönüşmüştü. Görmez’i bu yüzden görev süresi dolmadan görevden aldılar.
Tarikatlar bayram etti. Yerine gelen Ali Erbaş ise tarikatlar için biçilmiş
kaftan. Dini bilgisi yetersiz. O kadar yetersiz ki Ramazan Bayramı’na şeker
bayramı demeyin diye fetva verdirdi. Hâlbuki bu alana dair biraz okuma yapmış
birisi Şeker Bayramı ifadesinin ramazan Bayramı’ndan çok daha eski olduğunu
bilir.




LİNK : https://www.birgun.net/haber/merdiven-alti-tarikatlari-buyuk-tarikatlar-besliyor-266102

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış