SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

TARİKATLER & CEMAATLER (NAKŞİBENDİLER, MENZİLCİLER, SÜLEYMANCILAR, NURCULAR VS …) & YABANCI CEMAATLER

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI /// EMRE KONGAR : Tarikat ve cemaatlerle demokrasi olmaz !!!

TARİKATLER & CEMAATLER (NAKŞİBENDİLER, MENZİLCİLER, SÜLEYMANCILAR, NURCULAR VS …) & YABANCI CEMAATLER
Bu haber 18 Eylül 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

EMRE
KONGAR : Tarikat ve cemaatlerle demokrasi olmaz !!!










08 Eylül 2020


Kendilerine emanet edilen hem kız hem de erkek evlatlarımıza
yapılan tecavüz ve istismarlarla sürekli olarak gündeme gelen tarikatlar ve
cemaatler var oldukları ve iktidarlarca korundukları sürece, Demokrasinin
işlemesi olanaklı değildir.


Çünkü tarikatlar
ve cemaatler, sadece yaptıkları tecavüz ve istismarlardan veya başka yasadışı
iş ve işlemlerinden dolayı değil, yapıları gereği de Demokrasiye, demokratik
işleyişe, demokratik kurum ve kurallara karşıdırlar!


***


Tarikat ve cemaatler, bazı kötü niyetli yazarların, gazetecilerin
veya politikacıların öne sürdükleri gibi Sivil Toplum Kuruluşu filan
değillerdir:


En başta,
örgütlenmeleri içinde, Sivil Toplum Kuruluşu olmanın birinci koşulu, yani
seçime dayalı temsil yetkisi, yoktur…


İçlerinde
demokratik seçim olmadığı gibi şeyhlik (liderlik) için verasete veya inanca,
kimi zaman da doğrudan menfaata dayalı bir halifelik düzeni vardır.


İkinci olarak
tarikat ve cemaatler içinde asla fikir ve ifade özgürlüğü, sorgulama, tartışma,
müzakere gibi STK’lerin “olmazsa olmaz” ilke ve yöntemleri yoktur.


Tam tersine sert
bir biat (kayıtsız, koşulsuz bağlılık) kültürü egemendir.


Sonuç olarak
bütün yapıları, tam bir dogmatizme dayalı olarak, her türlü bilimselliği,
sorgulamayı, soruşturmayı, eleştiriyi, bu nedenle de değişmeyi, ilerlemeyi,
bütünüyle engeller.


Esas itibarıyla,
(Batı’dakiler de dahil olmak kaydıyla) bütün tarikat ve cemaatler, bilime,
bilimselliğe, çağdaşlığa ve özellikle de kendi içlerinde demokratik işleyişe
karşıdırlar!


“Kendi içlerinde demokratik işleyişe karşıdırlar” ama içinde
bulundukları toplumdaki demokratik kurum ve kuralları istismar ederek,
demokratik rejimlerde siyasal güç sahibi olmaya çalışırlar.


Tarikat şeyhleri,
henüz Din-Tarım Dönemi aşamasını geçememiş olan Ortadoğu Toplumlarında ise
toprak ağaları, aşiret reisleri ile birlikte (zaten bazen hepsi aynı kişi,
hatta devlet başkanıdır) siyasete doğrudan egemen bile olabilirler.


***


Tarikatlar ve cemaatler, bu nitelikleriyle sadece Türkiye
Cumhuriyeti döneminde değil, Osmanlı döneminde de siyasete, ülke yönetimine
sızmışlar, her türlü ilerlemeyi engellemişlerdir.


Örneğin Takiyüdin’in Rasathanesi’nin yıktırılması sarayda güç
kavgası yapan farklı tarikatlar arasındaki rekabetin marifetidir.


***


Tarikat ve
cemaatler, azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde, aynen din, mezhep, ırk,
milliyet gibi bölücü kimlik siyasetinin temelinde yatan ayrışma ve kavgaların
da bir parçası olmuşlardır…


Bu nedenle de bu ülkeleri istikrarsızlaştırarak sömürmek isteyen
Emperyalizm tarafından sürekli olarak kullanılırlar.


Atatürk
Devrimleri bağlamında yasaklanan tarikatlar, toprak reformu yapılamadığı,
eğitim reformu yarım bırakıldığı, ekonomik/toplumsal olarak da sınıfsal gelişme
tamamlanamadığı için Çok Partili Rejim bağlamında, 1946’dan itibaren yeniden
siyaset sahnesine çıkmışlar ve 1950’den sonra yine devletin bir parçası haline
getirilmişlerdir.


O zamandan bugüne kadar da sürekli olarak Demokratik Rejim’in
temelini oymaktadırlar.


***


Bu son dönemde, cinsel saldırıların ve ahlaksızlıkların dikkati
çekecek ve üzerine kitaplar yazılacak yoğunlukta ortaya dökülmesi, tarikat ve
cemaatlerin iyice güçlenmelerinden ve “Şahıs Devleti” içinde hem siyasette hem
de eğitimde fonksiyon sahibi olarak görev yapmalarından ve bu durumun yarattığı
pervasızlıktan kaynaklanmaktadır.


Yeterince güçlendikleri zaman ne yaptıkları ise 15 Temmuz 2016
olayına bakarak anlaşılabilir.


EMRE
KONGAR : Tarikat ve cemaatlerin toplumsal işlevi-2










10 Eylül 2020


İnsan ilişkileri üç farklı grupta biçimlenir:


1) Birincil grup ilişkileri:


Birincil gruplar,
aile gibi insanların duygusal bağlarla bağlı bulundukları, dayanışma duygusunun
egemen olduğu, üyelerinin sık değişmediği gruplardır.


Bu gruplar
içindeki ilişkiler yüz yüzedir. Yaşamın her alanını kapsarlar. Bireylerin
kişiliklerini, kimliklerini, tutum ve davranışlarını etkilerler. 


Bu tür gruplar, örneğin
aileler, hem üyelerine duygusal destek verirler hem de üyelerinin
toplumsallaşmalarını gerçekleştirirler. Bireyin değerler sistemini
belirleyerek, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini ayırmasını
ve toplumla bütünleşmesini sağlarlar.


2) İkincil grup ilişkileri:


Bireylerin
örgütler içindeki ve örgütlerle olan ilişkileridir.


Genellikle belli
bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelen gruplar içinde görülür. Ayrıca
bürokratik örgütlerle, devletle bireyin ilişkileri de bu niteliktedir. Yaşamın
sadece belli alanlarını kapsarlar.


Kuralları
yazılıdır. Duygular bu tür grup ilişkilerine esas olarak dahil edilmezler.


3) Mesleki (profesyonel) grup ilişkileri:


Hayatın bütün
alanlarını değil, ama ikincil grup ilişkilerinin kapsadığı alanlardan daha
geniş sınırları olan, akademisyenler veya avukatlar, doktorlar gibi
profesyoneller arasında kurulmuş olan gruplar içindeki ilişkilerdir. 


Üyelerinin
kimliklerinin, kişiliklerinin oluşmasına, yani hem toplumsallaşmalarına hem de
kurallara ve meslek ahlakına uygun davranmalarına yardımcı olurlar. 


***


Tarikatların toplumbilimsel işlevini, kendisinden çok şey
öğrendiğim Şerif Mardin, Said Nursi kitabında anlatır. 


Mardin,
tarikatları meşrulaştırmak ve olumlamak için yazdığı kitabının ana ekseni
olarak tarikatların devlet ile vatandaş arasında sıcak bağlar kurduğu
varsayımını kullanır.


Saltanatın ve
Hilafetin kaldırılması ile tekke ve zaviyelerin kapatılmasının, devlet ile
vatandaş arasında, tarikatlar vasıtasıyla kurulan bu sıcak (yukarda açıkladığım
Birincil
ilişki
” türü) bağları yok ettiğini ve bunun bireyleri toplum içinde
haritasız”,
kılavuzsuz”,
yol
göstericisiz
” bıraktığını söyler.


Bu varsayım Din Tarım Toplumları aşamasındaki devletler için
doğrudur.


Çağdaş Demokratik rejimler açısından ise yanlıştır.


Halifeye, Sultana, İmparatora, Krala duygusal bağlılık Ortaçağ
devletleri için geçerlidir.


Mardin’in
belirttiği gibi tarikatlar, bireylerin devleti yönetenlere karşı sevgi, saygı
duymasına ve dayanışma göstermesine yardımcı olurlar.


Tarikatlar,
çağdaş demokratik rejimlerde ise ancak liderlere dayalı duygusal oy verme
davranışlarının arkasındaki “birincil tür” ilişkileri açıklar.


Böylece Şerif Mardin, Demokratik Rejimleri “Lider Rejimleri”
haline getiren yozlaşma sürecini ve bu süreçte tarikatların desteğini de
açıklamış olmaktadır. 


Bir diğer deyişle
Mardin, tarikatları meşrulaştırmaya çalışırken, onların, bugün de yaşadığımız
sorun olan, “Demokratik
Rejimin altının oyulmasına
”, Demokrasiyi yok eden, “Şahıs
Devletinin
” kurulmasına hizmet ettiklerini açıkça belirtmiştir.


***


Toplumbilim böyle bir şey işte:


Bir tarikatı ve bir tarikat liderini savunmak için yazılan bir
kitap, analiz edilen toplumun içindeki çağ gerisi kurumları meşrulaştırmak
isterken, çağdaş sorunların çözümüne de ışık tutuyor:


Geçen yazımda da belirttiğim gibi “Demokratik Rejimler,
tarikatlarla birlikte yaşayamazlar…”


Tarikatlar kapatılmalıdır!


Hocam Şerif Mardin’in anısına saygıyla.


EMRE
KONGAR : Tarikatların siyasal işlevi-3


11 Eylül 2020


Tarikatların “Günümüz Türkiyesi”ndeki siyasal işlevini anlamak
için yapılarına bakmak gerekir!


Tarikatlar esas
olarak bireyi Allah’a kavuşturmak için kurulmuş olan dini örgütlenmelerdir.


Ama ortaçağda,
Feodal Din-Tarım Toplumlarında, egemenlik dine dayandığından, doğrudan doğruya
siyasetin içine doğmuşlardır.


Bir yönden “Birey,
Allah’ın derin anlamlar taşıyan kelamını (yani Kuranıkerim’i) tek başına
anlayamaz, mutlaka kendine yol gösterilmesi gerekir
” anlayışını
yansıtır.


Bir başka yönden
de, “Birey
Allah’a ulaşmak için, çeşitli perdeleri, engelleri aşmak zorundadır, bunu da
ancak zikirle, toplu ibadetle gerçekleştirebilir
” inancına
dayalıdır.


Ortaçağ
Devletlerinde, mevcut feodal yapı üzerine kuruldukları için, hem ekonomik
faaliyetlerle yani esnaflık ve zanaatkârlıkla hem de toprak mülkiyetiyle yani
toprak ağalığı ile iç içe geçmişlerdir:


Bazı loncalar
doğrudan doğruya bazı tarikatlarla özdeşleşmiş, birçok örnekte de toprak
ağalığı ile tarikat şeyhliği aynı kişide toplanmıştır.


Bu yapılarıyla
tarikatlar gerçekten de padişah ile kulları arasında bir itaat (veya bazı özel
hallerde isyan) ilişkisi oluşturmuşlar ve olumlu anlamda çok da işlevsel
olmuşlardır. (Şerif
Mardin
bu konuda çok haklıdır.)


Elbette böyle bir
yapı içinde, tarikatların, din devletinin merkezi olan saraya nüfuz etmemesi ve
saray içindeki güç kavgalarına karışmaması düşünülemez.


Nitekim Osmanlı
tarihine bu gözle bakıldığında, pek çok saray içi kavgada, devlet ricalinin
atamalarında ve toplumsal ayaklanmalarda, tarikatların rolü açıkça görülür.


***


1) Cumhuriyet döneminde tarikatlar, elbette laiklik
ilkesine karşıdırlar…


Çünkü bu ilke onların siyasal gücünü ellerinden almıştır.


2) Ayrıca pek doğal olarak Kuranıkerim’in
Türkçeleştirilmesine, ezanın Türkçe okunmasına, Türkçe ibadete de
karşıdırlar…


Çünkü Allah’ın kelamını (sözlerini) Türkçe okuyup anlayanların,
Allah’ın emirlerine ve nehiylerine (yasaklarına) uymak için tarikatlara,
şeyhlerin yol göstermelerine gereksinmesi kalmayacaktır.


3) Siyasal güçlerini, din ekseninde siyaset yapan
partilere destek vererek sürdürmeye çalışmaları da eşyanın tabiatı gereğidir.


Elbette böyle parti-tarikat ilişkilerinde de farklı partiler ve
farklı tarikatlar arasında ideolojik kavgalar, menfaat çatışmaları, çeşitli
pazarlıklar gündeme gelir.


4) Sağ partiler, Çok Partili Düzen’e geçildiğinden beri,
Anayasa’yı ve yasaları açıkça çiğneyerek, şeyhlerden ve müritlerinden destek
almak için, tarikatlara çeşitli ödünler vermişlerdir.


Tarikatların yapısında, tarikat mensuplarının yani müritlerin şeyhe
kayıtsız koşulsuz itaati olduğu için, şeyh hangi partiyi, hangi lideri işaret
ederse, müritleri de ona oy verirler.


Bu niteliğiyle tarikatlar, demokrasinin yozlaşmasına yol açan “liderlerin kutsallaştırılmasına” da
kaynaklık ederler.


5) Tarikat mensuplarının bürokraside, özellikle yargıda,
silahlı kuvvetlerde ve güvenlikte istihdam edilmeleri, devleti kesinlikle
yozlaştırır…


Hak, hukuk, adalet, güvenlik ortadan kalkar, bu yozlaşma silahlı
ayaklanmaya kadar gider!


Çünkü bu mensuplar, (müritler) Anayasa’ya, yasalara göre değil,
şeyhin emirlerine göre davranırlar.


6) Zaman içinde tarikatlar da şeyhlerin ölümü, miras
kavgaları, siyasal anlaşmazlıklar, çıkar çatışmaları ve benzeri nedenlerle çok
bölünmüşler, değişmişler, ilk kuruluşlarındaki saf ideolojik ve idealist
yapıdan çok uzaklaşarak yozlaşmışlardır.


Son zamanlarda
medyaya yansıyan cinsel taciz ve tecavüz olayları, bu yozlaşmanın ve iktidardan
gördükleri desteğin yarattığı özgüvenin dışa vurumudur.


***


Sevgili
okurlarım, ben bütün bu yazdıklarımı, yalnızca bir toplumbilim öğrencisi kimliğimle
ve sadece tarihsel ve güncel bilgilerin sonuçları olarak özetlemedim…


Aynı zamanda
bütün bu gerçekleri ailemdeki müderrisler, şeyhler ve müritler araçlığıyla da
bizzat bir çocuk ve bir yetişkin olarak yaşadım; ama bunlar kişisel deneyimler
olduğu için onlardan edindiğim izlenimleri burada paylaşmayı (en azından
şimdilik) gereksiz görüyorum.


***


Sonuç olarak, tarikatlar, hem tarihsel yapılarından ve
işleyişlerinden, hem de güncel işlevlerinden dolayı, Türkiye’de demokratik
rejimle ters düşen örgütlenmelerdir.


Demokratik rejimin selameti açısından kapatılmaları gerekir.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER