LİNK : http://www.seviyelihaber.com/gundem/biz-suleymancilar-ciai-nin-kontrolu-altindayiz-h1688.html 

“BİZ SÜLEYMANCILAR CIA’NIN KONTROLÜ ALTINDAYIZ”







BİR
MEVTANIN ARDINDAN 




Müntesibi olmanın şükründen aciz olduğum, Süleyman Hilmi TUNAHAN (KSA) Efendi
Hazretlerinin irtihalini (1959) müteakip, O’nun dini hizmetlerinin tezahürü
olan talebelerini ve bağlılarını bir araya getirerek, Kur’an Kursları
Federasyonu unvanı altında teşkilatlandırıp, kamuoyunda Süleyman Efendinin
Talebeleri-Süleymancılar (Süleymanlılar) olarak bilinen dini cemaatin meydana gelmesine
vesile olan ve vefat ettiği 2000 yılına kadar cemaati idare eden Rahmetli Kemal
KACAR (TUNALI) Beyefendinin, hasbelkader yakınında bulunup, zaman zaman zahiri
iltifatına mazhar olmuş bir kişi olarak, ondan sonra 16 yılı aşkın cemaatin başında bulunan Ahmet Arif DENİZOLGUN’un
08.Eylül.2016 tarihindeki ani vefat haberinin siyasi ve dini çevrelerde, ölümü
ve cemaatin geleceği konusunda şüphelere itmesi dolayısıyla, şahsımda bir
emanet olarak bulunan bilgiyi, mühim bir vazife olarak, kamuoyu ile paylaşmayı
uygun buldum.
 Bütün menfaat odaklarından bağımsız ve
irtibatsız olarak, 1982 yılında Rahmetli Kemal Bey Ağabeyimiz tarafından şahsıma tevdi edilen bu
emaneti, zamanı geldiği düşüncesiyle ortaya koymaya karar verdim. Maksadım,
başka bir cemaatin derin güçler ve “Hain Üst Akıl” tarafından nasıl “FETÖ”
terör örgütüne dönüştürüldüğünün ortaya çıktığı böyle bir zamanda, 16 yıldır
aynı güçler tarafından kontrol altında tutulduğunu bildiğim bu temiz cemaatin,
başka bir “Şer Odağı” haline gelmesinin önüne geçilmesinde, Devletimizin
başında bulunan siyasi güç sahiplerine ve varsa aklı başında cemaat yöneticisi
konumundaki hocalarımıza (Her bir şeyi keramete yormadan hareket etmelerini
dileyerek), kendilerinde var olan bilgilere ilave olarak bendeki bu emanet bilgiyi
de sunmak suretiyle dini ve milli bir hayra hizmet etmektir.




Tarih Haziran (21?)1982, Yer Fazilet Han-Sultanahmet: O tarihte Ardahan’da
görev yapmakta olan Yüzbaşıyım. Oniki Eylül darbesinin üzerinden henüz iki yıl
geçmemiş, yurt sathında birçok Ku’ran kursu
ve öğrenci yurtları kapalı, darbe iktidarı cemaatin bütün mülküne el koymanın
peşinde kararname hazırlamış, cemaat y
öneticileri -başta Kemal
KACAR Bey Ağabeyimiz olmak üzere- Antalya’da
tutuklu olup idamla yargılanıyorlar.
 Bir vesile ile
İstanbul’a gelmiştim. O günkü şartlarda iletişim imkanları zayıftı. Cemaate ait
Fazilet Neşriyatın Sultanahmet’teki merkezine geldim. Kemal Ağabeyin
cezaevinden tahliye edildiğini orada öğrendim. Birkaç gün önce serbest kalmış. Fazilete gittiğimde de oradaki ofisindeymiş. Geldiğimi haber
verdiler, hemen kabul etti. Hizmet eden kişilere “Hususi görüşmemiz var
rahatsız etmeyin!” 
diye talimat verdiler. 27 Yaşında genç
bir subaydım.Böyle büyük bir zatın benimle
görüşecek hususi ne meselesi olabilirdi? Cemaat mensubu 7-8 muvazzaf subaydan
biriydim. O gün orada benim bulunmam bir tevafuk muydu? Kemal Bey Ağabeyimiz
1973 yılında mezun olup Tğm. olduğumuzdan itibaren benimle ve benim gibi subay
olan diğer arkadaşlarımızla yakından ilgilendiğini biliyordum. Kur’an kursundan
mezun bir talebesiyle (Rahmetli Zevceleri Bedia Ablamızın Talebesi) evlenmeme
vesile olmuş, birçok mecliste “Bu kardeşimizi ben evlendirdim”
 buyururlar,
bizimle iftihar ederlerdi. Ama bu durumla ilk defa karşılaşıyordum. Asrın
Mürşidine evlat ve talebe olmuş, şahsen birçok kerametlerine şahit olduğum,
tarihi ve manevi bakımdan büyük bir zatın karşısında olduğumun şuurundaydım.
Hususi meselelerin istişare edileceği bir olgunlukta olduğumu düşünmüyordum.
Asker olmam dolayısıyla bu konuya muhatap olduğumu düşündüm. Ne de olsa devir
askerlerin devri idi. Tahmin ettiğim gibi de çıktı.



Bu Sırrımı Ben Hayattayken Kimseye Söylemeye Mezun Değilsin: Ağabeyimiz söze
şöyle başladıbuyurdu.
İstihbaratın (MİT o zamanlar ve yakın tarihe kadar CIA’in küçük bir şubesi
durumundaydı) kendisini cezaevinde bir anlaşmaya zorladığını, kendisinin de bu
anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldığını belirtti. (O günleri yaşayanlar, 27
Mayısın ünlü anayasa profesörü CHP Senatörü Muammer AKSOY’un Kemal Bey ve
Cemaat hayranlığı(!) ile Ağabeye fahriyen avukatlık yaptığını iyi bilirler.
Kemal Ağabey bir şey söylememekle birlikte bendeniz irtibatın bu yolla
kurulduğunu düşünmekteyim.) Kemal Bey Ağabeye iki durumdan birini tercih etmesi
teklif edilmişti. Ya Kendisi ve 16 İdareci-Hoca arkadaşı ortadan kaldırılacak
ve Cemaatin bütün mülküne el konulacak; Ya da cemaatin tasfiyesi ve askeri
idarenin emrine girmesi için idare ile işbirliği yapılacaktı. Eğer bu anlaşma
sağlanırsa “Amerika veya Türkiye’de” en
yüksek seviyede imkanları haiz bir dünya hayatı garanti edilecekti. Büyük
miktarda para da teklif ediliyordu. Kemal Ağabey; “Ben bu anlaşmaya gönülden
nasıl evet derim. Ama kabul etmediğim taktirde bu kişiler söylediklerini
yapacak güçte ve kararlıktalar. Bu sebeple anlaşmayı kabul ettim ve bu şekilde
tahliye edildim. Diğer arkadaşlarımız da serbest kalacaklar. Bundan sonra artık
bu anlaşma çerçevesinde neyi ne kadar ve nasıl yapabileceksek öyle olacak.”
Nitekim de öyle olmuştur; H.KAPLAN Hoca Efendinin ve daha nicelerinin 2000’e
kadar cemaatten tasfiyesi, Kemal Ağabeyin (Sahte Şeyh olarak İstihbaratın
elinde koz olması bakımından) “Dört Genç Kadın”la evlenmesi, yakın çevresinde
(H.Ş.) ve (A.B.)vs. gibi MİTÇİ oldukları bilinen kişilerin, G.K. ve H.E. gibi
cemaat yapısına uymayan süfliyatın bulunması hep bu sebepledir. 1988 yılında
Ordu’dan istifa edip İstanbul’da cemaat şirketlerinde çalıştığım dönemlerde defaatle
Kemal Bey Ağabeyimiz bu anlaşmayla ilgili durumu tarafıma teyit etmiş, her
vazifeden alınıp cemaatten tard(!) edilen nice hocalarımıza ”bu sırrı”
paylaşmadan moral destek amaçlı ziyaretlerim de onun bilgisi dahilinde olmuştur.




Yıl 2003, Ben KİPTAŞ’ta Yöneticiyim, JİTEM’den Davet Aldım: Hatıra yazmak gibi
bir alışkanlığım yok maalesef, bu sebeple gün olarak tarihi hatırlamıyorum.
2002/2003 kış mevsimiydi. J.Gn.K.lığından olduğunu söyleyen bir J.Subayı (S.Ö.)
beni arayarak, görüşmek için randevu istedi. Eski asker olmam dolayısıyla
telefondaki kişi bana “Komutanım” diye hitap ediyordu. O günler AK Partinin
yeni iktidara geldiği günlerdi. İktidar-Asker ilişkileri son derece gergin idi.
Beklenmedik bu telefonun arkasındaki gerçeği daha iyi anlayabilmek için, “Devlet ayağa gelmez, ben devlete giderim” gerekçesi
ile reddederek, görüşmek için kendim gelebileceğimi söyledim. (S.D.) isimli
arkadaşımla Ankara’ya hareket ettik. Güvercinlikte ana bulvar üzerinden bir
araçla alındım. JİTEM’in karargahındaydım. Özetle beni araştırdıklarını
(Süleymanlı olduğumu, eski asker olduğumu bildiklerini) söyleyerek, Devletin
benim hizmetime ihtiyacı olduğunu belirttiler. Devletimiz için her hizmete
amade olduğumu ifade ettim. Özetle şöyle bir muhabere geçti aramızda; İrticaın (AK Partiyi kastederek) devleti ele geçirmekte olduğunu, özellikle
İstanbul Belediyesinde İrticaı içeriden kontrol edecek eleman bulmakta zorluk
çektiklerini, benim Süleymanlı cemaatine mensubiyetimi bildiklerini, zaten
cemaatin başındaki Ahmet Arif Denizolgun’un kendileri ile birlikte çalıştığını,
cemaatin bu haliyle devletin(!) himayesinde olduğunu ifade ederek, kabul etmem
halinde İBB’de beni önemli bir makama getirebileceklerini söylediler.
 Ben
de kendilerine, Komutanınıza söyleyin (Org. Şener Eruygur), eğer sivil
iktidarın emrine tabi olursa kendisinin Gn.Kur.Bşk. yapılması için Başbakanla
görüşebileceğimi söyleyerek tekliflerini reddettim. Dönüşümde birkaç ay
geçmeden-çok yakın dostum ve kardeşim(!)- KİPTAŞ Genel Müdürü İsmet YILDIRIM
tarafından manidar bir şekilde görev alındım. 



Yıl 2010 Balyoz Davası Sanığı Org. Çetin Doğan Savcıya İfade Veriyor: Savcının
darbecilikle suçlamasına “Darbeci
General”
 Çetin Doğan’ın İnternete düşen ve daha sonra
internetten kaldırılan ifadesinde; “Ne
darbesinden bahsediyorsunuz, biz ne yaptıysak Devleti irticadan korumak için
yaptık. Mesela hani şu Süleymancılar var ya, onların Kemal KACAR isimli başları
vardı. 12 Eylülden sonra Onunla anlaştık. Fakat biz onu idare edelim “Adam Kurt
Politikacı Çıktı” Demirel’i, Özal’ı araya koyarak O bizi idare etmeye kalktı.
Sonra onu bir şekilde saf dışı bırakıp yerine Ahmet’i (geçmişini temizleyerek)
getirdik. Bu (Cumhuriyeti Korumak ve Kollamak) asker olarak bizim asli
görevimiz.”
Diyor. İşte Ahmet Bey Ağabeyimizin acıklı hikayesi.
En son şüpheli ölümü üzerine şimdi aynı merkezler, Alihan KURİŞ üzerinden aynı
düzeni devam ettirmek mi istiyorlar? Orası artık yakın tarihte Hakan FİDAN’la
millileşmekte olan Milli İstihbarat Teşkilatının işi. Devlet, herhalde, 15
Yıllık AK Parti düşmanlığının arkasında Kasımpaşa’daki Gecekondu Kurs Binasının
yıkılmasının olmadığını biliyordur. Cemaatin safdil mensupları bilmese ve
anlamak istemese de. Rahmetli Kemal Ağabeyin soyadına TUNALI ekini almasının
hikayesini ise başka bir yazıya bırakalım.



FETÖ İLE İŞBİRLİĞİNDE



Suçüstü yakalanan Ahmet Beyin ani vefatı eğer tabii bir ölüm ise bu cemaatin
geleceği için bir fırsattır. Gerek Alihan Bey gerekse cemaatin özel görevli
olmayan idarecileri bu gidişe dur demezlerse, FETÖ’ye uygulanan muamelenin
kendi başlarına da gelebileceğini hatırdan çıkarmamalıdırlar. Mehmet Beyazıt
DENİZOLGUN Beyefendi şahsi mirasına sahip çıkmak (Ahmet Beyin Resmi Varisi
olarak, Misafirhane, Ahmet Beyin üzerine kayıtlı Beytül Mala ait Tereke) ve
Kardeşinin şahsına ve Cemaate karşı yaptığı haksızlık ve zulümlere dur demek
için bugün ortaya çıkmayacaksa ne zaman ortaya çıkacaktır. Üstelik 15 Temmuz
kalkışmasında duvara toslayan derin (hain) güçler de tüm güçlerini
kaybetmişken! 



Hayrullah KARADENİZ (12.Eylül.2016 BEYKOZ)



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet