LİNK : http://odatv.com/tarikatlarin-keramet-dolu-yalanlari-0809171200.html

Tarikatların keramet dolu yalanları

Kerametin kabul edildiği, “Allah dostu” nidalarının
dilden dile dolaştığı bir dünyadan bahsediyoruz…

Din adına hareket ettiğini söyleyen
yapılanmalardan birisi de tarikatlardır. Öyle ki yüzlerce yıldır dini sahada
hareket eden bu yapıların şeyhleri (önderleri) “Allah dostu” diye tanıtılmakta
dahası her tarikat lideri, sürdükleri yola girmeden bir Müslüman’ın “imanını
kurtarmasının” neredeyse imkânsız olduğunu ileri sürmektedir. Üstelik bu iddia
yalnızca bugünle sınırlı değildir. Bilakis adları büyük evliyaya çıkmış
kutuplar, gavslar yüzlerce yıldır bu savı dillendirmektedir. Günümüzde de
etkinliğini sürdüren ve en son Menzil gurubuna ait (Nakşibendi tarikatına bağlı
bir kol) bir düğünde çekilen görüntülerle gündeme gelen tarikatlar bu gücü
nereden almaktadır peki? Tarih, tarikatlar adına hangi çarpıcı vakaları
kaydetmiştir? Gelin şimdi tarikatların “keramet”
dolu dünyalarına doğru sizlerle birlikte kısa bir yolculuk yapalım.

Tarihi 5.yüzyıla kadar uzanan
tarikatların çıkış noktası Müslümanların daha sade daha münzevi bir yaşam
sürdürmeleri olarak ifade edilmiştir. Diğer taraftan “yaratıcıya kalbi yollarla ulaşma, onu en derin haliyle yaşama ve bir
Müslümanların mana dünyasını anlamlı kılma” gibi başlıklarda
Tarikatların varlık sebebi olarak gösterilmiştir. İşte tam bu noktada müridi
(tarikata bağlı kimse) en saf en manalı yönüyle Müslümanlaştıracak kişinin yani
mürşidin keramet sahibi olduğu/olacağı inancı benimsenmiştir. Dolayısıyla
böylesi bir durumda bir Müslüman’a düşen görev de keramet bile gösteren o yola
girmek, yolun müridi olmak biçiminde açıklanmıştır. Bu nokta çok önemli. Zira
bir defa insana “kutsiyet”
atfedip, onu adeta ilahlaştırdıktan sonra tarikatlara ve yolu devam ettiren
cemaatlere dair bütün eleştiriler anlamını kaybedecektir.

EVLİYA OLARAK TANIMLANANLAR

Kadiri tarikatının önderi olarak kabul
edilen Abdülkadir Geylani ile ilgili annesi tarafından ifade edildiği öne
sürülen şu sözler sizce de Kadiri tarikatını “dokunulmaz” (!) kılmaz mı?
Birlikte okuyalım: “Oğlum Abdulkadir
doğduğunda, Ramazan-ı Şerif başlamıştı. Birinci gün, imsak vaktinden güneş
batıncaya kadar süt emmedi. Bu hali diğer günlerde de devam etti. Ramazan-
Şerif boyunca gündüzleri hiç süt emmedi. Anladım ki, Ramazan-ı Şerife hürmet
ediyor, oruç tutuyordu.”  Evliya olarak tanımlanan kimselerle
ilgili daha böyle yüzlerce örnek verilebilir. Hatta bunlarla ilgili cilt cilt “Evliyalar
Ansiklopedileri” bile yayınlanmıştır. Bu noktada sadece şu örnekleri vermeyi
yeterli görüyoruz: “Ünlü sufi Ebu Hafs
Haddad
/ Demirciydi. Bir gün kızgın demiri ateşten çıkarmış ve eli
yanmamıştır. İbrahim Tennuri de kızgın fırına girerdi. Ahmed b.Eb’l-Havari de
kızgın fırına girmiş ama yanmamıştı.
” Bu arada şunu ifadelim ki,
bu örneklere ulaştığımız makale hakemli bir dergide yer almakta ve makalenin
yazarı da akademisyen kimliği ile “kerametin” varlığını inanmaktadır. Ne
diyelim, keramet yükseköğrenim kurumlarında savunulmakta ve anlatılmakta ise,
tarikatlara ya da “avam”a ne diyebiliriz ki!

Diğer taraftan tarikatlara ve
dolayısıyla şeyhlerin keramet iddiasına kucak açan sadece üniversiteler
değildir. O kadar ki neredeyse sünni inancının tamamında ve şii/batıni
inançlarda da keramete inanılmaktadır. Örneğin Ebu Hanife’ye ait olduğu öne
sürülen Fıkhu’l Ekber isimli eserde, İmam A’zam’ın mucizeden bahsettiği ve
akabinde “Evliyanın kerametleri vardır”
dediği ifade edilmektedir. Aynı şekilde ünlü Hanefi alimi Ebu Ca’fer et-Tahari
de bu noktada şunları ifade etmektedir: “Evliyadan
gelen keramete ve güvenilir ravilerin onlara ait olmak üzere naklettikleri
kerametlere iman ederiz.” Benzer biçimde Eşari mezhebinin kurucusu
el-Eşari başta olmak üzere farklı mezheplere dair pek çok “alim” de kerametin
hak olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla kerametler konusunda İslam dünyası
büyük oranda bu inancı kabul etmektedir. Diğer bir ifadeyle ortada münferit bir
durum yoktur. Bu durumda tarikatlara söz etmek de o kadar kolay olmayacaktır.!

VAHİM ÖRNEKLER

O “veli kullara, gavslara, kutuplara,
evliyalara” söz etmek o kadar kolay olmayınca onlar da söyleyecekleri sözü
esirgemez olmuşlardır. Örneğin şu sözler ilk dönem sufilerinden Zünnün
el-Mısri’ye aittir: “Üstadına Allah’tan
fazla teslimiyet göstermeyen asla mürid olamaz.” Daha vahim örnekler ise
bugün bile adı “sahte şeyhe” çıkan kimselerin yaptığı eylemlerde ortaya
çıkmaktadır. Bu örneklerden birini şimdi sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu
noktada söz Diyanet İşleri eski danışmanlarından Ali Akın’a ait. İbretle
okuyalım: “Ben, Diyanet İşleri başkan
danışmanıyken bir gün İstanbul Müftülüğündeki Fetva bürosuna gittim ve sorulan
meseleler, verilen fetvalar konusunda bilgi edinmek istedim ve onlardan çok
ilginç şeyler dinledim. Ezcümle dediler ki: Biz İslam’ı yaşamaya çalışan bir
aileydik. Bizim semtimizde bir şeyh var. Biz onunla tanıştıktan sonra şeyh,
benim gıyabımda eşime: Elim her derde devadır, büyük bereketi vardır! Diyerek
vücudunu okşamış ve sonunda eşimi elde etmiş. Ben işime gidince, şeyh bizim eve
gelip karımla beraber oluyor. İşte biz bunu danışmaya geldik! dedi.

Adam, bunları anlatırken karısı da, sakin, sakin dinliyordu. Biz de, o
hanıma; “Kocan çok ağır suçlamalarda bulunuyor. Niye susuyorsun” dedik. Kadın;
“Kocamın dedikleri doğrudur; ben şeyhimle beraber oluyorum, çünkü şeyhim bana
diyor ki: “Bu zamanın en büyük mürşidi, bu bizim ilişkimizden dünyaya gelecek”
“İşte ben bunun için şeyhimle beraber oluyorum” dedi. Biz hayretler içinde
kaldık ve “Yani siz bu zinanın fetvasını almak için bize geldiniz. Sizin
şeyhinize göre zamanın en büyük mürşidi, zina çocuğu mu olacak” dedik. Ve
kadına bir şeyler anlatmaya çalıştık. Fakat kadın hiddetlendi ve kocasına,
“Kalk gidelim! Bunlar, bu gibi evliya sırrını anlamazlar” dedi ve kalkıp
gittiler.”
Yorum sizin.

Kerametin kabul edildiği, “Allah dostu” nidalarının dilden dile
dolaştığı bir dünyadan bahsediyoruz. Böylesi bir dünyada, yaşamın pek çok
alanında olduğu gibi, istismarların, korkunç hadiselerin gerçekleşmesi
kaçınılmaz bir durumdur. Elbette bu durum saf bir biçimde yan yana gelmiş
insanlar üzerinden konuşulamaz. Ancak tekrar ifade edelim karşınızdaki kişiye
“kutsiyet” atfediyorsunuz! Bu durumda yaşanabilecek olaylarının sınırını
çizemez aksine bir süre sonra muhakeme gücünüzü bile yitirirsiniz. Nitekim
anlatılan olayda yaşanan da tam olarak budur.

GÜLEN’İN KERAMET DOLU OLAYLARI!

Konumuz bağlamında son örnekleri de
Fethullah Gülen bağlamında vermek istiyoruz. Fethullahçı Örgütün lideri her
kadar bir tarikat ehli olmadığını iddia etse de kendisiyle ilgili keramet dolu
anlatımları aktarmaktan çekinmez. O, hatıralarını anlatırken kimi mucizevi
olaylarla karşılaştığını ifade eder ve dolayısıyla dikkatimizi onun mucizevi
dolu yaşantısına çeker. Şöyle ki, Gülen’in çocukluğunda ailesinin kazlarını
döven ağanın tarlasına o gün dolu yağmış ve bahçede ne var ne yok götürmüştür.
İşe bakın ki o gün dolu köyde sadece ağanın tarlasına yağmıştır. Yine Kabe’yi
sineklerin bastığı bir ortamda 15 gün boyunca sinekler insanlara saldırırken
Gülen’e dokunmamıştır bile. Yine bir gün araba ile yolculuk yaparken,
arabalarının köprüden aşağı yuvarlandığını ve o anda Hz.Hamza’nın tecelli edip
arabaları suya düşmeden alıp yolun ortasına koyduğunu anlatan da Gülen’den
başkası değildir.

Tarikatlar bağlamında okutulan kitaplar
ile tarikatların din yorumları ayrıca ele alınmayı gerekli kılan konular
arasında gelmektedir. Biz bu yazıda sadece bir doğaüstü güç olarak “keramet” olgusuna dikkat çekmeye
çalıştık. Ve gördük ki, insan bu dünyada kendini aşıyor ve bir keramet ehli
olarak, insanüstü varlık biçiminde karşımıza çıkıyor. Üstelik bu itikadi görüşü
de İslam dünyasının büyük bir kısmı kabul ediyor. Peki, bu durumda yüzleşmemiz
gereken sadece tarikatlar, anlaşılması gereken sadece tarikat zihniyeti midir?
Nitekim tarikatlar dünden bugüne varlıklarını bir biçimde korumuş ve dahi
güçlendirmişlerse bu ancak karşılıklı anlaşmalarla mümkün olabilmiştir. O
anlaşmaların bizi götüreceği yer ise hiç kuşkusuz “iktidar” olgusudur ve elbet
bu olgu başlı başına bir ayrı yazı konusudur.

Aydın Tonga

Odatv.com 

http://irfanmektebi.com/2008/10/01/sultan-ul-evliya-gavs-i-azam-seyyid-abdulkadir-i-geylani/

Evliyalar Ansiklopedisi, 12 cilt,
Türkiye Gazetesi yay.

Süleyman Uludağ, Keramet II, Tasavvuf
İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, 2005.

El-Akidetu’t-Tahaviyye, Beyrut, 1978

Feridüdin Attar, Tezkiretü’l Attar, İlim
ve Kültür Yay.1984

Ali Akın, Hurafeler ve Gerçekler, s.342

Haz.Latif Erdoğan, Küçük Dünyam. Ad yay.




















































































Ali Akın, a.g.e

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet