ASIM ÖCAL : Adıyamanlı General ve Adıyaman’da Bir Tarikat


E-POSTA : gazeteciasim@gmail.com


08 Aralık 2019, 19:46


Bu yazı 2016 yılında acepplatform da yazdığım dönemde
yayınlanmıştı. Bu güne kadar yazdıklarımın içinde en çok okunan, en çok
paylaşılan ve tartışılan yazı olmuştu. 8700 üzerinde tıklama ile benim rekor
yazımdır. Tesadüfen bir yıl sonra Ankara da bir toplantıda yazının asıl kaynağı
olan sayın Oktay Yıldırım ile karşılaşmış ve bu konuyu yüz yüze konuşmuş olayın
gerçekliği ile ilgili çok tepki aldığımı söyleyince kesinlikle doğru olduğunu,
o dönemki askeri personelin kendi devresi olduğunu ve oradaki arkadaşlarından
duyduğunu söylemişti. Oktay Yıldırım emekli komando astsubaydır.


Bu günlerde MENZİL çok popüler olduğundan bir kez daha
paylaşayım dedim……………….Cumhuriyet yıkıldı evet ama tepetaklak bir yerlere
gidiyoruz da nereye………


BU YAZIDA ADIYAMAN’LI GENERAL İLE MENZİLİN NE İŞİ VAR


15 Temmuz kalkışmasından sonra ortalık toz duman.
İnsanlar konuşmaya, yazmaya korkuyor. İktidar şakşakçılığında sınır yok. Bu
cenah daha öncede Fetullah’a övgüde, alkışta sınır tanımıyordu.


Neyse biz gelelim asıl konumuza. İktidar bu kalkışmayı
bir fırsata çevirerek özellikle askeri alanda her şeyi ters yüz etti. Zaten
C.Başkanı bu kalkışmadan hemen sonra askeri düzenleme için Allah’ın bir fırsatı
demişti.


Yapılan düzenlemeler önümüzdeki süreçte askeriyenin terfide
liyakat yerine siyasi güç ile yol alacağını gösteriyor. İmam Hatip mezunlarının
da önü açıldığından en fazla 10 yıl sonra bu gün eleştirdiğimiz Fetullahçı
subaylardan da beter bir yapıda olacağız.


Askeriyeye din ve siyaset girmemeli, eğer girerse aşağıda
yazacağım olayın benzerlerinden daha çok karşımıza çıkar. Bu da bu coğrafyada
güçlü bir ordu mecburiyetine darbe vurmak demektir.


Şimdi okuyacaklarınız hayal mahsulü veya senaryo değil
gerçek yaşanmış bir olaydır. Tarih 22 Kasım 2015. Yer Isparta, Komando er
eğitim tugayı.


Tugay karargâh bölüğüne ait bir G-3 piyade tüfeğinin
sayım esnasında eksik olduğu tespit edilir. Ancak ne zaman kaybolduğu belli
değildir.


Olay adli boyuta ulaşınca EDOK Komutanı Kamil Başoğlu,
komutan dahil bütün subay ve astsubayların eve gitmelerini yasaklar. Tugayda
aranmadık yer kalmaz ama tüfek bulunamaz.


İşte şimdi geldik Adıyaman’ı ilgilendiren bölüme.
Tugay Komutanı Tuğ General Mustafa Kurutmaz Adıyamanlıdır. Ergenekon ve Balyoz
davalarında çok sayıda General adayı tasfiye olduğu sırada General olmuştur.
Dini inançlarına düşkün birisidir.


Tüfek bulunamayınca hemşerimiz General, nefesi
kuvvetli cinci hocaları, şeyhleri, müneccimleri sırasıyla birliğe getirmeye
başlar.


Arkasında subay ve astsubaylar, elinde un eleğiyle bir
detektör gibi gezerek ‘şurayı kazın’ diye yer göstereninden, ‘ toprak altında
değil diz üstünde bir yerde’ diye çalı dibi aralarına kadar her cinsten hoca
efendi birliği gezmeye başlar.


İçlerinden biri, ‘ burada çok hoca var ben aramam’
der. Bir diğeri ‘ ben askeri konulara bakmıyorum’ diyerek uzmanlık alanının
başka işler olduğunu ima eder. Bir diğeri ‘ benim cinlerim gaddardır, o silahı
bulurum ama çalanı öldürürler o yüzden bakmam’ der. Aslında bu son hocayı
tuttum. Bu hoca neredeyse bulup ilk başta Melih Gökçek olmak tüm üzere
çalanların falına baktırmak lazım.


13 gün içinde yaklaşık 20 hoca kışlaya gelmiş ve
cinlerle arama yapmıştır. Bu nedenle kışlanın her yeri kepçelerle kazılmış ama
silah bulunamamıştır.


Daha da ilginci askeri savcı Subay ve Astsubayların
ifadelerini alırken, bazı personel gusül abdesti alıp istihare uykusuna yatarak
silahın kendisine malum olmasını bekler……..


Şimdi geldik olayın en acıklı tarafına, Menzil
bölümüne. Hani yazının başlığında demiştik ya Menzilin ne işi var diye. Şimdi
iyi okuyun.


Tüfek kaybolalı epey olmuştur. 20 Ocak 2016 da
Adıyamanlı Tugay komutanı memleketinin Kâhta ilçesinden kerametli bir hoca
getirir. Şimdi kıskandım işte Kâhta da var Besni’ de niye yok.


Kâhtalı hoca büyük bir hürmetle karşılanır. Uzun
saçlı, gözleri sürmeli, şalvarlı mühim bir adamdır. Yöntemi çok farklıdır ve
elinde kerametli bir horozu vardır.


Sürmeli gözün talimatları doğrultusunda 140 erbaş-er
ve 12 rütbeli hemen toplanır. Sürmeli göz bir odaya girer ve yanında bir
gözlemci ister. Heybesinden çıkardığı kırmızı boya ile horozu boyar. İçeri
giren her asker elini bu horoza sürecek ve avucunun boyasını hocaya ve
gözlemciye gösterecektir. Horoz kime öterse çalan o dur.


Bütün personel, birer birer ve içinden horozun
ötmemesi için dua ederek söylenenleri yapar ama horoz hiç ötmez.


Hoca kızar, hırsıza beddua etmeye başlar. ‘ Allah
belasını versin ama bulacağım onu. Şimdi bağırsaklarını düğümleyeceğim, üç gün
içinde kıvrana kıvrana ortaya çıkacak hepiniz göreceksiniz’ der.


Üç gün sonra hala kıvranan aman dileyen kimse
olmayınca, kerametli hoca bölük içtiması ister. Bir uzman çavuşu işaret ederek
‘ bundan şüpheleniyorum, zaten horoza çok az dokunmuştu’ der.


Arkadaşları tarafından çok sevilen uzman çavuş öfke
ile hocanın üzerine yürürken zor zapt edilir.


Dini yobazlığın askeriyeyi getirdiği nokta budur. Daha
kötüsü olmaz demeyin, burası Türkiye. Horozdan keramet bekleyenler ülkesi.


Geçmişte böyle bir süreç Osmanlı da da yaşanmıştı.
Geriye gidiş sürecinde Sultan 3. Mustafa bilimi feni örnek alacağına Prusya
Kralı II. Frederik’ten müneccim istemiş ama aldığı cevap tarihe mal olmuştur.
II. Frederik ‘ üç müneccimim vardır. Tarih okumak, savaşa hazır bir ordu ve
dolu bir hazine’ diyerek adeta Osmanlı Sultanıyla alay etmiştir.


Bu kaos içerisinde askeri yeniden yapılandırırken bu
üç önemli noktayı unutmamak gerekir. Keramet hacıda hocada değil, bilimde,
liyakatte ve güçlü bir ekonomide dir.


İyi günlerde buluşmak dileğiyle…………


ASIM ÖCAL


3.8.2016


NOT: Bu yazı yazılırken OKTAY YILDIRIM’ın 2 Ağustos
tarihli yazısından esinlenilmiş ve yararlanılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet