Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Terkoğlu
: Tarikat ve cemaatleri dağıtmadan Türkiye’yi bir arada tutma şansı kalmadı


Aydınlanma Hareketi bir süredir çalışmalarını
“Tarikatlar ve cemaatler dağıtılsın” başlığı altında yürütüyor. AKP iktidarının
15 Temmuz’un ardından tüm topluma kabul ettirmek istediği “FETÖ çok kötü,
onunla savaşıyoruz” iddiası, dağılan gerici koalisyonun yerine geçen yeni
tarikat ve cemaat odaklarını perdelemeye hizmet ediyor. Aydınlanma Hareketi,
işte bu büyük kandırmacayı hedef alarak Türkiye’nin sonunu getirmesi kesin olan
bu “son koalisyon”un maskesini düşürmeyi önüne koymuş durumda. Aydınlanma
Hareketi’nden Barış Terkoğlu, Türkiye siyasetinde tarikat-cemaat, sermaye ve
siyaset ilişkileri üzerine sorularımızı yanıtladı.


Türkiye’nin
15 Temmuz sonrasında yapması gerekenin “bir cemaatin yerine öbürünü, bir
bakanın yerine diğerini koymak” değil, bütün bu cemaatleri-tarikatları tasfiye
edip “ortak yurttaşlık kültürüne dayalı bir liyakat kültürünü getirmek”
olduğunu vurgulayan Barış Terkoğlu, 15 Temmuz’la ilgili bir dersten bahsedilecekse
bunun laiklik olduğunu belirtiyor. Barış Terkoğlu gelinen noktada tarikat ve
cemaatler dağıtılmadan Türkiye’nin yola devam edemeyeceğinin altını çiziyor.


Aydınlanma Hareketi bir kampanya yürütüyor: Tarikatlar ve
cemaatler dağıtılsın. Bu kampanyadan biraz bahsedebilir misiniz?


Aydınlanma
Hareketi genel olarak dinselleşmeye karşı, hem devletin hem de kamunun
dinselleşmesine, dini kurallar tarafından belirlenmesine karşı uzunca
bir süredir faaliyet yürütüyor zaten. Tarikat ve cemaatlerin dağıtılması
da bunun bir parçası. Çünkü gerçekten de görülüyor ki, bugün din eksenli
siyaset, bir; her şeyden önce devlet eliyle yayılıyor, iki; toplum nazarında
tarikat ve cemaatler aracılığıyla bir çıkar grubu, bir örgütlenme grubu, hatta
bir suç grubu yaratıyor.


Tarikat
ve cemaatlerin sadece dini, din üzerinden bir araya gelmiş gönüllülerden
oluşmadığını en açık ifadesiyle 15 Temmuz’da gördük. Bunu daha uzun
değerlendiririz. Ama tarikat ve cemaatler aynı zamanda toplumu bölüyorlar,
hücreleştiriyorlar… Yani toplum, sadece mezhep eksenli değil, mezheplerin bile
altında kümelenmiş ve neredeyse birbirinden nefret eden, aynı dini bile taban
tabana zıt bir şekilde yorumlayan ve her an şiddet uygulamaya, her an düşmanlık
uygulamaya hazır yapılar halinde örgütleniyor. Biz her şeyden önce tarikat ve
cemaatlerin gerçekten Türkiye toplumunun gerici bir şekilde bölünmesi
tehlikesini üreten yuvalar olduğunu düşündüğümüz için, Türkiye’nin gelecekte
bütün halinde ve aklıyla yaşayan bir toplum olması gerektiğini düşündüğümüz
için buraların dağıtılması gerektiğini düşünüyoruz. Ve gerçekten de Aydınlanma
Hareketi’nin başarısı değil, Türkiye’nin başarısı olacak eğer bu tarikat ve
cemaatler dağıtılırsa çünkü bunları dağıtmadan Türkiye’yi bir arada tutma şansı
neredeyse kalmadı.


Bunu biraz daha tarihsel arkaplanı ve tarikat-cemaat
yapılanmasının sermaye ve siyaset bağlantılarıyla değerlendirmeni istesek…
AKP iktidarı öncesi ve sonrası bir dönemleme olabilir belki. Bir de özellikle
15 Temmuz’dan sonrası. Nedir Türkiye’deki tarikat-cemaat, sermaye ve siyaset
gerçekliği…


Birincisi,
Türkiye’de tarikat ve cemaatler hiç de öyle sanıldığı gibi “saf dinsel
kurumlar” olmadı. Kendilerini din üzerinden bir tür hizmetliler, bir tür
gönüllüler hareketi gibi tarif ediyor olabilirler ama hiçbir zaman böyle olmadılar.
İsterseniz bunu bugün böyle yorumlayın, isterseniz iki yüz sene öncesine gidin;
Osmanlı tartışmalarına. Bizim ordu tartışmalarında bile tarikat cemaat
tartışmaları vardır iki yüz sene önce. O yüzden tarikat ve cemaatler her zaman
siyasetin göbeğinde oldu ve hep iktidarın yakınında konumlandı. Çünkü iktidarı,
zenginleşmenin, büyümenin bir aracı olarak görüyorlar. Ve görülüyor ki, dini
savunularını gerektiği zaman da iktidar savunusunun gerisine bile atabiliyorlar
bunun için.


Uzun
yıllardır tarikat cemaat ve siyaset ilişkilerini inceliyoruz ve Türkiye müthiş
skandallarla dolu: Kombassan skandalı, Almanya’da para toplanması skandalı,
Deniz Feneri… Dini kurumlar hep bu tarikat-cemaat ilişkileri sayesinde
insanlardan paralar toplamış, holdingler kurmuş, sermaye yapmışlar. Şunu
söylemek istiyorum; kapitalizm bile bunlar için ileri kalmış. Yani örneğin
yoksul insanların küçücük birikimlerini alıp kendilerine sermaye edinmişler.
Sadece inançlarını kullanarak, inançlarıyla kandırarak. Ne yapmışlar, bu insanları
çalıştırdıkları yerlerde sigortasız, sendikasız sadece bir takım dini
vazifeleri öbür dünyayı göstererek bütün insani koşullardan uzak tutarak
çalıştırmışlar. İnsanlar yıllarca çalışmışlar bu birikimlerini toplamışlar. Bir
bakıyorsunuz hepsinin arkasından büyük skandallar çıkıyor hepsinin arkasında
başka bir tarikat var. Her seferinde ama her seferinde bu cemaat ve
tarikatlar eliyle insanları kandırmışlar. O yüzden bu yapılar hem
siyasetin hem de iktisadın merkezinde yer alan ve kapitalizmin bile gerisinde
yani kölelelik döneminin izlerini, feodal dönemin izlerini taşıyan bir tür
gericilik yuvaları.


AKP’nin
bir farkı var; Wikileaks belgelerinde Amerikalılar AKP’yi anlatırken bir tür
tarikatlar-cemaatler koalisyonundan söz ediyor. Sadece koalisyon değil aynı
zamanda doğrudan doğruya iktidarların, bakanlıkların, şunların bunların
periferisinde kalan bu tarikatları doğrudan doğruya merkezine yerleştiriyor.
 AKP’nin gerçekten tarikat ve cemaatler eliyle bir bütün olarak iktidarı
pay etme konusunda hepsinden daha ileri noktaya gittiğini söyleyebiliriz.







Türkiye’nin tarikat-cemaat yapılanması AKP dönemiyle birlikte
uluslararası islamcı-cihatçı şebekelerle de bağlarını güçlendirdi. Bu yapının
oluşturduğu yeni Türkiye’nin nasıl gericileştiğinden bahsedebilir misin?


Evet.
Şimdi sonuçta 2000’li yıllardan itibaren özellikle 11 Eylül saldırısıyla
beraber Dünya siyasal İslamın cihat eliyle kurduğu iktidar mekanizmalarıyla
tanıştı. Afganistan’da, bizim yanıbaşımızda Ortadoğu’da. Ve görülüyor ki,
tarikat ve cemaatler bu cihatçı yapılara insan sağlayan, bilfiil destek veren
ve bu cihatçı yapılarla organik bağlar kuran mekanizmalar haline geldi.
Türkiye’deki bu tarikat cemaat yapılanması aynı zamanda, bu cihatçı yapılarla
Türkiye’nin organik bağını sağlayan yerler ama bir şartla, bir şart düşerek
bunu söylemek istiyorum: Az önce de söylediğim gibi bunlar hep siyasetin
merkezinde yer alıyor, gerçekten bulundukları yerlerde siyasi onay
alabildikleri cihat hareketlerine destek veriyorlar. Kendi siyasi
iktidarlarının ve emperyalist sistemin onay verdiği cihat hareketlerine.
Türkiye’deki tarikat ve cemaatler AKP döneminde özellikle, böyle bir
küreselleşme baharı da yaşadılar kendileri açısından.


Tarikat ve cemaatlerin sermaye bağları nasıl ele alınmalı?


Tarikat
ve cemaatlerin iktisat ilişkisi üzerine çok sembolik bir şey anlatayım. Şimdi
Jet Fadıl diye bir adam var. Ben genç yaşımdan beri zamanımın bir bölümünü bu
adamın Türkiye’yi dolandırma hikayelerini izlemekle geçiriyorum. Bu adam
Türkiye’yi dolandırıyor, hapse giriyor çıkıyor milletvekili seçiliyor, hapse
giriyor çıkıyor tekrar dolandırıyor, tekrar… Böyle bir hikaye var.


Bu
adamın yıllarca bu yolsuzluğunun, bu dolandırıcılığının konuşulmayıp yine hâlâ
insanların ona gitmesinin sebebi ne? Yani hâlâ cebindeki belki son 50 lirayı
götürüp bu adama vermesinin sırrı ne? Hâlâ gidip bir tane oyu varsa
demokraside, oyunu gidip bu adama vermesinin sırrı ne? Bir tane sırrı var. Jet
Fadıl’ın bu toplumu her seferinde dolandırabilme kabiliyetinin sırrı Cübbeli
Ahmet Hoca desteği alıp, kendisinin de onun gibi sarık giymesiydi. Aslında bana
sorarsanız bu, İslamcı sermaye dolandırıcılığının, tarikat sermayesi
dolandırıcılığının ve insanları hâlâ aptal yerine koyan, adeta afyon içmiş gibi
tekrar tekrar aynı yöne götüren hareketin kaynağının bir ölçüde tarikat
cemaatler olduğunun göstergesi.


Bunun benzeri çok fazla “gözü dönmüşlük” hikayesine tanık oldu
Türkiye aslında değil mi?


Dönüp
bakarsanız bu hikayenin benzerini iki sene önce Bursa’da “badelenen” müridlerde
bulursunuz. Hatırlayın o hikayeyi; müridlerine cinsel istismar yapıyordu ama
insanlar cinsel istismara uğramak için koşuyor, kapıları aşındırıyorlardı. Bu
yolla cennete gideceklerini umuyorlardı. Ve “badelenmek” dedikleri cennete
ulaştıran köprü aslında bir tarikat şeyhinin cinsel organından başka bir şey
değildi. İnsanların bu derece aklını kaybetmelerinin, bu derece kendilerini
düşürmelerinin aracıdır tarikat cemaat ilişkisi.


Unutmuyorum,
bu olayı soruşturan emniyetçilerden bir tanesi bana anlatmıştı; adamı
yakalıyorlar, görüntüler mevcut, her şey mevcut ve adam emniyetteyken kapının
önünde yüzlerce kişi bekliyor. Böyle bir yer tarikatlar-cemaatler, insanlara bu
derece aklını kaybettiren yapılar.


Öyle
yerler ki, unutmayın; daha yakın zamanda Fethullah Gülen Cemaati mensupları
içeri girdi ve bu insanlardan bir tanesi bile yaptığı eylemi hakim önünde savcı
önünde savunamadı. Gerçekten merak ettim. Çünkü yıllardır yargılanıyorum her
yagılandığım mahkemede yaptığım işi savunurum.


Bu
insanlar Türkiye tarihinin en kanlı olaylarından birini yaşattıktan sonra biri
bile yaptığı şeyi savunamadı. Tek bir şeyle açıklayabiliyorlar durumu;
kendilerinden bunu yapmaları istenmişti.







Gülen Cemaati’nin hikayesine dönecek olursak… 15 Temmuz bir
kırılma noktasıydı; bu tarihten sonra denildiği gibi “bitti” mi, yoksa nasıl
bir dönüşüm olabilir. Yerini başka tarikatların aldığı söyleniyor, bu nasıl bir
“değişim”e işaret eder?


Gülen
Cemaati’ne ilişkin benim çok özel anılarım var. Bu cemaatler içerisinde en özel
yere sahip olanlardan bir tanesi. Çünkü gerçekten küresel düzene en iyi uyum
sağlayan, örneğin 90’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin arkasından
Orta Asya’daki yeni düzene en kolay adapte olan yapı. Veya işte dinler arası
diyalog denince, kendisine Batı’da bile yayılma olanağı sağlayan bir yapı. Bu
yapı emperyalizmle en iyi ilişki kurma kabiliyetine sahip, kendi liderini bile
yıllardır Amerika’da tutma kapasitesine sahip bir yapı.


Bu
öyle bir yapı ki, yıllardır bir şekilde devletin laiklik damarının kurduğu
bariyerleri gizlilikle aşabilmiş ve aşmakla da kalmamış onun içerisinde büyük
ölçüde örgütlenmiş ve bir dizi faaliyetle neredeyse Türkiye’nin kurumlarını
çökertebilmiş bir yapı. Hesabını çok geciktirmeden gören ve kendisiyle
uğraşanların başına hep kötü şeyler gelen bir yapılanma bu. Cemaat menşeili bir
kurşunun, bir seks kasetinin veya hep arkasında başka bir şeyin olduğunu
bildiğimiz bir hesaplaşmanın öznesi bu cemaat yapılanması.


Bir
dönem neredeyse Türkiye’deki bütün davaları, bütün polisiye vakaları bu
cemaatle ilişkilendirmeniz mümkündü. Çünkü suç işlemişseniz bu cemaatle
yakınlaştığınız zaman suçtan azade kalıp dışarı çıkıyordunuz, suç işlemeden
bilgisayarınıza konan bir virüsle bir dosyayla içeri girebiliyordunuz.


Bu
gücünü, emin olun devlet içindeki unsurlarından alıyordu ve bu unsurların örgütlenmesini
de bizzat AKP iktidarı sağlıyordu. Şimdi Türkiye’de şöyle bir yanılgı var;
örnekler çoğaltılabilir, sanki Fethullah Gülen Cemaati kaka, diğerleri cici.
Fethullah Gülen Cemaati bunu yaptı, diğerleri hiç böyle şeyler yapmazlar. Bu
külliyen yalan. Fethullah Gülen Cemaati diğerlerinden aslında çok da farklı bir
şey değil. Emin olun herhangi bir tarikatin ve cemaatin Türkiye’de Fethullah
Gülen Cemaati gibi askeriyede, emniyette, şurada burada örgütlenmesini
sağlarsanız, buna izin verirseniz, bunu desteklerseniz, onlar da kendi
“meziyetleri ve kabiliyetleri” sayesinde eğer buraya gelebilirlerse, emin olun
hepsinin başvuracağı şeydir 15 Temmuz. 15 Temmuz’un öznesi bugün Gülen
Cemaati’dir, yarın başka bir cemaat-tarikat olacak.


O
yüzden bu yolu yüz kere de deneseniz Türkiye’de kurumları cemaatlere tarikate
teslim ettiğiniz müddetçe, Türkiye’de -niteliğinden bahsetmiyorum- devlet
dediğiniz şey de kalmayacak. Mesela biz hapisteyken hep şunu yapardık; davaya,
duruşmaya giderdik. Karşımızda hakimler olurdu, hakimler sürekli değişirdi o
sırada, Yalçın Hoca’nın deyimiyle bizim davaların, önemli davaların hakimleri
bir süre sonra yargıtaya seçilirdi. Hep şunu tartışırdık: Soldaki hakim şu
tarikatten, öbürü şu cemaatten. Şimdi böyle bir yerde devletin önemli
ayaklarından biri olan yargı kurumunun varlığından söz edilebilir mi?


Bu
haliyle siz Fethullah Gülen Cemaati’ni alıp yerine şu cemaat geçsin derseniz
bitti, Türkiye’yi yine aynı yere mahkum edersiniz. 15 Temmuz’dan bir ders
çıkarılacaksa, tek ders olabilir; laiklik. Türkiye’yi tarikate cemaatlere
teslime etmeme olabilir tek ders. Tek ders Türkiye’de artık devleti, toplumu,
bu tarikatlardan-cemaatlerden temizleme olabilir.


Diğer tarikat ve cemaatlerde durum nedir? Biraz daha somutlayabilir
miyiz…


Benim
en yakından takip ettiğim tarikatlardan bir tanesi İsmailağa Cemaati, bu cemaat
son dönemde bir kriz yaşıyor. Şöyle bir kriz; cemaati kim yönetecek? Çok
görülen bir şey var benim dışarıdan da gördüğüm bir şey, Papa İkinci Jean Paul
durumu gibi, Mahmut Ustaosmanoğlu İsmailağa Cemaati’nin Papa İkinci Jean Paul’ü
olmuş durumda ve yönetemiyor. Eh yönetilemeyen yerde, birden fazla yönetme
iradesi ortaya çıkıyor.


Ve
bakın cemaat içindeki kavgayı neredeyse işte üç dört senedir adım adım takip
ediyoruz. Şu anda kavga öyle bir noktaya geldi mesela şimdi siz İslami
literatürde bir ayeti bir hadisi reddedemezsiniz, ederseniz dinden çıkarsınız.
Birbirlerini uydurma hadis üretmekle, neredeyse İslam dışı ilan etmekle itham
eder hale geldiler. Bakın aynı din demiyorum, aynı mezhep demiyorum,
Nakşibendilik demiyorum… Nakşibendiliğin bir kolu içerisinde, bir cemaat
liderinin hastalanmasıyla oluşan farklı öbeklerden söz ediyorum. Birbirlerini
din dışı ilan ettiler. Birbirleriyle kavga o kadar politikleşti ki bir grup,
iktidara yanaştı diğer tarafı alt edebilmek için, öbür grup ayakta kalabilmek
için muhalefet odaklarıyla yakınlaştı, kimi zaman Gülen Cemaati de dahil.


Bu
kavga iktidara da sıçradı ve Beykoz’daki yani cemaatin liderinin bulunduğu
yerdeki külliyeyi, içinde caminin de olduğu külliyeyi belediye gelip yıktı.


Irak’taki
nefreti hatırlıyor musunuz, mezhepler birbirlerinin girip, camilerinde bomba
patlatıyordu. Yani bunların birbirlerine karşı üretmiş olduğu nefret, büyük,
köklü ve bölücü. Türkiye’yi bölüyor bu.


Hatırlayın
Fethullah Gülen Cemaati içerisindeki kavga bile cemaatin imamlarından bir
tanesinin ayrılıp başka bir yöne gitmesiyle başlıyor. Yani kendi tarikatları
içerisinde bile bölünmeleriyle birlikte devleti, emniyeti, birden fazla vektöre
ayıran ve birbirleriyle kavga eder hale getiren ve bir polisi, suçu yakalamak
yerine tarikatın işlerini gören memura dönüştüren bir yapı bu.


O
yüzden gerçekten bu yapıyı tasfiye etmeden Türkiye’de ne emniyet teşkilatı
kurabilirsiniz, ne yargı teşkilatı kurabilirsiniz, ne adam gibi bir ekonomi
kurabilirsiniz, ne adam gibi siyaset kurabilirsiniz. Çünkü bakın dün önünde diz
çöktüğü cematle bugün kavga ediyor. Bugün vatana ihanet ettiğini söylüyor,
devletin özel sırlarını başka yerlere sattığını söylüyor, dış işleri
bakanlığını onun dinlediğini söyüyor, askeriyenin içerisinde kozmik oda
belgeleri dahil onun arşivini dışarı verdiğini söylüyor. Yine bütün bu
mahremiyetin kapısını kim açtı?


Doğal
olarak siz bu cemaatler bu tarikatlar toplumun içerisinde, kamunun ve devletin
içerisinde yaşadığı sürece, hiçbir şekilde güvende olamazsınız. Hiçbir şekilde
bağlanamazsınız, hiçbir şekilde. Yurttaşlık dediğimiz ortak bir kültürdür.
Bugün başka bir şey üzerine, yarın başa bir şey üzerine, bugün başka bir
ekonomide, yarın başka bir ekonomide kurulabilir ama bu cemaat ve tarikatlar
olduğu sürece hiçbir şekilde ortak bir yurttaşlık kültürü kuramazsınız.


O
yüzden Türkiye’nin gerçekten 15 Temmuz sonrasında yapması gereken bir cemaatin
yerine öbürünü koymak, bir bakanın yerine öbürünü koymak değildir. Bütün bu
cemaatleri tarikatları tasfiye edip, hangi inançtan hani etnisiteden, hangi
kökenden, hangi mezhepten, hangi düşünceden, hangi saç renginden, hangi
cinsiyetten olursa olsun, ortak yurttaşlık kültürüne dayalı bir liyakat kültürünü
getirmektir. Gerçekten de bizim tarikat ve cemaatlere ilişkin hem alacağımız
ders hem de yapacağımız şey budur.


Sonuçta bir sürdürülebilir bir yönetim modeli olamayacağını
söylüyorsun. Dolayısıyla bunlar daha çok mevcut sistem, emperyalist odaklar,
kapitalist iktidarlar tarafından manipüle edilebildiği sürece yönetsel
konumlarını koruyabileceklar. Tarikat ve cematler siyasi bir projeye sahip olup
bu ülkeyi yönetemez, diyebiliyoruz.


Yönetemezler.
Şimdi komik olacak ama; buradan şeriat isteyenlere de sesleniyorum gibi olacak:
Bugün siz şeriatı getirmek isteseniz kimin şeriatını getireceksiniz? Cübbeli
Ahmet Hoca’nın şeriatını mı getireceksiniz, Fethullah Gülen’in mi, Mustafa
İslamoğlu’nun şeriatını mı getireceksiniz? Siz bugün Menzil tarikatinin
şeriatını mı, Yeni Asyacıların şeriatını mı hangisini getireceksiniz? Bunların
her biri, bir diğerini din dışı ilan ediyor. Cübbeli Ahmet Hoca ve Mustafa
İslamoğlu arasındaki tartışmalara bakın.


Siz
bir gün şeriat kurmak isteseniz bunlardan hangisiyle kuracaksınız? Sizin
bunların eliyle kurabileceğiniz bir düzen yok. Yani bununla bir kere yüzleşmek
zorundasınız. Siz bunlarla bir eğitim sistemi kuramazsınız, o yüzden tevhid-i
tedrisat diyor; eğitimi birleştiriyorlar. En önemli sorun bunlarla birleşik bir
şey yaratamazsınız. Bunlarla bölünmüş, parçalanmış, birbirinden kopmuş ve
herkesin kendi islamı’nı yarattığı bir şey yapabilirsiniz.


O
yüzden her şeyde çuvallıyorlar. Bakın, Türkiye’de bugün genel ahlakla dincilik
birbirinden farklı yerlere doğru gidiyor. Yani sorunlardan bir tanesi de bu.
Genel ahlak demiş olduğumuz, çocuğa, cinselliğe, insana, sokakta yürüyen kadına
yönelik -aynı şeyi düşünmesek bile- bir davranış kalıbı. Bütün bu genel ahlak
düzeniyle, dincilik birbirinden çok farklı yerlerde bulunuyor. Teoride aynı yerde
olması gerekir.


Toplum
gerçekten ya genel ahlak kurallarını (sosyal-kültürel bir şeyden bahsediyorum
ahlak derken, metafizik bir şeyden değil), bir arada yaşamayı tercih edecek ya
da bunların İslam diye savundukları ama açıkçası arkaplanında kendi çıkarları
olduğunu gösterdiği şeyi.


O
kadar ayrı yerlerde duruyorlar ki, -örneğin Türkiye’de bugünlerde tartışılan
cinsel istismar meselesi… Çünkü onlar açıkça söylemeye utansalar da
arkaplanda on bir yaşındaki bir çocukla evlenilebileceğini savunuyorlar. Siz
genel ahlakla, İslamcılık arasında, çocuklara cinsel yönelimle, İslamcılık
arasında bir tercih yapmak zorundasınız ve şunu görmek zorundasınız; şortlu
kadına tekme atan adam da aynı adam, küçücük çocuğa cinsel anlamda musallat
olan da aynı adam.


Bu
adamlar bu zihniyetten besleniyorlar. O yüzden sizin tarikatlar cemaatler
olduğu sürece, -şeriat da dahil olmak üzere- herhangi bir düzen kurma imkanınız
olmadığı gibi toplumu bu açıdan bir arada tutabilecek bir altyapı yaratma
imkanınız yok.







Peki bu karanlık tablodan ne çıkar?


Şimdi
gerçekten de laiklik dediğimiz şey bunun panzehiri olan şey. Tam da Avrupa
yüzyıllar önce bizim yaşadığımızın bir benzerini, bir benzer fotoğrafı yaşarken
çıkış yolu olarak laiklik kaçınılmaz bir şekilde toplumu dönüştürmek isteyen insanların
önüne çıktı. Çünkü toplum orada da mezheplere bölünmüştü, bir gecede otuz bin
kişiyi kestiler Paris’te mezhep savaşında. Mezhepçilikle kan dökülen,
insanların bir gecede birbirini katlettiği, bir sürü farklı mezhebin birbiriyle
yarış içine girdiği bir yer haline geldi ve buradan çıkış yoktu. Yani laiklik
tesadüfen var olmadı. O yüzden tam da bu dönemde bu işin panzehiri laiklik. Tam
da bu dönemde çıkış noktası laiklik. Bu tarikatlardan cemaatlerden kurtulmamız
gerekiyor toplum olarak. Onun da çıkış noktası laiklik.


Bütün
çöküş dönemlerinde yani yükselme/ilerleme öyküleri bozulur ve tarikat ve
cemaatler bu bozulma hikayesinin çok merkezinde yer alıyor. İnsanın çöktüğü bir
dönemdeyiz, insan aklının çöktüğü bir dönemdeyiz, bilimin yerine insanın mistik
üretimlerinin konduğu bir yerdeyiz.


Aynı
zamanda devletin içinde de bu tür ilişkilerle yükselmenin kolaylaştığı bir
dönemdeyiz. Gerçekten Türkiye’de öyle bir hale geldi ki bu insanlar, yükseldi.
Birikimli insanlar en dipte yer alıyor. Artık kendilerine yaşam alanı
bulamıyor, örneğin akademiye giremiyorlar. Sorbonne’da okuyor ama gelip
araştırma görevlisi olamıyor; çünkü o tarikat bilmem ne fakültesini parsellemiş
durumda.


Düşünün
bunların hastaneleri var; hasta olduğunuzda herhangi bir hastaneye gitmiyorsunuz
bunların hastanelerine gidiyorsunuz. Bazen bir adamın tedavi olduğu bir yer
mensup olduğu tarikata göre belirleniyor.


İnsanın
çökmesinin yerine, insanın yükseldiği, yukarılarda olduğu bir düzeni kurabilmek
adına bu tarikatlardan cemaatlerden kurtulmaktan başka şansımız yok.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış