SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI

TARİHİ ESERLER DOSYASI : FRANSA ŞATOLARI VILLANDRY ŞATOSU ve CLOS LUCE ŞATOSU

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI
Bu haber 24 Eylül 2020 - 9:35 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

FRANSA
ŞATOLARI VILLANDRY ŞATOSU ve CLOS LUCE ŞATOSU


15
Haziran 2020


FRANSA ŞATOLARI


Yazı ve Fotoğraflar: Olay Salcan, 15 Haziran 2020



Fransa’da şatolar yazı serimin sonuna geldim. Loire bölgesinde bulunan 200 adet
şatonun tamamını gezmek, çok zaman alacak bir gezi olacaktır. Bu şatoların bir
kısmı, görülmese de olur. Ancak tarihe mal olmuş, burada yaşayanlar ve
yaşananlarla öne çıkmış olanların sayısı elliyi geçmeyecektir. Benim de
tamamını gezme diye bir planım olmadığından şatolar yazılarımda zamanım el
verdiğince gezebildiklerimi sizlere aktarmaya çalıştım.


Şatoları
gezerken hep hayal ettiğim; içerisinde yaşanan aşklar, acı, mutlu anlar, ülkelerin
kaderini yakından etkileyen verilmiş kararlar, taht oyunları.


Ancak
benim en çok merak ettiğim kral ve üst tabakada bulunan insanların Paris’te
sarayları ve o muhteşemliği bırakarak ve uzun bir mesafe yol giderek kısa süre
de olsa da buralarda yaşamaları. Bunun da nedeninin belki de, tüm sahip
oldukları güç ve zenginliğe rağmen hala arayış içerisinde olmaları olduğunu
düşünüyorum.


Bu
son yazımda sizlere bahçeleri ile şöhret kazanmış Villandry şatosu ile zamanın
ünlü birisini ağırlamış Clos Luce Şatosu’nu anlatacağım.


VILLANDRY ŞATOSU


Şunu
açıklıkla söyleyeyim ki, 16. yüzyılın başlarında I. Francois’in Maliye Bakanı
Jean le Breton  tarafından inşa edilmiş, Rönesans mimari tarzının güzel
örneklerinden birisi olan Villandry şatosundan ayrılmak istemeyeceksiniz. İç
mekanı, katiyetle Cheverny şatosu gibi mükemmel bir şekilde dekore edilmemiş
ise de; bahçesi, tek kelime ile muhteşem.




Şatoya,
yaklaşık 200 yıl sonra Castellane Markisi sahip olmuştur. Bu tarihten yaklaşık
300 yıl sonra da Fransız Devrimi sırasında şatoya el konulmuş ve 1800’lerin
başlarında İmparator Napoleon tarafından kardeşi Joseph Bonaparte’ye verilmiştir.


Bunu
takip eden 100 yıllık zaman içerisinde şato, terk edilmiş ve kaçınılmaz son
olarak bir harabe haline gelmiştir.


Şatoyu
1906 yılında İspanyol Joachim Carvallo satın almıştır. Bu tarihten itibaren
kendisini tamamen Villandry’e adayan Carvallo, bahçeleri Rönesans tarzında
dekore ederek bu günkü olağanüstü görsel güzelliği ortaya çıkarmıştır.
Halihazırda şatoda torunları yaşıyor ve onun mirasını başarı ile devam
ettiriyorlar.


Şatoya
18. yüzyılda sahip olan Kont Castallane, bir süreliğine Osmanlı
İmparatorluğu’nda elçilik yaptığı için bu dönemde buradan getirdiği eserleri
bir odaya toplamış. Bu odada Divan-ı Hümayun’dan bir sahneyi gösteren tablo da
sergileniyor.


Bu
şato, aynı zamanda İngiltere ve Fransa arasındaki savaş sonrasında, Aslan
Yürekli Richard tarafından İngiltere’nin yenildiğini kabul eden anlaşmayı
imzalamasına şahit olması nedeniyle özel bir öneme sahip.


Geziye
ilk önce şatonun içerisini gezerek başlamak daha uygun olacaktır. Aksi takdirde
bahçenin cazibesine kapılıp bahçeyi gezmeye başlarsanız inanın kendinizi ve
zaman mefhumunu kaybedip şatonun içini görememe riskiniz artacaktır. En
önemlisi de şatonun kulesindeki terasından bahçeyi geniş açı olarak kuşbakışı
görme şansını kaybedeceksiniz. Bu görüntüyü kaçırmamak gerekir. Yukarıdan
görünen, olağanüstü büyüklükte, yeşilin hakim olduğu rengarenk bir halı. Zaten
bu görüntüyü gördükten sonra insan, bir an önce kendini bahçeye atmak istiyor.
Ancak acele etmeyin binanın içerisi de ayrı bir güzel ve çekici.


Şatonun
iç mekanında sahipleri tarafından kullanılmış mobilyaları, zamanının en güzel
yansımaları ile görebilmek mümkün. Çalışma, yatak odaları ve mutfağı ile bir
tarih ve yaşam tarzı, gözler önüne çok güzel bir şekilde yansıtılmış.


Bahçe
insan zevki, zeka ve ustalığının harmanlanmasından meydana gelmiş bir sanat
eseri. Babil’in asma bahçeleri gibi kat kat farklı bir şekilde üç kat olarak
inşa edilmiş. Her köşesi diğerine benzemiyor. Farklı şekillerde çiçek ve
ağaçların uyumlu kullanımı ile dekorasyon yapılmış.


Bahçenin
her bölmesine kendine özgü isimler verilmiş. Ufak alevler ile ayrılmış
kalplerle sembolize edilmiş “Narin Kalpler”, tutkuyla kırgın kalpleri sembolize
eden “Tutkun Kalpler”, kelebek kanatları ile sembolize edilmiş “Uçuşan Kalpler”,
düelloda kullanılan kılıç ve hançerin keskin kenarını resmeden “Trajik Kalpler”
kısımlarından oluşan “Süs Bahçesi”.


Süs
bahçesinin hemen sonrasında gelen “Su Bahçesi”, ortasındaki geniş havuzu ve
etrafındaki lime ağaçları ile uygun bir dinlenme ve meditasyon yeri.


”Güneş
Bahçesi”, üç ayrı yeşil alandan oluşan sıcak görüntüsü ile ayrı bir güzellik.
Birinci yeşil alan, beyaz ve yeşil çalılarla tasarımlanmış “Bulutlar Odası”;
ikinci yeşil alan, bir yıldız şeklindeki bir alanın ortasındaki havuzun etrafında
ışıldayan sarı ve turuncu tonların hakim olduğu “Güneş Odası” ve sonuncusu,
elma ağaçları ile dekore edilmiş, çocukların oyun alanı olan “Çocukların
Odası”.


Bahçede
labirent bahçesi ile şifalı ve kokulu bitkilerin yetiştirildiği bir bahçe de
mevcut. Ayrıca sebze bahçesi, Orta Çağ’dan gelen bir alışkanlığın devamı.


Binasının
gösterişinden daha çok muhteşem bahçesi ile öne çıkan, gezenlere huzur veren,
insanı bir an için sorunlarından alıp masal diyarına taşıyan ve bambaşka bir
dünyayı yaşatan bir şato Villandry Şatosu.


Her
bir bölümüne ayrı manalar verilen bahçe düzenlemeleri, ender bulunan bitkileri,
özel yetiştirilen çiçekleriyle ayrı bir yerde olmayı hak ediyor.


CLOS LUCE ŞATOSU


Şimdiki
sizlere anlatmaya çalışacağım şato, kendisinden daha çok hayatının son üç
yılını burada yaşamış ünlü ressam Leonardo da Vinci ile şöhrete kavuşmuş Clos Luce Şatosu’dur.


1471 yılında inşa edilen şatonun yapımında kullanılan
tüf taşı ve pembe renkli tuğlalar 15. yüzyıl mimari tarzının tipik
örneklerinden birisidir. İlk yapıldığında Cloux Şatosu diye adlandırılan şato,
17. yüzyılda Clos Luce şatosu diye anılmaya başlanmıştır.
Daha
sonraki sahipleri olan Amboise ailesi tarafından devrimde yıkılmaktan
kurtarılmıştır.


Leonardo da Vinci’nin Fransa macerası, 1516 yılında Leonardo’nun
yeteneğinden oldukça etkilenen kral I. Francis’in kendisini Fransa’da yaşamaya davet etmesi ile
başlıyor. Kendisini Fransa’da bulunduğu sürede kralın baş ressam, mimar ve
mühendisi olarak atıyor. Yıllık 700 altın maaş bağlıyor ve ürettiklerinin mali
desteğinin garantisini de veriyor. Ama en önemlisi bu şatoyu burada yaşaması
maksadıyla Leonardo da Vinci’ye tahsis ediyor.




Kral I. Francis ve kız kardeşi Marguerite de Navarre
ile Leonardo da Vinci arasında dostluk, Leonardo da Vinci’nin son üç senesinde
mutluluk ve yaratıcılığının en üst düzeye çıkmasına neden oluyor. I. Francis,
Leonardo da Vinci’yi sık sık ziyaret ediyor ve yaptıkları ile ilgili bilgiler
alıyor. Bu ziyaretlerini Amboise Kraliyet Şatosu ile Clos Luce Şatosu arasında
inşa edilmiş bir yeraltı tünelini kullanarak gerçekleştiriyor. Bodrum katında
çıkışı olan
geçidin ilk metreleri bugün hala görülebilmektedir.


Ünlü
ressam, 2 Mayıs 1519 tarihinde, şatoda hayata gözlerini yumuyor.


Şatoyu gezmeye üst kattaki uzun ahşaptan bir balkonu
yürüyerek başladığımda bu balkon beni doğruca Leonardo da Vinci’nin yatak
odasına götürüyor. Şatoda mutlu ve verimli bir hayat süren Leonardo da Vinci’ye
her türlü imkanlar sağlanmış ve bu yatakta da hayata gözlerini kapamış.


Leonardo
da Vinci, ölümünden sonra vasiyeti üzerine önce bir kiliseye gömülüyor,
ardından da mezarı Amboise Şatosu‘na taşınıyor. Bu oda, Vinci’nin
ölümünden sonra şatoya yerleşen 1. François’nın kız kardeşi Marguerite de
Navarre
‘ya veriliyor.


La
Grande Salle Renaissance olarak adlandırılan büyük salonu gezdikten sonra
mutfaktan geçip bodrum kata iniyorum. Bodrum kat, Leonardo da Vinci’nin
bilimsel çalışmalarına, icatlarına ve projelerine ayrılmış. Burada Leonardo da
Vinci’nin 40 adet projesinin maketleri
bulunuyor. Bu maketler, IBM tarafından
orijinal projelerin birebir kopyası olarak yaptırılmış. Denizaltı, uçak,
helikopter, tank, makineli tüfek, açılır köprü ve daha pek çok projenin
maketlerini bir arada görebilme imkanı var. Son derece etkileyici olan bu
bölüm, şatonun en popüler bölümlerinden birisi.


Kraliçe
Anne de Bretagne için yaptırılan şapelde Leonardo da Vinci’nin dört freskini
görmek, geziye keyif katıyor.


Bodrum
kattaki geziyi tamamladıktan sonra takip ettiğim rota, beni arka bahçeye
çıkarıyor. Bahçedeki kafede bir şeyler içmek için durmak akıllıca olur. Çünkü
daha şatonun gezisini tamamlamadım. Bir kahve içip yan bahçeye doğru yürümeye
başlıyorum. Bu botanik bahçesindeki patikayı takip ettiğimde çeşitli yerlere
yerleştirilmiş Leonardo da Vinci’nin icatlarının daha büyük maketlerini
görüyorum. Bu nedenle de bahçeye, Leonardo da Vinci Bahçesi
adı
verilmiş.


Bu
maketler içerisinde en dikkat çekici ve Türkler için en önemli olanı, hiç
şüphesiz ki Osmanlı Padişahı II. Beyazıt zamanında Leonardo da
Vinci’nin
Haliç üzerine yapılmak üzere tasarladığı Le Pont de la
Corned’Or–Altın Boynuz Köprüsü, diğer adı ile Haliç Köprüsü’nün su üzerindeki
büyük maketi. Bu köprü üzerinde yürürken, eğer o zamanlar bu köprü Haliç
üzerinde yapılsa idi hayali içerisindeyim. Düşünüyorum da Leonardo da Vinci
Bahçesi
’nin bu köprüsü ne kadar popüler olur ve ne kadar da
turist çekerdi. Yani altın yumurtlayan tavuk misali. Kaçan balık, büyük olur.


Hoşça
kalınız.


E-POSTA
: olay.salcan@gmail.com


LİNK
: https://olaysalcan.blogspot.com/

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER