Zeki
Sarıhan : DÜZCE YOLLARINDA…

(Bu yazıyı, 8 Temmuz
günü kaleme almıştım ancak teknik bir nedenle e-posta ile paylaşamamıştım.
Tarihî bir olaya işaret ettiği için bir hafta sonra da olsa ilk paragrafını
güncelleyerek iletmenin yararlı olduğunu düşünüyorum.)

Adalet Yürüyüşçüleri, bazı çirkin
hakaret ve tehditleri aşarak “kazasız belasız” İstanbul’a ulaştı ve yürüyüş
görkemli bir mitingle son buldu. Demokrasi tarihinde yerini aldı. Ankara’dan
başlayan bu yolların geçtiği bölgede 97 yıl önce çok daha feci olaylar
yaşanmıştı. “Hiç adalet isteyenler protesto edilir mi?” diyorsunuz? 97 yıl önce
bağımsızlık isteyenler öldürülüyordu… Buna da şükür demek gerek

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
açılması için yoğun hazırlıkların yapıldığı 13 Nisan 1920 tarihindeyiz. İngiliz
propagandası ve Halife fetvasıyla Düzce İsyanı başladı, dört bin kişilik
isyancı ordusu Düzce’ye girerek bazı subayları öldürdü.

İsyan, 14 Nisan günü Beypazarı’na da
bulaştı. 18 Nisan’da isyancılar Bolu’ya girdi. Ertesi gün Beypazarı postanesini
basan isyancılar, İstanbul’dan gönderilen, padişahın imzası bulunan bildiriyi
zorla aldılar. Kuvayı Milliyecilerin tepelenmesi gerektiğini anlatan bu
bildiri, komutanlar ve idareciler tarafından postanelerde alıkonuluyor ve
dağıtılmasına fırsat verilmiyordu. Göynük’te ve Zonguldak’ta da gerici
kıpırdanmalar görüldü. 20 Nisan’da Kuvayı Milliye’yi bastırmak için
İstanbul’dan gönderilen Kuvayı İnzibatiye’nin ilk alayı İzmit’e yolcu edilirken
Gerede de isyan başladı.

KUVAYI MİLLİYE ANKARADAN YOLA ÇIKIYOR

Bolu’daki durumu düzeltmek için
Ankara’dan Mebus Hüsrev ve Osman Beyler yola çıkarıldı.

Elde asker olmadığı için Hüsrev
Bey’in emrine yalnızca bir teğmenin komutasında olan 20 kişilik bir atlı birlik
verildi. 21 Nisan 1920 günü sabahleyin Ankara’dan hareket edildi. Bütün yöre
heyecan ve kuşku içindeydi. Gece o zamanki adı Yabanabat olan Kızılcahamam’da
geçirildi. Ertesi gün kasabadan ayrılmadan önce halk Kuvayı Milliye’nin amacı
hakkında aydınlatılmaya çalışıldı. Memleketin böyle yer yer işgal edildiği,
parçalandığı, halkın toptan esir edilmek istenildiği bir zamanda birlik olup
düşmanı yurttan atmak gerekmez miydi? İngilizlerin parasıyla ve silahıyla
hareket eden bozgunculara inanmak doğru olabilir miydi? Halife, bu fetvaları
kendi iradesiyle yayımlamış değildi ki, o İngilizlerin elinde esirdi. İstanbul
bir aydır resmen işgal altındaydı. Vatanı savunmak dinin de emriydi. Böyle
diyordu Kuvayı Milliyeciler.

İsyanı bastırmak için Ankara’dan yola
çıkanlar, 22 Nisan gecesini bir köyde tanınmış bir hocanın evinde geçirdiler.
Meğer hoca ve oğulları da ayaklanmanın içinde değiller miymiş! Neyse ki burada
kötü bir olay olmadı. 23 Nisan sabahı, Ankara’da Hacıbayram Camii’nde dua
edilip Meclis açılırken Hüsrev ve Osman Bey’in başında bulunduğu birlik,
Gerede’ye hareket etti. Köylüler tarlalarında işleri güçleriyle uğraşıyorlardı.
Gerede Kalesi’nden top atışları duyulmaktaydı. Hüsrev Bey ve yanındakiler bunu,
TBMM’nin açılışı nedeniyle yapılan şenliğe yordular. Ancak boyunlarında Kur’an
asılı, ellerinde yeşil bayraklarla bir grup atlı geldiğini gördüler. Bunlardan
kaçarken bütün köprülerin tutulmuş olduğunu da anladılar. Kuvayı Milliye
birliği her yandan isyancıların ateşi ile karşılandı.

İsyancı köylüler, Kuvayı Milliye’yi
esir aldı. Silahlarına el koydu. Onları yaya olarak Gerede’ye götürdü. Yolda su
içmek istediklerinde isyancı yobazlar:

—Bu kâfirlere su vermeyin! diyerek
buna engel oldu…

Kuvayı Milliyeciler, yaralı bir
durumda Gerede’de kalabalığın arasından geçirilerek hapishaneye götürüldüler.

Gardiyan mazgalından, müftü ve diğer
ileri gelenlere, bu hareketin yanlış ve tehlikeli olduğunu anlatmaya
çalıştılarsa da fayda etmedi… Her gün hapishanenin önünde yüzlerce kişi
toplanıyor, çevreden gelen birkaç yüz silahlı atlının Hilafet Ordusu’na
katılmaları için bir hoca tarafından dinsel tören yapılıyor, zafer duaları
okunuyor, Kuvayı Milliye’nin dağılıp yok olması için yalvarıp yakarılıyordu.

BOYUNLARINDA DEMİR LALE…

Hüsrev Bey ve tutuklu arkadaşları,
bir hafta sonra ellerinde kelepçe, boyunlarında demir “lale”lerle yaylı
arabalara bindirilip Düzce’ye götürüldüler. Yolda isyancılar üzerine gönderilen
Yarbay Mahmut Bey’in askerlerinin ellerinde beyaz teslim bayrağıyla beşer onar
kümeler halinde köylerine gitmekte olduklarını görmek içler acısı idi. Düzce’ye
yaklaştıklarında arabadan indirildiler. İlçenin zindanına kadar taşkınlık yapan
halkın arasından elleri kelepçeli olarak geçirilerek götürüldüler. Aşağılayıcı
sözlere maruz kaldılar. Zindan, pencereden aşağıya atlanılan, son derece
rutubetli, büyük farelerin cirit attıkları kuytu bir yerdi. Neyse ki akşama
doğru buradan çıkarılıp Kuvayı Milliyeci subayların tutulduğu ahşap bir eve
götürüldüler.

Düzce’deki esirlik hayatı, Hüsrev
Gerede’nin anılarında en ilginç bölümü oluşturuyor:

“Hapishanenin karşısındaki kahvede
her gün bir sürü silahlı isyancı oturmaktaydı. Bunların hapishaneye ateş ederek
bizi toplu bir ölüme göndermeleri sıradan olaylardan biri olabilirdi. Bu
nedenle pencereden bakmamayı bir kural olarak benimsemiştik. Yalnız Yüzbaşı
Avni Efendi, pencere kenarında yarı saklı durumda dışarıyı gözetler,
gördüklerinden bizlere haberler verirdi.”

Hapishaneye giden Manastırlı bir
berber de içeriye bilgiler ulaştırıyordu. Değişik kaynaklardan gelen bilgilerle
olup bitenler hakkında bilgi sahibi olunuyordu. Tutuklu Kuvayı Milliyecilerin
aldıkları haberlerden biri de şuydu: Dâhiliye Nazırı Ali Kemal Bey’in emriyle
İstanbul’a götürülüp Beyazıt Meydanı’nda asılmayı bekleyen mahpuslar, Kuvayı
Milliyeci İpsiz Recep’in kendilerini kurtarmaya niyetli olduğunu öğrenmişlerdi.

Bir süre sonra hapishane önünden
yaralıların geçmeye başlaması, isyancılarla Kuvayı Milliyecilerin çok çetin bir
savaş içinde olduğunu gösteriyordu. Kuvayı İnzibatiye İzmit’te yenilince Düzce
isyanının elebaşlarından Sefer, hapishaneye gelerek Hüsrev Bey’e uzlaşma
önerdi. Çünkü isyancılar, Kuvayı Milliyecilerin üstün geleceğinden ve
isyancılardan hesap soracağından korkuyorlardı. Kuvayı Milliye’ye karşı
yumuşamalarının bir nedeni de Sevr Anlaşması hükümlerinin İstanbul basınında
yer almış olmasıydı. Alemdar gazetesinin ifadesi ile bu anlaşma imzalanırsa
Osmanlı Devleti, Galata Kulesi’nden görülebilecek yerlerden ibaret kalacaktır.

Hapishaneden serbest bırakılıp
ellerinde beyaz bayraklarla Kuvayı Milliye bölgesine geçen Hüsrev ve Trabzon
Mebusu Osman Beyler, Mudurnu’dan Ankara’ya bir telgraf çekerek isyancıların
pişmanlıklarını bildirdiler. Hükümet bu iki mebusa Ankara’ya dönmeleri emrini
verdi. İsyancılar, nispeten yumuşak buldukları Refet Bey’e teslim olmak
istedilerse de ondan önce Düzce’ye giren Ethem Bey, 53 kişiyi darağacına çekti.
Sefer de bunlar arasındaydı. 27 Mayıs 1920 günü Bolu kurtarıldı. İstanbul’dan
gönderilip isyancılara kumanda eden beş subay ve iki memur da burada asıldı. Binbaşı
Nazım Bey komutasındaki Kuvayı Milliye, 21 Nisan’dan beri isyancıların elinde
bulunan Gerede’yi 31 Mayıs 1920 günü kurtardı.

NEDEN BÖYLE OLDU?

Kuvayı Milliye’ye karşı
ayaklananların gerekçesi neydi? Onlar, Kuvayı Milliye’yi Türkiye’yi savaşa
sokan ve büyük bir yıkıma neden olan İttihat ve Terakki’nin devamı olduğunu
sanıyor, Düveli Muazzama’ya başkaldırmanın ülkeye yeni felaketlere
sürükleyeceğini ileri sürüyorlardı. Bu konuda İngilizler ve İstanbul’daki Saray
Hükümeti tarafından kışkırtılıyorlardı. Önyargı içindeydiler. Milli
Mücadele’nin birinci Dünya Savaşı’ndan tamamen farklı bir kurtuluş savaşı
olduğunu kavrayamıyorlardı. Adalet Yürüyüşüne karşı terbiyesizliğe varan
protesto hareketleri yapanlarda sabit fikirlilerdir.  Zihinlerinde bu eylemin Tek Parti Döneminin
devamı olarak gördükleri  CHP’nin
önderlik ettiği algısı vardır. 97 yıl önce olduğu gibi rejimin sahipleri
tarafından kışkırtılmaktadır. Oysa roller çoktan değişmiştir. 97 yıl öncekiyle
bugün arasında çok farklar vardır ve bunların başında bugün Türkiye’nin
bağımsızlığını ve milletin özgürlüğünü savunan bir Kuvayı Milliyesinin
olmayışıdır… Daha doğrusu bugünü Kuvayı Milliye asker değil, sivildir…  

Kaynak:
























































































Hüsrev Gerede’nin Anıları, Hazırlayan
Sami Önal, İstanbul, 2002, Literatür Yayınları, s. 296

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet