“Bir ilim adamı ya kendinden önce kimsenin tesbit edemediği bir
konuda eser kaleme alır, ya da kendinden önceki ilim adamlarının kapalı
bıraktığı konuları açıklar, kolaylaştırır ve anlaşılır kılar, veya daha önce
yazılmış eserlerde bulunan eksiklikleri giderir, yanlışları düzeltir”


“Önemli sayıların keşfi için güç veren Allah’a şükürler olsun.


Aslında, herşeyi yansıtan, aksettiren insanın hesaplama
ihtiyacıdır. Ben herşeyin rakam içerdiğini keşfettim ve ben rakamın birimleri
birleştirmekten başka birşey olmadığını keşfettim. Bu nedenle birlikte bütün
sayılar ifade edilir. Bununla beraber ben bütün sayıların, ona kadar olan
rakamların türetilmesiyle tanzim edildiğini keşfettim.”


Ana Kavramlar: Matematik, trigonometri, cebir, logaritma,
algoritma, algoritmik düşünce sistemi, karizma, sıfır, 2`lik (binary) sayı
sistemi, şey, x, hiç, yokluk


El- Harezmî (tahmini M.S. 780-850)


Matematikçi
ve astronom Muhammed bin Musa el- Harezmî (tahmini M.S. 780-850) tıpkı Biruni
gibi o da Özbekistan-Türkmenistan sınır bölgesindeki Harizm yöresinden
geldiğinden ‘el- Harezmî’ adıyla bilinir.


Birçok
keşfinden biri olan algoritma hâlâ adının çarpıtılmış biçimiyle
kullanılırken, ‘algebra’ (cebir) adı ise doğrudan doğruya matematik
konusundaki ünlü kitabından gelmektedir.


Astronom
el- Harezmî Hint rakamları (ve sıfır kavramı) kullanımının yararlarını
diğerleriyle kıyaslayan bir kitap yazarken, başkaları da iyi fikirler bulmak
için Hint geometrisini, astronomisini ve hatta takvim sistemlerini
araştırıyorlardı.


Orta
Çağ’ın bu ünlü bilgininin eserlerinde 1’den 9’a kadar olan rakamların yanı sıra
sıfır (0) rakamını da kullanmış olması, bilim çevrelerince matematik
bilimine getirdiği en büyük yenilik olarak kabul edilir.


Kendisi
bir Türk-İslam Matematikçisidir.


Tam
adı Ebu Abdullah Muhammed Bin Musa el- Harezmî olan bu büyük bilim adamı,
Horasan’ın az kuzeyinde  Harezmî bölgesinin Hive şehrinde 780
yılında doğmuştur.  Harezmî, Harzem Türküdür ve müslümandır. Harezm’de
temel eğitimini alan  Harezmî gençliğinin ilk yıllarında Bağdat’taki
ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. Dönemin bilgi merkezi ve şehri olan
Bağdat’a ilim öğrenmek için gitti. Burada kıymetli İslam âlimlerinden ders aldı
ve kendini yetiştirdi. Daha sonra da Bağdat’ta bulunan Bilim Akademisi
Darülhikme’de görev alan  Harezmî matematik, coğrafya ve astronomi
dallarında çalışmalar yapmıştır.


Zamanın
Abbasi halifesi Me’mûn’dan (813-833) büyük yardım ve destek gördü. Me’mûn
kurduğu Eski Hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray
Kütüphanesi’nin idaresini  Harezmî’ye verdi. Daha sonra da Bağdat Saray
Kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla kurulan bir
tercüme akademisi olan Beyt’ül Hikmet’de (Bilgeler Evi) görevlendirilir.
Böylece  Harezmî, Bağdat’ta inceleme ve araştırma yapabilmek için gerekli
bütün maddi ve manevi imkanlara kavuşmuş. Burada hayata ait bütün endişelerden
uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgili araştırmalarına başlar.


El-
Harezmî; Latince’de “Alkhorizmi”‘ye, buradan “fisime” ‘ye ve son olarak
Fransız’ca Algorithme ‘a dönüşmüş ve bildiğiniz Algorithma’yı “Batı” kendine
maletmiştir.


Bağdat
bilim ortamında kısa zamanda üne kavuştu. Şam`da bulunan Kayisun
Rasathanesi`nde çalışan bilim heyeti ve Sincar Ovasına yer kürenin bir
derecelik meridyen yayı uzunluğunu ölçmek için giden bilim heyetinde bulundu.
Afganistan üzerinden Hindistan`a giden bilim heyetine başkanlık yaptı.


Bütün
ihtiyaçları Halife tarafından karşılanan  Harezmî, Bağdat’ta ve
seyahatlerinde matematik, astronomi ve coğrafya alanında kıymetli araştırmalar
yaptı.


70
tane bilim adamıyla birlikte çalışarak 830 yılında bir dünya haritası
çizmiştir. Dünyanın çevresini ve hacmini hesaplama çalışmalarında yer almıştır.
Güneş saatleri, usturlaplar ve saatler üzerine yazılmış eserleri de vardır.


830
senesinde heyet başkanı olarak ilmi araştırmalar yapmak için Afganistan yoluyla
Hindistan’a gitti. Halifenin isteğiyle Bağdat’taki Şamasiye ve Şam’daki
Kasiyûn rasathanelerindeki rasat heyetiyle, yeryüzünün bir derecelik
meridyen yayının uzunluğunu
ölçmek için Sincar Ovasına gönderildi.
Harezmî, Batlamyus’un astronomik cetvellerini de düzeltti. Güneş ve ay tutulmasına
dair incelemelerini topladığı Zîcü’l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için
gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini verdi.


Matematik
alanına Cebir kavramını sokan  Harezmî ilgi duyduğu matematik, coğrafya ve
astronomi dallarında da birçok eser yazdı.


Galileo’dan
700-800 yıl önce Halife Memun’un talimatıyla  Harezmî’nin başında olduğu
71 Müslüman matematik coğrafyacı dünyanın bugünkü şeklini bir küre olarak
ortaya çıkarmışlardır.


Rönesans
ortalarına kadar Avrupa’da yazılmış bütün aritmetik kitaplarının kaynağı 
Harezmî’nin (780-850) “Hesab-ı Hindi”si değil mi?


Descartes’tan
705 yıl önce cebir üzerine kitap yazan; “sıfır“ı matematiğe kazandırarak
ondalık sistemi işlevsel kılan ve hesap metodunu konu eden ilk bilgin
olan  Harezmî, 850 yılında Bağdat’ta 70 yaşında vefat etmiştir. Üç oğlu
olup, hepsi de matematik ilmi üzerinde ciddi çalışmalarıyla tanınır.


Sıfır Kavramı


Sıfır
rakamı Müslüman Türklerin buluşu denilerek uzun süre Avrupa’da yasaklanmış ve
kilise tarafından aforoz edilmiştir.


Gerek
Kabalistler gerekse Pisagor evrendeki her şeyin karşılığını rakamlarla
açıklamışlar, ancak bir şeyin karşılığını hesap edememişlerdi. Hesap
edemedikleri o bir şey aslında “bir şey” de sayılmazdı.


Yokluk!
Olmayan bir şey nasıl işaretlenecekti?


Bu
rakamı dünyaya matematik tarihinin en büyük bilim adamı olarak
tanımlayabileceğimiz bir Özbek Türk’ü Harezmî (780–850) hediye ediyordu: “Sekiz
diğer sekizden çıkınca geriye bir şey kalmaz. Boş kalmaması için bir dairecik
koy!”


Mısır
Piramitleri yapılmış, Maya, İnka medeniyetleri matematikte çok ileri gitmiş,
2012 tarihinde bitecek olan muhteşem takvim meydana getirilmişti. Ancak bunlar
yapılırken “0″ rakamı kullanılmamıştır. Çünkü bu rakam bilinmiyordu.


İlk
olarak Hindistan milattan 300 yıl önce sayı ifadelerini rakamlamaya başlamıştı.
6. yüzyıla doğru haneleri sağdan sola doğru olan, 1′den 9′a kadar rakamlar
ortaya çıktı. Bu rakamlar 660 yıllarında Hindistan dışında da tanınmaya
başlandı.


Sıfır
en son bulunan rakam olmuştu. Sıfır’ı gösteren daire gökyüzünü, uzayı,
sonsuzluğu simgeliyordu. Bilinen en temel şekillerden birisiydi.


Sıfırın insanlık kültürüne katılmasının yazının icadından 4800 yıl
sonraya rastlayabildiğine dikkat çekmek gerekir! Tarihe dikkatlice bakarsak
hiçbir kültürde sıfırla ilgili bir sembol göremeyiz:


İlk
çağlarda sayılar, kil tabletler üzerine çizikler, ağaç dallarına çentikler
yapılarak ifade edilmiştir. Eski Mısır’da rakamlar, bazı şekillerin yan yana
gelmesiyle belirtiliyordu: 1 için “I”, 10 için “^”, 100 için “?”, “Çengel
işareti” gibi. Eski Mezopotamya’da ise 1 yerine “D” harfi, 10 yerine “0″
(yuvarlak) vb. şekiller kullanılıyordu. Eski Mısır ve Mezopotamya’da da “sıfır
rakamını gösteren sembole rastlanmamaktadır.


Romalılarda
harflerle gösterilen Romen Rakamlarını hepimiz biliyoruz: 1 “1″, 5 “V”, 10 “X”,
50 “L”, 100 “C”, 500 “D”, 1000 “M” gibi Romen rakamları da sıfır ve
basamak sistemi ihtiva etmediğinden aritmetik işlemlere uygun değildir. Nitekim
Roma’da, Forum meydanındaki süslü hitabet kürsüsünün “Columna Restrata”
sütununda 2.200.000 sayısını belirtmek için, 22 adet yüz bini gösteren sayı
işareti oyulmuştur. O devirde bu miktarı belirtmek için daha iyi bir işaret
yoktu.


Harezmî’nin
bulduğu rakam Arapça “hiç”, “boşluk” anlamında “sifr” olarak adlandırıldı ve
çember, yuvarlak olarak şekillendirildi: Harezmî’nin buluşu bir müddet sonra o
zamanın en büyük medeniyeti Endülüs’e oradan da Avrupa’ya geçti.


İlk
başlarda sıfırın birçok Avrupa ülkesinde kullanımı yasaklandı.
Avrupalılar sıfırın içinde bir şifre gizlendiğini düşünüyorlardı.


Sevan
Nişanyan Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü’nde kelimenin etimolojik kökenini
hakkında şu bilgileri veriyor; Arapça Sifr (Sfr); Arapça sözcüğün matematikteki
anlamı hiç, boşluk, sıfır sayısı, Fransızca chiffre, İngilizce cipher,
Almanca ziffer biçimlerinde Arapça’dan alınmıştır.


Arapça
Cifr kelimesi Fransızca’ya chiffre “şifre” olarak geçti. Çoğul olan Sefirot
sözcüğü İbranice’de “sayılar” anlamına gelmektedir. Sözcüğün tekil biçimi
“Sefira”dır yani “şifre”. Bu benzerlikler ilginç değil mi?


Sıfırın Avrupa’ya girişi böylece cebir taraftarlarıyla “Arap
rakamlarını kullanan Avrupalılar”, abacı sayı tahtası kullanan grup “eski
Yunan-Roma hesap sistemini savunan ve kilise tarafından destek görenler”
arasında bir çatışmaya yol açmıştı.


Sıfıra şifre ismi verilmesi, sıfırla işlem yapmanın yasak
olduğu, yapanın yakılma cezasına çarptırıldığı ve bu nedenle işlemlerin büyük
bir gizlilik içerisinde yapıldığı dönemlere işaret eder.


Sıfır şeytanın rakamı olarak suçlanıyordu. Ardından bir Türk bulduğu
için “barbarların icadı” olarak anıldı. 1299 Floransa tarihli bir kararnamede,
İtalyan Floransa kambiyo loncalarının, “sıfır“ı kullanmayı yasakladığını
görüyoruz. Kararın altına da küçük bir not düşülmüş: “Bu çok yaygın olmayan
rakamın, Arap ülkeleri dışında kullanımı, ticarette çok büyük kargaşaya yol
açabilir.”


Ne
var ki, Floransa kambiyo loncasının bu kararına karşılık, o tarihlerde kâğıt
üzerinde hesap yapmaya başlayan Avrupalı Tüccarlar yoğun bir biçimde Araplardan
gelen sıfır rakamını kullandılar. Çünkü sıfır olmadan, sadece
Romen rakamlarıyla yazılı hesap yapmak hemen hemen imkânsızdı.


1
rakamı tek bir şeye karşılık gelir, 2 rakamı iki şeye. Peki, sıfırın
karşılığı nedir? Hiç mi? Peki o zaman hiç nedir? Hiç’i gözümüzde nasıl
canlandırabilirdik?


Taşkın
Tuna, “Uzayın Sırları” adlı eserinde sıfır hakkında şunları söylüyor:
“yok ifadesini insan zihninin tam olarak kavraması çok zordur. Çünkü ‘yok’luk,
ancak ‘var’lığa göre tanımlanan bir kavramdır. Yok’luğu tarif edecek bir
kelime, onu belirleyecek bir sıfat da yoktur. Yokluğu matematikteki sıfır
kavramı ile de tanımlamak imkânsızdır. Sıfır, var olmayan bir kemiyetin
(nitelik) adıdır. Yoklukta nitelik ve nicelik de olmadığından sıfır
kavramı da kullanılmaz. Bu durumda, Big Bang’ten ‘önceki zamanda’ neler olduğu
sorusu, mantık dışıdır. Çünkü zaman da Big Bang ile yaratılmıştır. Maddenin
yaratılmaya başladığı ‘an’ zamanın da yaratıldığı ‘an’dır. Evrenin yaşı 15
milyar yıl ise, ’30 milyar yıl önce ne vardı?’ sorusu hiç anlamı olmayan bir
soruşturmadır. Çünkü 30 milyar yıl önce ‘zaman’ yoktu ki, ‘ne vardı’ sorusuna
bir cevap arayalım.”


Sıfır
yani “yokluk” aslında olmayan bir kavram. Sıfırın ortaya çıkması için
mutlaka bir işlem yapmak gerekiyor. Bir’den bir’i çıkardığınız zaman ortada sıfır
kalıyor. Yani sıfırın olması için mutlaka bir işlem gerekli. Diyelim ki,
bir altından bir altını çıkardık sonuç sıfır. Peki, o altınlar ne oldu?
Duruyorlar, onlara bir şey olmadı. Ancak ortaya bir sıfır çıktı, daha
doğrusu ortaya “hiçbir şey” çıkmadı, zira sıfır aslında “hiç bir şey”. “Sıfır“,
yani “mahiyeti olmayan” bir sayı çıktı ortaya.


Pekâlâ,
sıfır gerçekten mahiyeti olmayan bir sayı mı?


Bir
“1″ rakamının sağına sıfır “0″ ekleyelim. “10″ oluyor, yani sayının
değerini on kat arttırıyor. İki sıfır koyunca ” 100″ oluyor ve değerini
yüz kat arttırıyor. Veya bir “1″ rakamının soluna bir “0″ koyalım. “01″ oluyor
yani bu rakamın değerini on kat düşürüyor. İki sıfır eklediğimizde ise
“001″ olup değerini yüz kat düşürüyor. Bu rakama siz, “mahiyeti yok!” diyebilir
misiniz?


Sıfırın icadı, ateşin ve tekerleğin keşfi gibi, insanlık tarihindeki en
önemli birkaç büyük buluştan birisi olarak görüldü.


İnsan
zekâsı sıfır diye bir mevhum keşfetmiş ve bundan ürkmüştür. Sıfır
aslında “hiç” bile değildi, eksiler âleminin sonu ve bu âlemden artılar âlemine
geçişin de sınırıydı. Çünkü rakamlar sıfıra kadar düştükten sonra eksi
olarak ifade ediliyordu. – 5 gibi. Bambaşka bir âleme geçiliyordu. Adeta, dünya
ve ahiret gibi.


Bu
rakamın matematikte kullanılması Avrupa’da uzun süre tartışıldı. Çoğu kimse bu
rakamın matematiğe dâhil edilmesiyle insanlığın gerileyeceğini iddia ettiler.
Bilim adamları sıfırın bu şekilde kullanılmasına karşı çıktılar.


Albert
Taylor Bledsoe sıfır hakkında şunları söylemektedir: “Sıfır:
matematiği doğru yoldan en ziyade uzaklaştıran ve hakikate ulaşmasını
engelleyen işaretlerin biri ve belki birincisidir.”


Rakam Yazma Sistemleri


Bilindiği
gibi Milat’tan 3000 yıl önce Geldaniler rakam yazma sistemine sahiptiler ve
bunlar boş yeri belirtmek için bir sembol geliştirmişlerdi. Prof. Dr. Hamid
Dilgan, Muhammed İbn-i Musa el-Harezmî adlı eserinde Geldanîlerin kullandıkları
bu sistemle ilgili olarak şu bilgileri verir:


“Meselâ
onlar 5 yazmak için 1 işaretini beş kere tekrar ederlerdi, 47 yazmak için de 4
tane 10 işareti ve 7 tane 1 işareti kullanırlardı. Onların sayma ve yazma
sistemlerindeki taban 60 olduğundan (yani 60, onların ikinci mertebeden
birimlerini teşkil ettiğinden) 64 rakamını yazmak için de şöyle düşünmüşlerdi:
Bir tane 1 işareti ve biraz aralık ile 4 tane 1 işareti yazmak…


Mısırlılara
gelince, onlar 7 muhtelif işaretle (1, 10, 100,1000 …) bütün rakamları
yazıyorlardı, sıfırı kullanmak itiyadında (alışkanlığında) değildiler.
Meselâ 321 yazmak için 3 tane 100 işareti, yanına 2 tane 10 işareti ve bunun da
yanına bir tane 1 işareti yazarlardı. Yunanlılar, rakam (işaret) yerine
alfabelerinin harflerini kullanırlardı…”


Roma Rakamları:


I(1),
II(2), III(3), IV(4), V(5), VI(6), VII(7), VIII(8), IX(9), X(10), XX(20),
XXX(30), XL(40), L(50), LX(60), LXX(70), LXXX(80), C(100), D(500), M(1000).


Roma
rakamlarını bu şekilde sıraladıktan sonra aradaki farkın görülmesi için 1888
sayısını yazacak olursak, Roma rakamları ile MDCCCLXXXVIII gibi bir şey
yazmamız gerekecek ki, bu sisteme göre bir çarpma işlemini yapmaya
kalkıştığımızda, işlemin içinden çıkmamız bilmem mümkün olur mu?


Sıfır Kavramı ve HAREZMİ


Sıfırın mucidi HAREZMİ’dir.


HAREZMİ
ile başlayıp MATURİDİ ile devam eden ilklerdeyiz.  Harezmî ile başlayan
imanda akıl/akılda iman çizgimiz Maturidi ile devamlılık kazanmıştır


En
erken tarihli düşünürümüz Musa El  Harezmî (780-850) dir.


Horasan-İstanbul
kadim bir hattır.


Ayasofya
(İstanbul) ve Kutadgu Bilig (horasan) in anlamları aynıdır; KUTSAL BİLGİ.


Büyük
İskender’in MÖ 334 yılında Asya Seferi ile yöneldiği hat çok kültürlü bir
hattır; İskender de o hattan Hindistana kadar gitmişti..


O
hatta meridyen 0 (Ayasofya İstanbul) ve sıfır ( Harezmî horasan) vardır.


Büyük
İskender’den 1000 yıl sonra ise, bu sefer aynı hat ters istikamette de faal
olmaya başlamış, Horasan üzerinden Bağdat’a, İstanbul’a ve Avrupa’ya bilgi
akışı başlamıştır.  Harezmî zamanında, Bağdat Batı ve doğuyu, Hint’i ve
Akdeniz’i birleştiren felsefi düşünsel çalışmaların merkezi haline gelmişti.


Rahmetli
Erbakan ”Sıfır’ın patenti için batıdan bedel istesek bize 10 Newyork, 15
Paris, 20 Londra verseler borçlarını ödeyemezler”
sözü aslında ziyadesiyle sıfır
ve önemi konusunu açıklamaya yetiyor.


Harezmî,
sistemli bir şekilde cebir konusunda ilk defa yazılan El-Cebr ve’l-Mukabele
adlı eseriyle ilkel durumdaki cebiri canlandırıp, bütün çözüm yollarını tamamen
geometrik düşüncelerle temellendirmiş ve sistematik bir şekle sokmuştur.


Sıfır
yani ‘yokluk’ aslında olmayan bir şeyin ifadesi. Sıfırın ortaya çıkması
için mutlaka bir işlem yapmak gerekiyor. Bir’den bir’i çıkardığımız zaman
ortada sıfır kalıyor. Yani sıfırın olması için mutlaka bir işlem
gerekli. Diyelim ki, bir altından bir altını çıkardık; sonuç sıfır.
Peki, o altınlar ne oldu? Duruyorlar, onlara bir şey olmadı. Ancak ortaya bir sıfır
çıktı, daha doğrusu ortaya ‘hiçbir şey’ çıkmadı. “Sıfır”, yani
“mahiyeti olmayan” bir sayı çıktı ortaya.


Latin
rakamlarıyla (Harf kaynaklıdır) matematik yapmak imkânsızdı. El  Harezmî “sıfır“ı
bulan kişi olarak tüm modern matematiğin babasıdır. Cebir ilmini keşfeden odur.
Logaritma onunla var bugün. Diğer matematik ilimleri olduğu gibi.


Paramızda,
sınav notlarımızda ya da bilgisayarımızın kodlarında (Biliyoruz ki
bilgisayarlar ikilik sistemi kullanır. Yani sadece 1 ve 0.. O yüzden sıfır olmasa
bugün bilgisayar denilen bir nesneyi kullanmamız imkansıza yakın bir güçlükte
olurdu) sıkça rastladığım sıfır sayısını kime borçluyuz dersiniz? Şu
sözcüklere bir kulak verin:


Sekiz diğer sekizden çıkınca geriye bir şey kalmaz.


Boş kalmaması için bir dairecik koy!


İşte
böyle diyor  Harezmî; Hint hesabını anlatan ve Latinceye tercümesi yapılan
ikinci yapıtında.. Yani ‘Kitab al-Muhtasar fil Hisap al Hind ‘de.


1’den
9’a kadar olan sayı sisteminin ve sıfır sayısının Avrupa’da
kullanılması, Harezmî’nin eserinin Avrupa dillerine çevrilmesinden sonradır. Bu
tarihe kadar Avrupa’da Roma rakamları denilen rakam sistemi
kullanılmaktaydı ki, bunlarla matematik biliminin gelişmesi imkânsız denecek
kadar zordu.


Şunu
belirtmekte fayda var ki sıfırın varlığını ilk kez Hintliler hissetmiş
ve rakamları yazarken sıfır yerine boşluk kullanmışlardır. Bu ise hiç de
pratik değildir. Ancak ona bir sembol veren ve kimlik kazandıran ve eserinde


” 9 rakam ve bu yeni sembol ile tüm işlemleri yapmak mümkündür”


Diyen 
Harezmî sıfırın gerçek kaşifidir. Yani sıfırı diğer rakamlara
ekleyerek onluk sistemi tamamlayan adamdır o. Böylece Hintlilerin sunya dediği sıfır,
İslam bilim dünyasında içi boş anlamına gelen es-sıfır ile gerçek
kimliğine kavuşmuş ve Avrupa’ya olan yolculuğuna başlamıştır. Almanlar ona
ziffer, Fransızlar chiffre adını vermişlerdir.Yalnız sıfırın Fransızca
isminde çok ilginç bir husus vardır. Chiffre aynı zamanda şifre anlamına da
gelmektedir. Acaba sıfırdaki muhteşem gücü hisseden Fransızlar onda
gizlenmiş olan şifrenin ne olduğunu mu düşünüyorlar dersiniz.


Harezmî,
ilk defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir bilinmeyenli
denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve yöntemlerini
tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî, cebir
bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki cebire
ait konuları, yine ilk kez ‘cebir’ adı altında sistemleştirdi.


Matematiğin
ilk eylemi sayı saymak… Sayı sistemi oluşmaya başladığında insanlar çok uzun
süre sadece 1 ve 2’yi bildiler. Sıfırın bulunması ise çok daha sonra.
İnsanlık yüzyıllarca sıfırsız yaşadı.


Onu
ilk bulan Hintliler. Bu kavramı İslam dünyasına sokan ve hesap yapmak için ilk
kullanan insan ise Harezmî.


Cebir
Kitabı’nın “Onlu sayıların Tanımı”na ayrılan birinci bölümünde şöyle diyordu
Harezmî:


“Halk hesaplamadan genellikle ne bekler?, diye düşündüğümde,
gördüm ki her zaman beklenen ‘sayı’dır.”


Ve
“Kitâbu’l-Hisâbi’l-Hind”, yazılmaya başlandı. Eser, bugün bizim aritmetikte
dört işlem dediğimiz toplama, çıkarma, çarpma ve bölme türünden işlemleri konu
ediniyordu.


Hint
rakamlarının ve ondalık sayı sisteminin İslam dünyasına girişi bu eserle
gerçekleşti. Tıpkı Cebir kitabı gibi bu eseri de Batı Rönesans’ının ortalarına
kadar bütün aritmetik kitaplarının ana kaynağı oldu.


Harezmî’nin bu iki önemli matematik eseri sayesinde Batı’da
Romalılardan beri yürürlükte olan harf-rakam ve hesap sistemi yerine Harezmî
tarafından mükemmelleştirilen Hint rakam ve hesap sistemi geçmeye başladı.


Dokuz
Hint rakamı ve bir de sıfır işaretiyle bütün sayıların yazılabileceğini
Harezmî’nin kitabını Latinceye çevirirken fark eden İtalyan matematikçi Fibonacci,
“Abaküs Kitabı”na Avrupa için oldukça garip ve anlaşılmaz gelecek olan şu cümle
ile başlıyordu: “Dokuz Hint rakamı ve bir de sıfır işaretiyle bütün
sayılar yazılabilir.”


Ve
insanlık sayı saymayı öğreniyor. Sayı sistemini ve hesap sanatını sistematik
bir şekilde anlatan Harezmî sayesinde…


Matematik
alanında cebirin temeli olan çalışmalarda bulunmuştur. Bugünkü elektroniğin
temeli olan 2`lik (binary ) sayı sisteminin temelini ve sıfır (0) ı
bulmuştur. Cebir sözcügü “El-Kitab`ül-Muhtasar fi Hisab`il Cebri ve Mukabele”
yani ( cebir ve denklem üzerine kitap ) tan gelmektedir.


Matematik
alanındaki çalışmaları cebrin temelini oluşturur. Bir dönem sayı ifade etmek
için harf ve hece yerine basamaklı sayı sistemini kullandığı da belirlenmiştir.
Hesab-ül Cebir vel-Mukabele kitabı matematik alanında birinci ve ikinci
dereceden bilinmeyenli denklemlerin sistematik çözümlerinin yer aldığı ilk
kitaptır. Bu nedenle  Harezmî Cebirin babası olarak bilinir.


Matematik’te ilk kez sıfırı kullanan Harezmî,
bugünkü cebir ve trigonometrinin kurucusu sayılır. Birinci ve ikinci
dereceden denklemleri analitik metotla, tek bilinmeyenli denklemleri ise
cebirsel ve geometrik metodlarla çözmenin yollarını buldu.


ALGORİTMİK düşünce sistemi: El Harezmî’den Modern Bilgisayar
Programlama dillerine


Türkçe, sentez oluşturmak için kolay bir dildir. Hiçbir sessiz
harf ya da kafa karıştırıcı ikili ünlüler yoktur. Her harfi telaffuz
edilmektedir.  Bu nedenle, dünya düzeyinde, Türkçe, bilgisayar konuşma
sentezleyicisi için bir rüyanın gerçek olması durumudur. (Being Digital, 1995
Nicholas Negroponte, Londra,)


El
Harzemi, bugünkü bilgisayar programcılığının temelini atan düşünce sistemini
kuran ilk kişidir. O, bu kendi isminden doğan düşünce sistemi olan algoritmik
düşünce sistemiyle programcılığın temelini atmıştır. Peki, El Harzemi, bugünkü
bilgisayar programcılığının temelini atan algoritmik düşünceyi nasıl oluşturdu?


Bunu
anlamamız için ilk önce ALGORİTMİK düşünce sistemi nedir onu anlamamız
lazım.


Kısaca
algoritmil düşünce şunları içeriyordu ki kim bunları yaparsa başarı oranı
yükseliyordu.


1-Neyi
yapacağına karar ver.


2-Nasıl
yapacağına karar ver.


A-Süreci
doğru yerlerden kır.


B-Kırılan
aşamaları doğru sırala.


C-Aşamaların
sürecini belirle.


3-Harekete
Geç.


(Bunu
doğru olarak kim uygularsa başarıyı mutlaka yakalıyor.)


El
Harezmi, logaritma da denen matematiksel düşünce sisteminin de
babasıdır. Matematik, o ve onun çağında yetişenler tarafından asla İslam’dan
kopartılmadı. Matematik İslami bir bilim dalı olarak okutulduğu için
varlıkların arasındaki aklı yani Allahın sonsuz aklını görerek Müslümanları
ilerletiyor ve teknolojik gelişmelerde ileri tutuyordu.


Bilgisayar
teknolojisinin babası da EL HAREZMİ ya da (HARZEMİ) dir.


Harezmî,
çağına göre üstün özellikler taşıyan eserler meydana getirmiştir. Bu eserlerin
günümüz matematikçilerini bile hayrete düşüren yönleri vardır. Mesela, açıların
‘’Sinüs’’ gibi trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren tabloları
oluşturmuştur.


Tüm
dünyaya isminin Latince telaffuzunu “Algoritma” olarak söylettiren bu
Müslüman Türk âlimi, cebir matematiğinin de kurucusudur.


Zaten,
cebir kelimesi de Harezmî’nin (El Kitab’ül Muhtasar Fi Hisab’il Cebri ve’l
Mukabele) “Cebir ve denklem hesabı üzerine özet kitap” adlı eserinden gelir.


Harezmî,
cebir denklemlerinin çözümünde kare ve dikdörtgen şekillerden yararlanır.
Denklem çözümlerinde bu geometrik şekilleri kullandığından, denklemlerde hep
artı işaretli terimler göz önünde tutulur. Kare, bilinmeyeni, dikdörtgen ise
bilinmeyenin sabit bir katını temsil eder.


Denklem
çözümleri daima pozitif değerler içindir. Harezmî, ikinci dereceden
denklemlerin çözülmesi için geometrik modeller kullanır. Fakat bu çözümleme
yöntemleri, ne acıdır ki Türkiye’de hiç bir ders kitabında gösterilmez.


İkinci
derece denklemlerin çözümünü çok sade, anlaşılır ve sistematik bir biçimde ele
almıştır. Çözümleri sistemli bir sıra ile vermiş olması, ‘Algoritma’ yönteminin
ortaya çıkmasını sağlamıştır. Günümüz dünyasının vazgeçilmezi bilgisayarların
programlama dilleri, Harezmî’nin Algoritmik yöntemleri esas alınarak
yazılmaktadır.


Dolayısı ile günümüz programcılığının ve daha birçok matematiksel
sistemin temelinde, Harezmî’nin olduğunu söylemek mümkündür.


Aktarma
ve kısaltma bilimi adını verir çalışmasına. Cebir bir denklemin bir yanındaki
terimin diğer yana aktarılmasıyken, mukabele; benzer terimlerin cebirsel olarak
toplanarak kısaltma yapılmasıydı. Yani sadeleştirme işlemi… Bunları kolayca
yapabilmek için Sembolik Cebiri geliştirerek sistematize ediyor ve hesaplarında
Batı uygarlığının henüz bilmediği Sıfır’ı kullanıyordu.


Harezmî’nin
çalışmaları evrenin ahengini matematik yoluyla anlamaya çalışanlara yüzyıllar
boyunca ilham verdi.


Onun
açtığı yoldan daha sonra el-Fergânî, Ebü’l-Vefâ el-Buzcânî, Ömer Hayyam gibi
matematikçiler gidecekler ve bu bilim dalını mükemmelleştirip ilerletmeye
çalışacaklardır.


Al-Gorismus, Al-Goritma, Logaritma, Al-Korizma> Karizma


Yukarıdaki
sözlere bakınca bu sözlerin ya Yunanca, ya Latince olduğu sanılabilir. Bu
sözlerin sahibi de bir Türk dâhisidir. Bu Türk Dâhisinin Avrupalı uluslar
arasında kazandığı saygınlıktan dolayı bu son söz Türkiye Türklerince
kullanılıyor. Karizma sözüne yükletilen anlam, bu büyük Türk bilginin adının
Frenklerin dilindeki söylenişine ve bu büyük Türk Atasına verilen değer ve
saygınlığına borçlu olmalıdır. Yukarıdaki sözler bu ünlü Türk bilginimizin
adının Frenklerin dillerinde aldığı söyleniş şekilleridir.


Türkler
İslâmiyet’i kabul ettikten sonra dünya ölçeğinde bilginler yetiştirdiler.
Harizmi, Ebül-İz, Şatıroğulları, Farabi, İbn-i Sina, Buhari, Tirmizi, Nesai,
Ebu Mansur Matüridi gibi nice köşe taşları yetiştirdiler.


Avrupa’da
HARİZMİ’YE, “AL-GORİSMUS, AL-GORİZMA, AL-GORİTMA” dediler. HARİZMİ’NİN bulduğu
LOGARİTMA Cetvelleri, ünlü Tük bilgini HARİZMİ’NİN adını taşımaktadır.
Ülkemizde sıkça kullanılan KARİZMA sözü, Türk Bilgini HARİZMİ’NİN adının,
Frenklerin bu ünlü Türk’e verdikleri değerden dolayı Avrupalı dillerde:
“AL-GORİZMA” şeklindeki söyleniş tarzından, ona verilen değerin bir ifadesi
olarak, yaygınlaşmış gibi görünüyor.


TÜRKİSTAN VE TÜRKİYE


Hesap, Trigonometri, Matematik


İslâm’da hesap üzerine ilk defa orijinal eser yazan Mehmet b. Musa
el-Harezmî’dir.


Trigonometri,
İslâm medeniyetinde Türkler tarafından kuruldu. Bu hususta İbn Türk el-Ceylî,
El-Harezmî, Ebu’l-Mahmud el-Hocendî, Ebü’l-Vefa elBuzcanî’nin eserleri
birbirini tamamladı.


Matematik:
Muasır Avrupa matematiğinin kökleri Yunan ve Hint kaynaklarından gelerek büyük
bir gelişim kazanmış olan İslâm matematiğidir. İslâm matematikçileri içerisinde
en büyük kısmı Türktür. Daha Abbasîler zamanında ilk müessis matematikçiler
Türklerdi.


Bunlar
Bağdat’ta halifelerin himâyesi altında evvela ameli ve fenni gayeler üzerinde
çalışarak işe başlamışlar; matematiği gittikçe daha soyut ve desinteresse bir
bilgi haline getirmişlerdir. IX. asırda başlayan tetkikler Horasan, Türkistan,
daha sonra Azerbaycan ve Anadolu medreselerinde devam etmiştir. Felsefî tefekkürün
en canlı olduğu devirde matematik yaratıcı bir kudrete mâlikti. Cengiz
istilasından dolayı bir fasıla devresi geçirdikten sonra Timurleng’in torunları
ve Osmanlıların ilk devirlerinde tekrar canlanmış;  yavaş yavaş yerini
sûrî mantığa ve kelama bırakarak zayıflamış; hatta hemen hemen
terkedilmişti.


Hesabın kökleri Yunan ve Hint’den gelmekle beraber onu rationnel
bir ilim haline getiren Türkler oldu. Nitekim cebir de ilk defa Eski Yunan’da
Diophante’da başlamasına rağmen ancak İslâm medeniyetinde Türklerin elinde
müstakil ve tam bir ilim oldu.
İlk defa Kitâbu’l-Cebr ve Mukabele
ismini kullandılar ve bu kelime daha sonra Garba (Algebre) şeklinde geçti.
Geometrinin esasları Eski Yunan’dan gelmekte idi. Öklid’in Elefnents’leri;
Appolonniuns’un Canoııiques’leri; ve Batlamyos’un Almageste [El-Macestî]‘si
tercüme edildi. Fakat Türkler bazı Arap ve Acem âlimleriyle beraber geometriyi
tekamül ettirdiler.


Ve
trigonometriyi ortaya koyarak kitaplaştırdılar. Biz burada matematiğin bütün
tekâmülünü değil, ancak umumiyetle Türk düşüncesinde (tefekküründe) onun
oynadığı rolü; ve matematik tefekkür sahasında orijinal addedilebilecek Türk
düşünürlerini (mütefekkirlerini) göreceğiz.


Türk
matematikçilerinin en eskisi Hicri II. asırda yaşayan İbn-i Türk El-Cilî’dir.
Hesaba dair birçok eserler vücuda getirmiş ise de eserleri mahvolduğundan ancak
diğer matematikçiler ve bazı biyografi kitapları vasıtasıyla kendisinden
haberdar oluyoruz.


Ondan
sonra Abbasilerden Memun zamanında yaşayan Meruzî’yi görüyoruz. Mervli
olan bu zat Bağdat’ta yerleşmiş, Matematik ve heyetiyle meşgul olmuş, üç mühim
‘Zeyç’ vücuda getirmiştir.


Fakat
bu ilk devredeki Türk matematikçilerinin en meşhuru El-Harezmî’dir. Bu zatın
eserleri batıda büyük bir alâka ile tercüme ve takip edilmiş olup matematiğin
bir kısmına verilen Algoritmi tabiri onun isminden gelmektedir.
Horasan’da doğmuş Bağdat’ta tahsil ederek halifenin hafız kütüplüğünü yapmıştı.


En
mühim eserleri Kitâbu’l-Muhtasar fi’l-Cebir ve’l-Mukâbele ile Kitâbu’l-Muhtasar
fi’l-Hesâbi’l-Hindî’dir. Arap matematikçilerinden Ebu Kâmil Şücca, Harezmî’nin
rakibi olmakla beraber eserlerinde kendisini takdir ve hürmetle
zikretmektedir.  Harezmî, Sincer sahrasında Nısfu’n-nehar kavisini ölçmüş,
Şam’da bir heyetle beraber rasat yapmıştır. Harezmî heyete ait tetkiklerini
Zeycü’l-Harezmî ismindeki eserinde toplamış olup bu kitap XII. asırda
Latince’ye tercüme edilmiştir.


Türkistan ve Türkiye


Türkistan (Orta Asya) ve Türkiye (Küçük Asya) nın bağlayıcı mirası
her iki bölgenin; Yegâneliğinin kanıtıdır.


Türkistan;
Uzakdoğu’yu Yakındoğu’ya bağlarken, bağladığı bölgelerin kültürlerini de
içselleştirmiş, DNA’sına kaydetmiştir.


Türkiye;
Asya’yı Avrupa’ya ve Afrika’ya bağlarken, Uzakdoğu ve Türkistan’ın katman
katman kültürlerini, Küçük Asya’nın ve Rumeli’nin katman katman kültürlerine
eklemlemiş; bu sefer de bu devasa sentezi; her üç kıtadaki 110 ülkeye birden
yönlendirmiştir.


Türkler’in
kimliği, matriks bir oluşumla çok yönlüdür; arapça İYE ve farsça İSTAN
eklerinden de anlaşılacağı üzere; asıldır ve farklı eklerle zenginleşmiştir;
İnsan-ı kamil yolculuğunda daha nice eklerle mayalanarak; Paydaşlarını da
nemalanacaktır.


Çağlar
aşan yolculuklara, etkileşimlerle; Uzak Asya’nın Yakut Türkleri, Amerikaların
Kızılderililerine dönüşürken, Sarı Uygurlarla, Sarı Çinliler içiçe geçmiş,
Kazan’ın Tatarlarından Fizan’ın Araplarına, Sahraaltı Afrika’sının siyahlarına,
Bavyera’nın Almanlarından, Ukrayna’nın Slavlarına, Hint kıtasının Kuşhanlarına
, Hıtay’ın Mançularına, Tunguslarına; sayısız kültürlerle etkileşim,
insansoyunun en çetrefil DNA’sını, alemlerin en derin kültürünü Türkler ile
billurlaştırmış; SU’dan yaratılanları, birbirlerine kardeş kılmıştır.


Dünyanın Entelektüel Merkezi


800
ile 1100 yılları arasında Orta Asyalı bilim insanı, sanatçı ve düşünür
topluluğu, bulundukları bölgeyi dünyanın entellektüel merkezi durumuna getirmiş
ve etkileri Doğu Asya’dan Hindistan’a, Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya kadar
yayılmıştı.


Oldukça
görkemli bir ortamdı. Bin yıl önceki Orta Asyalıların zihinsel başarılarını
saymaya nereden başlayacağını bilmek de oldukça zordur.


Matematikte
oransız sayıları ilk kabul edenler, kübik denklemlerin farklı biçimlerini
uygulayanlar, trigonometriyi icat edenler, ondalık sistemi ve Hint rakkamlarını
(Batı dünyasında ‘Arap’ rakkamları olarak adlandırılır) yaygınlaştırıp
kullananlar Orta Asyalılardı.


Astronomide
dünyanın çapını son dönemlerle kıyaslanabilecek kadar büyük bir kesinlikle
saptamışlar, çağdaş zamanların öncesinde en büyük gözlemevlerinin çoğunu inşa
etmişler ve son derece kesin astronomik tabloları hazırlamak için
kullanmışlardı.


Abbasi
Halifeliğini aslında Orta Asyalıların kurmuş olduğu göz önüne alınınca Orta
Asyalı bu entellektüellerin Bağdat’daki önemli rolü pek de şaşırtıcı gibi
gelmiyor.


Orta Asyalıları, Çinlilerden ve Araplardan ayıran en önemli nokta,
birden fazla dil bilmeleriydi. İnsanı şaşkına çevirecek sayıda farklı dilin ve
alfabenin bulunduğu bir ortamda yaşamayı olağan kabul ediyorlar ve hangisine
gereksinimleri varsa o konuda uzmanlaşmayı başarıyorlardı.


Orta Asya olayında, batıdaki Araplardan daha çok, orijinal
düşünmeyi tetikleyen unsur antik Yunan, Ortadoğu ve Hindistan’dan bilinmeyen
sınırsız düşünce yapılarını çözmek ve özümsemek arzusuydu. 1100 yılına
gelindiğinde bu iş başarılmıştı ve bundan sonra, öncekilerle kıyaslanabilecek
yeni öğretiler ortaya çıkmayacaktı.


İslam
dünyasında ise yaratıcı düşünce, erken bir tarihte, 800-1100 yılları arasında
çiçek açmaya başlamıştı. Katı kalıplaşma olgusu da erken başlamış ama ancak
1100 yılında zirveye ulaşmıştı. Buna karşın yaklaşık yüz yıl daha entellektüel
açıdan canlılığını yitirmeyen her yerden uzak bir kaç noktada varlığını
sürdürebilmişti.


Daha
iyi bir seçenek, bu halkların DNA’sında büyük imparatorlukları yönetmek, daha
da büyük ticaret bölgelerini geliştirmek, dünya kültürünün diğer merkezleriyle
eşit düzeyde etkileşime girmek, özgün coğrafi pozisyonlarıyla uygarlıklar
arasında bir köprü oluşturmanın yattığını kabul etmektir.


Cebir


Cebir
kelimesi,  Harezmî’nin dokuzuncu yüzyılda yayınladığı ünlü “Hesab ül-Cebir
vel-Mukabele”, (Düşünce ve Denge Hesapları) isimli tezinden gelmektedir. Yunan
ve Hindu sistemlerinin köklerine dayanan yeni cebir düzeni, rasyonel sayıları,
irrasyonel sayıları ve geometrik büyüklükleri birleştirici bir sistemdi. 
Harezmî, üslü sayılar fikrini de ilk kez ortaya atan kişiydi.


Batı,
referanslarını Harezmî, İbni Sina, Muhittin El Cabir gibi Türk düşünürlerinden
oluşturmuş iken, söz konusu referanslardan uzak kalınmıştır; okullarda da
öğretilmemektedir.


 Harezmînin Eserleri


-Kitâbu
Sûreti’l-Arz: Bu kitabında yeryüzünün çapına ait yaptığı çalışmaları
anlatmıştır Kitap için yaptığı incelemelerde ve kitabında Nil nehrinin kaynağını
açıklamıştır.


-Zîcü’l-Harezmî:
Bu eserinde ise güneş ve ay tutulmalarına dair incelemelerini paylaşmıştır.


-Kitabûl
Tarih: Tarihi gelişmeleri bu eserinde anlatmıştır.


-Kitab
surat al-arz: Coğrafi incelemeleri bu eserde toplanmıştır.


-Kitab’ul
Ruhname: Astronomik incelemelerde bulunmuştur.


-Kitab
fil-Hisab: Bu eserde Harezmî, bugün kullanılan sıfırlı Arap rakamlarını,
ondalık sistemi izah ediyor.
Eser Adelhard Bath tarafından Latinceye
tercüme edilmiş ve yayınlanmıştır.


-Kitabu
Cedavil-in-Nücûm ve Harekatiha: İki cilt halindeki bu eser astronomiye dair
olup, yıldızlar, gezegenler ve bunların, hareket ve faaliyetlerini
incelemektedir.


-Kitab-ul-Muhtasar
fil-Hisab-il-Hindi: Günümüzde Arapça bir nüshası elde edilmiş olan bu eser,
Harezmî’nin ikinci önemli eseridir. Hint matematiğine dair olan bu eserin, Cambridge
Üniversitesi Kütüphanesinde
Algorithmi’de Numero İndorum isimli Latince
tercümesi mevcuttur. Bu tercüme, Adelhard tarafından 12. asırda Kurtuba’da
bulunan bir nüshasından yapılmıştır.


-Kitab-ül-Muhtasar
fi Hisab-il-Cebri vel-Mukabele:  Harezmî’nin en önemli eseridir. Aslı
İngiltere Oxford, Bodlyn Kütüphanesindedir.
Bu eser cebir ilmine adını
veren ve bu alanda yazılan ilk eserdir. Günümüzden on bir asır önce yazılan
eserde cebir sistemlerine aid kaide ve teoremler ile yeni çözüm yolları
anlatılmaktadır. Eserde birinci ve ikinci derecede denklemlerin çözüm
şekilleri, bilinmiyenleri, çeşitli cebir hesaplarını misallerle açıkladıktan
sonra; nazari ve tatbiki hesaplama şekilleri, zamanın hükûmet işlerine ait
hesapların yapılması, kanalların açılması, bina yapımı; Esnaf, tüccar ve ölçme
memurları için sayı işaretlerini, miras taksim memurları ve Müslümanlar için
elzem olan Kur’an-ı kerim’de bulunan mirasa ait hükümler ve feraiz bilgisi
hesaplarını hem aritmetik hem de cebir yoluyla çözümleyerek misallerle
gösterir.


Kitabın
üçüncü bölümünde feraiz (İslam hukukuna göre miras taksimi) hesapları
anlatılmıştır. Bu bölüm, mahkemeler için çok faydalı olmuştur. Miras, meyyite
yakınlık derecesine göre oğul, kız, zevce, ebeveyn, amca, büyük ebeveyn,
torunlar vs. arasında Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiş muayyen hisseler halinde
dağıtılır. Bu işi aritmetikle çözmek zor olmaktaydı. Harezmî, minimum hisseyi
bilinmeyen kabul edip, her durum için bir bilinmeyenli denklemler kullanmıştır.


Harezmî’nin
cebirle ilgili konuları kapsayan kitabı onun aynı zamanda Latinceye çevrilen 3
önemli eserinden biri, belki de en önemlisi olan ‘El-Kitabü’l Muhtasar fi
Hesabi’l Cebr ve’l Mukabele’ dir. Bu eserde  Harezmî yeni teoremler ve
problemlere sunduğu yeni çözüm yöntemleri ile Avrupa matematiğine de ışık
tutmuştur.(Her ne kadar eser 300 yıl sonra Latinceye çevrilmiş ve Avrupa;
cebiri ,doğudan 300 yıl geride takip edebilmişse de..)


-
Kitabun fil Coğrafya,


-
Kitabün fil-Hisab vel-Hendese vel-Mûsiki,


-
Kitabun fit-Tarikati Marifet-il-Vakt bi Vesatat-iş-Şems,


-
Sun-il-Usturlab,


-
Kitabun fil-Cem’ivet-Tarh,


-
Kitabu-Sûret-il-Erdi ve Coğrafiyyetiha,


-
Kitab-ül-Macisti,


-
Kitabu Takvim-il-Büldan


Matematiğin,
ilimler içinde oynadığı rol ve taşıdığı kıymet göz önüne alınınca, 
Harezmî’nin bu sahadaki çalışma ve başarılarının ne ölçüde köklü, derin ve
etkili olduğu anlaşılabilir.


En
önemli eseri, Hisabü’l-Cebir ve l’Mukabele’dir. Harizmi kitabını yazarken,
bilinmeyen için “şey”, a ve b katsayıları için “dirhem” ve x ile katsayı
çarpımları için de “kaab” sözcüğünü kullanmıştı. İspanyolca’ya “xay” olarak
çevrilen “şey” kelimesi, zamanla değişerek, matematikteki ünlü “x” kavramına
dönüştü.


Matematik ile ilgili eserleri


El-
Kitab’ul Muhtasar fi’l Hesab’il Cebri ve’l Mukabele


Kitab
al-Muhtasar fil Hisab el-Hind


El-Mesahat


Cebir Alanındaki Çalışmaları


Cebir
sözcüğü de  Harezmî’nin “El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hısab’il Cebri
ve’l-Mukabele” (Cebir ve Denklem Hesabı Üzerine Özet Kitap) adlı eserinden
gelmektedir. Bu eser aynı zamanda doğu ve batının ilk müstakil cebir kitabı
olma özelliğini taşımaktadır.


atematik
alanındaki çalışmaları cebirin temelini oluşturmuştur. Bir dönem bulunduğu
Hindistan’da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı
sayı sisteminin kullanıldığını saptamıştır. Harezmî’nin bu konuda yazdığı
kitabın Algoritmi de numero Indorum adıyla Latince’ye tercüme edilmesi sonucu,
sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır, 12. yüzyılda batı dünyasına
sunulmuştur. Hesab-ül Cebir vel-Mukabele adlı kitabı, matematik tarihinde,
birinci ve ikinci dereceden denklemlerin sistematik çözümlerinin yer aldığı ilk
eserdir.


Bu
nedenle Harezmî (Diophantus ile birlikte) “cebirin babası” olarak da bilinir.
İngilizce’deki “algebra” ve bunun Türkçe’deki karşılığı olan “cebir” sözcüğü,
Harezmî’nin kitabındaki ikinci dereceden denklemleri çözme yöntemlerinden biri
olan “el-cebr”den gelmektedir.  Harezmî sıfır rakamını ve x
bilinmeyenini kullandığı bilinen ilk kişidir.


Batı Matematiğindeki Harezmî Kavramları


Algebra:
Al-jabr, cebir


Algorism,
Algorithm: Algoritmi;  Harezmî’nin adının latincesi


Algorist: 
Onlu sayılarla Harzemli cebrini kullananlara verilen isim


Algarismo:
Harezmî’nin adının Portekizcesi; anlamı basamak, ondalık (digit)


Algoritmi:
Harzemli Cebri


Al-Gorismus,
Al-Goritma, Logaritma, Al-Korizma: Karizma. Avrupa’da HARİZMİ’YE, “AL-GORİSMUS,
AL-GORİZMA, AL-GORİTMA” dediler. HARİZMİ’NİN bulduğu LOGARİTMA Cetvelleri, ünlü
Tük bilgini HARİZMİ’NİN adını taşımaktadır.


Chiffre,
Cipher, Ziffer:  Arapça Sifr (Sfr); Arapça sözcüğün matematikteki anlamı
hiç, boşluk, sıfır sayısı, Fransızca chiffre, İngilizce cipher, Almanca ziffer
biçimlerinde Arapça’dan alınmıştır. Arapça Cifr kelimesi Fransızca’ya chiffre
“şifre” olarak geçti. Çoğul olan Sefirot sözcüğü İbranice’de “sayılar” anlamına
gelmektedir. Sözcüğün tekil biçimi “Sefira”dır yani “şifre”.


Coss:
Harzemli cebrine verilen “coss” isimi ilginçtir. “coss” ismi İtalyancada “cosa”
sözcüğünden gelir. Harzemli’nin cebir kitabında bilinmeyenin birinci kuvvetine
verdiği isim olan , Arapça “shai” sözcüğü, Latinceye “res”, İtalyancaya “cosa”,
İngilizce’ye “thing” sözcükleri ile çevrilmiştir. Uzun yıllar Harzemli cebri
Almanya’da “coss” sözcüğü ile anılmıştır.


Computation:
Benzer şekilde İngiltere’de 13. Yüzyıla kadar, hesaplamanın adı: “computus”,
Harzemli cebrinin girmesi ile “The art of cossike numbers” ya da kısaca
“cosslike” olarak anılmış daha sonra yerini, modern İngilizcede “computation”
sözcüğüne bırakmıştır.


Guarismo: 
Harezmî’nin adının ispanyolcası; anlamı basamak, ondalık (digit)


Xay:
İspanyolca şey. Harizmi kitabını yazarken, bilinmeyen için “şey”, a ve b
katsayıları için “dirhem” ve x ile katsayı çarpımları için de “kaab” sözcüğünü
kullanmıştı. İspanyolca’ya “xay” olarak çevrilen “şey” kelimesi, zamanla
değişerek, matematikteki ünlü “x” kavramına dönüştü.


Avrupa Literatüründe Harezmî


‘Kitab
al-Muhtasar fil Hisap al Hind ‘ in matematik tarihindeki iki önemli rolü daha
bulunmaktadır. Bunlardan ilki Avrupalıların toplama ve çıkarmaya ait örnekleri
ilk kez bu eserde bulması, diğeri ise rakamların birler basamağından başlanarak
sağdan sola yazıldığını ilk kez bu eserle öğrenmeleri.


Harezmî’nin
hint hesabı ve bunlarla yapılabilecek işlemleri tanıtmak üzere yazdığı
kitabının Salem manastırında bulunan ve 13. yüzyıl başından kaynaklanan
İtalyanca bir çevirisinde, metni çoğaltmakla yükümlü yazıcı kendi görüşlerini
de eklemeden duramamış:


“Tüm sayılar bir’den çıkmıştır, bir ise sıfır’dan. Sıfır’da büyük
bir mabedin saklı olduğunu bilmek gerek: O (Tanrı),ne başlangıcı ne de sonu
olan sıfır’da simgelenir ve tıpkı sıfır gibi ne çoğalır, ne de azalır; ne O’na
akan, ne de O’ndan kopan bir ırmak vardır. Ve sıfır‘ın tüm sayıları on katı
çoğaltması gibi, O da, yalnızca on kat değil, binlerce kat çoğaltır, hatta
doğrusu, O her şeyi hiçlikten yaratır, esirger ve yönlendirir.”


Batı’ya
da cebir, ilk defa Harezmî’nin El-Cebr ve’l-Mukabele onun bu eseriyle girmiştir.
Yine aynı şekilde aritmetikte on tabanlı konumsal sistemle birlikte 1’den 9’a
kadar olan sayı sisteminin ve sıfır (0) sayısının Avrupa’da kullanılması
da yine onun eserlerinin çevirileriyle başlamıştır


Batının
sıfır sayısı olmadan yapılan tüm aritmetik, matematik, astronomi, fizik,
kimya dört işlemleri hatalıydı.


Bu
rakamın matematikte kullanılması Avrupa’da uzun süre tartışıldı. Çoğu kimse bu
rakamın matematiğe dâhil edilmesiyle insanlığın gerileyeceğini iddia etti.
Bilim adamları sıfırın bu şekilde kullanılmasına karşı çıktılar.


Harezmî’nin
tercümeleri yapılan eserlerinden ilki Ceb’r ve’l Mukabele dir. Eserin ilk
tercümesi 1145 yılında, bir başka Latince tercümesi 1183’te, Almanca
tercümesi 1461, İngilizce tercümesi 1831 ve 1841 yıllarında Londra’da ve
1915 yılında New York’da yayınlanmıştır. Bu eser Avrupa da yayınlanan ilk cebir
kitabıdır. Dolayısıyla 1145 Avrupa’da cebirin doğuş tarihidir.


Harezmînin
ikinci önemli eseri ise Hintlilerin yaptığı işlemler ve uygulamaları inceleyip
geliştirdiği eseri olan Kitab al Muhtasar fi’l Hisab al-Hind dir. 830 yılında
yazılan ve şu anda Viyana Saray Kütüphanesinde bulunan bu eserin ilk
tercümesi 1143 te yapılmıştır. Diğer bir kopyası ise Salem Manastırında bulunan
ve bugün Heidelberg’de saklanan kopyasıdır.  Harezmî’nin bunun
dışında Latinceye çevrilen bir eseri daha bulunmaktadır.


Adı
Latinceye Alkhorizmi, Fransızcaya Algorithme, İngilizceye ise Augrim şeklinde
geçmiştir.


İngilizce’deki
“algebra” ve bunun Türkçe’deki karşılığı olan “cebir” sözcüğü, Harezmî’nin kitabındaki
ikinci dereceden denklemleri çözme yöntemlerinden biri olan “el-cebr”den
gelmektedir.


Ortaçağda
en parlak dönemini yaşayan İslâm uygarlığına ait bilim eserleri XII. yüzyılda
sistemli; ve yoğun tercüme faaliyetleri ile Avrupa’ ya büyük ölçüde aktarılmıştı.
“XII. yüzyıl Rönesansı” adı ile anılan bu dönem faaliyetlerinin hemen akabinde
Latin Dünyasında özgün bilimsel çalışmalar başlamadı. Orijinal katkıların
görülmesi genellikle Latinceye yapılan çevirilerin özümsenmesi ve eleştiri
zihniyetinin oluş­ması sürecinin geçmesini beklemiştir. Cebir konusunda , bu
adı taşıyan ilk kitabın yazarı  Harezmî’nin Cebir kitabı XII. yüzyılda
Latinceye tercüme edilen eserler arasında en başta gelenlerdendir.


Ortaçağda
Avrupa’da bu konuyu inceleyen ilk önemli matematikçi Leonardo Fi -bonacci XII.
yüzyıl başlarında,  Harezmî’nin Cebir kitabının etkisini açık biçimde
yansıttığı Lıber Abaci adlı eserini kaleme almıştır. Bir baş­ka
incelemede Fibonaeci’nin İslâm Dünyasından, özellikle Harezmî’den aldığı
etkiler üzerinde ayrıntılı olarak durulmuştur.


1500
yılı öncesinde Avrupa’da mevcut cebir bilgisi Chester’li Robert’ın yaptığı
Harezmî Cebir’inin tercümesinin 1456 yılında Viyana’daRegiomontanus
edisyonu, ve Fibonacci‘nin Liber Abacı (1202) adlı kitabından
ibaret idi. Bir de, Regiomontanus İtalya’ya gittikten sonra 1463-64 yılında
Venedik’de keşfettiği Diophantos’un Arithmetica adlı kitabı vardı. İşte
Avrupa’da matematiğin rönesansı sırasında bu iki gelenek ani ve hızlı bir
gelişim geçirerek modern cebirsel analizin ortaya çıkışı ile neticelenmiştir.


Bu
geleneklerden ilki, yani Harezmî’nin Cebir kitabı XII. yüzyılda Latinceye
tercüme edildikten sonra anlaşıldığına göre Fibonacci dışında XV. yüzyıla kadar
Avrupa’da etkili olmamıştır.


Onlu
sayılarla dört işlemi anlattığı, kimi kaynaklarda Harzemli’nin Aritmetiği adı
ile de anılan yapıtının değişik çevirilerine rastlanmaktadır. Bunlardan biri,
Onlu sayılarla dört işlemin açıklandığı; Sevillalı John’ın 12. Yüzyıl
sonlarında Latince çevirisi : “Liber Algoarismi de Practica Arismetica” ve
Avrupa’ nin bilimsel çevrelerini çok etkilemiş Toledo çevirisi olan “Algorisimi
de indeorum”
dur. İspanyolca’daki “gnarismo-algoritma” ve “cipher-sıfır”
ile İngilizce’deki “algorithm” terimleri bu yapıtın etkisiyle
doğmuştur.


Avrupada
başta Pisa’li Loenardo, diğer adı ile Fibonacci olmak üzere bir
çok bilim adamı onun yapıtlarından ve bu okuldan yararlanarak çalışmalarını
geliştirmiştir.


Harzemli’nin
çalıştığı ortam gereği Arapça el yazması ile hazırladığı “Cebir Kitabı”, 11.
Yüzyılın sonlarında, İspanya yolu ile Avrupa’ya ulaştıktan sonra , birkaç kez
Latince, İtalyanca ve sonra İngilizce’ye, çevrilmiş, bu çevirilerde özgün
elyazmasının farklı kopyaları kullanılmıştır. Ayrıca yüzden çok araştırmacı,
Onun kitabı üzerine değerlendirme ve yorum yayımlamıştır.
Çevirilerden en
yaygın kullanılanı; M.S. 1145 yılında Chester’lı Robert sanı ile tanınan
araştırmacının İspanya’nın Segova kentinde Latinceye çevirdiği “Al-Khwraizmi’s
Al-Jabr”
isimli kitabı ile Frederic Rosen’ın 1831 deki İngilizce çevirisi
The Algebra of Muhammed Ben Musa”
isimli kitabıdir.


19.
Yüzyılda en çok yararlanılan kaynaklar ise, L.C. Karpinski’nin Chester
çevirisinden yararlanarak, 1915 deki İngilizce,” Robert of Chester’s Latin
Translation of Al-Khowarizmi” çeviri ve değerlendirmesi ile 1989 Yılında
Barnabas B. Hughes’in değerlendirme, karşılaştırma ve yorumu içeren İngilizce
“Robert of Chester’s Latin Translation of Al-Khwarizmi’s Al-Jabr ” adlı
yapıtlarıdır.


Matematik
tarihi Sümer, Mısır, Babil- Mezopotamya, İyonya, İskenderiye, Hint ve Arap
matematiği ile başlangıçlar yaparak, Ortaçağda İslam medeniyetinin geliştirdiği
yükselen pozitif bilimlere yönelmesi ile, bilimsellik kazanmaya başlamıştır. Bu
kazanımda, dokuzuncu yüzyılda Arap yarım adasında “hesaplama” nın bilgi ve
bilim olmaya yönelmesi, kuşku edilemeyecek ağırlık ve önem taşır. Matematiğin
gelişimini yedi bölüme ayıran bilim tarihçileri; Arap matematiğinin gelişiminin
yer aldığı sekiz ve onikinci yüzyıllar arasındaki dönemde, en önemli iz bırakan
matematikçinin Harzemli olduğunu özenle belirtir. Örneğin, matematik
tarihçilerinin pek çoğu, matematiğin gelişimindeki nirengi taşlarını
sıralarken:


(M.Ö
165)-Ahmes ya da Rhind,


(M.Ö.
600)-Thales,


(M.Ö.450)-Pythegoras,


(M.Ö.
440)-Hippocrates,


(
M.Ö 300)-Euiclides , .,


(M.S.150)-Ptolemy,


(M.S.250)-
Diophantus, .,


(M.S.
830)-Harzemli, ,.,


(M.S.1614)-Naiper,.


(M.S.1635)-Fermat,.,


(M.S.1750
)-Euler, . ,


(M.S.1820)-Gauss,.,


(M.S.
1899)-Hilbert ,..


sıralamasını
yaparlar.


Dikkat
edilecek olursa, bu matematik ünlüleri arasında, İslam Türk kökenli tek isim
Harzemli’dir. Bilim tarihine baktığımızda, Harzemli cebrinin, özellikle 12.
ve 16. Yüzyıllar arasında Avrupa’da “yüksek bilim-ars magna” olarak
değerlendirildiğini, üniversitelerde özel ders olarak okutulduğunu, matematik
çalışmalarında sürekli tartışıldığını, bilimsel dergi ve ansiklopedilerde
genişce yer aldığını görüyoruz.
Harzemli cebrinin yayılmaya başladığı
dönemlerde, eski sayma ve zihinden hesap yöntemini kullananlara “abacist”, onlu
sayılarla Harzemli cebrini kullananlara “algorist” denilerek üstün bir
sınıfa sokulmuştur.


Harzemli
ve Harzemli Cebrinin Avrupa’ ya Etkisi


Harzemli’ye
ün kazandıran “Cebir Kitabı” ve diğer yapıtları ile; Avrupa bilim çevrelerinden
başlayarak dünya fen bilimleri dallarına, uzun süre etki etmiş, Harzemli’den
başka, bir bilim adamı göstermek olanaksızdır. Avrupa, başta matematik ve
astronomi olmak üzere-fen bilimleri dallarında, hiç bir müslüman ve batıdan
olmayan bilim adamına yer verilmediği ölçüde Harzemli yapıtlarına, 400 yıl
boyunca yer vermiş ve etkilenmesini sürdürmüştür. Bu etkilenme o denli ve çok
boyutludur ki, Avrupa’nın tüm ülkeleri; Harzemli’nin çeşitli yapıtlarını
ayrıntılı inceleyerek, yorumlayarak; ileri bilgilenme ve onun başlangıç
kaynaklarından hareket ederek bilimi geliştirme olanağı bulunmuştur. Bu
konuların başında, bilim dalına kitabının, ismi verilen, matematiğin diğer
dallarla en çok ortaklığı olan “Cebir” konusu gelir.
Bir bakıma Avrupa’nın
aydınlanmasında Harzemli yapıtlarının payı incelenmeğe değer boyutlarda dır. Ne
yazık ki, Türk kökenli bilim adamının bu başarısı, yeterince toplumumuz ve
eğitimcilerimizce bilinmemektedir.


Harzemli
‘nin başta matematik dalındaki yapıtları olmak üzere, astronomi ve yer
coğrafyası konularında yazdığı bilimsel değeri yüksek “elyazması” yapıtları
12.Yüzyıl başlarından başlayarak, İspanya Arapları ve ticaret gemileri ile
Ortadoğu’ya gelen bilim ilgilileri tarafından Avrupa’ya taşınmıştır.


Harzemli
yapıtları içinde, kısaca “Cebir Kitabı” adı ile anılan yapıtı, ” Kitab- ül
Muhtasar fi Hesab al-Cebr Va’l Mukabala” (Cebr ve Mukabele yolu ile
Hesaplamanın Elkitabı ) O’ nun yapıtları içinde ayrıcalık taşır. Yeni bir
hesaplama yöntemi ve yeni bir çözümleme yolunun tanıtıldığı yapıt, Avrupa
için tümüyle yeni, şaşırtıcı hatta olağan üstü bir bilgi içeriği taşıyordu. Bu
nedenledir ki, 1145 Yılından başlayarak, 1831 yılına kadar Latince, İtalyanca,
İspanyolca, İngilizce ve Almanca dillerine çevrilmiş ve üzerinde sayısız
inceleme, değerlendirme ve yorumlar yapılmıştır.
Kısaca onlu sayılarla
aritmetik ve cebirsel işlemlerin tanıtılıp, birinci ve ikinci derece denklem
kurma yolu ile problem çözümlemenin örneklerle anlatıldığı kitap, o denli
etkili olmuştur ki, Avrupa Harzemli cebrine “üstün bilgi” değerlendirmesini
yapmış, onu öğrenenleri ayrıcalıklı görmüştür. O güne kadar “yaklaşık”
kavramının önde geldiği değerlendirme yolları, Harzemli cebri ile ” kesinlik”
kavramını kazanmıştır.
Problem çözümlemede kolayca yanıt veremeyen
aritmetik, yeni olanaklar kazanarak yeni ufuklara uzanma yolunu bulmakla
kalmamış, cebri öğrenmekle dünya görüşü değişenlerin sayısı her gün biraz daha
artmıştır. Aristo felsefesinin götürdüğü hayalcilik, yerini bilimsel
gerçekciliğe yönelime bırakmıştır.


Yapıtları
içinde en iyi bilinen Cebir Kitabı, cebrin bağımsız bir matematik disiplini
olarak ayrılmasını sağlaması nedeni ile matematik tarihinde seçkin bir yeri
vardır. Bilim tarihçisi J. K. Baugart (1969) “Hesap el-Cebr Vel-Mukabele”
terimi için en iyi çevirinin “Denklemler Bilimi” olmasını önerir. Uygulamalı
bir matematik kitabı olan Cebir Kitabı’nda, bugün kullandığımız cebirsel
kavramların bir çoğu Harzemli’nin kullandığı tanımlamalardır. Örneğin;
bilinmeyen nicelik “şey” ya da “kök”, “kare” ve “ka’b= küp” gibi.


Harzemli
cebrinin etkisini yalın bir örneğini, cebir kitabının İngilizce çevirilerinin
birinin ilk cümlelerinde yer alan : ” Bizi yaratan Tanrı’ya şükürler olsun ki, Algoritmi
(Harzemli Cebrini)’
yi öğrenmeyi bizlere olanaklı kıldı..” cümlesi yeterince
anlatıyor.


Harzemli,
“Cebir Kitabı” ile hesaplama alanına olduğu kadar, insanın düşünce dünyasına da
ulaşan geniş bir etki yaratmıştır. 12 ve 17. Yüzyıllar arasında yayınlanan
Harzemli öğretileri anlamlı bir kanı edinmeğe yeter çokluktadır. Örneğin;
Harzemli cebrini tanıtma ve öğretme çalışmalardan önemli yayınlarından
bazılarını şöyle sıralayabiliriz:


Chesrer’lı
Robert, 1183 ”


Leodorda
,1202 ve 1228 “Liber Abbaci”


Vincent,
1275 “De Computo et Algorismo”


A.Magnus,
1275 “Zu Speccukem Astronomicum des Albertus Magnus”


Roger
Bacon, 1290 “Algebra et al-Machabala” ve “Scriptum Principle”


Paciulo,
1424 “Summa d’arithmetica”


R.
Recorde, 1446 “Ars Rei et Cansus”


Plimpton,
1456 “Liber Mahucmetide Algebra at Almucabala”


J.Widmann,
1487 “Die Algebre Der Al-Khowarizmi”


Aurel,1494
“Primero Arithmetica”


Ghaligai,
1521 “Comosta de ona hame Arabo di grade Intelligentia il qualnome wera Geber”


Riese,
1521 “Etlichen Regeln Cosse”


Riese,
1524 ” Die Coss”


J.
Scheybl, 1551 “Algebrae Compendiosa”


Aurel,
1552 ” Libro Primero de Arithmetica”


Cardan,1552
“Arz Magda”


Boncempagni,
“Tratti D’aritmetica”


Rocha,
1565 “Arithmetica”


Ramus,
1586 “Nomen Algebrea


A.
Helmerich, 1588 “Gebra Und Atuthabalo”


B.
F. Rosen, 1831 ” Algebra of Muhammad Ben Musa”


Nesselman,
1842 “Die Algebra der Griechen”


Wappler,
1887 “Zu Geschichte der Deutschen Algebra”


Johannes
de Muris, 1890 “Quadripatitum Numerorum


G.
Werhein, 1896 “Die Arithmetic des Elia Misrachi Brauncshweig”


Avrupa’da
Harzemli cebrinin yayılmasına önemli katkıları olanlardan biri de Adam
Riese’
dir. Riese 1524 yılında “Die Coss” isimli kitabini yayınlamış
ve bu yapıtında Harzemli’nin x2+21 = 10x denkleminin çözümünü incelemiştir.
Ayrıca, “Gebro and Almucabala” başlığı altında Harzemli Cebir kuralarını
anlatmıştır. Riese ‘in, “Algum” adı ile verdiği cebir çalışmaları ve “Die Coss”
isimi ile verdiği cebir dersleri ün kazanmıştır. Ders notlarını 1521 yılında “Etlichen
Regeln Cosse”
adı ile yayınlamıştır. Riese’nin ders notlarında yer alan şu
anısı ilginçtir. ” O günlerde cebir öğrencilerime “schreiber” ya da ” Scriptor”
adları veriliyordu. Öğrencilerimden Schreiber Hans Conrad bana coss ile ilgili
denklem çözümlerini öğrenmek için, cebir hocası Adreas Alexanrda ‘ya problem
başına bir altın Florin vermek zorunda kaldığını söylemiştir.”


Harzemli’nin
önemli ve çağına yenilik getiren yapıtlarından biri de “Kitab-ül Muhtasar fi
Hesab-ül Hint” ya da “Kitab Hesab el–Aded el-Hindi” adı ile de anılan, Harzemli
‘nin 840 yılında Bağdat’ ta yazdığı ve Hind sayıları dediği onlu sayılarla
hesaplama yönteminin anlatıldığı Arapça özgün elyazması kayıptır. Bu yapıtın
bir Latince çevirisi, “Algorithmi de Numero Indorum” , bugün Cambridge
Üniversite Kütüphanesinde
bulunmaktadır. Harzemli cebirinin “gnarismo”,
“algorithm” ve “cipher” terimlerle anlatıldığı bu yapıtın Bath’lı Adelard
tarafından Kurtuba (İspanya) kentinde ele geçirilen Harzemli
Arapça-elyazmalarından Latince’ye çevrildiği sanılmaktadır. Bu Latince
çeviriden 1857 de B. Boncompagni tarafından İtalyanca’ya çevrilerek, “Thattati
d’aritmetica”
adı ile Roma‘da yayınlanmıştır. Kitapta alfabenin
harfleri ile gösterilen sayılar yerine on tabanlı Hint rakamları ve konumsallık
tanımı ile onlu sayıları bilinçli kullanmış olması önem taşır.


Onlu
sayılarla dört işlemi anlattığı, kimi kaynaklarda Harzemli’nin Aritmetiği adı
ile de anılan yapıtının değişik çevirilerine rastlanmaktadır, Bunlardan biri,
Onlu sayılarla dört işlemin açıklandığı ; Sevillalı John’ın 12. Yüzyıl
sonlarında Latince çevirisi : “Liber Algoarismi de Practica Arismetica” ve
Avrupa’ nin bilimsel çevrelerini çok etkilemiş Toledo çevirisi olan “Algorisimi
de indeorum”
dur. İspanyolca’daki “gnarismo-algoritma” ve “cipher-sıfır”
ile İngilizce’deki “algorithm” terimleri bu yapıtın etkisiyle
doğmuştur.


Harzemli’nin
bir diğer önemli yaptı; “Zij-ül  Harezmî”, 820 tarihlerinde yazılan
bu yapıt, astronomi gözlem çizelgelerini içerir. Ay , güneş gözlemleri zaman ve
yer dönüşüm hesapları ile bunlara ilişkin sinüs ve tanjant çizelgeleri yer
alır. Uzun yıllar doğu ve batıda astronamların ilk başvuru kitabı olarak kullanıldığı
bilinmektedir. Harzemli’nin cebir kitabından sonra içeriği ile en çok yankı
yapan yapıtıdır.


İlk
kez 12. Yüzyılda Bath’lı Adelard tarafından ” Ez-zich Djafris
Al-Karezmi”
adı ile Latince’ye çevrildiği bilinmektedir. Bu çeviri, Oxford
Kütüphanesinde bulunmaktadır. 1000 Yılında bu yapıt üzerinde İspanyol Astronom
Maslama Al-Majriti çalışmış ve aynı isimle İspanyolca’ya çevirmiştir. Daha
sonra İspanyolca çeviri üzerinde incelemeler yapan R. Bostborn ve H. Suter
çalışmalarını, 1914 de ” Die Astronomischen Taeln des Muhammed İbn Musa
Al-Khwarizmi”
adı ile Kopenhag’ta yayınlamışlardır. Aynı çalışma O.
Neugebauer tarafından 1962 yılında“The Astronomical Tables of Al_Khwarizmi ”
adı ile yine Kopenhag’da yayınlanmıştır. Yazar kitabında Harzemli yapıtının
1187 de Cremono’lı Gerard ‘ın Latinçe çevirisinden yararlandığından söz
etmektedir. Harzemli’nin kitabının sonunda yer alan sinüs ve tanjant
çizelgeleri, A. Björbo tarafından 1909 da ” Al-Chwarismi’s Trigonometrishe
Tavler”
adı ile Kopenhag’da yayınlanmıştır. Harzemli’nin astronomi
çizelgelerinin bir kopyası Bodlean Kütüphanesinde (İngiltere) bulunmaktadır.


Harzemli’nin
Batıda sözü edilen bir başka yapıtı; El-Mesahat, Pratik geometri bilgileri
veren bu kitap, cebir kitabının bir eki gibi hazırlanmıştır. 1846 Yılında
Ariste de Marre tarafından “Le Meashate de Muhammed ben Musa” adı ile
Fransızca’ya çevrilmiş ve Pariste “Nouveles de Mathematica” adlı derginin 51.
Cildinde yayınlanmıştır. Ayrıca Harzemli’nin kaybolmuş fakat kimi kaynaklarda
sözü edilen kitapları arasında; ” Usturlab”, “Kitab el-Tarih ve Kitab
el-Ruhama” adlı yapıtları da vardır.


Harzemli başta “Cebir Kitabı” olmak üzere, yapıtlarının Avrupa’da
yapılan çevirileri, o zamana kadar hiç bilinmeyen bir bilimi ve bu bilimle yeni
bir dünya görüşü getirmesi ile önem taşır.


Görüldüğü gibi Harzemli yapıtlarının İspanya, İtalya, İngiltere,
Almanya, Fransa’da çeşitli bilim çevrelerinde çok yönlü ele alınıp incelenme
süreci her hangi bir konuda yenilik getiren yapıtların incelenmesinden
ayrıcalık taşıyan boyutlardadır. Bu ülkelerde özellikle öğretmenler Aristo
felsefesini Yunan ve Mezepotamya Aritmetiğini öğrenme olanağını bulmuştu.
Problem çözmede yeterli olamayan bu bilgilerden başkalarını ararken, ele
geçirdikleri İslam matematikçileri kaynakları kurtarıcı olmuş, bu kaynaklar
birçokları tarafından kendi dillerine çevrilerek öğreti kaynağı olmuştur.


İşte
batı kaynaklarında Harzemli için yazılanlardan bir kaç örnek:


F.
Cakori (1895) “Matematik konusunda en güvenilir bilim adamı İbn Musa
Al-Khwarizmi’dir”


K.Vogel(1963)
“Matematiğin gelişmesinde kilometre taşı olan ve ilk kez Hint sayıları ve
onlarla işlemleri geliştirip tanıtan Mohammed İbn Musa’dır”,


C.B
Boyar (1968) Al-Memun’un Bağdad’ da kurduğu “bilim Evi” üyeleri arasında
Al-Khwarizmi isimli bir matematikçi vardı ki, adı sonradan Euclides gibi batı
Avrupada ağızdan ağıza dolaşan bir sözcük oldu”,


H.
Evens(1969) “Cebir ve Hint sayıları üzerine kitapları 12. Yüzyılda Latince’ye
çevrilmiş ve konuları tüm Avrupa’yı etkilemiştir”,


E.T.
Bell(1954) “Cebri 19. Yüzyılda bugünkü yapısına götüren yolda, en önde gelen
dönem, ünlü yorumcu ve üstün değerde denebilecek bir anlatım sanatı gelişimini
yaratan Al-Khowarizmi dönemidir. Ona büyük matematikçi adı verilmekle beraber,
eğer tüm çalışmaları birlikte değerlendirilirse, ona çağının en büyük
matematikçisi denecektir.”


Avrupa 16. Yüzyıldan sonra matematik alanında iz bırakan
matematikçiler yetiştirmiştir ise de bunlardan pek çoğu, İslam
matematikçilerinin kaynaklarından yeter bilgileri alarak kendilerini
geliştirdikleri bir gerçektir. Bunların en önde geleni ve en etkili olanı
“cebrin babası” sayılan Harzemli’ dir.


Söyleyebiliriz
ki; yarattığı cebirsel çözümleme ve çözüm algoritması yöntemleri bir bitki
üremesi için çekirdek ya da tohum ne ise, Harzemli yapıtları tüm dünyaya bazen
tohum bazen de fidan görevi yapmıştır.


Literatürümüzde Harezmî


Katip
Çelebi’nin Keşf Ez Zünun adlı eserinin indeksinde HARZEMİ adıyla başlık
yeralmaktadır. 80 sayfada Harzemi adı geçmektedir.


Hilmi
Ziya Ülken XX yüzyılın 30. yıllarından Türk tefekkürü, düşüncesi hakkında
araştırma yapmaya başlamış, iki ciltlik “Türk tefekkürü tarihi” kitabını
yazmıştır.


Katip
Çelebi’nin 17.yüzyılda yazdığı Keşf Üz Zünun adlı eserinden sonra 
Harezmî’ye,  Hilmi Ziya Ülken’in 1933 yılında yayınladığı Türk Tefekkür
Tarihi adlı eserinde değinilmiş, 1957 yılında İTÜ profesörlerinden bilim
tarihçisi Ahmed Hamid Dilgan’ın (1901-1976), Muhammed İbni Musa El­ Harezmî
adlı kitabı yayınlanmış ardından 1985 yılındaki    Uluslararası
İbn Türk Hârezmî, Fârâbî, Beyrûnî ve İbn Sînâ Sempozyumu’nda ( 9-12 Eylül
1985)  Harezmî ile ilgili tebliğler sunulmuştur.



Harezmî’nin eserlerinin
Avrupa’ya 12. yüzyıldan başlayarak tercüme edilmesi ve Avrupa matematik
düşüncesini, rakkam sistemini dönüştürmesine karşın, felsefe ve matematiğin
Türk Düşüncesinde terkedilmesi,  Harezmî Düşüncesi ile bağların koparak
düşüncenin donuklaşması, Hilmi Ziya Ülken’in 1933 tarihli kitabına  kadar
sessizliğe gömülmesi; ayrı bir araştırma konusu olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet