Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Ergenekon,
Balyoz gibi kumpas davaların ardından son olarak darbe girişimiyle ordunun
içine FETÖ yapısının sızması, tüm dikkatleri ordumuza yöneltti. Bu zor günleri
atlatacağına inandığımız ordumuzun tarihini inceleyelim


Eski Türklerde
Ordu Geleneği


Türkler, güçlü
ordulara sahip olmaları nedeniyle tarihte güçlü devletler kurmuşlar ve birçok
başarıya imza atmışlardır. Göçebe hayat tarzı nedeniyle hayatları savaş eğitimi
gibiydi. Bu nedenle ordu-millet anlayışı gelişmiştir.


Ordu kelimesi
ilk olarak M.Ö. 206- 205 yıllarına ait Çin vesikalarında “Ou-t’a” şeklinde
görülmektedir. Bu belgede şöyle yazılmıştır:


Tung-huların
başkanının gururu ve kendine olan güveni, büsbütün


arttı. Batıya
doğru harekete geçti. Hunlar ile kendi sınırında


bulunan, boş
ve insan yaşamayan bir yeri aldı. Burada insan


yaşamıyordu ve
1000 Çin milinden daha büyüktü. Her iki halk,


onun
sınırlarında yaşıyorlardı ve burası onun ordusu ( Ou-t’o)


idi.


İlk Müslüman
Türk devletlerinden olan Karahanlı Devleti döneminde ordu ve asker “sü”,
komutan da “sü başı” olarak adlandırılıyordu. Ordu kelimesinin karşılığı olarak
kullanılan bu sözcük, kağanın oturduğu ve otağın bulunduğu yer, yani devletin
başkentiydi. Çünkü eski çağlarda yerleşik topluluklar dini yapıların etrafında
toplanırken atlı göçebe topluluklar bir lider etrafında toplanmışlardır. Bu
nedenle ordu kelimesi Eski Türkçedeki “ortu” yani “orta” sözcüğünden çıkmış bir
kelimedir. Zamanla ordu kelimesinin ifade ettiği anlam değişikliğe uğramış ve
askerî kurumları niteler hale gelmiştir.


Türklerde İlk
Ordunun Ortaya Çıkışı


Türkler,
Hunlardan itibaren devamlı silah başında bulunan ve ülke sınırlarını koruyan bir
çekirdek orduya sahiptiler. Bu anlamda Türk ordusu, sadece savaşta toplanan
geçici bir ordu değil, köklü ve kurumsallaşmış, devamlı birlikleri bulunan bir
güçtü.


İlk düzenli
Türk ordusu 10.000 kişilik nüfusu ile Büyük Hun Devleti hükümdarı Mete tarafından
kurulmuştur. Bu nedenle Mete’nin tahta çıkış tarihi olan M.Ö. 209 yılı, Türk
Kara Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir.


Bazı kaynaklar
ise ilk ordunun çok daha eski dönemlere dayandığını, Çin seddinin yapılışının
bu nedenle olduğunu belirtmektedir.


İlk Türk
devletlerinde ordu onlu düzene göre düzenlenmiştir. Buna göre birlikler; onlu,
yüzlü, binli, on binli şeklindedir. On binlik birliklere ‘tümen’ adı
verilmektedir. Ordu, yirmi dört tümenden meydana gelmektedir.


İlk Türk
devletlerinde atlı birlikler ve hafif silahlar etkindir. Ok, yay, kılıç,
kalkan, mızrak gibi silahlar başlıca savaş gereçleridir.


Hilal Taktiği


İlk Türk
devletlerinde keşifler, yıpratma savaşları ve ani baskınlar en sık kullanılan
taktiklerdir. En önemli taktikleri ise Hilal ya da Turan taktiğidir. Türk
orduları, savaşlar sırasındaki bu taktiğini şu aşamada gerçekleştiriyorlardı:
Sahte ric’at (geri çekilme, kaçma) ve pusu. Yani, kaçıyor gibi geri çekilerek,
düşmanı çembere almak üzere, pusu kurulan bölgeye kadar çekmek.


Bu savaş
usulüne, Türk yurdunun eski adından dolayı “Turan Taktiği” denilmiştir. Bu
taktikle kazanılan ve dünya harp tarihinde yerini alan savaşlar arasında 1071
Malazgirt, 1396 Niğbolu, 1526 Mohaç ve 30 Ağustos 1922 Başkumandanlık Meydan
Muharebesi’ni gösterebiliriz. Turan taktiği tarih boyunca birçok uygarlığa
örnek olmuştur.


İlk Türk
devletlerinde askerlik ücretli değildi. Kadın-erkek herkes daima savaşa hazır
durumdaydı.


İslamiyet
Dönemi Türk Devletleri


İslamiyet’i
kabul eden ilk Türk devleti Karahanlılar’dır (840-1212). Karahanlılar’da ordu
iki bölümden oluşmaktadır: Hassa ve Eyalet ordusu. 10 kişilik orduya
“otağ”, 100 kişilik orduya “haly”, 1000 kişilik orduya
“subaşı” denilirdi. Ordu kurağına veya ordu karargâhına ise
“toy” denilirdi. Savaşlarda Hakanın çadırı kurulur, tuğ dikilir ve
nöbet davulu (tuğ) vurulurdu. Usta kılavuzlar (yorçı) ve öncü bölükler (yizek)
düşmanı gözetler ve düşman gözcülerini yakalamak için atlı bölük (tutgak)
çıkarılırdı.


Gazneli ordusu
ise gülam askerleri, eyalet askerleri, ücretli askerler ve gönüllülerden
meydana gelmekteydi. Gülam askerleri, gülam sistemi adı verilen bir usulle
yerleştirilirdi. Bu sistem daha sonra birçok Türk devletinde kullanılmıştır.
Savaş esirleri ile küçük yaşta toplanan çocukların yeteneklerine göre yetiştirildiği
merkezlere gülamhane denirdi.


Selçuklularda
Ordu


Büyük Selçuklu
ordusu Dandanakan Savaşı’na kadar göçebe Oğuzlara dayanmaktaydı. Bu savaştan
sonra Gaznelilerden esinlenerek yeni düzenli birlikler kuruldu. Bu dönemde
silahlar ve zırh, miğfer teçhizatlar Türkler tarafından üretilmekteydi.


Büyük
Selçuklularda ordunun dayandığı insan kaynakları altı bölüme ayrılmıştır.
Bunlar; Hassa Kuvvetleri(Gülamlar), İkta sahipleri olan Türk emirlerinin
verdiği kuvvetler, Vasal devlet (hukuki yönden bağlı) kuvvetleri, şehir ve
bölge kuvvetleri, gönüllüler ve Türkmen kuvvetleridir.


Anadolu
Selçuklu devleti ordu sistemi Büyük Selçuklu devleti sistemine çok benzemekle
birlikte, gülam sistemini güçlendirip Türkmenlerin etkisini azaltmak
istemişler, fakat başarılı olamamışlardır. Ordu komutanı olan subaşıların
yetkileri bu dönemde azaltılmıştır.


Anadolu
Selçuklu devleti üç tarafı denizlerle çevrili olduğu için donanmaya önem
vermişlerdir. Bu dönemde kıyı fetihleri artmıştır.


Akkoyunlu ve
Karakoyunlu Devletleri


Bu dönemde
askeri birlikler daha çok aşiret güçlerine dayanıyordu. Hassa askerlerine
korucu ismi verilmişti. Askeri personel ile ilgili defterleri Tavacılar
tutmaktaydı. Defterlere her ayrıntının kaydedilmesi ile her emirin ne kadar
askeri ve teçhizatı olduğu net bilinirdi. Koşun(150 kişilik birlik) ve
Feve(tabur) gibi Farsça terimlere rastlanmaktadır. 


Tabılhane ve
Nekkare denilen bandoları bulunmaktadır.


Yeniçeriler


Osmanlılar
tarafından kurulan ilk daimi profesyonel meslek ordusudur. Tarihin en büyük
teşkilatçılık örneklerinden kabul edilmektedir. Barış zamanında İstanbul’u,
savaş sırasında ise padişahı korurlardı. Kapıkulu Ocağı’nın bir bölümünü
oluşturmaktaydı. Savaş sırasında hükümdarın yanında merkezde bulunurlardı.
Askerler, Acemi Ocağı’nda yetiştirilirdi. Yeniçeri Ocağı I.Murat tarafından
kurulmuştur. Askerler, Acemi Ocağı’nda bir akçe, Yeniçeri Ocağı’na geçince iki
akçe yevmiye almaktaydı. Bu ocaklardan başka; Topçu Ocağı, Top Arabacıları
Ocağı gibi ocaklar da bulunmaktaydı. Haftada 2-3 gün eğitim yapılırdı. Ocak
kendini Hacı Bektaşi Veli’ye bağlı sayardı.


Son dönemde
devşirme usulü yerine gelişigüzel alım yapılmaya başlandı. Ayrıca yeniçeri
öldüğünde çocuğuna maaş bağlanmaya başlanmıştı. Disiplinin bozulması ile Ocak
1826’da II.Mahmut tarafından kaldırılmıştır.


Orduyu Meydana
Getiren Unsurlar


1.Saray
muhafızları ve gulamlar


Devletin ve
hükümdarın korunmasında, saltanatın sürekliliğinin sağlanmasında dayanılan
temel silâhlı kuvvetlerin başında “saray muhafızları ve gulâmları” geliyordu.
Bu silâhlı güce Karahanlı Devlet’inde, “saray muhafızları ve gûlamları”,
Gazneliler’de ve Selçuklular’da saray gulâmları (gûlâman-ı saray, gûlâman-ı
dergâh), Memluklular’da ise “memlûk” veya “uşakî”, Osmanlı İmparatorluğu’nda da
“kapı kulu” adı verilirdi.


2.Kapıcı başı


Kapıcı
başlarının görevleri şöyledir: 


• Sarayda
çeşitli hizmetleri verecek adamların alımı,


• Her türlü
saray hizmetlilerinin huzura takdimi, tayin edilmesi, terfi ettirilmesi ve
bunların bütün şahsi sorunları ile ilgilenilmesi,


• Saray
hizmetlerinin usûlüne uygun yürütülmesinin sevk ve idare edilmesi, bunlarla
ilgili gerekli kontrollerin yapılması,


• Sarayın
içinden ve dışından hükümdara gelebilecek her türlü tehlikenin görülüp
engellenmesi ve bunlardan hükümdarın korunması.


Sarayın nöbet
organizasyonu da kapıcı başına aittir.


Kapıcı başı;
hükümdar sefere, ava, cirit oyununa veya memleket seyahatine çıktığında, onu
çok dikkatli gözetiyor, başına kötü bir şey ve felaket gelmesine engel
oluyordu. Güvenilmeyecek kişileri hükümdarın yanından uzaklaştırıyor,
şüphelilere karşı tedbiri elden bırakmıyordu.


3.Candar


İlk Müslüman
Türk devletlerinde candar sarayı koruyan memurlara verilen addı. Karahanlılarda
candarlara ait herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Candarın başındaki amirlere
emir-i candar denmekteydi.


4.Yatgak


Hükümdarı
saray içinde ve dışında gece koruyan nöbetçi askerlerdir.


Yatgak
kelimesi, Gazneli ve Selçuklular’daki saray muhafızları için de kullanılıyordu.
Daha sonra yatgakların Anadolu Selçuklu Devleti döneminde de kullanıldığı
görülmektedir.


5. Turgak


Karahanlılarda
hükümdarı ve sarayı gündüz koruyan muhafızlara verilen isimdir.  Turgaklar
ile ilgili yegâne kaynak Balasagunlu Yusuf’un Kutadgu Bilig adlı eseridir. Zira
Balasagunlu’nun “künün turdı turgak tünün yatgakın tapındı kıyıksız bağırsaklıkın”
( gündüz kapıcılar gece muhafızlarla birlikte bulundu; dürüstlük ve bağlılıkla
hizmet etti) sözünden de açıkça anlaşıldığı üzere, gece yatgaklar (muhafızlar)
nöbet tutarken, gündüzleri de “turgaklar” sarayda nöbet tutuyorlardı.


6.Silahdar


Silâhdâr,
hükümdarın silâhlarına bakıyor ve silâhhaneyi idare ediyordu.


Karahanlılar
ve Anadolu Selçuklu Devletleri belgelerinde sık sık silahdar kavramı
geçmektedir.


7. Alem Başlar
Er


Âlemdâr,
bayrak taşıyanlar hakkında kullanılan bir tabirdir. Bayrakdâr ve Sancakdâr
kelimeleri de kullanılmaktadır. Askerlerin önünden giderek askerleri
yönlendirme görevine de sahiptirler. Gazneliler ve Büyük Selçuklular’da da
‘âlemdârlar vardı. ‘Âlemdârların başında “emîr-i ‘alem” adında bir komutan
bulunuyordu.


Hassa
Birlikleri


Karahanlılarda
hükümdara ait ücretli askerlere denmekteydi.


Sâmânîler ve
Gaznelilerde yılda dört defa orduya maaş veriliyordu.59 Batı Karahanlı
Devleti’nde ücretli askerliğin yanında ıktâ (dirlik) sistemi de uygulanıyordu.
Büyük Selçuklu Devleti’nde de hâssa birlikleri vardı. Ancak hâssa birliklerinde
bulunan askerlere maaş yerine ıktâ (dirlik) adı verilen arazi veriliyordu.
Onlar da bu topraklardan barış zamanlarında geçimlerini sağlıyor, eğitim
giderlerini ve teknik giderleri karşılıyorlardı.


2.Tımarlı Sipahiler


İlk İslâm
devletlerinde toprak, askere değil; genellikle devlet adamlarına ve yüksek
rütbeli komutanlara veriliyordu. Büyük Selçuklular’da Tuğrul Bey ve Sultan Alp
Arslan dönemlerinde beylere ve komutanlara hizmet karşılığında ıktâlar
veriliyordu. Hâssa birlikleri de yönetimleri altında bulunan ülkeden toplanan
vergilerle geçiniyorlardı. Ancak zamanla bu askerler vergi toplamada
usûlsüzlükler yapmaya başladılar. Onlar, halktan aşırı vergi topluyor ve
topladıkları vergilerden devlet hazinesine yeteri kadar aktarmıyorlardı. Bu
durum, ekonominin giderek kötüleşmesine ve köylülerin sıkıntı çekmelerine neden
oluyordu. Devlet, bu durumu önlemek için askerlerin elinde bulunan vergi
bölgelerini onlardan almaya çalıştı; ancak başarılı olamadı. Büyük Selçuklu
Devleti’nde yaşanan bu olumsuzluklar, Nizâmü’l-mülk’ün ıktâ sisteminde köklü
değişiklikler yapmasıyla çözüme kavuşturuldu. “Askerî ıktâ sistemi” adını
verdiğimiz bu sistemin Büyük Selçuklularda ilk kurucusu olarak da Nizâmü’l-mülk
zikredilmektedir. Askerî ıktâ sistemi sayesinde Selçuklu ordusu masraf
yapılmadan besleniyor ve donatılıyordu. Bu sistem sayesinde Selçuklu
memleketlerinde devlete ait arazilerin büyük kısmı tarıma açılmış, ziraî üretim
artmış, imar faaliyetleri de gelişmiştir.


Büyük Selçuklu
Devleti’nde ıktâ sahipleri (ıktâ’-daran), yapmaları gereken bazı hususları da
yerine getiriyorlardı: Iktâ sahipleri, kendi emirlerindeki atlılardan her kim
ölürse veya her ne sebep ile kaybolursa derhal devlete bildiriyorlardı. Iktâ
sahipleri, hüdâvendân (atlılarının sahipleri)’a paralarını verirken bunun
karşılığı olarak onların her önemli iş için bütün askerlerini hazır tutmaları
gerektiğini bildirmekte idiler. Iktâ sahipleri, hüdavendandan mazeretli olarak
kalmak isteyen askerlere ferman almasının gerekli olduğunu söylemesini
isterlerdi. Ayrıca ıktâ sahipleri, söylenenlere uymayan hüdâvendanlârı
azarlarlar ve para cezasına çarptırırlardı. Böylece ıktâların asayişi ve
verimliliği sağlanıyordu. Askerlerin her türlü ihtiyaçları, hayl başı ve üst düzeydeki
kumandan (mukaddem) tarafından dile getiriliyor ve devlet tarafından
karşılanıyordu.


Anadolu
Selçuklu Devleti’nde de askerî ıktâ sistemi uygulanmaktaydı. Hanedan üyelerine,
devletin yüksek dereceli memurlarına, memleketleri ellerinden alınan prenslere
ve Moğol istilasından sonra mahiyetlerindeki aşiretlerle birlikte kaçıp
Anadolu’ya gelen Harezm emîrlerine geniş araziler ıktâ ediliyordu.


Diğer ordu
mensupları arasında Hanedan mensupları, valilere bağlı diğer askerler, devlete
bağlı boylar ve bunlara bağlı kuvvetler ile ücretli askerler bulunmaktadır.


Ücretli
askerler genelde yayalardan oluşmaktaydı. Bunun sebebi de yaya askerlerin
maliyetlerinin daha ucuz olmasıdır.


Selçuklu
Devleti’nde paralı askerlerin çoğalması ordunun disiplinini bozmuş, bu da devletin
sonunu getirmiştir.


Gönüllü
Askerler


Ordu-millet
özelliğini taşıyan Türkler, gaza ve cihat anlayışı ile gönüllü askerlik
yapıyorlardı. Gazneli Mahmûd’un Hindistan seferine katılan çok sayıda gönüllü
Müslüman’dan oluşan ordusu olduğu biliniyor.


Karahanlılar’da
eşkinciler vasıtası ile adam ihtiyacı olduğunda hükümdar haber göndererek
köylerden ve göçebe halktan adam davet ederdi. Bu davet, savaş zamanlarında da
yapılırdı.


10.000 Türk
gönüllü askeri de Malazgirt Savaşı’nda yer aşmıştır.


Kaynakça


Koray Şerbetçi,
İlkçağ Anadolu Devletlerinde Ordu, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2008


Erkan Göksu,
Türkiye Selçuklularında Ordu, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Doktora Tezi, 2008


Veysel Aygün,
Kâşgarlı Mahmûd, Balasagunlu Yusuf Ve Nizâmü’l –Mülk’e Göre Türk Ordusu, Gazi
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2006


Ayşe Güler,
Anadolu’da Kurulan İlk Türk Devletlerinde Askeri Gelenekler, Gazi Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2007


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış