Türk Dokumacılık Tarihinde İngiliz Ajanları

Bir gün, evinde Metin Erksan’la
konuşurken raflarda sırtında “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Avrupa Topluluğu
Üye Olmak Hakkı ve İsteğinin Tarihsel Kaynakları Metin Erksan” yazılı ince bir
kitap takıldı gözüme. Şaşırdım. Kitabı raftan çekip aldım. Evet, bu Erksan’ın
yazdığı bir kitaptı; kitapçılarda görmemiştim; baskısı tükenmiş olmalıydı.
Okumak üzere ödünç aldım. Okurken bir belge çok dikkatimi çekmişti. Erksan,
kitabın bir yerinde: “26 Şubat 1583 tarihinde Sir William Harborne tekrar
İstanbul’a geldi. Bu kez Kraliçenin korumasında bir ticaret kuruluşunun
temsilcisi olarak değil, tam yetkili bir İngiliz Elçisi olarak gelmişti.
Kraliçe Elizabeth, politik faaliyetlerinin yanısıra Elçi’nin Türkiye’de bazı
ticari ve teknik olguları öğrenmesini ve İngiltere’ye getirmesini istiyordu. Bu
konular ve işlevler şunlardı…” diye başlıyor ve Kraliçe’nin bu İngiliz
Elçisi’ni Osmanlı topraklarına bir kumaş, iplik, boyama ve dokuma sanayii
casusu olarak gönderdiğini gösteren buyruklarını sıralıyordu:

1- Türkiye’de kumaşları maviye boyamakta kullanılan çivit otunun
tohumu (anile) ve fidanı İngiltere’ye getirilecek. 

2- Bunun nasıl hazırlandığı ve karıştırıldığı öğrenilecek.

3- Türkiye’de (kumaş) boyamakta kullanılan bütün otlar bulunup
İngiltere’ye getirilecek.

4- Yaprakları, tohumları veya kabukları, yahut odunu boyacılıkta
kullanılan bütün ağaçların tohumu veya fidanı İngiltere’ye getirilecek.

5- Bu işte kullanılan bütün bitkiler ve çalılar İngiltere’ye
getirilecek.

6- Boyacılıkta kullanılan bütün topraklar, madenler, bunların
bulunduğu yerde iyice incelenecek. İngiltere’de bu gibi yerlerin çabucak nasıl
tanınacağı öğrenilecek.

7- Boyacılıkta kullanılan maddelerden başka, boyama sanatı da
öğrenilecek.

8- Mısır’daki Muhaisira şehrinden İstanbul’a ve oradan da İngiltere’ye
susam tohumu getirilecek. (Susam ticareti genellikle İskenderiye ile İstanbul
arasında yapılır. Bunun için elde edilmesi kolaydır. Bu tohumdan yağ çıkarılır
ve Muhaisire’da birçok fabrikalar bununla işler. Bu tohum İngiltere’de
yetiştirilecek olursa kumaş ticaretimize sınırsız yararlar sağlar. Bu kasaba
Nil nehri üzerindedir. Venedik’e ve daha bir çok İtalyan şehirlerine, Anvers’e
susam oradan gelir.)

9- Türkiye’deki her çeşit kumaş ve bu kumaşların bütün üretim
aşamaları incelenecek.

10- İngiltere’nin çıkarı için, başka kumaşlardan çok, Türkiye’ye
İngiliz malı çuha satışının arttırılmasına çalışılacak.

11- Yabancı boyaları ile boyanan kumaşlarımızdan çok, İngiliz
boyalarıyla boyanan kumaşlarımızın satışına önem verilecek.

12- Cezayir ve Tunus için yapılan şapkalarımız için pazar aranacak.
Çünkü halkımıza büyük kazanç sağlayabilir.

13- Norwich ipliğinden veya diğer ipliklerden dokunan çorapların
satılmasına çalışılacak. Bu büyük bir ticaret halini alırsa yoksul halkımıza
büyük kazanç sağlar. Bu yolla hem ürün, hem boya satışımız artar. Birçok kimse
iş bulur.

14- Yoksul halkımızın yararı için, safran satışı arttırılacak, geniş
ölçüde satış bulunursa bir çok kimselere iş çıkar.

Metin Erksan’ın, adı geçen
kitabında aktardığı 1583 tarihli bu belge, beni derinden etkilemişti. Batı’nın
bin yıl öncesine dek Doğu’nun çok gerisinde olduğunu; Doğu’dan aldıkları,
aparttıkları, geliştirdikleriyle ilerlediklerini, kendi araştırmalarımdan
biliyordum. Erksan’ın aktardığı bu belge ise, bu gerçeği tartışılmaz biçimde bir
kez daha kanıtlıyordu. Bu belgenin gerçekliğini araştırdım. Erksan, kitabında
bu belgeyi Hamit Dereli’nin 1951’de yayımlanan “Kraliçe Elizabeth Devrinde
Türkler Ve İngilizler” adlı kitabından aktarıyor ve bu bölümü tümüyle
yayımlıyordu.

Hamit Dereli bu belgeyi doğrudan o
yıllarda yayımlanmış bir İngiliz kaynağından,1552 Londra doğumlu İngiliz
coğrafyacı Richard Hakluyd’un 1589’da yayımlamaya başladığı “The Principall
Navigations, Voiages and Discoveries of the English Nation” (İngiliz Ulusunun
Belli Başlı Deniz Seferleri, Gezileri ve Keşişeri) adlı 8 ciltlik çalışmasından
aktarıyor ve şöyle diyordu:

“Buna benzer diğer birçok
belgelerden anlıyoruz ki, o dönemde Türkiye’de dokumacılık ve boyacılık
sanatları pek ilerlemişti. Onaltıncı yüzyılda İngilizlerin bütün çabası
kumaşlarını ve boyalarını ıslah etmek, satışlarını arttırmak, kendi sanayi
ürünleri için geniş pazarlar bulmak üzerine yoğunlaştırılmıştı. Bunun için
Türkiye’nin ünlü yünlü kumaşlarından mostralar alıp İngiltere’ye götürülecek,
Diers Hall’da (Boyacılar Çarşısı) teşhir edilecek, İngiliz boyacılarının kendi
becerilerine ilişkin besledikleri yanlış kanılar kafalarından silinecekti. Yine
Türkiye’de bulunan İngiliz ticaret temsilcisinden “ipekli ve yünlü kumaşları
boyamakta usta iki delikanlı” isteniyordu. Bu ustalar doğal yollardan
sağlanamazsa, herhangi bir paşanın yardımı ile, o da olmazsa İstanbul’da oturan
Fransız elçisi yardımıyla sağlanacaktı. Bunun için temsilciye İstanbul’a varır
varmaz Fransız elçisi ile tanışması ve dost olması öğütleniyor, bu amaca
ulaşmak için her şeye başvurmaktan çekinmemesi söyleniyordu. Yine bu
belgelerden birinde İngiliz ticaret temsilcisine Cezayir ve Tunus’da “Bonettos
Colorados Rugios” (kırmızı renkli başlık) adı verilen kenarsız bir tür kırmızı
iskoç başlığı için Türkiye’de pazar bulması buyruğu veriliyordu. Bundan şu soru
akla geliyor: Acaba fes İngilizler tarafından mı Türk ülkelerine getirilmiştir?
Fes kelimesinin sözcük kökeni bakımından Kuzey Afrika’daki Fez şehriyle ilgili
olması, bunun böyle olduğu olasılığını güçlendirmektedir.”

Kraliçe’nin Osmanlı’ya (buyruğun
İngilizce aslında yer alan adıyla Turkie’ye) gönderdiği elçiye verdiği görevler
arasında, Türk dokumacılık bilgi ve teknolojisinin çalınmasından başka, iki
Türk kumaş boyama ustanın ne pahasına olursa olsun İngiltere’ye getirilmesi
vardı… Demek ki, bugün bilgi ve teknoloji üstünlüğüyle dünya devleri arasında
yer alan İngiltere, bundan 400 küsur yıl önce Turkie’den bilgi ve teknoloji
apartmaya muhtaç bir durumda bulunuyordu. İşte bu İngilizler, 1583 yılında
Kraliçe’nin gönderdiği Elçi’ye verdiği ‘Türklere “kenarsız kırmızı bir tür
İskoç şapkası” = Fes giydirme buyruğunu 250 yıl boyunca unutmamışlar, sonunda
1832’de, II. Mahmut döneminde Türklere bunu giydirmeyi başarmışlardı.

Metin Erksan’ın kitabını okuduktan
sonra, onunla bu konuyu yeniden irdelerken bana, İngilizlerin Türk kumaş dokuma
ve boyama sırlarını çalma çabalarının 1583’te başlayıp kesintisizce 300 yıl
sürdüğünü, 1800’lerde dünya tiftik yünü tekelini Türklerin elinden almak üzere,
Türkiye’den damızlık tiftik keçileri kaçırıp Afrika’da çoğalttıklarını ve bu
olayın Sadri Etem Ertem’in 1930 / 31’de yayımlanan “Çıkrıklar Durunca” adlı
romanında işlendiğini, kendisinin geçmişte bu romanı filme çekmeyi bile
düşündüğünü” söyledi…

Cengiz
Özakıncı

LİNK : http://ahmetdursun374.blogcu.com/














































LİNK : http://www.yenidenergenekon.com/932-turk-dokumacilik-tarihinde-ingiliz-ajanlari/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet