Dolap çevirmek: Eski konaklarda haremlik ile selamlık arasında
irtibatı sağlayan ağaçtan yapılan, silindirik, alt ve üst taraflarında bir mil
ile tutturularak çevrilen dolaplar vardı. Birbirlerine alaka gösteren ve ev
sahiplerinin bundan haberdar olmasını istemeyen konak görevlileri,
dolap vasıtasıyla haberleşirler ve birbirlerine haber gönderirlerdi. Konaklarda
dolabın bu gibi işlerde kullanılmasından dolayı günlük dilde gizli işler yapmak
anlamında “dolap çevirmek” deyimi kullanılır olmuştur.

Eşref saati: Eski İstanbul’da sefer, savaş, düğün, seyahat
gibi önemli bir işe girişmeden önce mutlaka eşref, yani uğurlu bir vakit
gözetilirdi. Saray halkından sokaktaki insana kadar herkes buna
inanırdı. Kişi önemli bir işe girişmeden önce dönemin astronomu sayılan bir
müneccime başvurur, müneccim de yıldızların hareketlerinden ve gezegenlerin
gökyüzündeki durumlarından bir mana çıkararak eşref saat tayin ederdi. Günlük
dilde bu deyim sinirli bir mizaca sahip olan sağı solu belli olmayan bir
kişiden bir şey isteneceği zaman “Şu an sırası değil, eşref saatini
beklemek lazım” şeklinde de kullanılmaktadır.

Balık kavağa çıkınca: İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açılan
noktasındaki Rumeli Kavağı ile Anadolu Kavağı’nda, çok rüzgarlı ve
akıntı kuvvetli olduğu için balık tutmak zordur. Bu nedenle balığın bol
bulunduğu ve fiyatının düştüğü zamanlarda şehirde tutulan balıkların,
Kavaklar’a kadar götürülüp satıldığı görülür. Sair zamanlarda düşük ücretle
balık almak isteyen müşterilere, balıkçılar tarafından verilen cevap ise
“o sizin dediğiniz ücret, balık kavağa çıkınca olur” şeklindedir.
Verilen vaatlerin asla yerine getirilmeyeceğini, söz konusu işin olmayacağını
anlatmak için kullanılan “balık kavağa çıkınca” deyimi bu halden
doğmuş; ancak zaman içinde deyimde geçen “kavak” kelimesi semt
anlamını yitirerek, kavak ağacı zannedilir olmuştur.

Dingo’nun ahırı: İstanbul’da ulaşım için atlı tramvayların kullanıldığı yıllarda
iki at ile çekilen tramvaylara dik Şişhane yokuşunu çıkabilmesi için fazladan
atlar koşulurdu. Azapkapı’da tramvaya eklenen takviye atlar, Taksim’de
Dingo isimli bir Rum vatandaş tarafından işletilen ahırda dinlendirilir, sonra
tekrar Azapkapı’ya götürülürlerdi. İmparatorluğun en işlek ahırı olmasından
dolayı girenin çıkanın belli olmadığı veya her önüne gelenin girip çıkabildiği
yerler için “Dingo’nun ahırı” deyimi kullanılmaya başlanmıştır.

Gözden sürmeyi çekmek: Kasımpaşa’daki Haliç Tersanesi’nde “göz” adı
verilen özel bölmelerde “sürme” denilen keresteler istiflenerek,
muhafaza edilirdi. Ancak bütün tedbirlere rağmen zaman zaman açıkgöz ve
becerikli hırsızlar tarafından gözlerden sürmeler çalınırdı. Günümüzde göz ve
sürme kelimeleri bu anlamlarını yitirmiş olsalar da hala hırsızlıkta marifeti
ifade etmek için kullanılan “gözden sürmeyi çekmek” deyimi buradan
gelmektedir.

Püsküllü Bela: II. Mahmud devrinde önce askerler, ardından memurlar için resmi
başlık olarak kabul edilen fes, kısa sürede halk tarafından da kullanılmaya
başlanır. Fesin yaygınlaşmasının ardından değişik renk ve biçimleri, püsküllü
ve püskülsüz olanları, hatta püsküllerin de envai çeşidi sokaklarda görünür.
Yağmur ve kardan kalıbı bozulan, rüzgarda püskülleri sürekli karışan fesin
kullanımı zahmetli ve masraflı bir iştir. Başlığın bu durumuna binaen doğan ve
elinden kurtulması güç, zarara ve sıkıntıya yol açan kimse yahut şeyler için
söylenen “püsküllü bela” deyimi, bugün dahi sıkça kullanılmaktadır.












Ağzınla kuş tutsan nafile: Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü
dönemlerinde, Fransa ile her alanda iyi ilişkilerin kurulduğu
yıllarda, Topkapı Sarayı’nda huzura kabul edilmeyi
bekleyen Fransa elçisi, işinin çok önemli ve acele olduğunu
söyleyerek, kızlarağasını bir an önce içeri alınması için ikna etmeye çalışır
ve buna karşılık şu cevabı alır: “Şevketli padişahımız bugün çok hiddetli.
Biraz önce külahından tavşanlar çıkaran, alev alev yanan çubukları ağzında
söndüren, havaya uçurduğu kuşu birkaç sözüyle geri döndürüp ağzıyla
ayaklarından yakalayan hünerli bir hokkabazı dahi huzurundan kovdu. Senin anlayacağın,
ağzınla kuş tutsan nafile, ama yine de büyük bir hünerin varsa söyle, zat-ı
şahaneye arz edeyim.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet