• TARİH /// MUSTAFA SOLAK : Babıâli baskınının önemi
  • Yayın Tarihi : 3 Şubat 2019 Pazar
  • Kategori : TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & NOSTALJİ DÜNYASI & KUVAYI MİLLİYE


MUSTAFA SOLAK : Babıâli baskınının önemi

Balkan Harbi sürecinde Edirne’nin verilmesinin ardından İttihatçı ihtilalciler, Sadrazam Kâmil Paşa’yı istifaya zorlamak için Hükümet binasını bastılar.

Hükümet’in istifasını vermesiyle kurulan yeni kabine, İttihatçıların da tam iktidar yolunu açtı. 21 Temmuz 1913’te Türk Ordusu Edirne’ye girdi, şehri geri aldı

Prof. Dr. Sina Akşin “Kurtuluş Savaşı gerçekte, 1’inci Cihan Savaşı’nda uğrunda savaşılmış ve bir ölçüde de olsa elde edilmiş olan tam bağımsızlığın yitirilmemesi için bir mücadeledir” sözüyle Atatürk’ün ve Cumhuriyeti kuran kadroların İttihat ve Terakki’nin bağımsızlık hususunda yarım bıraktığı işi tamamladığını anlatır. Zaten “İttihat ve Terakki ile CHP arasındaki yakın ideolojik, sosyolojik bağlar ve hattâ kadro bağları bu tarih birlikteliğinin önemli işaretlerindendir. Kurtuluş Savaşı’nın bambaşka bir programa sahip olduğu söylenemez” ifadesiyle de bunu açıkça ortaya koyar.(1)

Türkiye Cumhuriyeti’ni, hatalarından ders çıkarmış İttihat ve Terakki kadroları kurmuştur. Bu yolda en önemli dönüm noktalarından biri Babıâli Baskını’dır. Bu baskınla İttihat ve Terakki, hükümetleri denetlemeye son vererek iktidarı tamamen eline almıştır. “Darbeler tarihinin başlangıcı” söylemiyle saldırılan Babıâli Baskını’nın önemini anlamak, emperyalizme karşı vatan savaşımızın başarısı, devrimi korumanın ne olduğunu ve Cumhuriyet tarihimize yönelik çarpıtmaları anlamak açısından önemlidir.

VATANI KURTARMAK İÇİN

Balkan Savaşları’nda yüzlerce yıldır yurt belledikleri Balkanları, terk eden onbinlerce müslüman İstanbul’u doldurmuştu. Orduda yiyecek ve levazım sıkıntısı, asker kaçakları önemli sorunlardandı. Edirne 3 Aralık 1912’de Bulgarların eline geçmiş ve Bulgarlar Çatalca’ya gelmişti. Bu karar Edirne’nin verilmesi demekti. Yenilginin sorumluluğu İttihat ve Terakki’ye yüklenmişti. İttihat ve Terakki’ye yönelik tepki; baskılara, tutuklamalara, sürgünlere varacaktı. Zaten İttihat ve Terakki 5 Ağustos 1912’de Meclis’in feshedilmesiyle, dışarıda bırakılmıştı. Ekim’de İttihat ve Terakki muhalifi Kâmil Paşa Hükümeti’nin kurulmasıyla İttihatçıların gayriresmi organı Şuray-ı Ümmet gazetesi “yasadışı” ilan edilerek kapatıldı. Cemiyet’in genel merkezinin kapısına kilit vuruldu, İttihatçı kulüpler kapatıldı.

Yenilgi sonrası 17 Ocak 1913’te büyük devletler Osmanlı Devleti’ne nota vererek Edirne ve adaları bırakmasını istediler. 22 Ocak’ta sarayda toplanan Saltanat Şurası’nda Sadrazam Kâmil Paşa, Edirne ve İstanbul’un kuşatılmış olduğunu söyleyerek savaşa devam edilemeyeceği yönünde karar aldırdı. Vatanın tümüyle elden gitmesi sözkonusuydu. Zira büyük devletler Osmanlı’nın nasıl paylaşılacağını, İstanbul’un kimin olacağını tartışıyorlardı.

Vatanı ve devrimi korumak için Hükümeti indirmek çare olarak belirdi. 23 Ocak’ta Hükümetin toplandığı Babıâli’ye Enver Paşa öncülüğünde bir baskınla Kâmil Paşa’nın istifa ettirilmiş ve Mahmut Şevket Paşa Sadrazam yapılmıştır.

BASKININ ÖNEMİ

a) İttihat ve Terakki’nin tam iktidarı: İttihat ve Terakki, Meclis’te çoğunluk olmasına rağmen 1908-1913 yıllarında hükümetleri denetlemek anlayışından vazgeçti. Hükümette çoğunluğu sağlayarak devrimi güvenceye aldı.

b) Edirne Bulgarlardan alındı.

c) Bağımsız, milli devlet modeli pekiştirildi: 1908 Hürriyet Devrimi’nin yarattığı kardeşlik ortamının bozulmaması için Osmanlıcılık ve “ittihad-ı anasır (unsurların birliği)” siyaseti son bulmamıştı. Balkan Savaşlarından sonra Türk’e dayanan milli toplum yaratma çabası öne çıktı. Bu yolda 1913’te ilköğretimi zorunlu kılan kanun (Tedrisat-ı İptidaiye Kanun-ı Muvakkatı) çıkarıldı.(2) Yabancı okullarda Türkçe, Türkçe tarih ve coğrafya dersleri zorunlu kılındı, sokak tabelâlarının da Türkçe olması zorunluluğu getirildi.(3)

Milli birlik önündeki dinsel yasa ve uygulamalar zamanla azaltılmaya başlandı. 1916 İttihat ve Terakki Kongresi kararıyla 25/3/1917 tarihinde çıkarılan yasayla şeriye mahkemeleri Şeyhülislâmlıktan ayrılıp Adliye Nezaretine bağlandı.(4) Bu durum milli ve çağdaş devlet olma çabası yanında bağımsız devlet olma arayışının da gereği sayılmıştı. Adli kapitülasyonlar bağımsızlığın önünde önemli bir engeldi. Zira din mahkemelerinin varlığı Avrupalıların, azınlıkların yargılanmalarına müdahil olma, Türk mahkemelerinin yetkisine itiraz hakkı veriyordu.

d) Milli ekonomi uygulamasına geçildi: 5 Eylül 1914’te tek taraflı olarak kapitülasyonlar kaldırıldı. Bu, ekonomik bağımsızlık demekti.

İttihat ve Terakki’nin 20 Eylül 1913’teki 5’inci Kongresinde milli ekonomi programının devreye sokulması kararlaştırıldı. İktisadî kalkınma için yeni mevzuat, tarım kooperatifleri, bankalar, vergiler, gayrimenkul ve arazi düzeni, kredi ve kredi kurumları tasarlanıyordu. Yerli üreticiyi korumak için yüze 11 ve 8 olan gümrükler, yüzde 15 ve 11’e çıkarıldı. 31/5/1915’te gümrük resmi yüzde 30’a çıktı.(5)

Reklamdan sonra devam ediyor

Emperyalist ülkelerle işbirliği halinde olan azınlıkların ekonomideki varlığı önlenmeye ve Türklerin de ekonomiye el atmalarına çalışıldı. Türklerin ekonomik gayretini artırmaya dönük olarak 27 Mart 1915’te Teşvik-i Sanayi Kanunu değiştirildi. Yeni esaslara göre, fabrikalarda çalışan işçi ve memurların ülkede bulunmayan bir uzmanlık söz konusu olmadıkça, Osmanlı olmaları zorunluluğu kondu. Yabancı kişi ve şirketler ise Hükümetin bu konuda sarih yükümlülükleri olmadıkça kanunun sağladığı kolaylıklardan yararlanamayacaklardı.

23 Mart 1916’da bir kanunla, şirketler, 28 Temmuz 1919’a değin, yazışma, işlem, defter ve hesaplarında Türk dilini kullanmaya mecbur edildi. Böylece azınlıkların Türkçe öğrenmesi, birçok Türk’ün hem şirketlerde iş bulabilmesi hem iş hayatını öğrenebilmesi sağlandı. İzmir’de 28/6/1915’te “Şimendifer Memurları Mektebi” açılarak Türklerin demiryollarında bekçilik, makasçılık gibi işlerin dışında da çalışmaları sağlandı ve gayrımüslim personelin savaş zamanlarında sabotajlara yol açabilme sakıncası kaldırıldı.(6)

Millileştirmelere gidildi. Atatürk’ün devletçi ekonomisi 1. Dünya Savaşı koşullarında filizlendi.

ORDU DÜZENE SOKULDU

e) Ordu düzene sokuldu ve 1’inci Dünya Savaşı’nda direndik: İktidarın tam ele alınmasıyla orduda istenilen düzenleme yapılabildi. Enver Paşa, Harbiye Nazırı olur olmaz 6 Ocak 1914 tarihli karar ile yaşlı ve yeni askerlik sistemini bilmeyen yüksek rütbeli komutanların çoğunu emekliye ayırdı. Genç subayların önünü açtı. Balkan Savaşlarının kaybında 2’nci Abdülhamit’in “alaylı” subayları terfi ettirerek paşalığa getirmesinin önemli etkisi vardı. Gençleşen ve disiplinli hale gelen orduyla 1’inci Dünya Savaşı’nda birçok cephede milletimiz dört yıl boyunca üç kıtada savaşarak büyük bir kahramanlık gösterdi.

f) Milli kurtuluş savaşımızın fitilini ateşledi: Balkan Savaşları’yla Bulgarların Çatalca’ya kadar gelmesi, İstanbul’un tehlikeye girmesi millet ve orduda “vatanın elden gittiği”ne dair kaygı yarattı. Bu durum Türk Milletinin 1’inci Dünya Savaşı’nda ölümüne savaşmasını sağlayarak milli mücadele için gerekli motivasyonu sağladı. Bu baskın olmasa, ordu disipline sokulamaz ve Çanakkale, Suriye, Filistin cephelerinde zaferler kazanılamazdı. Milletimiz vatansız kalmaya bir an bile tahammülü olmadığını, esareti kabul etmeyeceğini gösterdi.

g) Cumhuriyet devrimini yapan kadro birikimini sağladı: Gençleşen ve öne çıkan ordu komutası, milli ve laik nitelikteki aydınlar Cumhuriyeti kuran kadroda ve CHP içinde yer aldılar ve milli devleti pekiştiren, çağdaş yasalara, uygulamalara imza attılar. İttihat ve Terakki’nin vatanı, milleti, hürriyeti savunma yönündeki inadı başı dik kadroların bir gelenekle bugünle gelmesini sağladı.

Özetle; ordu disipline sokularak 1’inci Dünya Savaşı’nda milli kurtuluş mücadelesinin birikimini sağlamak, Türkiye Cumhuriyetini kurmak ve çağdaş bir millet yaratmak bu baskın sayesinde oldu.

Bugün, milli devletimizi korumakta, milli birliği sağlamada ABD ve işbirlikçilerine karşı verdiğimiz mücadelede İttihat Terakki’nin vatansever ve fedakâr ruhu bizlere ışık tutuyor.

1 Sina Akşin, 100 Soruda Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1980, s.286.

2 Taner Timur, “Uluslaşma Süreci”, 100. Yılında Jön Türk Devrimi, İttihatçılık ve Devrim, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2010, s.48.

3 Akşin, age, s.259.

4 Age, s.280.

5 Age, s.254.

6 Age, s.259.