Süleyman IŞIK
: Sakallı Nurettin Paşa’nın Orhaneli ziyareti


Sakallı Nurettin Paşa, Mareşal İbrahim Paşa’nın oğlu olarak
Bursa’da doğmuş, Harbiye’yi bitirdikten sonra Balkan Savaşı’na Alay Komutanı,
1. Dünya Savaşı’na da Basra ve Bağdat Valisi olarak katılmıştı. İzmir’in işgali
öncesinde vali olarak görev yapan Nurettin Paşa, işgale karşı direneceği
anlaşılıp İstanbul hükümetince görevden alınınca İzmir’in işgalinin yolu
açılmıştı.


1920 yılında Ankara’ya gelerek görev isteyen Nurettin Paşa,
Padişah’la Milli Meclis’in arasını yapmaya çalışıyordu. Konya bölgesindeki
birliklerin başına tayin edilmişti. Adını Merkez Ordusu verdiği birliklerin
komutanı olarak Meclis’in alacağı mühim kararlarda kendisine danışılmasını talep
ettiğinden görevden alınmıştı. Zaten Koçgiri ayaklanmasındaki sert tavrı
Ankara’da epeyce eleştirilmişti.


Bir süre kabuğuna çekilen Nurettin Paşa, Ali İhsan Paşa’nın
görevden alınmasıyla Büyük Taarruz’da 1. Ordu Komutanı olarak görev yapmış,
zaferden sonra iki linç olayıyla hafızalarda yer etmişti. Bunlardan ilki,
İzmir’de gerçekleşmişti. Yunan işgal ordularını kutsayan, onlara vaazlarıyla
hınç aşılayan, din adamlığını bir yana bırakıp intikam örgütü lideri gibi
davranmış Metropolit Hrisostomos’u karargâhında kabul ettikten sonra Müslüman
mahallelerinde dolaştırarak linç edilmesini sağlamış, işgal öncesi ve süresince
kiliseden çok silah deposu vazifesi gören Aya Fotini Kilisesi’ni toplarla
havaya uçurmuştu. İzmir’de zaferden sonra çıkan yangınların faturası da ona
kesilmişti. Paşa’ya Sakallı unvanını kazandıran ise Kurtuluş Savaşı’nın komuta
kademesindeki tek sakallı komutan olmasından kaynaklanıyordu.  Katıksız
bir vatanseverdi.


İkinci linç olayı ise Mudanya Mütarekesi sonrasında İzmit’te
gerçekleşmişti. İstanbul’da bir berberde traş olurken derdest edilip
yargılanmak üzere Ankara’ya götürülmekte olan Milli Mücadele’nin amansız
düşmanı, İngiliz muhibbi Ali Kemal’i İzmit’te linç ettirmişti.


1923 seçimlerinde Bursa’dan bağımsız milletvekili adayı olan
Nurettin Paşa, işe 19 sayfalık bir broşür bastırmakla başlamıştı. Bu broşürde
yer alan hal tercümesinde yok yoktu. Halil Paşa’nın Kuttül Ammare Savaşı’ndaki
parlak başarısını ve Milli Mücadele’nin komuta kadrosunun zaferini şahsına mal
edip, kendini ‘Bağdat’ın savunucusu, Yemen, Selmanpâk, Batı Anadolu,
Afyonkarahisar, Dumlupınar, İzmir savaşları galibi, İzmir fâtihi, Kuttül Ammare
kahramanı ve İngiliz Generali Townsend’i esir eden kumandan’ olarak
tanıtıyordu.


Peygamber soyundan geldiğinin altını çizen Nurettin Paşa, Kurtuluş
Savaşı’nı tek başına kazandığını iddia ediyordu.


Nurettin Paşa, seçim çalışmalarında eski İtilafçılarla sıkı
işbirliği içinde büyük kalabalıklar topladı. Milli Mücadele’nin başarılı olması
ve bel bağladıkları padişahın ülkeyi terk etmesinin ardından sesini kesmek
zorunda kalan kesimlerin kısa zamanda umudu olmuştu.


***


Köyde, uzun süredir sesi soluğu çıkmayanların başında Hasan
Efendi’yle Halil Efendi ve Moymullu imam geliyordu.


Kendilerine birkaç kez sataşılmış olmakla beraber herkes işine gücüne
döndüğünden siyasi hasımlıklar bir kenara konmuştu konmasına ama geçmişe,
padişaha, yeni rejime yönelik her laftan alınıyorlardı.


Paşa’nın milletvekilliğine adaylığı ve gittiği her yerde şeriatı
geri getireceğini söylemesi ona gönülden bağlanmalarına yol açmıştı. Bu kutlu
yolda Paşa’ya destek olunmalı, onların sesi olacak bu kahramanı Meclis’e
omuzları üstünde götürmeli, şeriatın bayrağı Ankara’ya dikilmeliydi.


Sık sık toplanıyorlar, bu toplantılarda nasıl bir yol
izleyeceklerini belirlemeye çalışıyorlardı. Bugün de Hasan Efendi’nin evinde
toplanmışlardı. Moymullu, Efendi hazretlerinin Bursa’ya gidip Paşa’yla bizzat
tanışıp görüşmesinin doğru olacağını belirtip nasıl vaziyet almaları gerektiği
hususunu konuşmalarını teklif etti.


Eski İttihatçılığından gelen temkinli hareket etme hassasını
kendine düstur edinen Hasan Efendi sakalını sıvazladı.


‘Dur bakalım’ dedi.


-Hele önce bir mektup yazıp meramımızı anlatalım, kendisini
Orhaneli’ye davet edelim de, teveccüh buyururlarsa kendisini elbette ziyaret
ederiz.


Halil Efendi, ‘Pek münasip buyurdunuz’ dedikten sonra yeni bir
duyumu olup olmadığını sordu. Hasan Efendi gülümsedi.


-Nurettin Paşa hazretlerinin Peygamber-i Zişan’ın Kerbela şehidi
torunu İmam Hasan Efendimizin mübarek kılıcını taşıdığını duydum. Ne büyük bir
şeref? Bu kılıcın karşısında Alimallah kimse duramaz.


Moymullu, içi içine sığmayarak konuştu.


-Bu mübarek sancağın altında, şeriat yolunda yürüyenler için ne
saadet!


Hasan Efendi, ayağa kalkıp sergene doğru yürüdü. Bir örtüyle
ayrılmış kitaplarının arasındaki kâğıtlardan biriyle üst taraftaki hokka
takımını, divitini aldı. Odanın köşesindeki rahleyi önüne çekip altına el
yazması bir kitap koyduğu kâğıda davet mektubunu yazmaya başladı. Diğerleri,
dikkati dağıtmamak için yere bağdaş kurmuş, sessizliğe gömülmüşlerdi.


Odada sadece divitin kâğıda sürtünmesinden kaynaklanan hışırtı
duyuluyordu. Mektup uzayınca Halil Efendi su dökmeye gitti.


Odaya döndüğünde Hasan Efendi mektubu bitirmiş, eline alıp birkaç
kez okumuş, bir iki düzeltme yapmıştı. Sessizliği Moymullu bozdu.


-Bizlere de okumak zahmetinde bulunur musunuz Efendi hazretleri,
çok merak ettik de…


Hasan Efendi yeniden göz attıktan sonra mektubu okumaya başladı.


‘Vatanın kurtarıcısı, din-i mübinin kahraman müdafii
hamiyetli Nurettin Paşa hazretlerine,


Taşımakta olduğunuz evlad-ı Peygamber sancağının
altında gölgelenmeyi murat eden biz Orhaneli köylüleri, kazamızı ziyaretinizden
azim bir şeref duyacağımız hususunu yüksek şahsiyetine arz eyleriz.


Gönlü, iman ehli olan siz pek muhterem Paşamıza
meyyal binlerce hemşehrimizin yürekten gelen bu davetine icabet eyleyeceğinize
umudumuz gayet kavidir.


Kazamızı şereflendirdiğiniz takdirde; Orhaneli,
tarihi bir günü deruhte edecek, ahalinin zatınıza muhabbetine cümle âlem şahit
olacaktır.


Bizlerden esirgemeyeceğiniz bu ziyaretinizden
haberdar ediniz, bu kutlu ziyareti bu fakire muştulayınız ki, sizleri layıkıyla
karşılayıp misafir edebilelim ve dahi kazamızdan izzetle, meserretle
uğurlayabilelim efendim’.


Moymullu ve Halil Efendi, mektubu çok beğenmişlerdi. Hasan Efendi’yi
kutladılar. Biraz daha oturup izin istediler kalkacakları sırada kapı çalındı.
Gelen Molla Mehmet Efendi’ydi. Telaşlı hali gözlerden kaçmadı. Hoş beş edilip
hal hatır sorulduktan sonra Molla Mehmet, tedirgin bir sesle konuştu.


-Dün Beyce’deydim. Bakam daha neler duyacaz.


Odadakiler şaşırmışlardı. Halil Efendi sordu,


-Hayırdır Efendi? Ne duydun?


-Beyce’deki okulda muallimleden biri talebelere çalgı çengi talim
etdirirmiş.


Moymullu imam başını sallayıp cık cık ettikten sonra fesüphanallah
çekti. Odadakilerin nazarını üstünde toplayan Hasan Efendi ayağa kalkıp yeni
bir kâğıt getirdi. ‘Bu hususu da Paşa hazretlerine bildirmek lazım gelir’
diyerek önceki mektubuna şu ilaveyi yaptı:


‘Zihinleri Allah kelamına muhtaç çocuklarımıza; mekteplerinde
çalgı çengi dersleri talim ettirilen şu mazlum Orhaneli kazasına vasıl
oluşunuz, bu nevi bozgunculuklar karşısında milleti ifsad etmeye gayret
edenlere de inşallah itap mahiyetinde tesir edecektir. Sadece bu husus bile
avdetinizi muciptir’.


***


Aradan bir hafta geçti geçmedi, müjdeli haberi Halil Efendi
getirdi. Sakallı Nurettin Paşa Orhaneli’ye bir hafta sonra Cuma vakti
gelecekti. Hemen hazırlıklara girişildi. Paşa’nın gelişi de dönüşü de görkemli
olmalıydı.


Köyde namaz kıldırma işi Molla Mehmet’e bırakılarak Moymullu,
Çardı köylerine, Hasan Efendi’yle Halil Efendi de Orhaneli, Orhan-ı Kebir ve
Kirmastı köylerine doğru yola çıktılar. Köyün üç İtilafçısının aynı zamanda
ortadan kaybolmaları dikkat çekmesin diye, Moymullu soranlara bir yakınının
vefatını, Hasan Efendi koza tohumu satışını, Halil Efendi ise muallimlik
imtihanını bahane göstermişlerdi. Köyde propaganda çalışmalarını Molla Mehmet
yürütüyordu Milliciler, olan biteni merak ediyor, anlamaya çalışıyor ancak eski
İtilafçılar ser veriyor sır vermiyorlardı.


***


Nurettin Paşa’nın Orhaneli’ye gelişi gerçekten muhteşem olmuş,
Mehdi gibi karşılanmıştı. Yanında Boyacı Emin olduğu halde otomobille gelen
Paşa, onca soğuğa, kara buza rağmen Beyce girişinden Cami-i Kebir’e insan seli,
alkış, tezahürat, tekbirler arasında zar zor gelebilmişti. Kalabalık, cuma
vakti caminin avlusundan sokaklara taşmıştı. Cuma hutbesinde, dininden
uzaklaşan toplumların başına gelen belalar Nuh, Hud ve Salih peygamberler emsal
gösterilerek uzun uzun anlatılmıştı.


Namazdan sonra meydanı hınca hınç dolduran kalabalık Paşa’yı
heyecanla bekliyordu. Biraz sonra kürsüye çıktığında bazıları gözyaşlarını
tutamadı. Paşa, uzun uzun Kuttül Ammare Savaşı’nı ve İngiliz Generali
Townsend’i nasıl esir ettiğini anlattı. Bu kahramanlığı karşısında Kerbela
şehidi Hazreti Hüseyin’in mübarek kılıcının kendisine takdim edildiğini
söyleyip kılıcı havaya kaldırdığında meydan dalgalandı. Nara atanlar, tekbir
getirenler, var ol diyenler kendilerinden geçtiler. Kılıcı öpmek, hiç değilse
yakından görmek için öne doğru hücum edenler öndekileri ezilme tehlikesiyle
karşı karşıya getirince bağrışmalar oldu.


İnsanlar sakinleştirildikten sonra Nurettin Paşa sözü Kurtuluş
Savaşı’na getirdi. Dumlupınar Savaşı’nın soytarılık olduğunu, Afyon Savaşı’ndan
Büyük Taarruz’a, nihai zafere amil bütün muharebeleri kendisinin kazandığını
söyledi.


Kalabalığın yoğun ilgi ve tezahüratıyla coşan Paşa, İsmet Paşa’nın
aslında kendisine emir zabitliği yaptığını, diğer komutanların kendisinin
sözünden dışarı çıkmadığını, Mustafa Kemal’in ise Ankara’daki işleri takip
ettiğini söyledikten sonra sözü dine getirdi. Ali Hikmet Paşa’nın abdest
almadığından, Muhittin Baha Bey’in namaz kılmadığına kadar pek çok şeyi dile
getirince kalabalıktan ‘Yuh’ sesleri duyuldu.


Sıra, yeni rejimle nasıl hesaplaşılacağı hususuna gelmişti.
Cumhuriyet idaresinin medreseleri kapatmakla büyük hata yaptığını belirtip ‘Bu
ilim yuvalarından ne istediniz? Neyin kinini güdüyorsunuz?’ diye yüklendi.


-Hele hele tekkeleri kapatmak, bu milleti dinsiz yapmak için
gösterilen nafile bir gayrettir. Bu millet, evelallah dinini her türlü tehdide
rağmen muhafaza edecektir. Şeriatın emri, dinin emridir. Mazide, dinin emirleri
nasıl yerine getirildiyse bundan sonra da yerine gelecektir. Şüpheniz olmasın.


Toplanan kalabalık, meydandaki coşku, Nurettin Paşa’nın belagati,
Hasan Efendi’yi fazlasıyla memnun etmişti. Kürsünün hemen dibinde, Halil
Efendi’yle beraber izliyorlardı. Dine dair söylenenleri başıyla tasdik ediyor,
zaman zaman da Halil Efendi’yi dürterek memnuniyetini paylaşıyordu.


Rauf Bey’e, Karabekir Paşa’ya çok güvenmişler, Mustafa Kemal’in
karşısına dikilmesini ve idareye el koymasını boşu boşuna beklemişlerdi. İkisi
de ortaya çıkamamıştı. Mamafih şimdi Nurettin Paşa umutlarını yeşertmişti.
Halil Paşa’ya ait Kuttül Ammare zaferinin kahramanı olarak lanse edilmesi ününe
ün katmıştı.


Hasan Efendi, bunları düşünürken Nurettin Paşa konuyu okul
kitaplarında besmelenin olmayışından duyduğu derin eleme getirince dikkat
kesildi. Acaba şu müzik konusundan bahsedecek miydi?


Nurettin Paşa’nın sesi, sözleri kalabalıkta karşılık bulunca daha
gür ve sert tonda çıkmaya başladı.


-Her işin başı bismillah. Çocuklarımızdan besmele niçin esirgenir?
Bu yetmezmiş gibi, hayretle duydum ki, Orhaneli gibi mütedeyyin insanların
çokça bulunduğu bir kazamızda densiz bir muallim, çocuklarımıza dinini
öğreteceğine musiki öğretir olmuş. Bu ne cürettir?


Meydanda yeniden ve yoğun biçimde ‘Yuh’ sesleri duyuldu. Paşa,
eliyle etraftaki, Yunanlıların çekilirken yaktıkları binaları gösterdi.


-Bu millet, musikiyle uğraşacağına evlatlarına dinini öğretseydi,
başımıza bu musibetler gelmezdi.


Son cümle, Hasan Efendi ve Belenviranlı yol arkadaşlarında mest
etkisi yaratmıştı. Meydandaki alkışlara bakılırsa Beyceliler de aynı
memnuniyeti paylaşıyorlardı.


Lakin paylaşmayanlar da vardı. Cami şadırvanının arkasında uzaktan
mitingi izleyen Ziyaettin Efendiyle Hulusi Efendi bir yandan Nurettin Paşa’yı
hayret ifadesiyle dinliyorlar, bir yandan da bazı konuşmaları not alıyorlardı.


Nurettin Paşa, kürsüden büyük tezahüratlar ve sevgi gösterileri
arasında indiğinde Hasan Efendi, hamle yapıp kendisini takdim ederek Paşa’nın
nutkundan duyduğu büyük hazzı gözyaşlarıyla ifade fırsatı buldu. Nurettin Paşa,
elini sıkıca tutup ‘Bir yere ayrılma’ dedi.


Yanında Halil Efendi ve Moymullu olduğu üzere kenarda bekleyip
tebrikler ve tokalaşmalar bitince Paşa’yı Veli Ağazade Efendi’nin yanan
konağının yerine yaptırmış olduğu evine götürdüler. Burada sofralar kuruldu,
sohbetler edildi, geleceğe dair umutlar tazelendi ve Nurettin Paşa, alkışlar,
sevgi gösterileri ve dualarla yolcu edildi.


Kaynak:

Süleyman Işık, “Kuvva”, Cinius
Yayınları, 1. Baskı, Mayıs 2017