Süleyman IŞIK : Sakallı Nurettin Paşa’nın Orhaneli ziyareti
08 Haziran 2018
* KUVVA adlı romandan
* Süleyman IŞIK
Sakallı Nurettin Paşa, Mareşal İbrahim Paşa’nın oğlu olarak Bursa’da doğmuş, Harbiye’yi bitirdikten sonra Balkan Savaşı’na Alay Komutanı, 1. Dünya Savaşı’na da Basra ve Bağdat Valisi olarak katılmıştı. İzmir’in işgali öncesinde vali olarak görev yapan Nurettin Paşa, işgale karşı direneceği anlaşılıp İstanbul hükümetince görevden alınınca İzmir’in işgalinin yolu açılmıştı.
1920 yılında Ankara’ya gelerek görev isteyen Nurettin Paşa, Padişah’la Milli Meclis’in arasını yapmaya çalışıyordu. Konya bölgesindeki birliklerin başına tayin edilmişti. Adını Merkez Ordusu verdiği birliklerin komutanı olarak Meclis’in alacağı mühim kararlarda kendisine danışılmasını talep ettiğinden görevden alınmıştı. Zaten Koçgiri ayaklanmasındaki sert tavrı Ankara’da epeyce eleştirilmişti.
Bir süre kabuğuna çekilen Nurettin Paşa, Ali İhsan Paşa’nın görevden alınmasıyla Büyük Taarruz’da 1. Ordu Komutanı olarak görev yapmış, zaferden sonra iki linç olayıyla hafızalarda yer etmişti. Bunlardan ilki, İzmir’de gerçekleşmişti. Yunan işgal ordularını kutsayan, onlara vaazlarıyla hınç aşılayan, din adamlığını bir yana bırakıp intikam örgütü lideri gibi davranmış Metropolit Hrisostomos’u karargâhında kabul ettikten sonra Müslüman mahallelerinde dolaştırarak linç edilmesini sağlamış, işgal öncesi ve süresince kiliseden çok silah deposu vazifesi gören Aya Fotini Kilisesi’ni toplarla havaya uçurmuştu. İzmir’de zaferden sonra çıkan yangınların faturası da ona kesilmişti. Paşa’ya Sakallı unvanını kazandıran ise Kurtuluş Savaşı’nın komuta kademesindeki tek sakallı komutan olmasından kaynaklanıyordu. Katıksız bir vatanseverdi.
İkinci linç olayı ise Mudanya Mütarekesi sonrasında İzmit’te gerçekleşmişti. İstanbul’da bir berberde traş olurken derdest edilip yargılanmak üzere Ankara’ya götürülmekte olan Milli Mücadele’nin amansız düşmanı, İngiliz muhibbi Ali Kemal’i İzmit’te linç ettirmişti.
1923 seçimlerinde Bursa’dan bağımsız milletvekili adayı olan Nurettin Paşa, işe 19 sayfalık bir broşür bastırmakla başlamıştı. Bu broşürde yer alan hal tercümesinde yok yoktu. Halil Paşa’nın Kuttül Ammare Savaşı’ndaki parlak başarısını ve Milli Mücadele’nin komuta kadrosunun zaferini şahsına mal edip, kendini ‘Bağdat’ın savunucusu, Yemen, Selmanpâk, Batı Anadolu, Afyonkarahisar, Dumlupınar, İzmir savaşları galibi, İzmir fâtihi, Kuttül Ammare kahramanı ve İngiliz Generali Townsend’i esir eden kumandan’ olarak tanıtıyordu.
Peygamber soyundan geldiğinin altını çizen Nurettin Paşa, Kurtuluş Savaşı’nı tek başına kazandığını iddia ediyordu.
Nurettin Paşa, seçim çalışmalarında eski İtilafçılarla sıkı işbirliği içinde büyük kalabalıklar topladı. Milli Mücadele’nin başarılı olması ve bel bağladıkları padişahın ülkeyi terk etmesinin ardından sesini kesmek zorunda kalan kesimlerin kısa zamanda umudu olmuştu.
***
Köyde, uzun süredir sesi soluğu çıkmayanların başında Hasan Efendi’yle Halil Efendi ve Moymullu imam geliyordu.
Kendilerine birkaç kez sataşılmış olmakla beraber herkes işine gücüne döndüğünden siyasi hasımlıklar bir kenara konmuştu konmasına ama geçmişe, padişaha, yeni rejime yönelik her laftan alınıyorlardı.
Paşa’nın milletvekilliğine adaylığı ve gittiği her yerde şeriatı geri getireceğini söylemesi ona gönülden bağlanmalarına yol açmıştı. Bu kutlu yolda Paşa’ya destek olunmalı, onların sesi olacak bu kahramanı Meclis’e omuzları üstünde götürmeli, şeriatın bayrağı Ankara’ya dikilmeliydi.
Sık sık toplanıyorlar, bu toplantılarda nasıl bir yol izleyeceklerini belirlemeye çalışıyorlardı. Bugün de Hasan Efendi’nin evinde toplanmışlardı. Moymullu, Efendi hazretlerinin Bursa’ya gidip Paşa’yla bizzat tanışıp görüşmesinin doğru olacağını belirtip nasıl vaziyet almaları gerektiği hususunu konuşmalarını teklif etti.
Eski İttihatçılığından gelen temkinli hareket etme hassasını kendine düstur edinen Hasan Efendi sakalını sıvazladı.
‘Dur bakalım’ dedi.
-Hele önce bir mektup yazıp meramımızı anlatalım, kendisini Orhaneli’ye davet edelim de, teveccüh buyururlarsa kendisini elbette ziyaret ederiz.
Halil Efendi, ‘Pek münasip buyurdunuz’ dedikten sonra yeni bir duyumu olup olmadığını sordu. Hasan Efendi gülümsedi.
-Nurettin Paşa hazretlerinin Peygamber-i Zişan’ın Kerbela şehidi torunu İmam Hasan Efendimizin mübarek kılıcını taşıdığını duydum. Ne büyük bir şeref? Bu kılıcın karşısında Alimallah kimse duramaz.
Moymullu, içi içine sığmayarak konuştu.
-Bu mübarek sancağın altında, şeriat yolunda yürüyenler için ne saadet!
Hasan Efendi, ayağa kalkıp sergene doğru yürüdü. Bir örtüyle ayrılmış kitaplarının arasındaki kâğıtlardan biriyle üst taraftaki hokka takımını, divitini aldı. Odanın köşesindeki rahleyi önüne çekip altına el yazması bir kitap koyduğu kâğıda davet mektubunu yazmaya başladı. Diğerleri, dikkati dağıtmamak için yere bağdaş kurmuş, sessizliğe gömülmüşlerdi.
Odada sadece divitin kâğıda sürtünmesinden kaynaklanan hışırtı duyuluyordu. Mektup uzayınca Halil Efendi su dökmeye gitti.
Odaya döndüğünde Hasan Efendi mektubu bitirmiş, eline alıp birkaç kez okumuş, bir iki düzeltme yapmıştı. Sessizliği Moymullu bozdu.
-Bizlere de okumak zahmetinde bulunur musunuz Efendi hazretleri, çok merak ettik de.
Hasan Efendi yeniden göz attıktan sonra mektubu okumaya başladı.
‘Vatanın kurtarıcısı, din-i mübinin kahraman müdafii hamiyetli Nurettin Paşa hazretlerine,
Taşımakta olduğunuz evlad-ı Peygamber sancağının altında gölgelenmeyi murat eden biz Orhaneli köylüleri, kazamızı ziyaretinizden azim bir şeref duyacağımız hususunu yüksek şahsiyetine arz eyleriz.
Gönlü, iman ehli olan siz pek muhterem Paşamıza meyyal binlerce hemşehrimizin yürekten gelen bu davetine icabet eyleyeceğinize umudumuz gayet kavidir.
Kazamızı şereflendirdiğiniz takdirde; Orhaneli, tarihi bir günü deruhte edecek, ahalinin zatınıza muhabbetine cümle âlem şahit olacaktır.
Bizlerden esirgemeyeceğiniz bu ziyaretinizden haberdar ediniz, bu kutlu ziyareti bu fakire muştulayınız ki, sizleri layıkıyla karşılayıp misafir edebilelim ve dahi kazamızdan izzetle, meserretle uğurlayabilelim efendim’.
Moymullu ve Halil Efendi, mektubu çok beğenmişlerdi. Hasan Efendi’yi kutladılar. Biraz daha oturup izin istediler kalkacakları sırada kapı çalındı. Gelen Molla Mehmet Efendi’ydi. Telaşlı hali gözlerden kaçmadı. Hoş beş edilip hal hatır sorulduktan sonra Molla Mehmet, tedirgin bir sesle konuştu.
-Dün Beyce’deydim. Bakam daha neler duyacaz.
Odadakiler şaşırmışlardı. Halil Efendi sordu,
-Hayırdır Efendi? Ne duydun?
-Beyce’deki okulda muallimleden biri talebelere çalgı çengi talim etdirirmiş.
Moymullu imam başını sallayıp cık cık ettikten sonra fesüphanallah çekti. Odadakilerin nazarını üstünde toplayan Hasan Efendi ayağa kalkıp yeni bir kâğıt getirdi. ‘Bu hususu da Paşa hazretlerine bildirmek lazım gelir’ diyerek önceki mektubuna şu ilaveyi yaptı:
‘Zihinleri Allah kelamına muhtaç çocuklarımıza; mekteplerinde çalgı çengi dersleri talim ettirilen şu mazlum Orhaneli kazasına vasıl oluşunuz, bu nevi bozgunculuklar karşısında milleti ifsad etmeye gayret edenlere de inşallah itap mahiyetinde tesir edecektir. Sadece bu husus bile avdetinizi muciptir’.
***
Aradan bir hafta geçti geçmedi, müjdeli haberi Halil Efendi getirdi. Sakallı Nurettin Paşa Orhaneli’ye bir hafta sonra Cuma vakti gelecekti. Hemen hazırlıklara girişildi. Paşa’nın gelişi de dönüşü de görkemli olmalıydı.
Köyde namaz kıldırma işi Molla Mehmet’e bırakılarak Moymullu, Çardı köylerine, Hasan Efendi’yle Halil Efendi de Orhaneli, Orhan-ı Kebir ve Kirmastı köylerine doğru yola çıktılar. Köyün üç İtilafçısının aynı zamanda ortadan kaybolmaları dikkat çekmesin diye, Moymullu soranlara bir yakınının vefatını, Hasan Efendi koza tohumu satışını, Halil Efendi ise muallimlik imtihanını bahane göstermişlerdi. Köyde propaganda çalışmalarını Molla Mehmet yürütüyordu Milliciler, olan biteni merak ediyor, anlamaya çalışıyor ancak eski İtilafçılar ser veriyor sır vermiyorlardı.
***
Nurettin Paşa’nın Orhaneli’ye gelişi gerçekten muhteşem olmuş, Mehdi gibi karşılanmıştı. Yanında Boyacı Emin olduğu halde otomobille gelen Paşa, onca soğuğa, kara buza rağmen Beyce girişinden Cami-i Kebir’e insan seli, alkış, tezahürat, tekbirler arasında zar zor gelebilmişti. Kalabalık, cuma vakti caminin avlusundan sokaklara taşmıştı. Cuma hutbesinde, dininden uzaklaşan toplumların başına gelen belalar Nuh, Hud ve Salih peygamberler emsal gösterilerek uzun uzun anlatılmıştı.
Namazdan sonra meydanı hınca hınç dolduran kalabalık Paşa’yı heyecanla bekliyordu. Biraz sonra kürsüye çıktığında bazıları gözyaşlarını tutamadı. Paşa, uzun uzun Kuttül Ammare Savaşı’nı ve İngiliz Generali Townsend’i nasıl esir ettiğini anlattı. Bu kahramanlığı karşısında Kerbela şehidi Hazreti Hüseyin’in mübarek kılıcının kendisine takdim edildiğini söyleyip kılıcı havaya kaldırdığında meydan dalgalandı. Nara atanlar, tekbir getirenler, var ol diyenler kendilerinden geçtiler. Kılıcı öpmek, hiç değilse yakından görmek için öne doğru hücum edenler öndekileri ezilme tehlikesiyle karşı karşıya getirince bağrışmalar oldu.
İnsanlar sakinleştirildikten sonra Nurettin Paşa sözü Kurtuluş Savaşı’na getirdi. Dumlupınar Savaşı’nın soytarılık olduğunu, Afyon Savaşı’ndan Büyük Taarruz’a, nihai zafere amil bütün muharebeleri kendisinin kazandığını söyledi.
Kalabalığın yoğun ilgi ve tezahüratıyla coşan Paşa, İsmet Paşa’nın aslında kendisine emir zabitliği yaptığını, diğer komutanların kendisinin sözünden dışarı çıkmadığını, Mustafa Kemal’in ise Ankara’daki işleri takip ettiğini söyledikten sonra sözü dine getirdi. Ali Hikmet Paşa’nın abdest almadığından, Muhittin Baha Bey’in namaz kılmadığına kadar pek çok şeyi dile getirince kalabalıktan ‘Yuh’ sesleri duyuldu.
Sıra, yeni rejimle nasıl hesaplaşılacağı hususuna gelmişti. Cumhuriyet idaresinin medreseleri kapatmakla büyük hata yaptığını belirtip ‘Bu ilim yuvalarından ne istediniz? Neyin kinini güdüyorsunuz?’ diye yüklendi.
-Hele hele tekkeleri kapatmak, bu milleti dinsiz yapmak için gösterilen nafile bir gayrettir. Bu millet, evelallah dinini her türlü tehdide rağmen muhafaza edecektir. Şeriatın emri, dinin emridir. Mazide, dinin emirleri nasıl yerine getirildiyse bundan sonra da yerine gelecektir. Şüpheniz olmasın.
Toplanan kalabalık, meydandaki coşku, Nurettin Paşa’nın belagati, Hasan Efendi’yi fazlasıyla memnun etmişti. Kürsünün hemen dibinde, Halil Efendi’yle beraber izliyorlardı. Dine dair söylenenleri başıyla tasdik ediyor, zaman zaman da Halil Efendi’yi dürterek memnuniyetini paylaşıyordu.
Rauf Bey’e, Karabekir Paşa’ya çok güvenmişler, Mustafa Kemal’in karşısına dikilmesini ve idareye el koymasını boşu boşuna beklemişlerdi. İkisi de ortaya çıkamamıştı. Mamafih şimdi Nurettin Paşa umutlarını yeşertmişti. Halil Paşa’ya ait Kuttül Ammare zaferinin kahramanı olarak lanse edilmesi ününe ün katmıştı.
Hasan Efendi, bunları düşünürken Nurettin Paşa konuyu okul kitaplarında besmelenin olmayışından duyduğu derin eleme getirince dikkat kesildi. Acaba şu müzik konusundan bahsedecek miydi?
Nurettin Paşa’nın sesi, sözleri kalabalıkta karşılık bulunca daha gür ve sert tonda çıkmaya başladı.
-Her işin başı bismillah. Çocuklarımızdan besmele niçin esirgenir? Bu yetmezmiş gibi, hayretle duydum ki, Orhaneli gibi mütedeyyin insanların çokça bulunduğu bir kazamızda densiz bir muallim, çocuklarımıza dinini öğreteceğine musiki öğretir olmuş. Bu ne cürettir?
Meydanda yeniden ve yoğun biçimde ‘Yuh’ sesleri duyuldu. Paşa, eliyle etraftaki, Yunanlıların çekilirken yaktıkları binaları gösterdi.
-Bu millet, musikiyle uğraşacağına evlatlarına dinini öğretseydi, başımıza bu musibetler gelmezdi.
Son cümle, Hasan Efendi ve Belenviranlı yol arkadaşlarında mest etkisi yaratmıştı. Meydandaki alkışlara bakılırsa Beyceliler de aynı memnuniyeti paylaşıyorlardı.
Lakin paylaşmayanlar da vardı. Cami şadırvanının arkasında uzaktan mitingi izleyen Ziyaettin Efendiyle Hulusi Efendi bir yandan Nurettin Paşa’yı hayret ifadesiyle dinliyorlar, bir yandan da bazı konuşmaları not alıyorlardı.
Nurettin Paşa, kürsüden büyük tezahüratlar ve sevgi gösterileri arasında indiğinde Hasan Efendi, hamle yapıp kendisini takdim ederek Paşa’nın nutkundan duyduğu büyük hazzı gözyaşlarıyla ifade fırsatı buldu. Nurettin Paşa, elini sıkıca tutup ‘Bir yere ayrılma’ dedi.
Yanında Halil Efendi ve Moymullu olduğu üzere kenarda bekleyip tebrikler ve tokalaşmalar bitince Paşa’yı Veli Ağazade Efendi’nin yanan konağının yerine yaptırmış olduğu evine götürdüler. Burada sofralar kuruldu, sohbetler edildi, geleceğe dair umutlar tazelendi ve Nurettin Paşa, alkışlar, sevgi gösterileri ve dualarla yolcu edildi.
Kaynak: Süleyman Işık, “Kuvva”, Cinius Yayınları, 1. Baskı, Mayıs 2017

Süleyman IŞIK
1959 Bursa doğumlu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, İşletme İktisadı Enstitüsü mezunu. Valeo, İpekiş, Erkurt Holding, Polifleks, Çamsan şirketlerinde insan kaynakları koordinatörlüğü görevlerinde bulundu. BTSO, Busiad, Taysad gibi kurumlarda danışmanlık yaptı. Uludağ Üniversitesi SBMYO’da iş analizi dersini okuttu. ABİGEM, Pronet, Departman, Kadir Has Üniversitesi, Antalya Üniversitesi eğitim kurumlarında çeşitli eğitimler verdi. Peryön Bursa Şubesi’nde kurucu Başkan olarak 2 dönem görev yaptı. TÜBİTAK mentörü olarak işletmelere hizmet verdi. ‘Memleketimden İnsan Kaynakları Manzaraları’ ve ‘KUVVA’ adlı kitapların yazarı. Dünya Gazetesi, Bursa Hakimiyet ve Yeni Dönem gazetelerinde editörlük, müdürlük ve köşe yazarlığı görevlerinde bulundu. Halen, MOERS Kariyer Merkezi’nde insan kaynakları ve bireysel gelişim eğitimleri veriyor, insan kaynaklarının her alanında danışmanlık, mentörlük ve proje yöneticiliği görevlerini yürütüyor. E-Posta: hr1616@gmail.com <mailto:hr1616@gmail.com>

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet