Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Bu makaledeki amacım kimliklerin, değişmesi ile sosyo kültürel
durumlar veya şartlar ile olan ilişkisini açıklamaktır. Burada sunduğum
örnekte, Namangan ve Navoi kırsallarında kolektif çiftliklerde yaşayan
Özbekleri inceleyerek, halihazırdaki çifte-kimlik oluşumu ve yansımasının
kısmen de olsa Sovyet sisteminin çöküşü ile köylüler üzerindeki etkisini
tanımlayarak tahlil etmeye çalışacağım. Genel olarak, burada kimliğin iki
temeli üzerinde duracağım:[1] Bireylerin duyguları veya ruh
hallerini özgürlük, bağımsızlık ve etnik gurur gibi soyut duygular üzerine inşa
etmeleri ve sonra kendilerini güçlü bir şekilde Özbek olarak tanımlamaları
eğilimi.[2] Bunun tersine, SSCB’nin çöküşü
sonucunda ortaya çıkan fırsatların kaybolması ve maddi hasarlar sonucunda artan
fakirleşme gerçeği ile yüzleşme ve sonuçta kendini Sovyet olarak tanımlama
eğilimi.


 


Özbeklerin sosyo-politik yapılarını düşünerek, kimliği ulusal ve
etno-ulusal açılardan ele alacağım. Aslında, bu yaklaşımlar sadece ulusal
olarak birleştirilebilir çünkü eski Sovyetler Birliği’nde birlikte çalıştığım
etnik Özbekler zaten sosyalist güç altında ulusal statülerini korumuşlardır.
Geçen beş yılda, Sovyetler Birliği ile özdeşleşme yerini Özbek ulusu olarak
özdeşlemeye bırakmıştır. S.S.C.B.’ndeki Orta Asyalıları Sovyet olarak
tanımlayan diğer araştırmacıların tersine bunların; a) Rus olmadıklarını
(Gross, ed. 1992) S.S.C.B.’nin bunları tahrip ettiğini (tamamen yanlıştır)
(Bennigsen 1967 Carrere d’Encausse 1981) kanıtlamaya çalışacağım. Ben burada
birçok Özbek köylüsünün kendilerini nasıl ve neden Sovyet/Özbek kimliği ile
karakterize ettiklerini göstermeye çalışacağım.


 


Bulgularımı daha çok Nurota, Navoi ve Fergana vadisinde
görüştüğüm 35 yaşın üzerindeki köylüler ve çobanlar ile yaptığım sohbetlerime
dayandıracağım, çünkü bunlar Sovyetler Birliği döneminde yetişmiş deneyimli
yetişkin insanlardır. Bu insanlar siyasi bağımsızlığa giden süreçlerin tamamen
farkında olmanın yanı sıra kendi toplumları içinde ve dışında Özbek kimliğinin
nasıl oluştuğu ve yapılandırıldığını da bilmektedirler. Doğal olarak, Özbek
gibi bir kimlik etiketi içerisinde sayısız kimlikleri (bunların arasında yerel
ve bölgesel olanlarının yanı sıra tarihi grup bölünmeleriyle birleşenlerde
vardır) barındırmaktadır, fakat bunlar aslında profesyonel terminoloji
tarafından yaratılmışlardır. Ben kimlik için iki terim kullanmaya karar verdim:
Sovyet ve Özbek. Burada bir topluluğun kendilerini özdeştirdikleri kimlik
özelliklerin farklı anlamlarını irdelemeye çalışacağım.


 


Sovyetler Birliği oluştuğunda, S.S.C.B halkları arasında iki
hakim etno-politik/üst-etno-politik kimliğin üstünlüğü vardı. Sonraki Sovyet
kimliğine işaret ederken, önceki ise Abhazlardan Yakutlara (Saka) Sovyet
halkları arasında temel etnik gruplara işaret etmektedir. Bu kimliklerin
kendilerini nasıl hissettikleri ve kendilerini nasıl tanımladıkları ile ilgili
varolan deneyimleri 20. yüzyıl içerisinde birçok değişikliğe uğramıştır.


 


İlaveten, Özbekistan devlet liderleri ve kolektif çiftlik
sakinleri arasında varolan düşmanlığı ortaya çıkarmadan, ben sembollere,
sloganlara, yeni devletin yönetim ve kararlarına karşı oluşan olumsuz yerel
görüşleri karakterize etmeye çalışacağım. Sovyetlerden Özbekistan yönetimine
geçiş döneminde köylülerin umutlu oldukları model farklılıklarını burada ele
almayacağım. Siu’nun Çin’deki yaygın kültürel kimlik kavramından da hareketle
“bir milliyetçi pirayetin nasıl yenisi tarafından aşındırıldığını” (1993: 20)
anlatan yeni devletin söylem ve faaliyetlerle nasıl kimlik oluşturmaya
çalıştığını inceleyeceğim. Vatanperverlik ve ulusal gurur gibi yeni
yaklaşımların aslında eski basmakalıp örneklerden farklı olmadığını göstermeye
çalışacağım.


 


Görünüş


 


Özbek veya Sovyet kimliğinin ifade edilmesi kendini değişik
sosyal durum veya şartlar ile göstermektedir. Çoğu kişinin etnik veya ulusal
kişilik olarak adlandırdığı aslında kültürel, ahlaki, özlem içeren (ör:
ekonomik motivasyon) kişiliklerdir. Diğer bir anlatımla, etnik veya ulusal
kimlik, ağırlıklı olarak, Moskova’nın Taşkent ile ilişkisi örneğindeki
merkez-çevre ilişkilerinde olduğu gibi bir başkası ile içiçe geçmiş olabilir.


 


İlk önce, eski çalışma sisteminin bir boyutunu ele alacağım.
Sovyet kültürü her zaman kadınların ev işleri dışında işgücüne katılarak
çalışmalarını teşvik etmiştir. Orta Asya’da, Batılı/Markist kültürel değerler
bölge kadınlarının aleyhine olmuştur, çünkü ataerkil sosyal yapının ortadan
kalkması yerine sadece üzerinde değişiklikler yapılmıştır. Sovyet öncesi
sistemin işleyişi üzerine tipik bir Sovyet tartışması, kalabalık ataerkil aile
ve bu kurumun Sovyet “dönüşüm”ü ile ilgili bilgiler Vasil’eva ve Karmysheva’da
(1969: 193-212) bulunabilir. Bugün kadınların ağır yükünü hafifletmek için bir
çabaları olmayan erkekler, kadınların yıllarca evin dışında çalışmasından ötürü
kızgındırlar. Orta yaşlı kadınlar ise kendilerini tamamıyla eve adamak
konusunda bölünmüşlerdir. Doğal olarak yapılan işin niteliği burada önem
kazanmaktadır. Her iki kesim de öğretmenlik ve sağlık gibi bazı mesleklerin
kadınlar için uygun olduğunu düşünmektedir. Fakat Özbek toplumu, erkek evin
dışında çalışırken kadınların ev içi ihtiyaçları karşılamasını ve çocuk
yetiştirmesini anlayışla karşılamaktadır.


 


Bir Özbek kadını, Sovyet toplumu tarafından dayatılan üreme
ahlakını veya boşanma karşısındaki hoşgörüsüz tavırları beğenmeyebilir. Buna
karşılık, yüksek eğitim imkanlarından faydalanmayı tercih edebilir. Konuyla
ilgili kişisel tutumlar, kişinin günlük yaşantısı içerisinde etno- ulusal veya
üst ulusal gerçeklikler içerisinde nerede yer aldığını belirlemektedir.


 


Nurota’nın işgücünde yer alan cinsiyet ve kadın konuları,
kadınların nadiren çobanlık yaptığı kırsal Namangan’da değişik bir anlam
kazanır. Biz, ilginç olarak üç çocuk annesi yalnız bir kadının çobanlık
yaptığına rastladık, fakat onunki açıkçası bir istisnaydı. Nurota’daki işgücü
paylaşımı, Sovyet öncesi dönemde hayvancılıkla uğraşanların hayat biçiminin bir
devamıdır. İlaveten, kırsal Namangan’da olduğu gibi, Nurota bölgesindeki
kolhozların da büyük bir şehirden uzakta olmaları, Fergana vadisindeki gibi
erkek veya kadınların kolhozlar dışında iş bulma beklentilerini
zayıflatmaktadır. Burada dil faktörü de, Nurotalıların çoğunun anadilinin
Özbekçe değil de Tacikçe olması dolayısıyla önemli rol oynamaktadır. İnsanlar
ikinci dil olarak Özbekçe konuşsalar da, üniversite, kolej ve teknik
enstitülerdeki mevkiler için ana dili Özbekçe olanlar karşısında rekabet
etmeleri daha zordur ve yüksek eğitim hedefleri karşısında bu bir engel
oluşturmaktadır.


 


Şüphesiz ki, hedefler ve istekler tarafından belirlenen
kimlikler açık olarak politik anlamlar kazanmaktadırlar (Jenkins 1994:
197-223). Böylece, Sovyetler Birliği tarafından dayatılan Özbek etnik
kategorisinin, işgücü pazarındakiler veya üniversiteye girmek isteyenler için
belirleyici sonuçları bulunmaktadır.


 


Etnik kategorilere dayanan halihazırda mevcut fırsatlar
vatandaşın devlete bağlılığını ve bunun sonrasında Sovyet toplumuyla gurur
duymasını sağlayabilir veya sağlayamaz bu toplumda olumlu katılımı ifade
etmektedir. Sovyet milliyetleri politikasının ciddi öğrencilerinin, özellikle
Stalin yönetimi sonrasında S.S.C.B. ile olumlu yönde kimliklerini
bağdaştıranların, başarıları yadsınamaz.


 


1950’ler, 1960’lar ve 1970’lerde devlet sıfatına sahip ulusal
grupların kendi cumhuriyetlerindeki üniversite ve bilimsel enstitülere
girmelerine olanak sağlanmıştır. İstihdamda ayrım yapmayı engelleyen program
sayesinde yüksek oranlı fonlar sağlanmıştır. Ayrıca, bu cumhuriyetlerdeki
akademilerin öncü Rus akademileri ile aynı seviyeye ulaşmaları için gerekli
yatırımlar yapılmıştır.


 


Zaslavsky bürokrasinin eğitim politikasını incelerken, “transfer
ödemeleri ile kurumsal eş biçimlilik”i birleştirerek, eşit olmayan kalkınma
karşısında hükümetin tepkisini göstermektedir (1992: 97-121, cf. Starr 1996:
84). Sovyet sistemine güveni sağlamak amacıyla, eğitim yoluyla köylülerin bu
sınıf dışında tutulmadıklarını hatırlatmak isterim: Benim de çalıştığım
Taşkent’teki Tarih Enstitüsünde bu konuda çalışan araştırmacıların çoğu kırsal
kesimden gelmekteydiler. Tabii ki, 1980’lerin sonunda Orta Asya ile Sovyet-Rus
kültürlerinin birleşiminin yıpranmasında paradoksal olarak, bu eğitim
politikaları temel oluşturmuştur. Devlet sahibi olan milliyetler arasında
yüksek eğitim görmüş kadroların bağımsızlık yanlısı radikalleri destekleyen
entellektüel elitler tarafından oluşup oluşmadığı konusundaki tartışma önemli
bir sorundur. Bunun yanı sıra, Laitin’e göre (1991: 139-177), bilim adamları ve
araştırmacıların çoğu eğer daha büyük bir kültürel özerklik ve politik tam
bağımsızlık ile karşılaşırlarsa, kendilerini “besleyen” Sovyet’i taşlamaya
hazırdırlar.


 


Coğrafya, Nüfus ve
Kırsal Planlama


 


Özbek kimliğinin mevcut durumu Özbekistan’da 1929’da oluşan
sınırların bir ürünüdür.[3] Özbekistan kurulduğunda, politik
sınırlar ve milli çizgiler içerisinde doğal bir etnik Özbek kimliği oluşmuştur.
Bundan kısa süre sonra, çağdaş Özbekistan’da[4] “Özbeklik” Orta Çağ’dan beri varolan
ve birbirleriyle rekabet eden birçok kimlik içerisinde primer ínter pares
(eşitler arasında öncü) olmuştur. Kıpçak etnik tarihi ile ilgili önemli bir
bilimsel çalışma Şahniyazov’a aittir (1974). Buna ilaveten, Sovyetler
Birliği’nde etnisite kavramı milliyetçiliğin üzerine inşa edilen bir özelliğe
sahiptir. Milliyetlerini belirleyen üç-dört kuşağın doğumdan itibaren
belgeleyerek, kuvvetlendirmişlerdir. (Zaslavsky 1992: 99)


 


Özbek diasporası göreceli olarak küçüktür ve dünya genelinde
Türkistan diasporası içerisinde yer alır. Bugün Özbek nüfusunun önemli bir
kısmı, eski Sovyetler Birliği’nin diğer Orta Asya cumhuriyetleri, Afganistan,
Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri -özellikle New York Şehri olmak üzere-
kendi adını verdikleri ulus devletlerin dışında yaşamaktadır. Komşu BDT’deki
Orta Asya ülkelerinde yaşayan Özbek çoğunluk buralara yeni yerleşmiş
değildirler. Fakat her zaman Orta Asya kültürel alanı içerisinde kalmayı başarmışlardır.[5] Ayrıca, Özbekistan’ın muhtemel
sınırları, milli toprakları, iç ve dış sınırlamalar ile bir devlet olarak
varlığını sürdürmesi için konunun büyük bir Özbek çoğunluk tarafından iyice
irdelenmiş olacağını düşünüyorum.


 


Sovyetler Birliği içerisinde, Özbekler
hısım akrabaya olan bağlılıkları ve diğer cumhuriyetlerden ve gelişen Sovyet
yaşam biçiminden farklı olan kültürel kabullenmeleri ile ünlüdürler. Bu
varsayım, kırsaldaki Özbekler için doğru afortiori’dir. Çünkü onlar doğdukları
köylerden hemen hemen hiç dışarı çıkmamışlardır (Belov 1991: 16-23, Fierman
1991: 266-267, Kerimov 1993: 26). İlaveten, Rusların oldukça öne çıktığı ülke
içindeki birçok etnik grup arasında sık yaşanan etnik göçler bazı yönlerden ABD
ile kıyaslanabilir. Aslında, toprağa bağlılık, Rus ile Sovyet kültürlerinden
farklı bir kültürel yaşam biçimi isteği ile toplumsal değerlere daha az bağlı
kalarak köylülüğü koruma isteği Fergana vadisindeki modern Özbek kimliğinin
önemli özellikleridir. Bunun yanı sıra, yaygın kabullenmelerden aksine, çoğu
kırsal kesimdeki köyler bile Sovyet yaşamına daha çok uyum sağlamışlardır.


 


Fergana vadisindeki kırsal alandaki Özbek köyleri
Nurota’daki duruma kıyasla yakın kasaba ve daha büyük şehirlerden soyutlanmış
değildirler. Bugün köylerin yayılımı imparatorluk öncesi duruma kıyasla
değişikliğe uğramıştır. Benzer koloni yerleşimlerinde olduğu gibi, yerleşim
planları yerel halkın günlük yaşamlarının izlenmesi ve gözlenmesi ile ilgili
olarak tasarlanmıştır. (Thomas 1994) Orta Asya’daki (1930’larda) kolektivizm
döneminde, birçok köyün inşaası devlet çiftliklerinin yerleşimleri etrafında
organize edilmiş, böylece kırsal kesimin Sovyet planlı ekonomisi etrafında
kurulmasını kolaylaştırılmıştır (Ismaklov 1972: 69-95). Bu amaçla, köyler ve
daha büyük politik-yönetimsel nüfus merkezleri arasında ticaret, ulaşım ve
doğal kaynak bağlantıları (özellikle sulama suyu) kurulmuş ve korunmuştur
(Asanov 1988: 14-20).


 


Üstelik, savaş sonrası dönemde köylüler kasaba ve
şehirleri sık sık ziyaret etmişlerdir. Ayrıntılı bir şekilde hazırlanmış otobüs
işletmeleri en küçük çiftlik birimlerine hizmet vermektedirler. Fergana vadisinde
yaşayan hiçbir Özbek, şehir merkezinden (Andican, Fergana, Namangan, ve Hokand)
otobüsle birkaç saatlik mesafe dışında bulunmamaktadır.


 


Nurota, bölgesel başkent olan Navoi şehrinden sadece
55 mil uzaklıktadır. Fakat bu kendine özgü bir Rus şehridir. Çobanlar buraya
sık sık seyahat etmezler. Nurotalılar için bir başka seçenek de Semerkant’tır,
Nurota’nın yaklaşık 150 mil güneydoğusunda yer almaktadır. Yolların kötü ve
güvensiz olması nedeniyle Fergana vadisindekilere kıyasla daha zahmetli bir
yolculuk hizmeti sunulmaktadır. Köylülerin kasaba ve şehirleri ziyaret amaçları
farklıdır. Bunlar satış, satınalma, enstitü ve üniversitelere gitme, akrabaları
ziyaret veya Sovyet sosyal yaşamının daha geniş parametrelerini görmek gibi
değişik birçok amaç içerir.


 


Devletin Varlığı


 


Önceki Sovyet sistemi, yerel toplumun kolları
tarafından uygulanan ve yönetilen katı modernleşme planları ve yorucu ideolojik
faaliyetler yoluyla kırsal topluma karışıyordu. Burada kollardan kast ettiğim
tarım (çalışma örgütleri, hububat hasılat kotaları, verimli hasılat için
verilen makine ve kimyasallar), sağlık bakımı (Sovyet ilaç ve Sovyet hıfzısıhha
ile hijyeninin öğretilmesi, yönetimi ve uygulanması), devlet dükkanları ve
kioskları (sadece Sovyet tüketim malları ve edebi eserler mevcuttu) ve
çiftliklerin politik kurumları özellikle de kırsal konseylerdi (kışlak
şuralar). Bunlar toplumsal olayları ve bireysel sicilleri izliyorlardı (Kerblay
1983: 94-96).


 


Sömürgeleştirilmiş insanlar arasında bir çifte
kimlik yaratılmasında, bu kimliklerin antipati oluşturması ya da etnik grup
veya millet içerisinde farklılık yaratan daha farklı sosyal bilimsel
kategorilere ayrılarak incelenmesi eğilimi bulunmaktadır (Sachchidananda 1976:
38-52). Böylece, Fergana vadisindeki (FV) küçük bir Özbek toplumu içerisinde
Özbek ve Sovyet kimliklerinin incelenmesi sırasında normal olarak
geleneksel/modern, dini/laik, yerel/uluslarüstü, kırsal/şehirli kimliklerinden
bahsedilebilirdi. Benim bunu yapmama nedenim basittir: Veriler bu ayırımları
desteklememektedirler. Onlar yaşanan gerçeklerle uyuşmamakla birlikte, kuramsal
ve zihinsel olarak mevcut olabilirler. Değişik zamanlarda kimliklerden birini
veya diğerini hissetme eğilimleri; bir insanın kendisini ne zaman Özbek veya
Sovyet hissettiği ile ilgilidir. Bu nedenle, kısa çıkarımlarda veya öngörülerde
bulunmak çok karmaşık bir olaydır.


 


Nurota’da etnik kimliği belirleyen faktörler, Nurota
kasabasında yerleşik insanların ve kırsal nüfusun çoğunluğunun anadilinin
Tacikçe nedeniyle aşırı karmaşıktır. Ayrıca bölgede Kazaklar ve Karakalpaklar
gibi Orta Asya’daki diğer etnisitelerin temsilcileri bulunmaktadır. Şimdi
insanların az da olsa önem vermeleri gereken kabile veya klan kimliklerini ele
alacağım. Çünkü bunlar kendi dışındakilere çok yabancı olduklarını ve Sovyet
öncesi soya bağlı kimliklerini kolay ifade edebilirler. Bu antropolog için en
yorucu engel, çobanların suskunluğu ile onların kabile ve daha alt-etnik
isimlerini ayrıntılı anlatmak kifayetsiz gözükmeleridir. Elbette ki, bilgi
sahibi yerel halk da bulunmaktadır, fakat onlarla görüşmedim. Görüştüğüm
insanlar çok fazla önem vermeseler de, şimdi bazı alt-etnik bağların
örneklerini sunacağım. Borok, Arap, Uluğ Cüz’üz Konli’si Altınordu’nun
yıkılmasından ortaya çıkan bir Kazak-Moğol kolu, Türki (kabile içi evlilik), Uçaklı,
Codin (on ailelik bir soy), orta Cüz (Koziahta-dışardan evlilik, Altınordu’nun
yıkılmasından sonra ortaya çıkan Kazak-Moğol kolu), Kızıl ve Laka (kuzen
evliliklerine-hem kabile içinden hem de dışından evliliklere izin vardır!).
Antropolojik olarak bazı terimlerin anlamları kabul edilebilir fakat buradaki
problem bu insanların çoğunun alt-etnik geçmişleri ile ilgili bilgilerinin
olmamasıydı. Ne yazık ki, projemizde özellikle de sosyal yapı, aile şekilleri
ve bazı yaylalardaki belli gruplar ile bağlar, vb. açısından bu tür kimliklerin
öneminin öğrenilmesi için yeterli vaktimiz bulunmamaktaydı.


 


Tacik etnisite kavramı kendi başına pek ilginç
gelmeyebilir, çünkü Orta Asyalı etnisiteler birbirlerinin ülkeleri içerisinde
mevcutturlar. Bunlar Türkmenistan’daki Özbekler, Tacikistan’daki Kırgızlar veya
Özbekistan’da yaşayan Tacikler olabilir. Zaten burada sorulması gereken soru da
birinin ana dilinin kendi ismini verdiği etnisiteden (bu durumda Özbek) bir
farklılık veya ayrım yaratılması konusunda güçlü duygular oluşturup
oluşturmadığıdır. En azından farklılık duygusuna bağlı olarak bir çeşit politik
hareket veya azınlık hakları talebinde bulunmaları yönünde varolan nosyonu test
eder. Görünüşte, Tacikçe konuşan Nurotalılar arasında devlete karşı etnik
ayrımcılık anlamında açık bir düşmanlık veya memnuniyetsizlik hissetmedim.


Bununla beraber, oldukça uygun olabileceğini
düşündüğüm bir durum, bir yaz akşamı kasabadaki yerleşim yerlerinden birinde
katıldığım halk düğünüydü. Daha önce de belirttiğim gibi, katılanların çoğunun
anadili Tacikçe idi ve aslında kendi aralarında hep Tacikçe konuşuyorlardı.
Kutlamalar sırasında ne zaman bir genel duyuru yapılması gerekse, bu kadeh
kaldırma şeklinde de olabilir, konuşmacılar Özbekçe konuşmaya başladılar.
Konuşma dilini değiştirme çoketnili Orta Asyalılar arasında yeni değildir.


 


Fakat başlangıçta benim anlamadığım bunun
konuşmacılar tarafından katılımcıların hepsinin anlaması için kasıtlı yapılıp
yapılmadığıydı (belki de New York’taki bir düğünde Portorikolular İngilizceyi
kullanabilirler) ya da bunun törende resmi bir düzenleme olup olmadığıydı. Daha
sonradan, insanlar bana bütün halk faaliyetlerinin ki bu parti veya resmi
toplantı da olabilir, Özbekçe yapılması gerektiğini çünkü bunun devlet dili
olduğunu anlattılar-bence bu olabildiğince etkili bir devlet dilidir!


Dil konusu ile onun yöre insanlarıyla yerel kimlik
arasındaki ilişkisini tartışmaya başladıktan sonra, bu konuda birçok tepki
aldım. Tepkiler bir tarafta kendilerini etnik olarak Tacik olarak
hissedenlerdendi ki bunlar bölge veya tüm ülke içerisinde (özellikle Semerkant
ve Buhara şehirlerinde Farsça konuşurlar iki dili konuşmak durumundadırlar.
Diğer tarafta ise Tacik dili ile kökenlerini kabul eden ve fiziksel olarak
Özbeklerden farklı göründüklerine inanan ve farklı gelenekleri olan fakat gene
de bugün kendilerini “Özbekistanlı” değil de “Özbek” görenlerdi.


 


Bu farklılık önemlidir çünkü bu bilgileri
sağlayanların çoğu (tam olarak on iki kişiden yedisi) Özbekistan’da bir azınlık
grubu olmadıklarını, fakat kendilerini Özbekistanlı olarak değil de tümüyle
Özbek gördüklerini ifade etmişlerdir. Kanımca bu kısmen de olsa 1930’lar
öncesinde bölgede sıkı bir etnik kategorinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Belki de birinin milliyetine baskı yapılarak daha fazla problem yaratılmamasını
hedefleyen politik güvenlikle ilgilidir. Bu da bizzat Özbek Cumhuriyeti
yetkililerinin, daha fazla Özbek yaratılması amacıyla Tacik bölgelerin
çoğunluğunun Özbek olduğunu göstermesi konusundaki eski tartışmalara götürür.
İnsanlar kendilerini “Taciklik” ile özdeşleştirmeden önce bunun yararları ile
zararlarını kafalarında bir değerlendirecekler ya da fakir fakat daha huzurlu
olan bir dönemde yalnız yaşamaya devam edeceklerdir.


 


Norton’un Güney Pasifik araştırmasına esas olan
teorik söylemi ile ilgili sosyal makalelerinden analizimde yararlandım. Ona
göre, araştırmacılar “… kimlik ve bunun sosyal etkileri ile ilgili söylemlerin
karakterini etkileyen insanların’ sosyal ilişkileri ve kültürel uygulamaları”
(1993: 744) üzerinde durmalıdırlar. Bütün köylüler Sovyet niteliklerini belli
bir noktaya kadar korumaktadırlar. Bunlar özellikle de okul, işyerleri, ordu ve
toplumsal organizasyonlar gibi toplu Sovyet kurumlarında çalışan bireylerin
bilinçlerinde yaratılmışlardır.[6] (1960: 36) Kırsal Özbek insanının,
Sovyet kimliğini ne kadar muhafaza ettiğine dair merakım, sosyalist dönem
sonrasında oluşan bireyin sosyal yaşamındaki karmaşıklığı ortaya koyma isteğim
ile daha da artmıştır.


 


Özbekistanlı
entellektüel ve politik liderlerin veya Sovyet elitlerinin etnik veya ulusal
kimlik nosyonlarını yerellerle kıyaslayacak olsam, burada yanlış bir ikili
ayrıma girebilirim. Bunun nedeni sadece basite indirgenmiş iki farklı söylem
olmamasındandır (bir tarafta sosyal ve köy tabanlı, diğer tarafta akademik veya
politik ve metropol-tabanlı). Şeçkinler ve kırsal yerleşimciler arasındaki
ilişki temel nitelik ve algılama olarak birçoğunun düşündüğünden daha da
farklıdır. Aslında Özbekistan kimliğini ve daha önceki Sovyet kimliğini yaratan
ve şekil veren söylemleri modelleseydim, bu üst üste binmiş iki halkadan
oluşurdu. Bunun anlamı farklı söylemlerin varlığı değil, fakat iki farklı
kimliğin birbirleri ile doğrudan ve dolaylı olarak haberleşmesindendir. İlave
olarak, Sovyet sonrası kimlik gelişimi ve değişimi konusunda teorik oluşumlar
yaratmak isteyen araştırmacılar için kırsaldaki halkın elitlerin yazılarını
hiçbir şekilde etkilemediği varsayımı ciddi bir eksiklik oluşturmaktadır.


 


Şimdi bu noktayı açıklamaya çalışacağım.


 


Köylü Verileri


 


Ulusal haberleri takip eden köylüler yerel ve ulusal
basında ki -bu televizyon, gazete veya dergiler olabilir-dilin “Özbek
ağırlıklı” olmasından hem sevinmekte hem de kızmaktadırlar. Şimdi, kitle
iletişim araçlarında kullanılan kelimelerin hepsi Özbekçe değildir (Farsça veya
Arapça kökenli de olabilir) aslında Rusça olmadıkları için başka kelimeler
ikame edilirler. Bu aslında başlı başına bir ulusal devletin değişen kimliğini
göstermektedir. Yani Sovyet/Rus’dan “iyi niyetle” Orta Asyalı olmaya geçişi
işaret eden bir iddiadır. Bu ayrıca ulusal gururu oluşturmaktadır çünkü Özbek
dilinin, eski dilde zorunlu olarak kullanılan kelimelerinin yerini alacak
zengin bir kelime haznesi bulunmaktadır. Ulusal tarihle doldurulmuş metinler,
on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başındaki Sovyet döneminde baskı
altında kalan tarihin (kişilikler, olaylar ve kültürel yaşam biçiminde)
karanlık taraflarını yansıtmazlar. Bunun tersine bir baskı oluşmaktadır: yeni
romantik ülkenin soy ile ilgili öykülerinde Orta Asya öne çıkmaktadır (Herzfeld
1987: 82).


 


Düzeltilmiş yazı dilinin ulusal ve uluslararası
olaylara daha çok erişim sağlayıp sağlamadığı (birçok yeni makale ve broşürün
bir çeşit kitabi Özbekçe gerektirmesi gerçeğinden yola çıkarak değil)
Özbeklerin hepsinin daha da Özbekleştikleri meselesinden daha az önemlidir.
Bazı insanlar bu konuyla dalga geçebilir, bazıları ise bozuk ve yetersiz bir
Özbekçesi olan yabancı misafir bir araştırmacının bu “gerçekleri” (hakikat)
nasıl bildiğini merak edebilir. Hatta adamın biri bunu: “keşke benim de
kelimelere bakabileceğim Özbekçe bir sözlüğüm olsaydı, ama Sovyetler hiçbir
zaman yeterince sözlük basmadı ve şimdi de hükümetin sözlüğü tekrar basmak için
kağıdı yok”[7] diye ifade etmiştir.


 


Köylülerin çoğu siyasi elitlerin önemli bir kısmının
bırakın anadilde konuşma becerilerini yazılı Özbek kaynaklarını bile
anlamadıklarını farkındadırlar. Ulusal politik eliti oluşturanların çoğunun
yeni bir şişe içindeki eski şarap gibi olmalarından dolayı, haberleşme (yazılı
ve sözlü) becerileri de aslında Rusçayı anlayıp konuşabilmelerine bağlıdır. Bu
elitler, kendi vatandaşlarına anadillerinde hitap ettiklerinde durumu yapay bir
şekilde idare ettiler, ama açık olarak alaya alındılar ve utandılar.


Daha acısı, bu durum ulusal lider Cumhurbaşkanı
Kerimov için de geçerlidir. Cumhurbaşkanı edebi dilde Özbekçeyi konuşabilmek ve
yazabilmek için epey bir çaba sarf etmiştir. Kuşkusuz, Özbekistan’ın verimli
sulak arazi ve vadilerinde çalışan görgüsüz ve kaba kişiler tarafından alaya
alınmak istemediğinden bu zahmete katlanmaktadır.


 


Modern Özbek dil ve kültürünün beşiği (Kasimov 1992)
kabul edilen Fergana vadisindeki kolektif çiftliklerde (kolhozlar) araştırmamı
tamamladıktan sonra, bazı kişiler bana “Taşkent”in (yüksek kültürlülük ve elit
bakış açısı için kullanılan benzetme) Vadiden Özbekliğin ne olduğunu öğrenmesi
gerektiğini vurguladılar.[8] Bu basit bir bölgesel gurur olayı
değildir. Çoğunluğu ilgilendiren bir durumdur, Özbek nüfusunun %60’ı kırsal
köylüdür-ulusal elitler ile etnik kimliğin yönünü de etkileyen ve belirleyen
onlardır.


 


Çobanlar, kasaba halkı ve Nurota’nın yetkilileri
Taşkent’i Vadiiliklar (Fergana Vadisi sakinleri) ile aynı şekilde
algılamıyorlar. Onlar, başkenti çürüme, yozlaşma, Ruslaşma, Özbek-dışı, kaba,
kozmopolitan vb. dış faktörlerin karışımı olarak görüyorlar. Aslında yüzlerce
yıl yönetim ve etkisi altında kaldıkları Buhara ve Semerkant’a daha bağlılar.
Dil de onları pek alakadar etmiyor, saf Özbekçe olması veya saf Namangan olması
da. Hatta, gerçekte Nurotalıların çoğu arasında Özbekçeye karşı bir ihanetten
söz edilebilir çünkü onlar “Asya dili” olarak niteledikleri Özbekçe karşısında
yerel Tacik dillerini daha “eski”, daha “gelişmiş” ve daha “güzel”
görmektedirler.


 


Sovyetin Cenazesi


 


Kendini bir sistem veya yaşama biçimi ile
özdeşleştirmek, bir kimliği kendininki gibi kabul etmekten çok farklıdır. Ayrıca,
zorunlu olarak ipek böceği yetiştirilmesi, iş koşulları hakkında şikayet etme
korkusu, Özbek değerlerinin Ruslar altında yavaş yavaş kaybolması gibi Sovyet
sosyalizminin çürümüş unsurları bilinmektedir. Fakat, bağımsızlık döneminin ilk
başlarında uğranılan ekonomik/maddi zararlar yüzünden köylülerin çoğu daha
normal, daha rutin olan ve daha öngürülebilir gözüken önceki döneme özlem
duymuşlardır. S.S.C.B.’de sosyalist sistemin üstünlüğü abartılı olarak
övülmektedir (Kornai 1992: 50-54, Verdery 1991: 29-32). Kendini beğenme ve
kendine aşırı güven bu ideolojinin sembolleriydi ki KP’nin (Komunist Parti)
istekleri ile on yıllarca beyinleri yıkanan yığınların sistemlerine güvenleri
tamdı ve bu kişisel bir yatırım olarak görülüyordu.[9]


 


Bazıları nasıl uyum sağlanacağını anladı. Veya, ilk
sosyalist felsefecilerin geleneğinde sosyalizmin devrini doldurması ile ortadan
kalkan “sosyal sistemin istikrarı” idi ve herkes tarafından tanınmayan “rekabet
ihtiyacından doğan özgürlüğün” tekrar kaybedilmesiydi (Bauman 1976: 47).


 


“‘Birlik’ olmadan nasıl bir yaşantımız olacak? Çok
zaman geçmeden Afganistan’daki gibi yaşamaya başlayacağız. Şapkamı ve paltomu
görüyorsun. Bunlar iyi kalitedir ve Avrupa stili kıyafetlerdir… Sovyet
kıyafetleri. Afganistan’da ise durum tersinedir (rivozhlanmagan).”


 


“Rusya bize eskiden kömür gönderirdi ve ucuzdu.
Şimdi çok az insanın kışın kömür almaya gücü yetiyor. Sovyet zamanında,
cumhuriyetlerimiz arasında daha sıkı bağlar vardı. Şimdi bağlar ortadan kalktı
ve herşey daha kötüleşti.”


 


“Evet, biz her zaman Nevruz’u kutladık, fakat şimdi
devlet bu olayı büyüttü. Bazı açılardan eskisi kadar iyi olmadı: bir taraftan
Müslümanlar için asıl Yeni Yıla dönüştü, fakat şimdi insanların parası olmadığı
için eskiden alabildikleri tüm yiyecekleri alamıyorlar.”


 


Köylülerin yukarıdaki şikayetleri, artık Sovyet
halkı olmamaları ile ilgili değildir. Açık olarak genel ekonomik çöküntü ile
oluşan hayal kırıklıklarını yansıtmaktadır. Bununla birlikte, bu problemler
daha ayrıntılı olarak irdelenirse, Sovyet yaşamı ve Sovyet değerleri ile
özdeşleşme görülebilir. Değişmez bir şekilde, insanlar yabancı bir misafirin
yeni durumun eskisiyle aynı olduğunu zannettiğini anladıklarında Özbek köylü
kimliği Sovyet kimliği ile birleşmektedir. Böyle zamanlarda, yabancıya yeniden
yapılanma (perestroika) döneminden önce durumlarının ne kadar iyi olduğunu
anlatmaya çabalıyorlar. Sadece birkaç yıl önce kendilerine acınması veya
Batılılardan yardım dilenme (özellikle Amerikalılardan) durumlarının
bulunmadığının bilinmesini istiyorlar. Bunun tersine, daha birkaç yıl önce,
Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelere yardım etme durumunda olan
S.S.C.B. idi.


 


Ümit vaat eden çocuklara teknik eğitim ve öğretim
kolhoz kurumları sayesinde veriliyordu. Daha yüksek eğitim kurumlarına girişte
rüşvet ve diğer yozlaşma mekanizmaları Sovyet döneminde de bir dereceye kadar
olmuştur, ancak şimdi yüksek eğitim artık bedava değil ve rüşvet olağan hale
gelmiş durumdadır çünkü eğitimcilerin ve profesörlerin maaşları Sovyet dönemine
kıyasla çok değer kaybetmiştir. Bu maliyetler birçok ailenin çocuklarını eğitim
ve öğrenime göndermelerini imkansız hale getirmiştir. Sosyal hareketliliği
sağlama yöntemlerinden biri olan ve Sovyet medeniyetinin eskiden beri bir
parçası olan kırsal tabanlı yaygın eğitim çoktan yozlaşmıştır.


 


Sovyetler Birliği’nde okul müfredatının bir çeşit
yüksek başarı ve kazanım olarak görülmesi, birçok yetişkin köylünün eğitim
deneyimleriyle gurur duymalarına ve geniş tabanlı Sovyet tarzı eğitimin kendi
çocuklarına en iyi teknik, bilimsel ve sosyal eğitimi vereceğine inanmalarına
sebep olmaktadır.[10] Tahrik edici bir nokta gibi gözükse
de, ben Orta Asyalı köylülerin çifte kimliği kötülemeden temsil
edilebileceklerine inanmıyorum ve bu kelimenin kötü anlamıyla propaganda ile
yapılabilir.


Sovyet Birliği’nin süper güç olma durumu kaybolurken
bazı sıkıntılar kendini hissettirdi. Bu büyük refah gücü içerisinde yaşayanlar
onun fayda ve avantajlarından yararlanmışlardır. Hepsinin üstünde, Sovyet
vatandaşlarının yabancılara karşı sergiledikleri kendilerine güvende bir azalma
olmuştur. Bu dünya çapında askeri güç olmaktan, uzay çalışmalarında,
uluslararası spor yarışmalarındaki başarılarından, Asya ve Afrika’daki birçok
ülkede Sovyet rolü ve etkisinin görülmesinden kaynaklanıyordu. Bunların önemini
kaybetmesini, kederli bir yaya bana şöyle özetlemişti:


 


“Her yaz çocuklarımızı annemlere bırakarak, karım ve
ben sağlık merkezlerine veya ülkenin diğer kesimlerine tatile giderdik. Şimdi
bunu yapmaya Özbekistan içerisinde bir yere veya Issık Gölü’ne (Kırgızistan’da
bir göl ve dinlenme yeri) gitmeye gücüm yetmese de, bunun bir anlamı kalmadı:
artık, birçok yeni ülke var ve hiçbiri birbiriyle anlaşamıyor.”


 


Bu adamın söyledikleriyle aslında halen
kendisini Sovyet hissedip hissetmediğinin anlamsızlığını sonradan fark ettim.
“Ülkenin” diğer kısımlarına ziyarete gidemiyordu. S.S.C.B.’nin diğer Orta
Asyalı olmayan bölgelerinde etnitise ve/veya dininden ötürü bir ayrımcılık
hissetmeden istediği gibi tatil yapma hakkına sahipti ve çoğu zaman kendisini
Sovyet vatandaşı olarak görüyordu. Ancak bugün bu durum geçerli değildir.


 


Eskiden Çıkış (?)


 


Yerel bürokrat tarafından yukarıda ifade
edilen bu durum, Sovyet kimliği içerisinde yer alan uluslararası bağların
koptuğunu göstermektedir. Çoklu-ulusal imparatorluğun çökmesini kişinin kimlik
çökmesi izlemiştir. Özbekistan etnik-ulusal kimliğinin yükselmesi ile birlikte
ülke çapında kolektifleşme artmıştır. Fakat Özbekistan’ın geleceği
Özbekistan’da yaşayan insanların ulusal kimliklerini ne kadar koruyacakları ve
derinleştireceklerinde yatmaktadır. Bu amaca ulaşmak için, kimliğin Özbek
tarihi gelişmelerine ve kültürel değerlerine bağlılığın sağlanması; devletin
politik ve entelektüel kadroları tarafından bağımsızlığın sağlanması ve
beraberliğin oluşturulması temeline bağlıdır. Ve diğer gelişmekte olan
devletler de olduğu gibi, bu bazen geçmişin mitolojik olarak sunulması ve Özbek
toplum tarihi konusunda bilgilendirme yoluyla yapılmaktadır (Obeyesekere 1995:
225-226). Sovyet hükümet yöntemleri “istikrarın” sağlanmasına yöneliktir.


 


Ulusal liderler, yerel seviyedeki
çıkarlar ile kişisel ihtiyaçların yerini yavaş yavaş hiyerarşik bir devlet
sistemi aldığında neler olabileceği konusunda aydınlatıcı olmuşlardır. Sovyet
sonrası dönemde Tacikistan’da otoriteye dayanan liderlik, zorla saygı görmekte
ve desteklenmemektedir: “(Cumhurbaşkanı) Kerimov eski bir Komünisttir, ama bizi
açlıktan ve birbirimizi öldürmekten korumuştur. Afganistan ve Tacikistan’daki
problemleri yaşamadığımız için ona müteşekkiriz.” Bu konuşma benim için
yapılmamıştır, bu bir köy cenazesinde yaşlı bir adam tarafından yapılan konuşmadan
alınmıştır.


 


Sovyetlerin çözülmesinden sonra
Özbekistan’ın bölgecilik yoluyla parçalanması yönündeki doğal eğilimini burada
yeterince açıklayamıyorum. Fakat Özbek liderliği, ulusal birlik ve devlet
uyumunun sağlanması için üç adımdan oluşan bir devlet politikası uygulayarak en
üst düzeyde öncelik sağlamıştır: 1) demokratik ve çoğulcu politik grupların,
ulusal hareketlerin ve dini inançları kuvvetlendirici örgütlerin bastırılması;
2) laik yönetim (Özbekistan Anayasasının 61. maddesi: 1992) ve 3) dil değişimi,
isim değişikliği, Türk-Müslüman geçmişinin başarılarına vurgu yeni ulusal
tatillerin yaratılması, sosyal bilimler konularında ve alanlarında bilimsel
araştırmalara dönülmesi, Sovyetler döneminde yasaklanan Namdnik değerlerine
dayalı Özbek “geleneksel” değer ve kültürünü teşvik eden yeni kitapların
yazılması yollarıyla “Özbekliğin” devlet kontrolünde yaratılması. Yeni kitaplar
hem akademik hem de popüler konularda (bkz. Golovanov 1992, Ismoilov, 1992
Sattor 1993) basılmıştır. Burada bu devlet desteğine fazla vurguda bulunmadım.


 


Devlet-Köylü Toplulukları


 


Köyde ortaya çıkan ve değişen Özbek
kimliğinin ortaya çıkışında devletin rolünün ne olduğu konusunda merak edilen
hususlar olabilir. Kimliğin gelişmesi için yapılan kısa açıklamalar burada
eğitimin kültürel unsurlarını, ekonomik bağımsızlığı, dinin ifadesini, halk
geleneklerini ve dünyanın kalan kısmına göreceli olarak açılmayı içermektedir.


 


Sovyet öncesi dönemdeki etnik geçmiş ile
ilgili daha sağlıklı bir imaj oluşturma ve gurur duyma için tarihin yeniden
yazılması yönünde yapılan bilimsel çalışmalardan bahsetmiştim. Kolhoz
sakinlerinin bilimsel çalışmaları ve edebi dergileri çok az okudukları
ortadadır. Ülke çapında geniş bir alana yayılmış daha popüler sosyo-politik
dergiler (Mülakat/Karşılaşma, Fen ve Turmuş/Bilim ve Yaşam) kitapçıklar ve
broşürler dar bir kırsal okuyucu kitlesine sahiptirler.


 


Bu kitapçık ve broşürlerin 
konuları; din, yerel tarih, Orta Asya’nın tarihi kişileri, halk ilaçları ve
yerel “gelenek” ve göreneklerle ilgilidir. Köylüler bu yayınları doğrudan
okumasalar da, bu konuların yazarları ulusal ve bölgesel televizyonlarda yer
alırlar. Bunlar her zaman Rus televizyon istasyonları ile rekabet edemeseler
de, köylüler neyin yayınlandığından ve “önce Özbek” içerikli bu yeni bakış açılarından
ve konulardan haberdardırlar.


 


Etnik gururun oluşması ile ilgili
hükümet politikaları ve entelektüel araştırma konuları arasındaki uyum açıkça
bazılarına yapmacık gelmektedir. Böyle olsa da, uzun zamandan beri baskı 
altında tutulan sosyal ve tarihi konuların araştırılması özgürlüğünden köylüler
çok memnundurlar. Bunun nedeni kırsal kesim insanının, Sovyet döneminde çoğu
yasaklanan birçok kültürel uygulama ve yorumları unutmalarından
kaynaklanmaktadır. Eski halk geleneklerinin “varolan” şeklinin Sovyetler
tarafından antropolojik anlamda küçümseyici olarak sınıflandırılmasının yerine
şimdi “kırsal/ilkel” düzenin saygınlığı ortaya çıkmıştır.


 


Ironik fakat etkili bir biçimde, Sovyet
kişililerinin ve uluslararası sosyalistlerin yerine Özbek ulusunun tarihi kişiliklerini
yansıtmaları amaçlanarak ölümsüzleştirilen heykellerin çoğu aslında Özbek
değildir. Bunlar Avrupalılar onları sömürgeleştirmeden önceki dönemdeki
entelektüel yaşamın sanatsallığını yansıtmakta ve bir zamanlar Orta Asyalılar
tarafından yerleşilen Özbekistan toprağındaki nüfusu sergilemektedirler. Bunlar
arasında fatih imparatorlar Timurleng ile Babür, astronom Mirza Uluğbey ve
büyük hekim İbn-i Sina bulunmaktadır. Köylüler bu tür değişiklikleri fikir
birliği içerisinde onaylamaktadır çünkü Orta Asya’nın bir zamanlar dünya
tarihinde gurur duyulacak bir yeri olduğunun farkındadırlar ve daha ileri
gitmesini istemektedirler. Bölge insanlarından birinin söylediğine göre:


 


Emir Timur (Timurleng) acımasızdı ve bu
nedenle kahraman olmamalı. Fakat Sovyetler onun başarılarını kana susamış bir
cani olarak yansıtmışlardır. Tabii ki bu doğru değildir. O çok akıllı bir
stratejistti ve Avrupa’yı yönetti, bu nedenledir ki Ruslar ona saygı
göstermiyorlardı.


 


Yeni kahramanlar yaratma safhası
etnik-ulusal kimlikten uzaktır ve şu anki zorlukların sorumluluğunu önceki
sistemin totaliter yanlarına bağlamaktadır.


 


Bağımsız olarak yapılan ufak tefek
ticari faaliyetler ve geniş dünyaya ulusal açılım birbirleriyle ilgili olsalar
da, bunların oluşması birliğin daha da güçlenmesini sağlamıştır. İnsanlar artık
özel dükkanlar açabiliyorlar. Birçok köylünün sahip olduğunda daha fazla
başlangıç sermayesi gerektirmesine ve ancak temel tüketici ihtiyaçlarını
karşılayabilmelerine rağmen de, bunlar gençler için bir mevki sağlıyorlar.
Devlet sektörünü etkileyen ekonomik kriz sırasında gençlerin ticari hedeflere
yönelmeleri ve enerjilerini buraya harcamaları küçümsenmemelidir. Nüfusun
yarısından fazlası 25 yaşın altındadır ve Namangan’da ortalama yaş kırsal
kesimde Fergana vadisinde olduğundan daha küçüktür (Alekberova, Gol’dfard, ve
Ergaşeva 1990: 38). Şu an ne kadar yetersiz olsa da ticari gelişme, devlete
bağlılığı sağlamaktadır.


 


Özbekistan’da hiçbir yerde Nurota’daki
kadar genç işsizliğiyle karşılaşmadım. Burada 30 yaşın altındaki erkeklerin
%75’inin düzenli bir işi bulunmadığını köylüler ifade ettiler. Bunun sosyal
maliyetleri ileride daha ağır olabilir. Gençlerin bazıları


köylerinden şehirlere gitmektedirler. Bu
içki içme, hırsızlık, uyuşturucu kullanma, çiftliklerde geçici iş bulma, boş
gezme yerine yapılan ve dünyanın gelişmekte olan yerlerinde rastlanan tipik bir
durumdur.


 


Ticari bağlar, eğitim anlaşmaları ve
kitle iletişim araçları sayesinde kırsal kesim insanları bağımsızlıktan önce
hiç görmedikleri şekilde dış dünyaya açıldılar. Yabancı ürün ve yabancı
firmaların (çoğu Çin, Türk, Kore, Alman, İngiliz ve Amerikan) köylülerin
üzerinde değişik etkileri oldu ve köylülerden çok azı kapalı topluma geri dönme
isteği duyuyorlardı. Hiçbir şey olmasa bile, insanlar özellikle diğer
kapitalist ülkeler hakkında hükümetleri aracılığı ile edindikleri bilgilerin
doğru olup olmadığı konusunda spekülasyon yapmak zorunda kalmıyorlar. Şimdi
daha önce hiç olmadığı kadar yabancılarla tanışıyorlar ve yabancı mallar
görüyorlar. Özbekistanlıların seyahat etme kısıtlamaları büyük ölçüde
azaltılmıştır. Buna güçlerinin yetip yetmeyeceği tamamen başka bir mesele
olmakla birlikte yerel halk bile Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerine dini ve
ticari gezilere gitmişlerdir. Türk hükümetinin kurmuş olduğu lise sistemi
sayesinde parlak ve başarılı öğrenciler üniversite eğitimi için Türkiye’ye
gönderilmişlerdir.


 


Köylerdeki erkek öğrenciler bölgesel
merkezlerde bulunan Türk liselerinde okuma hakkını kazanmışlardır. Benzer
şekilde, ABD halen BDT ülkelerinden 5.000 lise öğrencisini bir yıllığına
okuması üzere kabul etmektedir ve Özbek milliyetinden olanlar da bunlarında
arasındadır. Türk yayıncıları tarafından hazırlanan televizyon belgeselleri ve
yerel programlar sayesinde halk eski Sovyet sistemindeki negatif ideolojik
yayınların yerine dünyadaki toplumları ve kültürleri tanıma imkanına
kavuşmuşlardır. Yerel halk bu duruma müteşekkir olup, birçoğu bu çeşit bir
serbestliğin, devletin kendilerini gerçekten Sovyet tarzı yönetimden
çıkılacağına olan inançlarını kuvvetlendirdiğini ve ülkelerinin de dünyanın bir
aktörü olduğu bir ortamın yaratıldığına inanmaktadırlar.


 


Son olarak, yeni
dini özgürlükler ve yükselen kırsal kültür bağlamında kimlik özümsenmesini ele
alacağım. Devletin dini bilgi ve uygulamaları desteklediğini söylemek yanlış
olur. Ancak, köylüler yeni bir cami inşaa etmişlerdir ve özellikle dindar
olmayan insanlar bile yerel liderlerden çekinmeden serbestçe dua etmenin
faydalarından bahsetmektedirler. Her geçen gün daha fazla insan dini konulara
eğilmektedirler. Bu özellikle tatillerde ve genel olarak dua edenlerin
sayısındaki artıştan görülebilir. İmamın önderliği olmadan düzgün olarak dua
edemeyen orta yaştaki erkeklerin ne kadar fazla olduğunu görünce şaşırmıştım.
Ama sonra bana bunun onlar için yeni birşey olduğunu ve önceden İslam hakkında
sadece temel bilgileri bulunduğunu ve detaylı bilgileri olmadığını anlattılar.
Daha sonra yaptığım çalışmada, bir adam bana her sabah camiye gittiğini söyledi,
bunu “bana bir çeşit huzur veriyor ve günüm daha iyi geçiyor” diye açıkladı.
Bugün nasıl din yoluyla Özbeklik oluşturuluyorsa Sovyet döneminde Müslümanlık
gibi Orta Asya kimlikleri insanları Sovyet Rus kimliklerinden ayırt etmek için
kullanılıyordu. Din ile milli duygular arasındaki yeni ilişki Hobsbawm’ın
“modern milliyetçilik için paradoksal çimento” (1990: 68-69) tartışmasına daha
yakındır. Zamanla din devlet tarafından yaratılan etno-milliyetçilik çizgisine
olan bağlılığın yerini alabilir. Şimdi ise tersine, insanların çoğu
yaşamlarında dine izin verildiği için devlete şükran duyuyorlar.


 


İnsanlar sık sık bana etno-kültürel kimliğin en iyi
özelliklerini ifade ettiler. Bunlar arasında, toplumda yaşlılara gösterilen
saygının artması, beklenmeyen misafirlere yardım etmeye ve onlarla ilgilenmeye
istekli olmaları, gap olarak bilinen sosyal kuruluş aracılığıyla arkadaş
çevrelerinin bir araya gelerek muhabbet etmeleri, eğlenmeleri ve rahatlamaları
yer alıyordu. Sovyetler hiçbir zaman bu özelliklere dokunmadı, fakat insanlar
Sovyet değerlerinin kendilerini fiziksel, duygusal ve ahlaksal olarak
yıprattığını ve evlilik ve cenaze gibi önemli yaşamsal olayları
ruhsuzlaştırdığını ifade ettiler. Hatta bu son örnekte, yerel bürokratlar ölen
ve saygın birinin cenazesini imamın idare etmesinden hoşnutsuzdular: “Bir
taraftan parti ile başlarının derde gireceğinden çekinmekteler, diğer taraftan
ise ölen insanın usulüne uygun olarak gömülmesini istemektedirler” diye ifade
etti bir öğretmen. Yeni devletin, yetersizliklerine rağmen, insanların yerel
değerler ve “geleneksel” ideallere göre sosyal yaşamlarını biçimlendirmelerine
değer verdiğine inanıyorlar. Devlet, hangi değerlerin yüceltilmesi gerektiğini
ve bunun nasıl yapılacağını-kırsal ekonomi yoluyla, sosyal kurumlar yoluyla ve
kutlamalar ve faaliyetler yoluyla düzenlemeye çalışmaktadır.


 


Halen geleceklerinden, ekonomik ve sosyal yaşamın
Sovyet etkisinden çıkarılmasından kuşku duyan insanların bulunduğu bir
toplumda, köy toplumu ile yeni ulus devlet arasında gerekli bağlar
oluşturulmuştur. Yakın gelecekteki toplumun ekonomik ve siyasi yapılanmasında
yerel özerklik ile bireysel katılımın fazla bir şansı olmadığını düşünüyorum.
Bununlar beraber, sosyal yaşamın dini ve kültürel katmanlarında eski sisteme
kıyasla köylülere yeni devlet tarafından daha çok özgürlük sağlanacağına
inanıyorum. Köylüler kimliklerini kırsal özellikleri bulunan bir ulusal
ideolojinin belirlenmesinde ve etkilenmesinde kullanacaklardır. Bunu Orta
Çağ’dan gelen başarılı mirasları ile birleştirerek yeni bir Özbek kimliği
yaratacaklardır.


 


Fergana vadisi
“Özbekliğin” temel yeri olarak kalacaktır çünkü kırsal kesim insanları ona
sahip çıkacaklardır.


 


Sonuç


 


Etno-politik açılardan çifte kimlik durumu burada
Sovyet çözülmesinin bir sonucu olarak ele alınmıştır. Yapılan alan
çalışmalarında ve sosyal bilimler içerisinde Orta Asya halkı arasında Sovyet
kimliği ile ilgili yapılmış çok az çalışma bulunmaktadır. Bağımsızlık ile
birlikte yeni Özbek kimliğinin özümsemesini ben bir köyde halkının nasıl
vurguladığını sunmaya çalıştım. Tabii ki, bu kimliklerin nasıl ve neden
hissedildikleri devletin söylem ve faaliyetlerinden etkilenmektedir. Kolhoz
sakinlerini devletin yersiz istek ve davranışları karşısında birer kukla olarak
görmesem de, Sovyet ve Özbek devletlerinin tarım toplumlarında oynadıkları ve
oynamaya devam edecekleri belirleyici ve güçlü rolleri yadsınamaz. Kolhozlar
halen devlet kontrolünde bulunmaktadırlar.


 


Bununla beraber, devlet karşısında köylünün durumu
ve istekleri kırsal kesimin gerçekleridir. Özellikle ulusal kimlik açısından
devlet bunları görmezlikten gelemez. Daha önce de belirttiğim gibi Fergana
vadisi ulusal kültür açısından neredeyse bir yüzyıldan beri ayrıcalıklı bir
konuma sahiptir. Özbekliğin oluşturulmasında tutarlı bir ulusal kimliğin temeli
olan yerel ötesi bir birlik, Fergana vadisinin desteği olmadan devlet
tarafından yaratılamazdı.


 


Sovyet kimliği-toplumu ve medeniyeti, halen
çiftliklerde yaşamaktadır. Sovyet yaşam biçiminin kırsal Orta Asyalılar için
acı ve baskı olduğunu düşünen araştırmacılar kendilerini kandırmaktadırlar. Bu
makalede, yerel davranışları çok fazla genelleştirme hatasına düşsem de, 1.200
kişinin yaşadığı bir köyde Sovyet gücü ve Özbekistan ile ilgili fikir ve bakış
açılarının aynı olduğunu söylemek zordur. İnsanlar kendi içlerinde çelişkiye
düşmektedirler. İmparatorluktan ulus-devlete geçişinde kazandıkları ve ne
kaybettikleri bir tarafta yer alırken, diğer tarafta bireysel ve ulusal
gelişmenin nasıl seyredeceği yer almaktadır.


 


Refah devletinin faydalarının azalmasının birçok insanda
bir kaybolma duygusu yarattığı açıktır. İnsanların devlet sektöründe çalışmaya
zorlanmalarını ve bunun dışında hayatlarındaki temel ihtiyaçları nasıl
karşılayacaklarını anlamaları zordur. Buna rağmen, köylüleri muhalif güçler
olarak devlet karşısında kapıştırmaktan öte, ben iletişimin nerede koptuğunu,
şüpheciliğin nereden çıktığını ve devletin ulusal anlatılarının neden önceki
rejimin en kötü unsurlarını ortaya çıkardığını göstermeye çalıştım.


 


Fakirlik her zaman itaatsizliğe ve sosyal olmayan
davranışlara veya ayaklanmaya neden olmamaktadır. Fakat fakir olanların,
devletin onların refahı, kültürel ve manevi istekleri için çalıştığını
bilmeleri gerekmektedir. Eğer ki devletin amaçları arasında, kitlelerle uyumlu
olarak vizyon veya etno- ulusal kimlik ideolojisi bulunan bir gelişmiş ülke
olmak yer alıyorsa, o zaman Özbek devlet-köylü ilişkisinin sağlam temellere
bastığını ifade edebiliriz.


 


Çifte kimlik konusunda betimleyici bir makale
yazmayı düşünmemiştim, fakat Orta Asyalıları Sovyet halkı olarak değerlendirmeyi
de bırakamazdım. Bu makaleye birçok farklı açıdan yaklaşılsa da, ben politik
olanı tercih ederim. Son olarak, bu çabanın, yeni bağımsızlıklarını kazanan BDT
halklarının Sovyet halkı olarak avantaj ve dezavantajlarını ele alan
antropolijik deneyimlerini yazma yönünde diğer insanları yüreklendirmesini umut
ederim.


 


 Doç. Dr. Russel ZANCA


 


Northeastern Illinois Üniversitesi Antropoloji
Bölümü / A.B.D.


 


Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 19
Sayfa: 672-682


 


Kaynaklar:


 


Akramov, Z. M. et al.,
eds, 1961 Geografiia Sel’skogo Khoziastva Samarkandskoi I Bukharskoi Oblastei
(chast’ vtoraia. Taşkent: Izd. Akademii Nauk Uzbekskoi SSR.


Aliakberova, N. M., B.
la. Gol’dfarb, and A. Ergashev, 1990 Razmeschlenie Naseleniia Ferganskoi Doliny
(Demograficheskii Aspekt). Taşkent: Izdatel’stvo FAN UzSSR.


Alonso, Ana M., 1994
The Politics of Space, Time, and Substance: State Formation, Nationalism and
Etnikity. Annual Review of Anthropology. 23: 379-405.


Altstadt, Audrey L.,
1991 Rewriting Turkic History in the Gorbachev Era. Journal of Soviet Nationalities
2/2: 73-90.


Anagnost, A., 1989
Transformations of Gender in Modern China. Gender and Anthropology: Critical
Reviews for Research and Teaching. S. Morgen, yay. s. 313-329. Washington, DC:
American Anthropological Association.


Asanov, G. R., 1988 Sel’skoe
Rasselenie Uzbekistana. Obschestvennye Nauki v Uzbekistane. 2: 14-18.


Atakurbanov, E. A.,
1999 Mir Pustini. Madison-Samarkand: Publication of USAID and University of
California-Davis.


Atkin, Muriel; 1992
Religious, National, and Other Identities in Central Asia. Muslims in Central
Asia: Expressions of Identity and Change. J. Gross, yay. s. 46-72. Durham, NC
and London: Duke University Press.


Banerjee, Ashis,1989
Plural Identities and the State in India. Self-images, Identity, and
Nationality. P. C. Chatterji, yay. s. 119-132. New Delhi: Indian Institute of
Advanced Study Shimla. Allied Yayınları.


Bauman, Zygmunt,1976
Socialism: The Active Utopia. New York: Holmes and Meier Yayınları.


Carlisle, Donald
S.,1995 Geopolitics and Etnik Problems of Uzbekistan and Its Neighbors. Muslim
Eurasia: Conflicting Legacies. Y. I. Ro’i, yay. s. 71-104. London: Frank Cass.


Chatterjee, Partha,1995
[1985] Nationalist Thought and the Colonial World: A Derivative Discourse.
Minneapolis: University of Minnesota Press.


Fitzpatrick, Sheila,
1994 Stalin’s Peasants: Resistance and Survival in the Russian Village After
Collectivization. New York. Oxford: Oxford University Press.


Hobsbawm, E. J., 1990
Nations and Nationalism Since 1780: Programme, Myth, Reality. Cambridge:
Cambridge University Press.


Herzfeld, Michael, 1987
Anthropology through the Looking-Glass: Critical Ethnography in the Margins of
Europe. Cambridge: Cambridge University Press.


Ismaklov, Kh.,1972
Poseleniia i Zhilischa Sel’skogo Naseleniia Ferganskoi Doliny. Etnograficheskie
izuchenie byta i kul’tury Uzbekov. Kh. Z. Ziiaev and B. V. Lunin, eds. s.
69-95. Taşkent: Izdatel’stvo FAN.


Ismoilov, Haet,1992
Ozbek Toilari (Uzbek Celebrations). Taşkent: Özbekistan Yayınları.


Karimov, Islom,1993
Building the Future. Uzbekistan-its Own Model For Transition to a Market
Economy. Taşkent: Özbekistan Yayınları.


Kerblay, Basil,1983
Modern Soviet Society. New York: Pantheon Books.


Kornai, Janos,1992 The
Socialist System: The Political Economy of Communism. Princeton, NJ: Princeton
University Press.


Jenkins, Richard,1994
Rethinking Etnikity: identity, Categorization and Power. Etnik and Racial
Studies. 17: 197-223.


Norton, Robert,1993
Culture and Identity in the South Pacific: A Comparative Analysis. Man. 28:
741-759.


Obeyesekere, Gananath,
1995 On Buddhist Identity Sri Lanka. In Etnik Identity: Creation Conflict, and
Accommodation (3rd edition). L. Romanucci-Ross and G. DeVos, eds. s. 222-248.
Altamira Press: Walnut Creek, London, New Delhi.


Qosimov, I. Q., 1992
Qadimgi Farghona Sirlari (Mysteries of Ancient Ferghana).


Namangon: Kitobkhon
Zhamiati Namongon Viloiati Tashkiloti.


Sachchidananda,1976
Tradition, Modernity and Modernization India. In Tradition and Modernization:
Processes of Continuity and Change in India. S. K. Srivastava, yay. s. 38-51.
Allahabad: Indian International Publications.


Sattor, Mahmud,1993
Ozbek Udumlari (Uzbek Customs). Taşkent: FAN Nashrieti.


Shaniiazov, K. Sh.,1974
K Etnicheskoi Istorii Uzbekskogo Naroda. Taşkent: Izdatel’stvo FAN UzSSR.


Siu, Helen F,1992
Cultural identity and The Politics of Difference in South China. Daedalus.
122/2: 19-42.


Thomas, Nicholas,1994
Colonialism’s Culture: Anthropology, Travel and Government. Princeton, NJ:
Princeton University Press.


Vasileva and B. Kh.
Karmysheva, 1969 Etnograficheskie Ocherki Uzbekskogo Sel’skogo Naseleniia.
Moskva: Izdatel’stvo Nauka.


Verdery, Katherine,1991
Theorizing Socialism: a Prologue to the “transition. ” American Ethnologist.
18: 419-439.


Zaslavsky, Victor, 1992
Nationalism and Democratic Transition in Postcommunist Societies. Daedalus.
121/2: 97-121.


 


Dipnotlar:


 


[1] Kasıtlı veya kasıtsız
olarak, özellikle Komunistler içinde, Özbekistan bu bağlamda Çin ile
kıyaslanmaktadır. Kadınlar için baskıcı olan bir çok durumun ortadan
kaldırılması öngörülürken tekrardan ortaya çıkmıştır. (Anagnost 1190: 313-329)
Orta Asyalıları alaya alan ve aşağılayan sömürgeci yaklaşımlar cinsler
birbirine öfke yaratılmasında başarılı olmuştur.


Özbek Cumhuriyeti’nin oluşmasında Sovyet süreci, etnik
bölünmelerin yarattığı miras ve terk edilen milliyetçi özlemlerin uyanışı
Carlisle tarafından net bir biçimde ortaya konulmuştur. (1995: 71-104).


[2] 1960’lardan itibaren
İlkçağlardan Bolşevik öncesi dönem hakkında tarihsel araştırmalar, Türk Orta
Asyalı araştırmacılar kendilerini Sovyet-Rus kültüründen ayırmaya başladılar,
bu özellikle İmparatorluk öncesi Orta Asya’nın geriliğini Sovyet
araştırmacılarının “veri almaları” ile ilgilidir. (bkz. Altstadt 1991: 73-90).


[3] Özbek Cumhuriyeti’nin
oluşumunda Sovyet süreci etnik bölümlerin yarattığı miras ve terk edilen
milliyetçi özlemlerin uyanışı Carlisle tarafından net bir biçimde ortaya
onulmuştur. (1995: 71-104).


[4] Alt-etnik kimlikler,
ayrıca “aşiret” veya “kabile” olarak da anılırlar (daha çok antropolojik olarak
değil de politik olarak kullanılırlar-uygulayıclar tarafından değişik
şekillerde tanımlanırlar). Halen önemlerini korumaktadırlar. İnsanlar halen
kendilerini Özbekistan’da bulundukları bölgeye göre Kıpçak, Sart, veya Kurama
olarak nitelendirmektedirler. Sovyet egemenliğinden önce, bu grup isimlerinin
çoğunun etnik üstünlükleri bulunmaktaydı, fakat şimdi bunu savunmak güçtür.


Namangan’da çalıştığım yerdeki birçok insan kendi
bölgelerinden gelen insanları Kıpçak olarak tanımlamaktadırlar. Onlara bunun ne
anlama geldiğini sorduğumda, cevaplar şöyleydi: “Kırgızların bir parçası
olduğumuzu gösterir. Dağlarda yaşayan; Kıpçaklar Moğolların bir parçasıydı;
Bizim insanlarımız Özbeklerden daha Asyalıdırlar (fizyonomi dikkate
alındığında)” Bugün Kıpçak kimliği bölgesel farklılıklarla çok ilgilidir. Bu
terim politik veya etnik ayrımcılık amaçlı çıkarılmamıştır.


[5] S.S.C.B.’den miras kalan
Özbekistan’da, ben Özbekistan’ın sınırları belirlenmiş bir millet olmasının zor
olduğunu savunuyorum. Özbekistan’ın bugünkü politik coğrafyasının aynı kalması
yönünde yoğun olarak oluşan kanaat yetersizdir. Bu sonucu çıkarmama neden ise
komşu Orta Asya cumhuriyetlerindeki (Özbek nüfusunun çok uzun zamandan beri
yaşadığı ve herhangi bir diasporanın parçası olmadığı) Özbek etnik nüfusunun
varlığıdır. Doğu ve güneydoğu’ya doğru, Kırgızistan ve Tacikistan’daki Özbek
nüfusu için ise, bu ulus-devletlerde azınlıkların statüleri ile ilgili temel
haklar teminat altına alınmamıştır. Sonuç olarak, Özbeklerin çoğu
Özbekistan’dan destek beklemektedirler. Özbekistan ise komşu ülkelerdeki kendi
etnisitesinden olanlara kendi vatandaşları oldukları şeklinde tehlikeli bir
taahhütte bulunmamıştır. Alonso’ya göre, ulus devletler genellikle özgür
yurttaşların bilinçleriyle kuşatılmış topraklarla birleşir.


Ülkenin içini dışından ayıran sınırlar tarafından
çizilmiş milli bölgenin yaratılması kavramında kuşatma, ölçme ve alanların
birleştirilmesi anahtar teşkil eder. Uygun bir isim verilen ülkede, arazi milli
mülk ve mirasa dönüşürken, ülkenin devamlılığı da devlet tarafından güvence
altına alınmıştır.


[6] Her ne kadar tarihi
olduğu varsayılsa da, Redfield’in birleşik grup tanımı, beni, Sovyet
kurumsallaşmış grubu ile değişebilir kimlik arasında ayrım yapmaya götürmüştür.
Halbuki Redfield kişisel grupların akrabalık bağına dayandığını iddia
etmektedir:


Birleşik grubu şöyle tanımlamaktadır:


Kuşaklar boyunca insanların içerisine girdikleri ve
öldükleri ya da dışında kayboldukları bir yerdir. İçindeki insan için birleşik
grup kendisine politik ve yasal statü yaratmaktadır. Bu nedenle, kısmen
formunun sürekliliği ve belirginliği açısından kısmen de kadın ve erkeklere hak
ve görev rolleri yükleme açısından tanımlanmaktadır.


[7] İronik olarak, bu basımı
yapılmayan az sayıdaki sözlükler, bunları alma gücü bulunan ve ayrıca satış ve
dağıtımını kontrol edenler ile uygun akademik bağları bulunan yabancı
araştırmacılar tarafından satın alınmaktadırlar.


[8] Taşkent ağzının büyük
ölçüde ondokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başında gelişen halihazırdaki
edebi Özbekçeye katkısı yadsınamaz. Lakin, Fergana Vadisi sakinleri, sıradan
Taşkent ağzının uygunsuz olduğunu düşünmektedirler. Zaten bu güney Kazakistan
ağızlarına daha yakındır ve bunların konuştuğu Özbekçe daha rafinedir.


[9] Bakhtin’in “yetkin
söylemler” kavramını kullanırsak, Verdery Doğu Avrupa sosyalist hükümetlerinin
bilinç yaratmak için, çabuk davrandıklarını ifade eder. Bu devlet görevini
yerine getirmek için söylem (politize olmuş ve ideolojik olarak) özel bir araç
olarak kullanılmıştır. Sosyalizmin kapsayıcı bir yapısı olduğunu savunan bu
görüş karşısında benim çekincem şudur: Doğu Avrupalı meslektaşlarıyla
kıyaslandığında SSCB liderlerinin bilinç oluşturulmasından fazlasına
ihtiyaçları vardır çünkü bilinç tamamen söylem ile oluşturulamaz. Sovyet
sisteminin temel değerleri ile özdeşleşme ve bağlılık toplumun tüm kesimlerine
gönüllü olarak ve fiilen katılanlara, sağlanan ödül ve yararlarla
güçlendirilmiştir. Belki şimdi sosyalist yönetim altındaki dönemde insanlar tam
olarak hangi “hareketlerle” kimlik bulduklarını tanımlayabilirler. Bunlar
bedava sağlık hizmeti sağlanması, Romanya’daki durumun tersine kırsal
tüketicilere geniş araba imkanları sulunması ve geniş tüketici malları
seçeneğinden satın alabilme imkanın bulunmasıydı. Kısaca, sosyalist sistemi
genelleştirirken dikkatli davranılması gerekmektedir.


[10] Cengiz Aymatov’un ‘Gün
uzar Yüzyıl olur’ (I dol’she veka dlit’sia den’) (1982) kitabında kırsal bir
Orta Asyalı bakış açısından Sovyet eğitim ve bilimsel başarıları ile ilgili
karışık duygular görülebilir. Kabul etmek gerekir ki, bu konular hakkındaki
görüşler kırsal kökenli Kazak bir demiryolcu tarafından dile getirilmiştir,
karmaşıklık içeren bu makalenin de Aymatov’un tarifleri kadar zengin ve tam
olduğunu umarım. Kazaklar ve Kırgızların Özbeklerden daha çok Sovyetize
oldukları iddiası tartışılabilir. Aymatov’un romanını buna uygun hale getiren,
aslında onun çift kimlikli insanları ifade etme becerisidir. Bu benim için Orta
Asyalı köylüleri Homo sovyetikus olarak biçimlendirmektir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış