Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Sinan TAVUKCU : Rus Yardımı Değil, Buhara Emirlik Hazinesi Altınları


İlk defa 13 Şubat 2009 tarihinde yayımlanan bu
yazımızda, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasındaki önemi dolayısıyla “Rus
Yardımları” olarak bilinen para ve silah yardımlarının, gerçekte Özbek
kardeşlerimizin Türkiye’ye gönderilmek üzere Lenin’e teslim ettiği Buhara
Emirlik hazinesi olduğu anlatılmıştır. Özbekistan-Türkiye stratejik
işbirliğinin hızla yükseldiği bu dönemde, bu gerçeğin tekrar hatırlanması bir
vefa borcudur.


Mustafa Kemal
Paşa, 26 Nisan 1920’de, Meclis’in açılışından hemen üç gün sonra yazdığı mektupla,
Sovyetler Birliği’nden silah, cephane ve malzeme yanında para da istemiş,
gönderdiği mektubuna cevap beklemeden 11 Mayıs’ta Rusya’ya bir de heyet
yollamıştır.


Bu talep
üzerine Sovyetler, 1920 yılından itibaren belli aralıklarla Ankara Hükümeti’ne
cephane, savaş malzemesi ve para göndermiştir. Sovyetler Birliği’nin gönderdiği
yardımın önemli kısmı, 16 Mart 1921’de Moskova Antlaşması’nın imzalanmasından
sonra gerçekleşmiştir. Sovyetlerden temin edilen nakdi yardımlar üç yıl
itibariyle aşağıdaki gibidir.


1920 yılında; 3.066.800 adet Altın Ruble,


100.000 adet Osmanlı Altını


1921 yılında; 9.800.000 adet Altın Ruble,


1922 yılında; 4.600.000 adet Altın Ruble,


Sovyet yardımı
olarak bilinen bu paraların gerçekte Buhara halkı tarafından bağış yoluyla
toplanan paralar olduğu anlatılagelmiştir. Ancak bu bilginin doğruluğu
tartışmalıdır. 1868 yılından beri Çarlık Rusyası işgali altında sıkıntılı bir
hayat sürmüş olan Buhara halkının, bu dönemde yüz milyon altın ruble
bağışlayacak bir maddi güce sahip olması pek akla uygun görünmemektedir. Son
zamanlarda ortaya çıkan bilgilerden, Anadolu’ya gönderilen altınların,
Bolşevikler tarafından yıkılan Buhara Emirliği’nin hazinesine ait altınlar
olduğu ortaya çıkmıştır. 


Buhara Cumhuriyeti’nin ilk ve son cumhurbaşkanı olan
Osman Kocaoğlu, Sovyet Yardımının Hikâyesini Anlatıyor


Buhara
Cumhuriyeti’nin ilk ve son cumhurbaşkanı olan Osman Kocaoğlu 1972 yılında Yakın
Tarihimiz Dergisi’ne yaptığı açıklamalarda yardım hadisesini aşağıdaki gibi
anlatmıştır.


“1920 yılında Buhara Cumhuriyeti kurulduktan sonra, ben ilk cumhurbaşkanı
olarak, yanıma başvekilimiz rahmetli Feyzullah Hoca’yı alarak Sovyet Rusya
büyükleri ve bu arada Lenin ile temasta bulunmak üzere Moskova’ya gitmiştim.
Bizden bir müddet önce, temmuz ortalarında Türkiye’den de milli hareketi temsil
eden ilk heyetin Bekir Sami Bey’in başkanlığında Moskova’ya gelerek Lenin,
Çiçerin ve Karahan ile bilhassa yardım temini konusunda müzakerelerde
bulundukları anlaşılıyordu.


Nitekim Kremlin Sarayı’nda kendisi ile görüştüğümüz gün Lenin, önem
verdiğini hissettirdiği “Türkiye ”den söz açarak, bana


“- Ankara’dan bir Türk heyeti geldi. Vaziyetlerini anlatarak acele yardım
istedi.  Bu hususta sizin fikriniz nedir? “ dedi.


Hiç tereddüt etmeden kendisine:


“- Elbette yardım etmek gerek… Ve vakit geçirmeden yapılmalıdır.” deyişim
üzerine bu işte zaten kararlı olduklarını, fakat bazı zorluklarla
karşılaştıklarını belirten bir ifade ile


“-Yardım meselesi için bizi düşündüren iki zorluk var.” dedi ve devam etti.


 ”- Birincisi Türklerin istedikleri altın para bizde pek azdır.”
deyince sözünü kestim.


“- Bizde altın para vardır! dedim. Verebiliriz de…”


Lenin memnun olduğunu belirten bir baş eğişiyle devam etti.


“- İkincisi, yol meselesidir. Çünkü Türklere yalnız para değil, her türlü
harp malzemesi de vermemiz gerekiyor. Bunları emniyetle Ankara’ya ulaştıracak
yol lâzım! Hâlbuki Kafkaslardaki durum dolayısıyla yollar kapalıdır. Ne zaman
açılabileceği malum değildir.”


Biz, bu hususta ayni kanaat ve fikirde olduğumuzu söyleyerek ilave ettim:


“- Kafkaslar ’da kurulan cumhuriyetlerle anlaşmak mümkündür. Bu bölgede
Müslümanlar çoğunluktadır. Gürcüler de menfaatleri icabı Müslümanlara yakındır.
Ermeniler de keza… Çalışılırsa müşterek bir yol bulmak imkânı vardır.“ dedim.


Ayrıca paranın miktarını tespit etmek icap ediyordu. Bunu mütehassıslar
tespit etsinler dedik ve bizim -aynı zamanda Hariciye Nazırı olan- Başvekil
Feyzullah Hoca ile Rus mütehassıslardan mürekkep bir heyete havale ettik. Bu
heyet uzun müzakereler sonunda yardım miktarını en az yüz milyon altın ruble
olarak tespit etti. Tekrar Lenin’le buluştuk. Lenin bu sefer yaptığımız
konuşmada sözü tekrar para konusuna getirerek ne kadar verebileceğimizi sordu.


“- Yüz milyon ruble…” dedim.


Lenin tekrar etti:


“-Yüz milyon mu?”


“-Evet… Derhal verebiliriz!”


Çarlık zamanından kalma altın rublelerimiz çoktu. Buhara hazinesindeki bu
paraya Ruslar el sürmezler, dokunmazlardı. Buhara bir Çar emâreti olduğu halde,
idari ve mali işlerde müstakildi. Bu sebeple bizde altın belegan mâbelâg (haddinden
fazla) çoktu.” 
(Yakın Tarihimiz, Cilt.1, shf.292-293)


Lenin’le bu
şekilde mutabık kaldıktan sonra heyet Buhara’ya geri döner. Para yardımı
meselesini meclise götürürler. O sırada Buhara’nın nüfusu dört buçuk milyondur.
Buhara parlamentosu Türkiye’ye yüz milyon altın ruble yardımını tek itiraz sesi
yükselmeden oy birliği ile alkış ve tezahüratlar altında kabul eder.


Parlamentonun
bu kararının hemen ertesi günü gereken muameleleri tamamlayarak parayı,
Ankara’ya yetiştirilmek üzere Rus hazinesine teslim ederler.


Bu hadiseyi,
Türk subayı Raci Çakırgöz’de hatıralarında anlatmaktadır.  1.Dünya
Savaşında esir düştüğü Ruslardan kaçarak Türkistan’a gelen ve Taşkent’te
öğretmenlik yapmakta olan Raci Çakırgöz, Çarlık ve Bolşevik Rusya’da 10
yıl 
adıyla yayımlanan hatıralarında, Sovyet yardımları olarak bilinen
yardım hakkında aşağıdaki hususları yazmaktadır.


“Ben
Taşkent’teyken Buhara Geçici Hükümeti’nin İstiklal Savaşı vermekte olan, Ankara
Hükümeti’ne para yardımında bulunduğunu haber aldım. Maalesef bu yardım bizim
gazetelerde Rus para yardımı şeklinde geçmiştir. Ancak son zamanlarda yetkili
kimseler bu olayın içyüzünü aydınlatmışlardır. Türkiye’ye bu yardımın
yapılmasında en büyük rolü oynayan kimse, o sırada Maliye Nazırı olan Osman
Hoca (Kocaoğlu) idi. Osman Hoca 1921 yılında ilan edilen Buhara Cumhuriyeti’nde
Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunuyordu. Sonra 1923’te Afganistan’a ve oradan da
Türkiye’ye geçti. 28 Temmuz 1968’de İstanbul’da vefat etti.


Sonradan
öğrendiğime göre Buhara Hükümeti’nin Ruslar aracılığıyla Türk Hükümeti’ne
yaptığı 100 milyon altın rublelik yardımdan, Ankara Hükümeti’ne ancak 10 milyon
altın ruble ulaşabilmiştir. Ruslar, geri kalan 90 milyon altını, herhalde
aracılık ücreti olarak almış olacaktır!


Esasen Ruslar,
Buhara halkından ve saraydan topladıkları 12 vagon dolusu altın ki, aralarında
çok ağır bir altın avize vardır. Ziynet ve çok kıymetli kuzu derilerini
Moskova’ya götürdüler. Bu kuzu derileri ‘astragan’ı sağlayan Buhara’nın
koyunları, Karakul denen gölün civar mıntıkasında, üretiliyordu.” (shf.68)


Buhara Emiri Alim Han’ın Terkettiği Hazine


“Genç
Buharalılar” hareketinin Bolşeviklerle birlikte yaptıkları darbe sırada Buhara
Emiri, Alim Han’dır. İktidarını kaybeden Alim Han, 1 Eylül 1920’de Buhara’dan
kaçıp Afganistan’a sığınmak zorunda kalır. Ardında ailesinin bir kısmını ve
Buhara hazinesini bırakır. Özbek yazar Nabican Bakiyev, Sovyet istihbarat
arşivlerinden yararlanarak yazmış olduğu Enver Paşa’nın Vasiyeti adıyla
yayımlanan kitabında, Emir’in hazinesine el konulması olayını aşağıdaki gibi
anlatır.


“Emir Alim
Han, Buhara’yı terkettiğinin ikinci günü Sitare-i Mahı (Saray) Ruslar
tarafından işgal edilir. 2 Eylül 1920’de Buhara iç şehiri tamamen Bolşevikler
tarafından ele geçirilerek kontrol altına, Emirin aile fertleriyle, yakınları
gözaltına alınmıştır. Bu arada ihtilalcilerin bir kısmı Kuşbeği başta olmak
üzere, reisi, kadıyı, saray memurlarıyla, Emirin aile fertlerinin öldürülmesini
istemektedirler. 2 Eylül 1920’de Kızılordu askerleri tarafından esir alınıp,
sorgulanan Kuşbegi Osman Beg verdiği ifade de şunları söyleyecektir.


“Beni hayrete
düşüren o ki, Emir Alimhan hazineden bir tek lira (teng) dahi almamış
olmasıdır. Bütün hazine, altın ve gümüş paralar, takılar mahzendeki özel
yerlerinde duruyordu. Onları saymak mümkün değildi”.


Sonradan
Emir’in kendi ifadesine göre, hazinede otuz iki çuval padişah sikkesi, altın
ziynetler inci ve yakut gibi kıymetli mücevherlerin sayısını kendi de bilmediği
gibi, ayrıca 20 bin adette tüfek bulunmaktadır.


Rus
askerleriyle, Kızıl Buharalılar, işgali takiben üç gün boyunca Buhara’da müthiş
bir yağmaya girişirler. Nihayet yağma bittikten sonra, Türkistan işgal komutanı
yağma edilen hazineyi askerlerden imza karşılığında toplamaya başlar.”(shf.86)


5 Eylül
1920’de Rus hükümet yetkilileriyle, Rusya Bolşevik Partisi Merkez Komitesi
temsilcileri ve Buhara İhtilal Komitesi rehberleri karma bir meclis kurulması
konusunda anlaşarak, M. Frunze başkanlığında, Rusya hükümetini temsilen Kovrov,
Buhara komünistlerinin reisi Hüseyinov, Buhara Bakanlar Kurulu reisi Feyzullah
Hocayev, Buhara İhtilal Komitesi sekreteri Aripov’un katılımıyla bir toplantı
düzenlerler. Toplantıda, yağmadan kurtulabilen Buhara hazinesinin muhafaza
edilmesine ilişkin aşağıdaki karar alınır.


“Savaş devam derken, Buhara cumhuriyetinin hazinesi yağma edilme
tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğundan ve onları korumak zor olduğu göz
önünde tutularak, Buhara Devrim Komitesi olarak, hazinenin Semerkant veya
Taşkent’teki bankalarından birinde geçici olarak muhafaza edilmesini Rusya hükümetinden
rica edilmesi kararına varmıştır”. (shf.88)


Bu kararın
ardından Buhara hazinesi önce Sermerkant’a, oradan da daha sonra Moskova’ya
nakledilir. 100.000.000 altın ruble, Buhara Cumhuriyeti’nin Başbakanı, aynı
zamanda Dış işleri Bakanı olan Feyzullah Hoca tarafından Moskova’ya bizzat
teslim edilir. Kitapta anlatıldığına göre, 1921 başlarında Kronştat’da çıkan
Denizci isyanında, isyancıları korumak amacıyla Buhara’dan götürülen bu
altınlarla silah alınmış, altınlar Bolşevik hükümetinin kurulmasında önemli bir
rol oynamıştır.


Buhara
Hükümeti tarafından gönderilen altının sadece 18.326.800 altın rublelik kısmı,
o da üç yıla yayılarak Türkiye’ye teslim edilmiştir. Türkiye’ye gönderilmesi
gereken 81.673.200 altın ruble tutarındaki Özbek altını, Lenin hükümeti
tarafından açıkça gaspedilmiştir.


Türkistan’dan Gönderilen Üç Kılıç


İstiklal
Savaşı devam ederken, Buhara Halk Cumhuriyetinden bir heyet diplomatik temaslar
yapmak üzere 17 Ocak 1921’de Ankara’ya gelir.  Heyet, beraberinde
getirdiği üç adet altın işlemeli kılıç ile Timur’a ait bir Kuran-ı Kerim’i
Mustafa Kemal’e hediye eder. Sakarya Zaferini tebrik amacıyla gönderilen bu
hediyeler karşısında müteessir olan Mustafa Kemal Paşa, meclis kürsüsünden
aşağıda metni verilen duygu dolu konuşmayı yapar.


“Buhara ahalisinin
Türkiye’deki Türk ve Müslüman kardeşlerine hediye olarak gönderdiği Kur’an-ı
Kerim ile Türkiye Halk Ordusuna nişane-i takdir ve tebrik olarak irsal eylediği
kılınç, Hak din ile hayat-ı hidame-i kuvveti temsil eden fevkalade muazzam ve
kıymetdar iki yadigardır. Bu emanetleri elinizden alır iken kalbim heyecan ile
doldu. Halkımız ve ordumuz uzaklardaki kardeşlerimizden gelen teşebbüsat ve
tebrikat nişanelerinden, şüphesiz, çok mütehassis ve mesrur olacaklardır.
Dindaş ve karındaş Buhara halkının arzusunu yerine getirmek, bu Kitab-ı
Mukaddes’i millete, seyf-i azizi de İzmir fatihine teslim edeceğim. Allah’ın
inayeti ile İnönü ve Sakarya muzafferiyetlerini kazanan milli ordumuz, İnşallah
pek yakında bu kılıncı da kazanmış olacaktır. Heyet-i muhteremenize de Türkiye
ahalisi ve ordusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti namına teşekkür
ederim.”
 (Hakimiyeti
Milliye, 8 kanunusani (Ocak) 1922.)


Kılıçlardan
biri Mustafa Kemal Paşa’ya, diğeri Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya, üçüncü
kılıç, 9 Eylül sabahı İzmir’e girerek Hükümet Konağına Türk bayrağını çeken
İkinci Süvari Tümeni 4. Alayında Bölük Komutanı olan Yüzbaşı Şerafettin Bey ’e
verilmiştir. (*)


Utanç Verici Bir Olay


Türkistan’lı
kardeşlerimizin bu unutulmaz destek ve yardımlarına karşılık, İnönü’nün
Cumhurbaşkanlığı döneminde, hatırlandıkça her Türk’ün utanç duyacağı bir iş
yapılır. Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman Hoca ülkesi Sovyet işgali
altına düşünce, Afganistan üzerinden geçerek 1923 yılında Türkiye’ye sığınır.
Atatürk, Osman Hoca’ yı sıcak bir ilgi ile kabul eder. Türk vatandaşlığına
geçen Osman Hoca, Kocaoğlu soyadını alır, Osman Hoca’ya milletvekili maaşı
bağlanır. Bu maaş Osman Hoca’nın vefatından sonra kesilmez, eşi ölünceye kadar
ödenmeye devam eder. Atatürk döneminde, Sovyetler Osman Hoca’nın sınır dışı
edilmesi için sürekli tazyikte bulunurlarsa da Atatürk buna direnir. Atatürk’ün
ölümünden sonra, Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü bu baskılara dayanamaz ve 1939
yılında Osman Hoca’dan 24 saat içerisinde Türkiye’yi terk etmesi istenir. Milli
Mücadele’ye yardım etmek üzere, 100 milyon rublelik altını Türkiye’ye nakletmek
için seferber olan Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman Hoca (Kocaoğlu)
1923’ten beri vatandaşı olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni terk etmek zorunda kalır.
Ancak, İkinci Dünya Savasından sonra, 1946’da Türkiye’ye geri dönebilir.
1968’de vefat eden Osman Hoca, Üsküdar’ ı n Sultantepe’sindeki Özbekler
Tekkesi’ne defnedilir.


 (*)
Kahraman yüzbaşının hikayesini “Üçüncü Kılıç” adıyla kitaplaştıran
Yrd. Doç. Dr. Kemal Arı, kitabın tanıtımı için yaptığı bir açıklamada,
Şerafettin (İzmir) Bey 1951´de vefat edince, eşi Siret Hanım’ın “üçüncü kılıcı”
İzmir´de açılması planlanan İnkılap Müzesi´ne verilmek üzere İstanbul
Valiliği´ne teslim ettiğini, fakat kılıcın kaybolduğunu, bu büyük kahramanın
adının maalesef hafızalardan silindiğini söylemektedir.


YARARLANILAN KAYNAKLAR


Osman Kocaoğlu, “Rus Yardımının İçyüzü”, Yakın
Tarihimiz, Cilt.1, Sayı 10 (Mayıs 1972), shf.292-293, 1972.


Raci
Çakırgöz, Çarlık ve Bolşevik Rusya’da 10 Yıl, Belge Yayınları,
1990.


Nabican
Bakiyev, Enver Paşa’nın Vasiyeti, Doğu Kütüphanesi,2006.


*Bu yazı 13 Şubat 2009 tarihinde Haber10 sitesinde
yayınlanmıştır


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış