SEVR”in altındaki 3 imzadan biri olan Riza TEVFİK’in
kaleminden “Sevr’in hangi koşullar altında nasıl imzalandığı”
anlatılıyor.


Bu yazı Hürriyet
Gazetesi’nin 26 Nisan 1993 tarihli baskısının “AYNA” köşesinde
yayınlanan “Lozan’ı nasıl imzaladık”. başlıklı makaleden tarafımdan
çok az kısaltılarak bilgisayara aktarılmıştır. Yazının konusu metinde de
görüldüğü gibi sadece “Sevr” olmasına rağmen Gazetede “Lozan’ı
nasıl imzaladık” başlığıyla yayınlamıştır. Yazının içeriğine uymayan söz
konusu başlığın yanlışlıkla atıldığını ve yanlışlığın redaksiyonun dikkatinden
kaçtığını düşünerek yaptığım bu aktarmaya doğrusu olduğunu düşündüğüm
“Sevr’i nasıl imzaladık” başlığını koyarak paylaşıyorum..


Aydoğan Kekevi 11.2.17


* * *


RIZA TEVFİK, Osmanlı’yı tarih sahnesinden
silen görüşmeleri ayrıntılarıya anlatıyor..


Sevr’i nasıl imzaladık..


Osmanlı Heyeti Sevr Anlaşması’nın
imzalanacağı salona girerken şöyle ikaz edilir: “Efendiler, her şey olup
bitmiştir. Sizlerin imza etmekten başka bir işiniz kalmamıştır”. Heyette
Rıza Tevfik, Bağdatlı Ferik Hadi Paşa ve Bern Elçisi Reşat Halis vardır.


Türkiye’nin son yıllarda karşı
karşıya kaldığı sorunlar farklı tartışmaları da beraberinde getirdi.
Şeriat-Cumhuriyet, I.Cumhuriyet-II.Cumhuriyet, Lozan-Sevres karşılaştırmaları
yapıldı. Küresel düzeyde “Yeni Dünya Düzeni”nden söz edilirken,
ülkemizde de “Yeni Osmanlıcılık” gündene geldi.


Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla
ortaya çıkan Asya Cumhuriyetleri “Türk Modeli”ni bir alternatif
olarak düşündükleri sırada, Türkiye’de modelin çöktüğü tartışmaları başladı
(“başladı”mı yoksa dış güçler tarafından”başlatıldı” mı?
Orası biraz kuşkuludur kanımca.. A.K.).


Yakın tarihimize ait araştırmalar,
anı kitapları belge ve icelemeler yayınlandı.


Söz konusu yayınlar arasında geçen
hafta iletişim yayınları arasında çıkan Rıza Tevfik’in anıları önemli bir belge
olarak karşımıza çıkıyor.


* * *


Rıza TEVFİK “Biraz da Ben
Konuşayım” adıyla yayınlanan kitabının birinci bölümünde Sevr
Antlaşması’nı hazırlayan siyasi ortamı anlattıktan sonraTevfik Paşa ve Damat
Ferit Paşa kabinelerinde görev almasını; Maarif nazırı olarak yapmak isteyip de
yapamadıklarını; Şura’yı Devlet Reisliği’ni; Paris Barış Konferansı’na
gidişlerini ve en önemlisi de Ferik Hadi Paşa, Bern Elçisi Reşat Halis Bey ve
kendisinin Sevr Antlaşması’nı imzalamalarını ayrıntılı olarak anlatıyor.


Birinci Dünya savaşı’nın
başlamasından iki yıl önce, yani 1912’deki Balkan Savaşı Osmanlı’nın başını
gerçek anlamda bir belaya sokmuş, 1913’te tüm Rumeli Vilayetleri’nin
kaybedilmesiyle sonuçlanmıştı. 1914’te başlayan ve 18’de biten Birinci Dünya
Savaşı ise 600 yıllık imparatolruğun sonu olmuştu.


30 Ekim 1918’de Limmi Adası’nda
imzalanan Mondros Mütarekesi, daha sonra imzalanacak olan Sevr Antlaşması’nın
temelini oluşturuyordu ve galip devletler Amerika, İngiltere, Fransa ve
İtalya’ya her türlü hakkı veriyordu.


* * *


Müterakeye göre bu devletler,
Türkiye’nin herhengi bir noktasında askeri birlik bulundurabilecekler,
ihtiyaçları da Osmanlı tarafından karşılanacaktı.


Galip devletler, 15 Mayıs 1915’te
Venizelos’un israrı üstüne Yunanlıların İzmir’i işgal etmesine izin verdiler.
Yunanistan sözde İtalya ile ittifak yapmıştı ve fiili durum Mondros’a


Aykırı değildi! Sonrasını hepimiz
biliyoruz. Şimdi geriye dönelim ve o tarihlerde önemli görevlerde bulunmuş olan
Riza TEVFİK’in kaleminden olayların nasıl geliştiğini izleyelim.


(…)


Sevr Antlaşması’nın imzalanacağı
söylentilerinin dolaştığı günlerde Damat Ferit Paşa, Riza Tevfik’i çağırıp
“Yakında Sevr Antlaşması’nı imzaya gideceğiz” der ve barış
görüşmelerinde


bulunmak ve antlaşmayı imzalamak için
kendisine görev teklif eder.


Riza Tevfik politikadan uzak durduğu
bu yıllarda Osmanlı’nın uğradığı felaketin sorumluluğunda hiç payı olmadığını
düşünmektedir. Ama Damat Ferit Paşa’ya şunları söyler;


“Paşa hazretleri bendeniz hemen
hazırlanırım ve emriniz vechile kalkar gideriz! Ne yapalım başa gelen çekilir!
Ama imza meselesi biter bitmez Şura-yı Devlet Reisliği’nden çakileceğim.”


Paşa, Rıza Tevfik’in önerisini kabul
eder. Önce , barış ilkelerini tesbitetmek üzere Paris Barış Konferansına
katılınacaktır.


Damat Ferit Paşa, Maliye Bakanı
tevfik Bey, Bern Elçisi Reşat Halit Bey ve Rıza Tevfik, Fransız
“Demokrasi” zırhlısıyla Paris’e hareket ederler.


Yolda ve sonrasında Konferans’ta
neler konuşulacağını Damat Ferit Paşa hariç kimse bilmemektedir.


On güne yakın Paris’te bir köşkte
misafir edilirler. Bu süre içinde birbirleriyle pek konuşmazlar.


Ancak Konferans’a iki gün kala Damat
Ferit Paşa’nın hazırladığı müsvedde metni görürler.


İtirazları pek işe yaramaz ve
“Onlar Meclisi” huzuruna çıkarlar.


Meclis’te Fransız Clemenceau, ABD
Başkanı Wilson, İngiltere Başbakanı Lloyd George ve Lord Balfour yer
almaktadır.


Galip devlet temsilcileri at nalı
şeklindeki masanın etrafına oturmuşlardır. Osmanlı Devlet temsilcileri bu
masanın karşısında, yani “Mahkumlar Mevkii”nde yer almaktadırlar.


Kimse onlarla konuşmaz, selam vermez.


Monsieur Clemenceau ayağa kalkar,
“Siz, Onlar Meclis huzuuruna çıkıp düşüncelerinizi


Açıklamak istemişsiniz.Pekala efendiler,
hoş geldiniz, Lütfen fikirlerinizi açıklayınız” diyerek sözü Osmanlı
heyetine bırakır.


Damat Ferit Paşa yazdıklarını
koynundan çıkararak, pek iyi olmayan Fransızcasıyla yavaş sesle okumaya
başlar.İkaz edilir; “Efendim sesinizi yükseltin; kimse işitemiyor!”


Paşa sıkılır, bu kez de kekelemeye
başlar. Onun üzerine Clemenceau, “Siz metni bize veriniz,Biz içeride
üstünde çalışırız.. Siz büfeye buyurun” diyerek bir olup bittinin
işaretini verir.


Nitekim sonrasında Paşa’nın metninde
yazılanların kabul edilemeyeceği belirtilecektir.


Onun üzerine Damat Ferit Paşa daha
ayrıntılı bir rapor hazırlamak için üç gün süre ister.


Bu üç günde heyet yine birbiriyle pek
görüşmez. Damat Ferit Paşa kendisi bir şeyler kaleme alır ve Onlar Meclisi’ne
sunulur.


* * *


Aradan bir süre geçtikten sonra Sevr
Antlaşması’nın imzalanması gündeme gelir.


26 Mayıs 1919’da Yıldız Sarayı’nda
toplanan Şura-yı Saltanat yenilgimizi kabul etmiş ve bir an önce Sevr
Antlaşması’nın imzalanmasına karar vermiştir.


Osmanlı Devleti’nin geleceği ile ilgili
karar alan Şuray-ı Saltanat’ta Vükela, Ayan Heyetleri, üniversite, basın,
dışişleri, askeriye temsilcileri ve çeşitli kişiler bulunmaktadır.


Görüşmelerde Ayan’dan Riza Paşa hariç
(o da başlangıçta çekimser kalır, sonra kabul eder)


Herkes Sevr’in imzalanmasının
hükümete bırakılması yönünde oy kullanır.


Hükümet zaten o sırada Sevr’i
imzalamak üzere temsilci olarak üç kişiyi atamıştır:


Bern Elçisi Reşat Halis Bey ve Rıza
Tevfik.


Çünkü Sevres’in imzalanmasının
“Mecburiyet ve Zaruret icabı” olarak kabul edildiği,


Şura-yı Saltanat’taki görüşmeler
sırasında bizzat Halil Paşa tarafından açıklanmıştır.


* * *


1919 yılının Ağustos ayı başlarında
Osmanlı heyeti Parise çağrılır. On Ağustos‘ta Sevres çini fabrikasında büyük
salona davet edilirler. Kapıda kendilerine,”Efendiler, her şey olup
bitmiştir. Sizlerin imza etmekten başka bir işiniz kalmamıştır” ikazı
yapılır.


Sonrasını Rıza Tevfik’ten aynen
dinleyelim:


“Bu kocaman salon hıncahınç dolu
idi.Bize de bir yer gösterdiler. Yerlerimizi aldık, oturduk.


Sol tarafımıza, bir iki iskemle
aşırı, Veniselos’un riyaseti altındaki murahhas heyeti yer almıştı.


Evvelce arz etmiş olduğum gibi, bize
ağız açmak memnu (yasak) idi. Yalnız imza etmek düşüyordu. Teklif olunan
maddeler evvelce hükümetin malumu idi. Şura-yı Saltanat’ta ise teklif olunacak
sulh şartlarının kabulüne karar verilmiş olduğundan bizlere sadece vesikayı
imza etmek mecburiyeti düşüyordu.


Hatta galip devletler yalnız imza
ettirmekle iktifa etmeyip (yetinmeyip) bir de mühür istediklerini vaktiyle
Babıâli’ye ihtar etmişlerdi. Ben de o vakit “R.T.” harfli bir mühür
kazdırmıştım ve yanıma almıştım.


Evvela Venizelos imzaya davet olundu.
O zaman salonda toplanmış olan bir çok Yunanlı, Venizelos’a suret-i mahsusada
hazırlanmış altından mamul bir dolmakalem hediye ettiler ve kendisini
alkışladılar.


Venizelos muadeheyi bu altın kalemle
imza ettikten sonra bizi çağırdılar biz de, sıra tertibi üzere, evvela Hadi
Paşa, sonra ben, sonra da Reşat Halis Bey muahedeyi imzaladık ve mühürledik.
Sonra salondan çıkıp gittik”


* * *


RIZA TEVFİK KİMDİR?


MİLLİ MÜCADELE’YE KARŞI
BİR FİLOSOF


1907 yılında İttihad ve
Terakki Cemiyeti’ne girdi. 1908’de yapılan seçimlerde Edirne Mubusu seçildi.
Önce İttihad ve Terakki Fırkası’na girdi. Balkan Savaşı’na ve I. Dünya
Savaşı’na girişimize karşı çıktı, Hürriyet ve İtilaf Fırkasına girdi.


1018’de mütareke
mütareke imzalandıktan sonra iktidara gelen Tevfik Paşa kabinesinde Sultan
Vahidettin’in isteği üzerine Maarif Nazırı oldu. Damat Ferit Paşa kabinesinde
de iki defa Şurayı Devlet Reisliği’ne getirildi (1919-1920).


1919’da Pariste
toplanan Sulh konferansı’na Osmanlı delegesi olarak önce müşavir , daha sonra
murahhas aza sıfatıyla katıldı. 10 Ağustos 1920 tarihinde ise, Bağdatlı Ferik
Hadi Paşa, Bern Sefiri Reşat Halis Bey’le birlikte Sevres Antlaşmasını
imzalayan heyette yer aldıAnadolu’daki Milli Mücadele hareketine karşı çıktı.
Kurtuluş Savaşı kazanılınca 1922’nin Kasım ayında yük gemisiyle İstanbul’dan
Mısır’a gitti. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 150’likler arasına alındı.
Böylece 20 yıllık sürgün yaşamı başlamış oldu.


Lübnan sahilinde Cunya
kasabasına yerleşti. 1936’da Oxford’a, oradan Londra ve Paris’e
gitti.150’liklerin affından 4 yıl sonra Haziran 1943’t Türkiye’ye döndü. 30
Aralık 1949’da vefat etti.