Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Rafael Hüseynov : Azerbaycan
Millî İlimler Akademisi (Bakü)


Bitmez
ömrünün dördüncü yüzyılını tamamlayarak diriliğinin beşınci asrına başlayan
Evliyâ Çelebi, sadece böyük irs yaratmış dedelerimizden biri gibi değil, aynı
zamanda çağdaşımız olarak addedilmelidir düşüncesindeyim.


Onun
hiçbir zaman okursuz kalmamış ve kalmayacak 10 ciltlik Seyahatnâme’sinin ilk
baskısı 1896’da – XIX. yüzyılda başlamış, 1938’de – XX. yüzyılda tamamlanmıştı,
dolayısile baskının bir asra sığamamış olmasında da bir hikmet var. Evliyâ
Çelebi, öylesine bir emsalsiz ilmî ve edebî inci doğurmuşdur ki, onu yalnız
mazinin yadigarı, manevi mirası olarak kabullenmek kesinlikle doğru olmaz. Onun
asırların hududuna sığmayan muteşem eseri, geçmişin itibarlı aynası olmakla
beraber, günümüzle sesleşebilen çağdaş ruhlu bir anıttır ki, yaşadığımız yeni dönemin
zor anlarında da bizimle birliktedir ve mücadelelerimizin dayanağına
çevrilmektedir


Bugün
Evliyâ Çelebi, yalnız geçmiş zamanın coğrafiya alimi, tarihçisi, edibi değil,
hem de yeni çağın lisan öğretmeni, dil koruyucusudur ve Türkiye Türk’üne özbeöz
dilinde nasıl yazıp konuşmasını tarihin sınamalarından geçerek denet-

lenmiş ülküleri hatırlatır, muteber rehber kılavuz temkini ile güzelim Türkçeyi
dışarıdan ve içeriden gelen istenmiyen temayüllerden muhafaza etmenin yollarını
anlatır.


2007
dünyada “Mevlana Yılı” idi. 2011 “Evliyâ Çelebi Yılı”dır. Zaman geçecek, bir
diğer ulu Türk’ün yılı olacak. Böylece, Büyük Türkler, dünyamıza nice bayramar
armağan etmeyi sürdürecek, insanlığı daha fazla düşündürmeye, halkları ve
ülkeleri daha fazla yakınlaştırmaya devam edecek. Evliyâ Çelebi’nin ve onun
bütün zamanlardaki tüm meslek kardeşlerinin bizlere verdiği en başlıca dersler
de zaten budur.


Yakın
ve Orta Doğunun uzun tarihi boyunca yaratılmış öylesine nadir ve eskimez
kitaplar var ki onlar hangi dilde, hangi ilde ve hangi yüzyılda meydana
getirilmiş olursa olsunlar, bunlar ortak abidelerdir ve bu kaynaklar olmadan

maziyi öğrenmek, halklarımızın ve ülkelerimizin geçmişi hakkında doğru fikir ve
kanaatler oluşturmak imkansızdır. Muhemmed Oufi’nin XI. asırda kaleme aldığı
“Lübab ül-elbab”dan XIX-XX yüzyıllara değin düzenlenmiş yaklaşık 1000 kadar
tezkire olmasaydı, Fars, Arap, Türk edebiyatlarının tarihini iyi bilemezdik,
birçok simalarını tanıyamazdık.


IX-X.yüzyılların
yazarları olan İbn Hordadbeh’in, el-Yakubi’nin, İbn el-Fakıh’in, İbn Fevkal’in,
Ahmet el Belazuri’nin (vefatı 892), Ebucafer Muhammed et-Teberi’nin (838-923),
Ebu İshak el-İstehri’nin (820-934), Ebülhasan Mesudi’nin (vefatı 956)
kronikleri olmasaydı, İzzettin İbn el-Esir’in (1160-1232) “El-kamil fit-tarih”ini,
Fezlullah Reşideddin’in (1247-1317) “Cami et-tevarih”ini, Hasan bey Rumlu’nun
(1530-1610) “Ehsen üt-tevarih”ini okumasaydık, X.yüzyılın anonim yazarının
“Hüdud ül-alem”ini, XIII. asır coğrafiyacısı Mehemmed ibn Necib’in

“Cahanname”sini, XIV.yüzyılın Azerbaycan alimi ve edibi Hamdüllah Kazvini’nin
(1281-1346) “Nüzhet el-külub”unu, Azerbaycan’ın 40 yıl yollarda olmuş seyyahı
ve şairi Zeynalabdin Şirvani’nin (1780-1838) “Bustan ussiyahe”, “Riyaz
üssiyahe”sini ve onlarca bu türden risaleleri, salnameleri, seyahetnameleri
tanımasaydık kendimize iyi aşina olmazdık. Bu kandil misali kitaplar olmadan
mazinin karanlıklarında yolumuzu kaybederdik, aradığımız menzillere varamazdık.


Ömrünün
yarı yüzıldan fazlasını seferlerde geçirmiş ve gördüklerini, bildiklerini yapraklara
aktararak pek çok cilt ve binlerce sayfa kapsayan, son tahlilde tek bir kitap
oluşturan emsalsiz kaynak vücuda getirmiş ünlü Türk seyyahı ve edibi Evliyâ
Çelebi’nin (1601-1682) adı, yukarıda zikredilen müstesna tarih rehberlerinin
sırasındadır. Evliyâ Çelebi, şüphe yok ki, mezkur eserlerin ekseriyetile tanış
idi ve bunu, kitabında sözkonusu kaynaklara sık sık yaptığı göndermeler de
tastiklemektedir. O kaynakların ne kadar farklı dillerde ve üsluplarda
yazılsalar da, mueyyen ortak yönleri, kalıplaşmış ifade tarzları da vardı.


Evliyâ
Çelebinin eseri kendisine kadar yazılmış salname ve seyahatnamelere bir sıra
hüsusiyyetleri ile yakın olmakla beraber, onların hepisinden bir
özelliği ile açık şekilde seçilmektedir. Doğrudur, Seyahatnâme özü itibarı
ile bir bilimsel eserdir. Fakat deyiş tarzına ve ifade güzelliğine göre estetik
sanat eseridir. Evliyâ Çelebi mirasının tarih bilimi açısından emsalsiz
değerini ve muazzam ölçeğini tasavvur edebilmek için Batı ve Doğu’nun iki büyük
bilginin tanıklığını anımsatmak yeter. Dünya doğubilimciliğinin seçkin
adamlarından olan İ.Y.Kraçkovski, Evliyâ Çelebi Seyahatnâme’sini “devrinin anı
içerikli en mühim belgelerinden biri, o zamanın tarihinin birinci dereceli
kaynağı, ayrıca yazarın gördüğü ülkeleri ve insanları tasvir etmekte Doğu
edebiyatlarında yegane olan, en muhtelif medeni-tarihi detayların tükenmez
kaynağı”( 7,626) olarak kıymetlendiriyordu.Yazdıkları geçmiş ile şimdi arasında
en muteber köprülerden olan müstesna Türk bilgini M.F.Köprülü ise tastik
ediyordu ki, tarihimizin her asrı için bu keyfiyyette ve bu layakatte bir
eserimiz olsaydı, o zaman bu gün açısından milli tarihimizin araştırılması çok
daha kolaylaşırdı (8,7).


Kitabının
içeriği ve manasına göre Evliyâ Çelebi coğrafyacı, tarihçi, edib, araştırmacıdır.
Ama yazı şekline, söylem biçimine göre destancıdır, ozandır. Bu bakımdan Evliyâ
Çelebi ve onun Seyahatnâme’si bütün salname ve seyahatnameler tarihinde
emsalsizdir. “Kitab-i Dedem Korkud” destanlarının başlanğıc kısmında, daha
boylara geçmeden Korkud Atanın soyları – öğütleri yer alır: “Könlin yuca dutan
erde dövlet olmaz; Eski panbuk bez olmaz, karı düşmen dost olmaz; Oğul atadan
görmeyince süfre çekmez”(6,31). Evliyâ Çelebi de aynı motifi eserine getirir,
Seyahatnâme’sinin ikinci cildinin başlangıcında baba nasihatlarını verir. Öz
babasının ona olan nasihatları gerçekte Evliyâ Çelebi’nin kendisinden sonra
gelenlere de öğütleridir: “İki kişi söyleşirken dinleme; Nanü nemek hakkın
gözet; Davetsiz bir yere varma; Senden uluların önünden gitme”. Buraya bir öğüt
manzumesi de ekliyor:


“Sormağa ey yar,


Eyleme gel ar,


Anla ne kim var,


Elm-i tamami.


Farsiyi bil,


Ehlini bulğıl,


Efseh-i nas ol,


Ereb ü ecami.


Bildiyin öyret,


Dersini fikr et.


Eyleme heç redd,


Has ile ami.


Elme heris ol,


Şüğle enis ol” (4,58-59).


“Kitab-i
Dedem Korkud”dan gelerek Seyahatnâme’den geçen bu tür atasözleri ve öğütler
sıralamasını bir çok Oğuznamelerde de, destanlarda da görmekteyiz, çeşitli Türk
halklarında zaten bu biçimde tertip edilmiş epey “atasözleri” mecmualarına da
rastlarız. Sanki bu ve buna benzer parçaları Evliyâ Çelebi eserine maksatlı
şekilde dahil ediyor ve folklor aksi-sadasının Seyahatnâme’nin bütün
parçalarından gelmesine çalışıyor.Bunu bir taraftan yazarın eserinin
okunaklığını, cazibesini artırmak niyeti gibi yorumlamak mümkündür ki bir kısım
araştırmacılar haklı olarak bu şekilde düşünmüşler (bkz.: 5,134–139), bu daha
çok yüzeyde olan bir belirtidir ve daha derindeki temel sebebin üst katıdır.


Ciltten
cilde geçtikçe Seyahatnâme’yi yekpare bütüne çeviren, zahiren dağınık olan
malumat ve hadiseleri tek bir iplik boyu dizerek kurgulayan başlıca öğenin
daima halk hikayecisi kıyafesinde görünen yazarın kendisinin olduğuna

tanık oluyoruz. Buta verilmesi, vahiy gelmesi, yarayıcı kişinin kalbine
ilahiden ilham damızdırılması masallarımıza, destanlarımıza has bir özellikdir.
Destan poetikasını eserine temel öğe seçmiş Evliyâ Çelebi, nitekim eserine de
bu ahengle başlıyor. Risale, geleneksel salname, seyahatname gibi değil, tam
bir masal, bir destan gibi.


Daima
seyahat arzusu ile yaşadığını, bir gün rüyasında, Muharrem ayının aşura
gecesinde Ahi Çelebi camiine gittiğini, burada mükaddesleri görerek bahtiyar
olduğunu, nihayette Muhammed Peygamberin karşısında durup onun mübarek elini
öptüğünü, bir ricasını diline getirdiğini naklediyor. Lakin heyecandan dili
dolaşır, “Şefaat, ya Resul Allah” demek isterken dilinden ”Seyahat, ya Resul
Allah” kelimeleri kopuverir. Peygamber ise zaten onun için peygamberdir ki,
yalnız deyilenleri yok, duyulanları da göre, sezebiliyor ve Evliyâ Çelebi’ye aynı
gece hem şefaat, hem seyahat nimeti eta olunur (3, 29-30). Evliyâ Çelebi’nin
rüyadan, hülyadan masal, destan gibi başladığı sohbetin meyvası netice itibarı
ile gerçekçi Seyahatnâme olur.


Evliyâ
Çelebi’nin on ciltlik muhteşem tarihî-edebî-etnografik incisi, çeşitli el yazma
eserlerinde ve kaynaklarda “Seyahatnâme” (“Seyahat kitabı”) ve “Tarih-eseyyah”
(“Seyyahın kitabı”) olarak iki farklı adla belirtilse de genel olan ve
bu türden yapıtlarda sık sık rastlanan birinci ad değil, yazarını evvelden
sona kadar kitabın baş kahramanı ve her yerde açık şekilde boy gösteren kişi
olması sebebiyle ikinci ad daha sahihtir.


Orta
yüzyıllarda yazılmış tüm diğer seyahat kitaplarından seçilmesinin bir başlıca
sebebi bu eserde yazarın sadece betimleyici ve toplayıcı değil, ozan tipli
hikayeci, yorumcu ve anlatıcı olması, her uygun bir makamda ortaya çıkarak

yorum getirmesi, görüş belirtmesi, düz mantıkla doğrudan doğruya okurunu
gerçeklerin daha optimal algılanmasına yönlendiren olgun bir halk bilgesi
konumunda olmasıdır.


Evliyâ
Çelebi betimleme, aktarma ve anlatı şekline göre kendisine kadar mevcut olmuş
seyahatname, salname, tezkire ve diğer bu türden eserlere özgü sırf bilimsel
veya edebî anlatım tarzını örnek almamıştır. O, önemli miktarda epik
abidelerden, el yazma eserlerden, kişisel gözleminin sonucu olan günlüklerden
yararlanmakla beraber, çok sayıda rivayet, efsane, latife, halk anekdotları, bu
veya diğer olay ve vakaların halk arasındaki yorumlarından da faydalanmıştır.
Ayrıca özü itibarile çeşitli yönleri yansıtan bu bilgilerin müşterek bir payda
ve metin içinde doğal biçimde sunulması için Seyyah, en uygun şekli bulmuştur.
O, felsefesi itibarile bilimselliğe daha yakın ve uygun düşen

eserini risale değil, destan üslubuna benzer bir biçimde kurguluyor; fakat bunu
öylesine bir ustalıkla yapıyor ki kitabın bilimsel sıkletini eksi yönde
etkilemiyor. Yani destan tarzı sanki fonda, arka planda duyulur, kabartılmaz,
ama nabız gibi eser boyunca atmakta devam eder. Bu üsluba müracaat etmekle iri
hacimli eserin okunaklı olmasını, cazipliğini temin etmek, muhtemelen yazarın
ulaşmak istediği hedeflerden biridir. Daha önemli olan ise yazarın elde ettiği
belirli ölçüdeki serbestliktir; seçilmiş anlatım tarzının belirli göreceliklere
müsait olması sebebiyle herhangi bir bilginin sahihliğinden, tarihsel vakanın
dürüstlüğünden okurda doğabilecek kuşkulardan yazarın kendisini sığortalamak
isteğidir.


Kimi
zaman yeni dönem ve günümüz araştırmacıları Evliyâ Çelebi’yi yararlandığı
ayrı-ayrı kaynaklara eleştirel yaklaşmamakta, onlarda hatta belirgin şekilde
gözüken tarihsel uygunsuzlukları tashih etmemekte kınamaktadırlar. Fakat çok
yönlü ve derin bilgi sahibi olan, kendisinin belirttiği ve diğer kaynakların da
doğruladığı gibi yaklaşık on yabancı dil bilen yazarın yararlandığı kaynaklara
hoşgürülü münasebeti, kesinlikle onun itinasızlığından veya dakikleştirmeler
yapmak için yeterli derecede yeteneği olmamasından ileri gelen bir
durum değildir. Bu durum, “Seyyahın Kitabı”nda yazarın uyguladığı
yaratıcılık ilke ve yöntemidir.


Evliyâ
Çelebi, faydalandığı her kaynağın versiyon olarak yaşama hakkını kabullenmekte,
bir ölçüde folklorcu, halk bilimci yaklaşımı ile “hiçbir anlatım şıkkı yalnış
değil” tutumu sergilemektedir.


“Seyyah
kitabı”nın kimi naşir ve araştırmacıları (örneğin, Kitabın 1961, Moskova
baskısının birinci cildini baskıya hazırlayan ve ön söz yazarları A. Jeltyakov
ve A. Tveritinov) Evliyâ Çelebi’nin nerdeyse betimlediği her olayda bizzat

kendisinin yer almasını, anlatılan konunun merkezindeymiş gibi göstermesini
eserin daha kolay okunmasını sağlama, ilgiçekici kılma çabasından ziyade,
yazarın kendi önemini abartması ve böbürlenmesi olarak değerlendirmektedirler

(1,11). Kanımızca, bu tamamen yanlış bir yaklaşımdır ve Evliyâ Çelebi’nin kendi
eseri için seçtiği destan anlatım tarzını anlayamamaktan kaynaklanmaktadır.


Nitekim
bu destan üslubudur ki hikayeci ozanın sürekli olarak olayların merkezinde
kalmasına, jüri gibi görüş belirtmesine, ayrı ayrı havadisleri kavuşturarak toparlamasına
olanak sağlamaktadır. Yazar, bu envayi çeşit konuların toplandığı eserin temel
anahtarı, birleştirici etkenidir ve “Seyyah Kitabı”nda kompoziyon akışı ve
“kurgulama yöntemi”nin evvelden sona kadar sürdürülmesini sağlayan tek sabit
damar, on cildin tümü okunduktan sonra anlaşılıyor ki Evliyâ Çelebi’nin bizzat
kendisiymiş.


Klasik
şiirin “Divan” edebiyatına dahil olmayan ve kendine mahsus ifade tarzi ile
seçilen enteresan nevilerinden biri de Fars dilli edebiyatta “şehraşub”,
Türk-dilli şiirde “şehrengiz” denilen şiirler grubudur. İlk kamil nümunesi XI.
yüzyılda İran şairi Mesud Sed Selman tarafından yaratılmış bu nevi şiirler
Osmanlı edebiyatında XV-XVI. yüzyıllarda ortaya çıkmaya başlar. Konusu
şehirlerin ve şehir esnafının tasvirinden ibaret olan şehraşub ve şehrengizler
çoğu zaman mizahi, humoristik bir dille kaleme alınmış, şehir esnafının yaşamı
ve mesleklerinin inceliklerini onlara özgü deyiş tarzile yansıtmışlardır.


Bu
nevi şiirler Fars, Türk, Hind, Uurdu edebiyatlarında XI-XIX.yüzyıllar arası
yaratılmış birçok örnekleriyle destanlara, meydan tiyatrosu üslubuna uygun
olmuşlar. Ayrıca bu şiirler her edebiyatta aralıksız şekilde, bütün devirlerde
değil, ayrı ayrı edebiyatlarda o topraklarda şehir hayatının kalkındığı, esnaf
kesiminin oluşmasının kuvvetlendiği dönemlere rastlar. Evliyâ Çelebinin
yaşadığı devir ise hem onun kendi ülkesinde, hem de gezip dolaşdığı bir sıra
vilayetlerde sözkonusu sürecin coşkun şekilde cereyan ettiği dönemler idi (7).


Genellikle
şehraşub ve şehrengizler çeşitli poetik biçimlerde; kıtalar, rübailer, gazeller
dizisi, veya mesnevi şeklinde yazılmıştır. Evliyâ Çelebi’nin İstanbul esnafına
ayırdığı bölüm Seyahatnâme’nin en iri bölümlerinden biri olmakla beraber, Türk
edebiyatındaki emsaline az rastlanan şehrengizlerden biri sayılabilir (3,
487-674). Bu, şehrengizin Türk edebiyatında nesirle kaleme alınmış tek nümunesi
hesap edilebilir. Sözkonusu parçada Evliyâ Çelebinin hem nasir, hem araştırmacı
gibi keskin gözleri, gözlemci yeteneği dikkat çekiyor. İstanbul’da mevcud olmuş
yüzlerce esnafı hatırlatan, ekseriyeti bugün unutulmuş meslekler hakkında
etraflı bilgiler veren, hatta birçok esnafla ilgili somut istatistik rakamlar
açıklayan Evliyâ Çelebi estetikten taviz vermez.


Ayrı
ayrı zanaat ve zanaatçılarla ilgili söylemelerle kitabının bu bölümünü
revnaklandırıyor, doğrudan doğruya esnaf ağzından topladığı, bununla da
kesinlikle yok olmadan kurtardığı şiir parçaları – manzum şehrengiz
parçalarıyla

esnaflı sayfaları süslüyor:


Ol hökkedehen türre-yi terrar ile oynar,

Teryak lebini satmak üçün mar ile oynar.

Çun dağ-i kemin yollarını sineye düzdü,

Bu nerd-i mehebbetde könül zar ile oynar.

Benzetmek üçün alemi bir zill ü heyale,

Sayende güneş kölgede divar ile oynar.

Eglenmege divane könül şimdi Müzeffer

Zencir-i ser-i zülf-i siyahkar ile oynar (3,655).


 Şehrengizcilik
bir bakıma Doğu’nun özel röportajcılığı, gazeteciliği de sayılabilir ve Evliyâ
Çelebi tam bir röportaj yazarı dakikliği ile çağının nice meslek zanaat
sahibinin adını, soyadını tarihin belleğine yazmış, onların yetenekleri ve

üstün niteliklerine ilişkin ayrıntıları gelecek günler için hıfzetmiştir.
Evliyâ Çelebi örnek verdiği, şarkı gibi söylenen mezkur gazeli kimden işitip
yazıya aktardığını da bize heber vermiştir: Karagözcü Hasanoğlu. Arapların
“Hayal ez-zill”, Türk’lerin “Karagöz” adlandırdığı gölge oyununun mahir
oyuncusu olması dışında Hasanoğlunun şiiriyatta herkesi hayran bırakan
becerisini özellikle vurgulamadan geçmeye Evliyâ Çelebi’nin gönlü razı olmaz.


Seni dağdan tuttular,

Ayı deye oynatdılar.

Bağçada dolab döner,

Sen de dön de görsünler (3,561) .


Bu
da Evliyâ Çelebinin başka bir esnafın dilinden alıp yazıya aktardığı ve demek
ki unutulmaktan kurtardığı daha bir halk nağmesidir. Bunu da ayı oynatan
çingeneler söylerlermiş. Bu ayı oynatanların, meydanda halkı eylendiren

pehlivanların şimdi tassavvur dahi edemediğimiz kadar bol ve çeşitli olmasını
da Evliyâ Çelebi sayesinde öğreniyoruz. Anlaşılıyor ki “pehlivan” derken zaten
meydan tiyatro oyuncusu kastediliyor. Çelebi şöyle sıralıyor:


Pehlivan-i zurbaz, pehlivan-i kuzebaz, pehlivan-i sinibaz,
pehlivan-i perendebaz, pehlivan-i şişebaz, pehlivan-i kadehbaz, pehlivan-i
ayinebaz, pehlivan-i çerhbaz, pehlivan-i maymunbaz, pehlivan-i köpekbaz,
pehlivan-i ayubaz vb. (2, 626).


Sadece
Seyahatnâme’nin bu kısmında olan ve diğer ciltlere serpilmiş nağme metinlerini
toplarsak Çelebi döneminin halk nağmelerine ilişkin dolgun bir manzarayı
seyretmek imkanı ortaya çıkıyor. Halk edebiyatında, şifahi söz ne kadar
kuvvetli olsa bile onun kendi ömür süresi var. Herhangi bir kuşak değişimi
esnasında birtakım sözler, nağmeler, şiirler,

deyimler, gelenekler unutulur, en iyi halde kitleselliğini yitirerek ulusal
belleğin alt katına çöker.


Evliyâ
Çelebi gibi kalem sahiplerini, tarih yazarlarını minnettarlıkla hatırlamanın
önemli hizmeti bir de şudur ki ayrı ayrı ağız edebiyatı örneklerini
yazılaştırmakla onlara taze hayat bağışlarlar. Yazıya alınmakla o numuneler
yazılı

edebiyat olgusuna dönüşmezler; fakat sözlü edebiyat incisi olarak daha uzun
ömür yaşamak imkanı kazanırlar.


Oylemi halım felek,

Dilbilmez, zalım felek.

Kesdin can bağçasından,

İki nihalım felek (4, 270).


Bir
askerin dilinden işittiği bu hazin nağmeyi Evliyâ Çelebi defterine aktarır,
sonra kitabına ekler ve şimdi Seyahatnâme’yi yaprak yaprak çevirdikçe belli
oluyor ki meğerse bununla da mezkur nağmeye ebedi diri kalmak imkanı
bahşediyor.


Mahmud
Kaşğarlı tüyuglar katarını dillerden alıb Divan-i lüğat it-türk’üne
kavuşturmasaydı bugün onları bilen kim idi, muhtemelen tarihin yağmurları
onları çoktan ve ebediyen yıkamış yoketmişti.


Aceba
3-4 yüzyıl evvel belki de o şehirlerde yaşayan çoğu insanların severek ezber
okuduğu bu “Üç şehrin medhi” nağmesini Evliyâ Çelebi’nin aracılığı olmasaydı
çoktan yitirmemiş miydik?


Sanasan bağ-i cennetdir,

Edirne, Bursa, İstanbul.

Gözellerle müzeyyendir,

Edirne, Bursa, İstanbul (4,472).


“Seyyah
Kitabı”nın bir özelliği de şudur; yazar tarih ve coğrafya bilgileri toplayıcısı
görevini maharetle icra etmekle beraber, belki bundan fazla ustalıkla söz
toplayıcısı, söz sarrafı, yer yer uzman bir dil bilgini olmak yeteneğini
sergilemektedir.


Onun
on cilt içerisinde sıraladağı edebî numuneler, ayrı ayrı söz ve deyimlerin,
toponimlerin hem bilimsel, hem halk ağzı ile yorumlanması ve kıyaslamalı
tahlilleri bir bakıma kitap içinde kitap etkisi oluşturur ve tarih, epigrafik
yazıtlar,

harp sanatı, dilcilik ve birçok başka bilim dallarında evrensel bilgi sahibi
Evliyâ Çelebi’nin aynı zamanda seçkin bir yazar olduğunun resmidir.


Evliyâ
Çelebi’nin memleketler dolaşarak sayısız insanlar ve kocaman mekanı çevreleyen yer-yurtla
ilgili bitmez tükenmez değerli yaddaşları arasında kendisine ilişkin bir
başkasının söylediği şöyle bir kıymet de var: “O, bir kerib

üd-diyar seyyah-i alemdir ki, kimin arabasına binerse, anın türküsün okur, her
kimin ihsanın görse, anın medh ü senasında olur” (5,35). XVII.yüzyılda bu
sözler düzanlamda tam hakikat idi; gerçekten de Evliyâ Çelebi kimin arabasına
binse, derhal onun mahrem hemsohbetine çevrilebiliyordu, tezelden onun sözünü,
şarkısını, türküsünü öğreniyordu.


Dört
yüzüncü yaşının tamamında bir zamanlar çağdaşının Evliyâ Çelebi’ye verdiyi o
kıymet, bize başka bir hakikati de fısıldıyor. Evliyâ Çelebi tek tek kişilerin
değil, tarihin arabasının yolcusu imiş. Bu arabaya biner binmez tarihin

musahibine çevrilir, onun sesini dinler, onun türkülerini öğrenirmiş. Ve
yazarmış ki, günümüze ulaşabilsinler. Bugün yazdıklarını okudukça onun ihsanını
duyuyoruz, elbette medh ü senasında olmalıyız. O bir kalem adamı ve evliyâ idi.

Onun medh ü senalarına nail olmak istesek, yazdıklarını gereğince okumamız,
yazılanları anlamamız, ibretlerinden ders almamız yeter. Hem de yalnız bu yıl,


“Evliyâ
Çelebi Yılı”nda değil, daima!


Kaynaklar

А.Желтяков, А. Тверитинова. Эвлия Челеби и его «Книга путешествия». В книге:
Эвлия Челеби. Книга путешествия. Извлечения из сочинения турецкого
путешественника HVII века. Перевод и комментарии. Выпуск 1. Издательство
Восточной литературы, Москва, 1961.


Evliyâ
Çelebi Seyahatnâmesi. Birinci cild. Tabei Ahmed Cevdet. Darüsseadetde “Ikdam”
matbaası. 1314.


Evliyâ
Çelebi Seyahatnâmesi. İkinci cild. Tabei Ahmed Cevdet. Darüsseadetde “Ikdam”
matbaası. 1314.


Esger
Resulov. Türk senedli-bedii nesri.”Elm” neşriyyatı, Bakı, 2004.


Kitab-i
Dedem Korkud. Faksimile, transliterasiya ve müasir Azerbaycan diline
uyğunlağdırma. Tertib edeni Samet Elizade. Bakı, Yeni neşrler Evi, 1999.


Крачковский
И. Ю. Избранные сочинения. Т. 4. М.-Л., 1957. Предисловие к книге «Книга
путешествия» Эвлия Челеби. Симферополь, 1996.



Rafael Hüseynov. Türk
şiirinin şehrengizleri ve şehrengizcileri. Türk filologiyası meseleleri. 2.
sayı. “Elm” neşriyyatı, Bakı, 1980.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış