TARİH


Değerli
dostlar, Horasan eski belediye başkanı değerli insan Dursun Şen beyefendiden
dinlemiş olduğum yaşanmış bir olayı anımsadığım kadarı ile anlatmaya
çalışacağım sizlere: 


93
harbi de denilen 1876-1877 Osmanlı, Rus savaşlarında, Rus ordusu Horasanı işgal
eder. Asayişi temin maksadı ile işgalci ordunun askerleri ev ev dolaşıp arama
tarama yapmaya başlarlar. Teğmen rutbeli bir Rus subayı girdiği evin sahibi
adamın, oturduğu seccade de ellerini semaya açmış ve kendisinden geçmiş bir
halde “Allahım
şu Moskof askerlerinden bizi koru! Allahım sen onları kahr-u perişan eyle!
Vatanımızı Rus çizmelerine çiğnetme Yarabbi”
gibi beddualar
etmektedir. Teğmen seslice yapılan bu bedduaları dinledikten sonra iyice
hırslanır ve kendisinin içeriye girdiğini bile fark edememiş olan bu adamın
sırtına sağlam bir tekme atarak onu oturduğu seccadesine uzatır ve ona ironi
yaparak derki: “bak
ulan şerefsiz, ben bir Moskof askeriyim ve işte senin evindeyim; vatanında
çizmelerimin altında! Benim cezamı Allaha havale edeceğine, kalk eline bir
balta, bir kazma ya da bir orak al da beni evinden kovmaya çalış ki onurunu,
namus ve şerefini kurtarmış olasın”
der!


Bu
Rus teğmen, aslen bir Tatar Türküdür ve bu anısını daha sonra esir edilmiş bir
Türk subayı ile paylaşır.


Bu
vakıadan mülhem, günümüzdeki terör olayları karşısında toplumumuzun tutum ve
tavrını yorumlamak istedim.


Son
8 ayda ülkenin çeşitli kentlerinde 20 bombalı saldırı yapıldı ve 443 kişi bu
saldırılarda can verdi! Biz toplum olarak saldırıları kınadık, telin ettik ve
bunların cezalandırılmasını beddualarımızla Allahtan istedik! 


10
Aralık, 2016 tarihinde, dünyanın günümüze kadar görebildiği en kahpe terör
örgütü olan, emperyalistlerin bir türlü vazgeçemediği PKK, kalleşçe ülkemizi
kana buladı yine!


Ihtiyar-genç,
kadın-erkek, çoluk-çocuk ve sivil-asker gözetmeden dik yurüyen her varlığın
kanını içmekten zevk alan bu caniler sürüsüne, bu kalleş-kanı bozuk canavar
takımına hak ettikleri cezayı birtürlü veremedik! Bırakınız crza verebilmeyi,
birde vatandaşımızın sofrasından eksilttiğimiz lokmasından oluşturulan mali
bütçemizi onları yaşatmak için harcayarak yüreklerin daha çok yanmasına
yardımcı oluyoruz! Onlar için adına “hapisane” dediğimiz malikaneler yaparak,
yaşadıkları mağaralarında çektikleri çilelerine son veriyoruz!


Ülkemizin
her köşesinde sahneledikleri gayrimeşru hayat düzenlerini biliyoruz, ama
sesimizi çıkaramıyoruz!


“Aman
bir pisliğine muhatap olmayalım, zira devletin desteği arkalarında” şeklinde
düşünüyor ve külahımızı başımıza çekerek ortalardan kayboluyoruz!


Durum
karşısındaki çaresizliğimiz, bizi başka bir kapıya yönlendiriyor: TANRI’ya!


7’den
70’e kadar toplumumuzun tamamı ellerimizi semaya açıp Horasanlı’nın yaptığı
gibi yalvar-yakar onları cezalandırmasını istiyor Tanrı’yı göreve (!) davet
ediyoruz! Daima işin kolay olan bu yönünü tercih ediyoruz eskiden de olduğu
gibi! Bu biz Türklerin daima tekrarladığımız ve birtürlü vazgeçemediğimiz
alışkanlığımız haline geldi!


Anlayamadık
bir türlü; Tanrının, kulları arasındaki sorunlarını çözmek gibi bir görevinin
olmadığını ve zaten olmaması da gerektiğini anlamadık.


“Dua”nın
ne anlama geldiğini öğrenemedik.


Rab’den,
para-pul, mal ve çeşitli dünyevi materyaller istemememizin gerektiği gibi,
sevmediklerimizi yok etmesini, düşmanlarımızı kahruperişan etmesini de O’ndan
isteyemeyiz.


Gücümüzün
yetmediği her konuda Tanrının devreye girmesini beklememeliyiz! Bunlar Allahın
görevleri arasında yok! Tanrıdan isteyeceğimiz herşey ahiret alemiyle ilgili
olmalıdır! O, yaşadığımız sürece bu dünyamızı dizayn etmemiz gerektiğini bize
bıraktığının mesajlarını zaten veriyor!


Bahşettiği
cuz-i irade ve beynimize yerleştirdiği akıl ile bu tür meselelerimizi
halledebileceğimizi bildiriyor bizlere!


Dua,
beşeriyet adına menfaat temin etmek için yapılamaz! Allah’ı, kulları arasında
ayırım yapmaya teşvik etmek, O’nu “Adl” sıfatının dışına çıkmaya zorlamak
gibidir(!) Ve “Adl” sıfatı yokluğunu zımnen vurgulamak anlamına gelir ki, bu
tam anlamı ile şirktir-küfürdür!


Kısacası:
Dualar dünyevi meseleler için değil, uhrevi meseleler için yapılmalıdır!
Dünyevi meselelerimizi, kendi kabiliyet ve yeteneklerimizle, Allahın verdiği
aklı kullanarak çözebilmeliyiz. Bulunduğumuz dünya imtihan alanı ise, bu
imtihan alanında imtihanı yapandan torpil istememeliyiz!


Terörü
ve teröristi kınamakla, terör yapanların Allah tarafından cezalandırılmalarını
istemekle hiçbir sonuç elde edilemez! Terörü bitirmesi gerekenler bizatihi ülke
idarecilerin kendileridir! İdarecilerin tutum ve davranışlarıdır! Hiçbir
hafifletici gerekçeye itibar etmeden, iç ve dış hiçbir telkine kulak vermeden
ciddiyetle olayların üzerine gidilmelidir! 


Elbette
toplumun da katkıları olmalıdır; ama bu dualarla değil, fiili eylemlerle
yapılmalıdır! Halk amatörce istihbarat sağlayabilir. Sokaklara milyonlarca
insan çıkarak terörist faaliyetlerin karşısında olduklarını gösterebilirler!
Daha birçok yöntemi vardır terörü telin etmenin. Artık insanlar vazgeçmelidir
her zor durumda kalındığında, bir vurucu güç ya da herhangi bir kolluk
kuvvetiymiş gibi Tanrıyı sahaya inmeye davet etmekten!


Benim
ne demek istediğimi anlayamayan bazı gerizekalı salaklar, eminim hemen
saldırıya geçip “kafir” olduğumu ilan edeceklerdir! Hiç de umurumda değil; ben
dinimi de, o dinin sahibini de onlardan çok daha iyi biliyorum. Dileğim onların
da bu mütekamil dini iyi öğrenmeleridir! Herkese selam ve saygılar!


Lütfi Şentürk


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir