KAYNAK : http://tayfuntimocin.blogspot.com.tr/2013/01/piri-reis-neden-olduruldu.html 

PÎRÎ REİS
NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ ?

Bugüne kadar Pîrî Reis’in
yazdıkları ve çizdikleri ile ilgili çok yazı kaleme alındı. Bu yazı, onun
eserleriyle değil, idam edilişiyle ilgilidir ve asla bir tarihçilik iddiası
taşımaz. Zira bir kuruntuyla değil, denizcilik tarihine meraklı amatör bir
denizcinin oradan buradan derlediklerini paylaşma hevesiyle kaleme alınmıştır.

Denizcilik tarihimize
dönüp baktığımızda, büyük Türk denizcileri dediğimiz kaç kişi sayabiliriz?
Mesela bir İngiliz arkadaşımızla oturup sohbet ederken, “Hadi bana tarihteki
ünlü Türk denizcilerini say” dese, kaç isim sayacağız? Çaka Bey, Umur Bey,
Barbaros Hayrettin(ki aslında tek başına değildir Hızır Reis, ağabeyi Oruç
Reis’i, asıl kızıl sakallı olan ve Avrupalılarca Barbaros olarak anılan ilk
denizciyi unutuyoruz nedense), Pîrî Reis, Turgut Reis, Uluç Ali Reis, Seydi Ali
Reis… Pek çok denizcimizin büyük hizmetleri ve başarıları oldu elbette ama
kendi adıma diyebilirim ki, listeyi bundan öteye taşımak, fazla zorlama olacak
sanki.

Şurada hemen bir parantez
açalım: Bu isimlerin büyük çoğunluğu, denizde askerî zaferler elde etmiş
kişilerdir. Denizcilik ilmine katkıda bulunmuş –ne yazık ki- tek isim Pîrî
Reis’tir. Haritaları ve kitabı ile Pîrî Reis, denizcilik ilmine katkıda, hem de
önemli katkıda bulunmuştur. (Ahmet Rasim Barkınay gibi önemli isimleri, nispeten
modern oldukları için bu listenin dışında tutuyorum.)

Pîrî Reis’ten başka
bilimsel çalışma yapmış bir denizcimizin olmadığını ben söylemiyorum, Kâtip
Çelebi söylüyor, ki kendisi de Tuhfetü’l Kibâr Fî Esfâri’l Bihâr adlı muhteşem
eseriyle denizciliğimize katkıda bulunmuş, en azından çok önemli kayıt
düşmüştür ama denizci değildir. Şöyle diyor Kâtip Çelebi eserinde, Pîrî
Reis’imizin Kitab-ı Bahriye adlı eseri için: “Mezbûr Pîrî Reis Bahriyye nâm
kitabı yazup Akdeniz ahvâlini beyân eylemişdir. İslâmiyânın bu fende andan
gayrı kitâbı olmamağla ekser deryada gezenler âna mürâcaat ederler.”

Seydi Ali Reis’in de
denizcilik ilmiyle ilgili kitapları vardır ama o değerli eserlerde (bildiğim
kadarıyla günümüz diline de çevrilmediler henüz) denizcilik açısından yeni bir
şey  mi, bilemiyoruz. Evet, Mirat-ı
Kâinat, Hulâsat-al Haya,  Kitab Al-Muhit
Fî İlm’al Eflâk Va’l Abhuradlı eserler bilimsel nitelik taşımakta ama Pîrî
Reis’in yapıtlarıyla kolay kolay boy ölçüşebilecek cinsten olmadıkları
söylenebilir. Öyle olsaydı, Kâtip Çelebi de o şekilde dile getirirdi.

Görünen o ki, denizcilik
tarihimizde(modern dönem hariç) askerî başarı dışında önemli katkı sağlamış tek
kişidir Pîrî Reis. Ve o da idam edilerek hayatını kaybetmiştir. Hem de idam
fermanını veren, Türk tarihinin bilim, sanat, kültür, siyaset, diplomasi adına
zirveyi yaşadığı dönemin padişahı, Kanunî Sultan Süleyman Han, yabancıların
deyişiyle Muhteşem Süleyman’dır.

Peki ama Muhteşem Kanunî,
neden Pîrî Reis gibi önemli ve başka bir muhteşem adamı idam ettirsin? Hem de
sunduğu eserlerinden son derece memnunken. Gelin bu yazıda bunu inceleyelim.

PARGALI’YLA BAŞLAYAN
MACERA

Öncelikle bir özeleştiri
yapayım. Tarihçi değilim. Ama keşke olsaymışım. Sadece bir amatör denizciyim.
Fakat, denizcilik tarihine meraklı bir amatör denizciyim. Herkes okur, belki
ben birkaç tane fazladan kitap alıp okumaktayım, belki denizcilikle doğrudan
ilintili olmayan kaynaklardan yararlanmayı da seviyorum falan. Ama her türlü
eleştiri ve katkıya açığım. Gerçi bu yazıyı, bir yorum yaparak değil(belki
birazcık), kaynaklardan alıntılarla kaleme almaktayım ama yine de benim
ulaşamadığım, bilmediğim bir kaynağı bilen, gören varsa, dinlemeye, okumaya çok
hevesli olduğumu belirtmek isterim. Neyse, lafı uzattım. Demem o ki, hatalarım
varsa affedilmesini ama bana da, yazının sonunda yer alacak e-posta adresimden
bildirilmesini rica ederim. Amacım, tarihimizin biz denizcileri de ilgilendiren
bir noktasına mercek tutup, bildiklerimi paylaşmaktan başka bir şey değildir.

Efendim, gelelim
konumuza… Pîrî Reis nerede idam edildi? Mısır’da. O sırada görevi neydi? Hint
Kaptanlığı. Suçu neydi? Birlikte okuyup görelim. Ama önce, Pîrî Reis’in
Mısır’da ne işi vardı, buna bir bakalım.

İstanbul’un alınmasıyla
“imparatorluk” vasfı artık evrenselleşen Osmanlı’yı, yani üç kıtaya
yayılan, binlerce kilometrekarelik alana, milyonlarca nüfusa, ticarete,
sınırlara, mala mülke sahip koca bir imparatorluğu yönetmek de kolay değil,
sahip olduklarını korumak da. Bu kadar geniş toprakları elde tutabilmek, daha
fazlasına sahip olabilmek, sahip olunan kaynak ve beldelerin güvenliğini
sağlamak için, karada olduğu kadar, hatta belki çok daha fazla, denizde de
güçlü olmak gerekiyor. Bereket ki, Sultan Süleyman’ın dönemine, Barbaros
Hayrettin gibi (asıl adı Hızır Reis’tir) “muhteşem” bir denizci yetişiyor.
Barbaros’tan ve onun önderliğindeki Cezayir ekolünün deryaların yönetimine
gelmesinden sonradır ki Osmanlı, denizde gerçekten “güçlü” hale geliyor. Tabii,
imparatorluğun elinin altında üç kıta olunca, ufuk giderek uzaklaşıyor ve
denizlerde farklı üslerle farklı donanmalar bulundurma zorunluluğu ortaya
çıkıyor.

İşte, okumayanlarımızın
da artık televizyon dizisinden tanıdığı Pargalı İbrahim, yani Veziriazam Makbul
İbrahim Paşa, 1524’te Mısır’daki işleri(isyan vs.) hale yola koymak için deniz
yoluyla piramitler ülkesine yola çıkıyor. Bu seyahatte İbrahim Paşa’ya Pîrî
Reis eşlik ediyor. Ona eserlerini, çalışmalarını gösteriyor. İbrahim Paşa
bundan çok hoşlanıyor ve o günden sonra Pîrî Reis ile arası çok iyi oluyor.

Makbul İbrahim Paşa’nın,
her makbul kişinin olduğu gibi, bolca muhalifi var. Makbullüğü, padişahın kız
kardeşiyle evlendirilmiş olmasından ve şehzadeliği döneminden beri Sultan
Süleyman ile dostluklarından kaynaklanıyor. Hatice Sultan ile düğünleri, bu
Mısır seferinden hemen önce gerçekleşiyor. Düğünden sonra da adı, Makbul Damat
İbrahim Paşa olarak anılmaya başlıyor.

SÜVEYŞ KAPTANLIĞI VE
BÖLGEDEKİ TEHLİKELER

İbrahim Paşa, Mısır’a
gelince, bölgedeki düzeni temin için birçok şey yapıyor. Bunlardan biri de,
1525’te Süveyş Kaptanlığı’nı oluşturmak. Merkezi Süveyş olan bir donanma
komutanlığı kuruluyor açıkçası. Bu donanmanın adı da Bahr-i Ahmer Filosu.

İlk Süveyş Kaptanı,
Selman Reis. Fakat devlet sınırları genişledikçe ve Osmanlı’nın kontrol altına
alması gereken bölgenin sınırları doğuya kaydıkça, 1525’ten 20 yıl kadar sonra
bu Süveyş Kaptanlığı ismi, Hint Kaptanlığı, donanmanın adı da Hint Donanması
olarak değişiyor.

Peki bölgedeki tehlike
ne? Neden burası kontrol altına alınmak isteniyor? Durumu anlamak için biraz
geriye gidelim şimdi. Avrupa’nın doğu ile olan ticareti, ki Avrupa’nın
varlığını koruyabilmesi için çok önemli, doğudan Müslümanların gemileri ile
Akdeniz’in doğudaki limanlarına gelen malların, Venedik ve Ceneviz gemileri ile
Avrupa limanlarına taşınması yöntemiyle sürüyor. Osmanlı’nın bu yolları kontrol
altına alması sonucu, Avrupa, ana ticaret damarının Müslümanların elinde
olmasından, tabii olarak rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlık, İstanbul’un
fethiyle doruğa çıkıyor. Tam da bu sıralarda, Vasco da Gama adlı Portekizli
denizci, Ümit Burnu’ndan dolaşıp doğuya ulaşmıyor mu! İşte o zaman Portekiz
anlıyor ki, elinde büyük bir güç var. Ama o da doğudaki Osmanlı etkisini
zayıflatmak zorunda ki, bu deniz yolunu kullanabilsin. Ayrıca, Avrupa genelinde
baskı da yapıyor ve ticaretin, kendi eline geçmesini istiyor. (İşin özü: Her
şey para!)

İşte bu tarihten sonra
Portekiz, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Hint Okyanusu bölgesinde gemiler inşa
ediyor, yerleşkeleri ele geçiriyor, kaleler yapıyor. Kısaca, varlık gösteriyor.
(Çünkü karşısında hiç başka deniz gücü yok!) Eh, elbette bu da doğuya ulaşan
köprüleri elinde tutan Osmanlı’yı üzüyor ve kızdırıyor. Osmanlı İmparatorluğu,
hem ticareti Katolik Portekiz’den kurtarmak, hem de İslâm’ın koruyucusu olarak
Mekke-Medine kutsal yollarının güvenliğini sağlamak için bu bölgeye önem
veriyor.

İkinci bir tehlike de,
bölgede sık sık isyan eden Arap şeyhler! Çok ilginçtir ki, kendileri de
Müslüman olan bu isyancı Arap şeyhlerinin en büyük derdi, Portekiz’in
himayesine girmek. İyi de neden böyle bir dinsel ihanet söz konusu acaba? E
dedik ya, her şey para. Arap şeyhi Portekiz’in himayesine girecek ve kendi
kasasının, Portekiz sayesinde dolmasını sağlayacak! Dertleri bu. Haliyle,
Portekiz’in ajan provokatörleri de bu durumu gayet güzel kullanıyor, Osmanlı’ya
karşı önlerine geleni kışkırtıyorlar. Şeyh efendiler de kışkırıp duruyorlar!

TEZ DONANMA HAZIRLANA!

İşte böylesi bir dönemde,
Basra Körfezi’nin girişi olan Hürmüz Boğazı ve Boğaz’a adını veren, küçük ama
çok değerli Hürmüz Adası, 1515’te Portekizlilerin eline geçiyor. Ada hemen
takviye ediliyor, kale güçlendiriliyor vs. Adada bolca Müslüman da yaşıyor ama
idare Portekiz’de.

Kanunî Sultan Süleyman,
1530’da, duruma pek tahammül edemeyerek, Mısır Valisi Hadım Süleyman Paşa’ya,
kuvvetli bir donanma oluşturması için emir veriyor. Hadım Süleyman Paşa,
1537-38’de, bizzat Hint Kaptanı olarak gemilerin başına geçiyor ve pek de
başarılı olamayan birkaç girişimle bölgeyi Portekiz’den arındırmaya çalışıyor.
Hile yolu ile ve Sultan Süleyman’ın büyük tepkisini çekerek Aden’i 1538’de ele
geçiriyor. Süveyş-Aden ve Hindistan trafiği bu şekilde devam ediyor.

Bu sıralarda Osmanlı,
Basra Körfezi’ni pek umursamıyor görünüyor. Fakat 1546’da, Ayas Paşa’nın
kumandasıyla Basra ele geçiriliyor. Fakat Basra Körfezi’ni kontrol altında
tutmak için kuvvetli bir donanma yok. Evet birkaç gemi var ama bu, Hürmüz
Boğazı’ndaki Hürmüz Adası’nı 1515’ten beri elinde tutan Portekizlileri derdest
etmek için yeterli değil. Derhal birşeyler yapmak gerekiyor. Ama tersane kurup
gemiler inşa etmeye vakit yok. Bölgedeki en güçlü donanma Süveyş’te.

İşte 1547’de Hint
Kaptanlığı’na, kitabı, haritaları ile nam salmış, ünlü denizci Pîrî Reis
getiriliyor. Tam da bu sırada, Aden’de yeni bir isyan patlak veriyor. Âli bin
Süleyman el Tavlakî adlı bir Arap şeyhi, Osmanlı’ya karşı ayaklanıyor ve amacı,
elbette Portekiz’in himayesine girmek!

PÎRÎ REİS’İN İŞİ ÇOK ZOR

Taze Hint Kaptanı Pîrî
Reis, derhal gidip Aden’i bu isyankâr şeyhten 1548’de geri alıyor. Bu başarı,
Dîvan-ı Hûmâyun’da sevinçle karşılanıyor ve Pîrî Reis, yıllık tahsisatı 100.000
akçeye çıkartılarak ödüllendiriliyor.

Bu başarının ardından
Kanunî Sultan Süleyman Han, güvenini iyiden iyiye kazanmış, kitabını okuduğu,
haritalarını kullandığı Pîrî Reis’e, başını sürekli derde sokan İranlılara
karşı elini güçlendirmeyi de hesaplayarak bir emir veriyor: “Git Hürmüz’ü al!”
Tabii bu o kadar da basit bir şey değil. Portekizliler denizcilikte çok güçlü.
Takviye edilmiş Hürmüz Kalesi daha da güçlü. Portekiz’in bir dolu gemisi, topu
ve yıllardır orada bulunan binlerce askeri var. Tabii Sultan Süleyman’ın emri
de ona göre.

Diyor ki:

“(Mealen tabii) Önce
Süveyş’teki donanmayı, Portekizlilere fark ettirmeden Basra’ya götür.
Basra’daki 15.000 Osmanlı askerini, oradaki gemilerle birlikte donanmana kat ve
ani bir baskınla Hürmüz’ü fethet. Eğer bir aksaklık çıkarsa uğraşma, hemen
Basra’ya geri dön!”

Emir iyi güzel de, bir
kere böyle bir seferin hazırlığı, cirit atan Portekizli casuslar sayesinde
nasıl gizli kalacak?

Ardından, Süveyş’ten
Basra’ya 3.300 deniz mili yol var. Bu sefer, her tarafta bolca bulunan Portekiz
gemileri varken nasıl olur da onlara görünmeden sessiz sedasız halledilir?

Pîrî Reis’in işi
gerçekten zor. Ama emir emirdir, yapılacak. 1552’de Pîrî Reis, donanmasıyla
birlikte Süveyş’ten yola çıkıyor. Yolda Aden, Şihr ve Zufar limanlarına
uğruyor. Buradan da, bazı kaynaklarda oğlu olduğu söylenen Mehmet Bey
kumandasındaki beş kadırgayı, gözcülük etmeleri için önden gönderiyor. Bu
Mehmet Bey, yolda karşılaştıkları bir Portekiz fustasını ele geçirmeye
çalışıyor. Gemiler birbirine çarpıyor ama fusta, güçlü rüzgârın etkisiyle
kaçmayı başarıyor! Mehmet Bey çıldırıyor tabii. Arabistan kıyılarına doğru
dümen tutuyor ve Maskat civarında, içinde Maskat kale kumandanının karısının da
bulunduğu bir Portekiz gemisini zapt ediyor. Maskat, 1506’dan bu yana
Portekizlilerin. Bu şehrin açıklarında Pîrî Reis ve oğlu Mehmet buluşuyorlar.
Kaçan Portekiz fustasının ve ele geçen Portekiz gemisinin verdiği ruh durumuyla
Pîrî Reis, Kanunî’nin kendisine verdiği emri unutuyor(kimseye fark edilmeden
Basra’ya ulaşmak) ve Maskat’ı yağmalıyor.

ÜST ÜSTE HATALAR

Bu yetmezmiş gibi, Maskat
yağmasından üç gün sonra Hürmüz’e geliyor ve burada karaya asker çıkartıyor.
Kanunî’nin emrini hatırlayalım: “Fark edilmeden Basra’ya git, askerleri al,
Hürmüz’e öyle git!” ama bunun tam tersi oluyor ve Pîrî Reis, Hürmüz’ü muhasara
ediyor.  Hürmüz Şeyhi(Müslüman Arap),
ailesiyle birlikte Portekiz kalesine sığınıyor, adanın zenginleri, hemen
yakındaki Kişm(Keşim) Adası’na kaçıyor. Tabii Mehmet Bey’in kaçırdığı fusta
çoktan Hürmüz’e gelmiş ve Portekizliler hazırlıklı! Kalede, 6 aylık bir
kuşatmaya direnecek kadar bol erzak var. Pîrî Reis’in 28 gemisi ve 850 askeri
var. Fakat başka bir hata oluyor ve limanı ablukaya almayıp açık bırakıyor. Bu
kanalı kullanan Portekizliler de takviye almaya, başka yerlere haber yollamaya
devam ediyorlar.

Kuşatma 20 gün sürüyor.
Durmadan top atışı ve saldırı. Ağır kayıplar… Fakat Pîrî Reis, Portekizlilerden
daha fazla zarar görüyor ve kuşatmayı kaldırıp Basra’ya doğru yola çıkıyor ama
hemen gitmiyor. Hemen batıdaki Keşim Adası’na uğruyor, birkaç gün burada kalıp
çoğu Müslüman ada halkının hazinelerini yağmalatıyor ve bolca esir alıyor. Pîrî
Reis’in gemileri tıka basa altınla doluyor ve ancak ondan sonra Basra’ya
hareket ediyor. Tabii, kuşatma sırasında yardım talebi eline ulaşan Portekiz
Genel Valisi, Hindistan’daki ana birliklerinden bolca gemi ve askeri de bu
sırada Hürmüz’e sevk ediyor. Pîrî Reis Basra’ya doğru giderken, güçlü bir
Portekiz donanması da Hürmüz’e doğru geliyor. Yani Pîrî Reis Basra Körfezi’nin
içinde ama bakalım dışarı nasıl çıkacak?

Basra Valisi Kubad Paşa.
Kanunî’nin Pîrî Reis’e verdiği emri biliyor. Sadece emri bilse iyi. Pîrî
Reis’in yolda gelirken Maskat’ı, Hürmüz ve Keşim adalarını yağmaladığını,
yapmaması gerektiği halde bu hataları ısrarla tekrarladığını da biliyor ve daha
Pîrî Reis Basra’ya ulaşmadan, İstanbul’a, payitahta durumu bir mektupla
bildiriyor. Kim bilir, belki biraz da abartmıştır durumu.

SEN GÖRÜRSÜN GÜNÜNÜ!

Pîrî Reis Basra’ya
gelince Kubad Paşa tarafından sıcak karşılanacağını zannediyor ama hiç de öyle
olmuyor. Kubad Paşa ateş püskürüyor: “Portekizlilerin dikkatini çekmeden
donanmayı Basra’ya getirmen gerekirken sen bunun tam tersini yaptın. Bakalım
padişah durumu öğrendiğinde ne diyecek?”

Pîrî Reis bu sözler
karşısında hatasını anlıyor ve donup kalıyor. Derhal İstanbul’a gitmek,
padişaha olan biteni bizzat izah etmek istiyor. Ama o da biliyor ki Portekiz
donanması Hürmüz Boğazı’nı tutmuş çoktan. Bu nedenle 1553 Şubat’ında, ki o
mevsimde denizlerde pek dolaşan olmaz normalde, bütün donanmayı Hürmüz
Boğazı’ndan geçiremeyeceğini bildiği için, filonun en hızlı üç gemisiyle yola
çıkıyor. Tabii İstanbul’a gitmesi için önce Süveyş’e gitmesi gerek. Tıka basa
altın ve değerli ganimetle dolu üç gemi hızla yola çıkıyor. Ama biri, sert hava
nedeniyle kayalara bindirip batıyor. Pîrî Reis, arkada kalıp batan gemisi ve
personeli için geri dönüyor, alabildikleri bütün ganimeti ve askerleri kalan
iki gemiye taksim ederek Süveyş’e doğru yola devam ediyor. Artık ilahî bir
yardım mı, denizcilik başarısı mı bilinmez, o iki gemi, karaya çok yakın
seyrederek ve gecenin karanlığından yararlanarak koca Portekiz donanmasına
görünmeden Boğaz’dan çıkıp Süveyş’e ulaşıyor.

Ulaşıyor ulaşmasına ama
bu sırada Kubad Paşa, İstanbul’a yeni bir mektupla Pîrî Reis’in üç gemiyle
Basra’dan ayrıldığını, donanmanın kalanını Basra’da bıraktığını bildiriyor.
Haber İstanbul’da ve elbette Kanunî’de büyük kızgınlık yaratıyor. Durumdan
haberdar olan Mısır Beylerbeyi Dakginzade Mehmed Paşa, Kahire’ye gelen Pîrî
Reis’i derhal tutukluyor. Bu sırada Kanunî’nin fermanı da Kahire’ye ulaşıyor ve
80 yaşını geçmiş Pîrî Reis, 1554’te Kahire’de başı vurularak idam yani
“siyâseten” katlediliyor. (Siyâset, Arapçca bir hukuk terimi olarak, “idam”
demek.)

BAZI ASILSIZ RİVAYETLER
VE GERÇEK

Gelelim rivayetlere. Bir
rivayete göre Pîrî Reis, Hürmüz kuşatmasını, kalenin Portekizli kumandanından
yüklü miktarda rüşvet aldığı için kaldırıyor. Oysa bu gerçeği yansıtmıyor.
Çünkü Pîrî Reis’in 28 gemisinde, 20 günlük kuşatma sonunda mühimmat bitiyor!

Bir başka rivayet ise,
Kubad Paşa’nın, Pîrî Reis’in bu yağmalamalardan elde ettiği büyük ganimetten
pay istediği, alamayınca da onu İstanbul’a şikâyet ettiği yönünde. Fakat bu da
gerçeği yansıtmaz çünkü Kubad Paşa İstanbul’a ilk mektubunu, henüz Pîrî Reis
Basra’ya ulaşmadan önce yazmıştı.

Kanunî’ye bu fermanı
yazdıran, ne yazık ki “emre itaatsizlik” ve Müslümanların mallarının da
yağmalanması olmuştu.

Diyeceksiniz ki, Kanunî
Sultan Süleyman, 80 yaşını geçmiş böyle değerli bir bilim ve deniz adamını idam
ettirmese olmaz mıydı? Yıl 1554. 1553’ün Ekim ayında, yani Pîrî Reis’in idamından
henüz birkaç ay önce, 60 yaşındaki Sultan Süleyman, aslında çok sevdiği biricik
oğlu, tahtın en güçlü varisi Şehzade Mustafa’yı gözleri önünde boğdurtmuştu.
Bundan birkaç ay sonra ise, yani Pîrî Reis’in idamı sıralarında, “ileride
tehlike yaratır” diye Mustafa’nın 14 yaşındaki oğlu Mehmed de Bursa’da
boğdurulmuştu. Süleyman Han, bu olanlardan son derece üzgün ve sinirli. Yani
ruhsal anlamda oldukça gergin. Zaten mizacı gereği emre itaatsizliği
kaldıramayan, kendi askerlerini, düşman tarlalarına girip yağmaladıkları için
idam ettiren, içindeki adalet duygusu, kendi kanından evladına dahi teklemeyen
biri.

MUHTEŞEM ASIR AMA…

Şunu da söyleyelim ki
Pîrî Reis’i çok tutan ve seven Makbul Damat İbrahim Paşa(Pargalı), 1536’da idam
edilmiş, adı Maktul İbrahim Paşa olarak anılmaya başlamıştı. Yani Pîrî Reis’i
koruyacak kimse de kalmamıştı. Pîrî Reis ile ilgisi yok ama medyatik olduğu
için merak edenler olabilir: Hürrem Sultan da Pîrî Reis’ten 4 yıl sonra
hayatını kaybedecektir.(Kanunî ise Pîrî Reis’ten sonra 12 yıl daha
yaşayacaktır. Yani bu dünya Sultan Süleyman’a da kalmadı gitti.) Pîrî Reis’in
daha anlatacak, yazacak, çizecek çok şeyi vardı belki de.

İşte böyle sevgili
dostlar. Benim konuya ilişkin okuyup öğrendiklerim, elbette özetleyerek
yazdığım haliyle bu. Özet diyorum çünkü Pîrî Reis’in seferi sırasında birkaç
Portekiz gemisi karşılaşması, birkaç atraksiyon daha var ama konunun genel
akışını değiştirmediği için bunları almadım buraya, ki zaten yazı da hayli uzun
oldu. Ama söylemeden geçmeyelim: Evet muhteşem bir asırdı Kanunî’ninki. Lakin
lekesiz olduğunu herhalde kimse söylemez vesselam.

İLETİŞİM İÇİN: tayfuntimocin@hotmail.com   

KAYNAKÇA:

–    Pîrî Reis’in Hürmüz Seferi ve İdamı
Hakkındaki Türk ve Portekiz Tarihçilerinin Düşünceleri, Ertuğrul ÖNALP, Ankara
Üniversitesi, 2010, Cilt 29, sayı 47.

–    Hint Kaptanlığı ve Pîrî Reis, Cengiz
ORHONLU, Belleten, TTK, Cilt XXXIV, Sayı 133–136, Ankara 1970

–    Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, Öğretmen
Kd.Yzb.Hayati TEZEL, Cilt 1, İstanbul 1973

–    Pîrî Reis’in Hayatı ve Eserleri,
Prof.Dr.A.AFETİNAN, TTK, Ankara 2008

–    Tuhfetü’l Kibâr Fî Esfâri’l Bihâr, Kâtip
Çelebi, Denizcilik Müsteşarlığı Yay. Ankara 2008, Haz.: İdris BOSTAN

–    Kitab-ı Bahriyye, Pîrî Reis, Kültür ve
Turizm Bakanlığı Yay. 1988, Cilt 1

–    Salih Özbaran, Al-Atrak Al-Osmaniyyun Ve’l
Burtukalliyun Fi’l-Halici’l-Arabi, Haz.: Doç.Dr. Mehdi İLHAN, OTAM Sayı:6,
Ankara 1995

–    Osmanlı Tarihi, J.W.ZINKEISEN, Cilt 2–3,
Yeditepe Yay. İstanbul 2011

–    Büyük Osmanlı Tarihi, Ord. Prof.Dr.İ.Hakkı
UZUNÇARŞILI, TTK, C:II

–    Osmanlı Devleti’nin Merkez ve Bahriye
Teşkilatı, Ord.Prof.Dr.İ.Hakkı UZUNÇARŞILI, TTK, Ankara 1988

–    Salih Özbaran, Ottoman Expansion Towards
The Indian Ocean In the 16th Century, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2009




































































































































































































































–     The Conquest of the Oceans, Brian LAVERY,
Dorling Kindserly Ltd. London 2013. (Sonradan yazıya yapılan bir ilavenin ek
kaynağıdır.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet