Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Padişah II. Mahmut Dönemine
Farklı Bir Bakış

KAYNAK : http://www.belgeseltarih.com/padisah-ii-mahmut-donemine-farkli-bir-bakis/

Yazar
:  Ekrem Hayri PEKER


Osmanlının son dönem padişahları arasında
sayabileceğimiz II. Mahmut, Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinin tarihçilerimiz
tarafından titizlikle incelendiğini söyleyemeyiz. 1808 ve 1 Temmuz 1839 yılları
arasında Osmanlı padişahı olan II. Mahmut dönemine farklı bir açıdan bakalım.


Sultan II. Mahmut 20 Temmuz 1785’te Topkapı
Sarayı’nda dünyaya geldi. Babası Sultan I. Abdülhamit, annesi ise Sultan I.
Abdülhamit’in sekizinci kadını olan Nakşidil Sultan’dır. 1789 yılında Sultan I.
Abdülhamit’in ölümü üzerine tahta çıkan Sultan III. Selim kısır]olduğu için
Şehzade Mahmut ile çocuğu gibi ilgilenmişti. Şehzade Mahmut’un kendisinden 6
yaş büyük olan ağabeyi Şehzade Mustafa ile birlikte ikisinin de eğitimlerine
önem vermiştir.


Sultan Mahmut, şehzadeliği sırasında Topçuluk
alanında kendini geliştirerek Topçulukla ilgili bir risale de yazmıştı. Ayrıca
Sadabad’da bulunan kendi adına yazılmış bir dikilitaşta, Sultan II. Mahmut’un
buradan karşı tepelere top atış talimleri yapmasının anısına bir taşın
dikildiği belirtilmektedir.


Şehzade Mahmut, ağabeyi Sultan IV. Mustafa’nın
14 aylık saltanatı boyunca korku dolu günler geçirdi. İstanbul’dan sağ kurtulup
kaçabilen Nizam-ı Cedidciler Rumeli’de yenilikçi ve III. Selim yanlısı olan
Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa’nın yanına sığınmışlardı. Tarihe Rusçuk
yaranı diye geçen bu kişiler III. Selim’i tekrar tahta çıkarmaya karar
vermişlerdi. Alemdar Mustafa Paşa 28 Temmuz 1808’de 15.000 kişilik ordusu ile
Sultan III. Selim’i tahta çıkarmak için Topkapı Sarayına dayandığında, tahtta
bulunan Sultan IV. Mustafa, Sultan III. Selim ve kardeşi Şehzade Mahmut’un ölüm
emrini verdi.


Baş İmam Hafız Ahmet Efendi ve arkadaşları
tarafından kurtarılan şehzade, Alemdar Mustafa Paşa’nın bulunduğu yere
getirildi. Oradan Hırka-i Saadet dairesine geçilerek Sultan II. Mahmut’a biat
edildi. Sultan II. Mahmut tahtı borçlu olduğu Alemdar Mustafa Paşa’yı
sadrazamlığa getirdi. Tahta çıktığı ilk gün Sultan III. Selim’in ölümüne sebep
olanlar idam edildi ve Sultan II. Mahmut, Alemdar Mustafa Paşa’nın ısrarına
rağmen ağabeyi Sultan IV. Mustafa’yı öldürtmedi. Sultan IV. Mustafa, daha
sonraları, 17 Kasım 1808’de, yeniçeriler ile beraber tekrar tahta geçme
planları yaptığı gerekçesiyle, şeyhülislam fetvası ile boğduruldu.


Islahatçılık


Nevşehirli İbrahim Paşa ile başlayan
ıslahatçılık, peşinden İbrahim Müteferrika ile devam etti. Yine Müteferrika’ya
göre Batı dini dünyevi meselelerde deruni bir anlama sahip olmadığından,
hadiseler karşısında dünyevi çözümler üretmek insan aklına kalmıştı. İşte
rasyonalizasyona ve dünyevileşmenin akıl temelli bir dünyayı kavrayışa işaret
etmesi yine kendini gösteriyordu. Ancak yine de Müteferrika bile, tüm
raporlarında bilhassa kendini korumak için, diyanet ve takvaca eksilmeden söz
etmek zorunda hissediyordu. Arkasından ise dünyevi hadiselere odaklanıyor ve
çözümler buluyordu


Yeniçeri ocağının kaldırılması gibi keskin
reformlara ve kamusal modernizme imza atan padişaha, Keçeçizade İzzet Molla,
yaklaşan Rus harbine girilmemesi gerektiğini söyleyecek ancak II. Mahmut bunu
kabul etmeyecekti. Çünkü aradaki cüzi farkın “ilahi yardıma dayanmak” suretiyle
kapatılacağını düşünmekteydi. Keçecizade burada o müthiş soruyu sorarak
zihniyeti ortaya koyar: “Bizim devletimiz Şeriat devleti midir? Akıl devleti
mi?” İşin en hazin yanı ise Keçecizade’nin sunduğu modernist layihadan dolayı
en modernist padişahlardan biri olarak bilinen II. Mahmut tarafından idama
mahkûm edilmesidir. Cezası hafifletilerek sürgüne dönüştürülse de bu örnek,
tarihimizin “modernist ıslahatlar” konusunda ne denli acılarla dolu olduğunu
ortaya koyuyor.


Sened-i İttifak ve Alemdar Vakası


Alemdar Mustafa Paşa, 29 Eylül 1808’de
İstanbul’da toplanan ayanlar topladı ve hükümetin emirlerini yerine
getireceklerine dair Sened-i İttifak’ı imzaladı. Bu olay padişahın ayanlar
karşısında çaresiz durumda görülmesine yol açtığı için bu belgeler kısa bir
süre sonra yok edildi. Amcası III. Selim’in yolundan ilerleyen Sultan Mahmut,
kendine bağlı bir ordu oluşturmak istedi ve Sekban-ı Cedid adıyla yeni ordu
kurdu.


Sekban-ı Cedid’in giderek güçlenmesi ve
aylıklarının fazla olması nedeniyle rahatsız olan Yeniçeriler ayaklandılar.
Fransız yanlıları da etkilerini kaybettikleri için rahatsızdılar. Barış
görüşmeler yapmak için İstanbul’a gelen Rus elçisi Aleksandr G. Krasnokutst’la
görüşüleceği günden bir gün önce yeniçeriler ayaklanıp sadrazamın konağını
kuşattılar. Alemdar Mustafa Paşa, yanındakilerle çarpıştı. Saraydan beklediği
yardım gelmeyince önceden hazırladığı barut fıçılarını ateşledi ve patlamada
öldü.


İstanbul’da birçok yangının ve yağmanın
başladı. Sadrazamdan kurtulan II. Mahmut, 18 Kasım 1808’de Sekban-ı Cedid ocağı
kaldırıldı.


II.Mahmut, Ruslarla çatışmayı sürdürdü.
1811‘de Napolyon Ruslara savaş açınca Osmanlı sınırındaki Rus baskısı azaldı.
Sultan Mahmut, Ruslarla 28 Mayıs 1812’de Bükreş anlaşması yapıldı. 8 Eylül 1812
tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması ile Rusya, Eflak ve Boğdan’dan ile
birlikte işgal ettiği topraklardan çekilecek, Besarabya Ruslar’a verildi. Daha
sonra Sırp ayaklanması bastırıldı. İsyanın lideri Kara Yorgi Avusturya’ya
kaçmak zorunda kaldı.


Sultan II. Mahmut, Bükreş Antlaşmasının
getirdiği barış ortamını fırsat bilerek tahta geçer geçmez imzalamak zorunda
kaldığı Sened-i İttifak’ı, tanımadı. Ayanları askeri müdahaleyle ortadan
kaldırdı.


1821-1823 Osmanlı-İran Savaşı


1813 yılındaki Gülistan Antlaşması ile Kuzey
Azerbaycan ve Kafkaslarda Ruslara büyük ölçüde toprak kaptıran İran’daki Kaçar
Hanedanı, bu toprak kayıplarını Osmanlılardan toprak alarak telafi etmek
istediği için, Avrupalıların da kışkırtmalarıyla Bağdat ve Şehrizor bölgelerine
saldırılar düzenledi. Sınır olaylarının ve saldırıların yoğunlaşması üzerine
II. Mahmut, İran’a savaş ilan etti (1820).


İran orduları, Osmanlı idaresinden memnun
olmayan, Doğu Anadolu’daki bazı İran (Kaçar) yanlısı aşiretlerin de yardımıyla
Doğu Beyazıt ve Bitlis’i aldıktan sonra Erzurum ve Diyarbakır’a doğru iki
koldan ilerlediler. Savaş Osmanlıların aleyhine devam ederken İran Ordusunda
büyük bir kolera salgını başladı. İran ordusunun ağır kayıplar vermesi üzerine
Kaçar hükümdarı Feth Ali Şah, barış istedi ve Erzurum Antlaşması yapıldı. Bu
antlaşmayla İran ele geçirdiği yerleri geri vererek eski sınırlarına çekilmeyi
kabul etti.


*


İmparatorluğun erken çağlarında, “Yeniçeri
Ocağı” ordunun belkemiği idi. Yeniçeriler, 10-12 yaşlarındaki, genellikle
sağlıklı ve yetim Balkan Hıristiyan çocuklardan devşirilirdi ve onlara yüksek
bir sosyal sınıf oluşturma imkânı sağlanırdı.  Yeniçeri Ocağı 1383’te
kuruldu, İstanbul’un fethinde ve diğer savaşlarda, yüksek disiplin ve kardeşlik
ruhu sayesinde mükemmel başarılar sağladı. Yeniçeriler, maaş alan ve özel
kıyafetleri olan ilk ordu oldu. Ancak tekaüt olduktan sonra evlenmelerine izin
verilebilirdi.


Yeniçeri Ocağı’nın, zamanla “bahşiş” isteyen
bir gruba dönüştüğü, hatta vezirlerin mukadderatını bile tayin ettikleri
görüldü.


Zaman süreci içinde Yeniçerilerin teşkilât ve
disiplini bozuldu; Avrupa’da gelişen yeni silâhlar ve mühendislik tekniklerine
uyum gösterilemedi.


Osmanlı’da iki sadrazamın değerinin iyi
anlaşıldığını söyleyemeyiz. Damat / Maktul İbrahim Paşa ve Sokullu Mehmet Paşa.
Damat İbrahim Paşa, İran’la bitmez tükenmez savaşlara çarenin iki devlet
arasında kurulacak bir tampon devletin olduğunu düşünmüş ve bu konuda girişimde
bulunmuştu. Sokullu Mehmet Paşa ise Osmanlı’nın Avrupa’daki ilerleyeceği son
sınıra geldiğini gördüğü için ufkunu Astrahan ve Süveyş’e çevirmiş, Osmanlının
çıkarlarını diplomasiyle korumuş, Fransa ile birlikte iki kez Polonya’ya kral
seçtirmişti.


Maalesef daha sonra bu makamlara gelenler bunu
göremediği için 1600-1700 yılları arası Osmanlı için savaşla geçen bir yüzyıl
olmuştur.


Osmanlı İmparatorluğunun genişlemesi 1699
tarihli Karlofça Antlaşması ile nihayet buldu. Eski silâhlar ve savaş
yöntemleri artık yeterli değillerdi. Avrupa kültürde, sanayide, sanatta ve
bilimde büyük bir reformu gerçekleştirirken, Osmanlı Sultanları ordu ile savaşa
gitmemeyi yeğlediler.


Sultan III. Mustafa, orduyu yenileştirmeyi
denedi. Astronomiye karşı ilgisi nedeniyle, Fransa’dan bazı kitaplar ve ayrıca
tıp öğrenimi için balmumundan yapılmış insan vücudu organları getirtti.


Sultan Mahmut II, Prusya’dan askerî
danışmanlar talep etmiştir. o da Anadolu’ya Yüzbaşı


Moeltke’yi (Helmuth Karl Bernhard Graf von
Moltke) yollamıştı.  Bu sırada Mısır valisi Mehmet Ali Paşa isyan etmiş ve
yaklaşık 40.000 kişilik modern bir ordu ile Anadolu’da ilerlemekteydi.


Osmanlı ordusu da sayıca eşitti, fakat
çadırları yoktu ve son sekiz ayda salgın hastalıklardan eziyet çekmişlerdi. 
İki ordu karşılıklı mevzilere girdiği vakit, kumandanın danışmanları olan genç
Prusyalı subaylar, kumandan Hafız Paşa’ya derhal hücum ettikleri takdirde galip
gelebileceklerini söyledi. Günlerden Cuma günü idi ve ordu içindeki mollalar, “Kuran’a
göre Cuma günleri savaşmak caiz değildir” deyince bu gerçekleşemedi.


Ertesi gün Prusyalı subaylar Paşa’ya,
geceleyin ani bir sürpriz hücuma geçilmesini tavsiye etti fakat bu da ret
edildi, çünkü böyle bir hücum Sultan’ın ordularının şanına yakışmazdı.  Bu
arada Mısır Ordusu, Osmanlı Ordusunu çember içine almaya başladı. Moeltke,
ordunun derhal geri çekilmesi gerektiğini söyledi. Lâkin bu defa da kumandan
geri çekilmenin korkaklık olacağını söyledi. Mısır ordusu hücuma geçti ve dört
saat içinde Osmanlı ordusu binlerce ölü vererek tamamen yok edildi.


Moeltke, daha sonraları Almanya’ya döndü,
Türkler hakkında bir kitap yazdı ve bu sayede Almanlar Türkleri tanımaya
başladı. Moeltke 1857 yılında Prusya Ordusuna otuz yıl süreyle Genel Kurmay
Başkanı oldu ve Mareşal rütbesine çıkarıldı.


Yunan isyanı


1821 yılında Yunan asilerin Mora
Yarımadası’ndaki Türkleri kılıçtan geçirmeleri üzerine II. Mahmut, isyanın
başlıca tahrikçisi gördüğü İstanbul’daki Ortodoks Patriğini astırdı. Romanya’da
da Rusya’nın tahrikiyle bir isyan çıktı. Türk ordusu, bu isyanı kolayca
bastırdı. Fakat Mora isyanı bastırılamadı. Zira isyancılar, bütün Avrupa’dan
yardım alıyordu. Sadece Avusturya, Osmanlı’yı tutuyordu. Prusya ile İngiltere
ve İspanya, tarafsızdı.


Bu ayaklanma İngiltere’nin liberal ve romantik
çevrelerinde büyük sempati topladı. Öte yandan, Londralı finansçılar burada bir
fırsat da gördüler. İsyanın liderlerine Londra Borsa’sında işlem görebilecek
Yunan isyan senetleri teklif ettiler.  Eğer bağımsızlık kazanılırsa
Yunanlılar bu senetleri faiziyle birlikte ödemeyi kabul edecekti. Bireysel
yatırımcılar bu senetlerden aldılar… Türkler zamanla savaşta üstün geldiği ve
isyancıların yenilmesinin an meselesi olduğunda, hissedarlar tüm paralarını
kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. Onların çıkarı milli çıkar
anlamına geldiğinden, İngilizler uluslar arası bir filo hazırlayarak,
yüzyıllardır süren boyunduruktan sonra Yunanistan özgürdü, ancak özgürlük
ülkenin asla ödeyemeyeceği bir borç karşılığında elde edilmiştir. 
Bağımsızlıktan sonra Yunan ekonomisi, on yıllar boyunca İngiliz Finansörlere
bağımlı kaldı. (Saapiens, s, 322)


Rusya ile Fransa, Yunanistan’a bağımsızlık
verilmesini şiddetle istiyorlardı. Lord Cochrane ve Sir Richard Church gibi
İngiliz generallerinin komutasındaki Yunan isyancılar, tamamen ezilmişler,
isyan Mısır ordusu tarafından tamamen bastırılmıştı ki, 20 Ekim 1827’de Navarin
faciası oldu. Türk donanması, Mora’nın güneybatısındaki bu limanda bulunuyordu.
İngiliz – Fransız – Rus müttefik donanması, savaş bayrağı çekmek usulden olduğu
halde, bunu yapmaksızın limana girdi, böyle bir hareket beklemeyen Osmanlı
donanmasına birdenbire ateş açıp imha etti. Navarin boğazındaki topçumuz
İngiliz-Fransız –Rus donanmasına ateş açtıysa da hiçbir gemiye isabet
kaydedemediler.


Navarin faciasının hemen akabinde 1828’de
Rusya, Yunanistan ile ilgili istekleri kabul ettirmek için Osmanlı Devletine
savaş açtı. Bir sene önce donanması Navarin’de yok olan, Yeniçerileri de kanlı
bir katliamla ortadan kaldıran, yeni modern ordusu henüz çekirdek halinde
bulunan II. Mahmut, Avrupa’nın baskısına karşı koyamadı. Rus ordusunun
Balkanları geçip Edirne’ye, Doğu Anadolu’da ise Erzurum’u işgal etmeleri
üzerine Rusya ile Edirne Antlaşması imzalandı. Ruslar, bütün Osmanlı
topraklarından çekildi. Ancak Yunanistan’a bağımsızlık koparmakla yetindi;
böylece, Balkanlar’daki Ortodokslar arasında koruyucu rolüne sahip çıkmayı
umuyordu. Mora ve Attika yarımadaları ile Eğriboz ve Kiklad adalarından ibaret
küçücük 49.414 km² bir Yunan Krallığı kuruldu.


Yunanlılar, bağımsızlıktan sonra Osmanlı
pazarı dışında kaldıkları için büyük bir ekonomik dar boğaza düştüler. Dört
kere iflas ettiler ve topraklarını büyütmek için Osmanlı Devletine saldırdılar.


Yeniçeri Ocağının kaldırılması ve ordusuz kalan imparatorluk


Osmanlı İmparatorluğu’nda Yenileşme Harekâtı,
Paul İmbert (Le Renovation de L’empire Ottoman Affaired de Turkie, Paris-1909)
adlı eserinde Osmanlı ordusunu şöyle anlatır; “Sultan II. Mahmut işe orduyu
düzenlemekle başladı. 40 bin kişilik bir kuvvet kurdu. Askerlerinin eğitimi
için Avrupa’dan ve Mısır’dan subaylar getirdi. Alman Moltke’de bunların
arasındaydı. Bu Alman Generali 1841 yılında yayınlandı)sonradan “Doğu Üzerine
Mektuplar”ında (Türkiye Mektupları) Türk ordusu için şöyle diyordu; “Reform
diye yapılan her şey dış görünüşten, taslaktan başka bir şey değildi, reformun
adı vardı sadece.


Avrupa örneğine göre bir ordu kurulmuştu.
Askerler, Rus askerleri gibi giyiniyorlardı; talimnameleri Fransa’dan,
silahlarda Belçika’dan alınmıştı. Sarıklı askerler Macar eğeri, İngiliz kılıcı
kullanıyorlardı ve de her ulusun ordusunun yöntemine göre eğitimden
geçiriliyorlardı.” (s, 124)


… Cezayir ve Tunus Bab-ı Ali’ye sadece lafta
bağlıydı (1809). Mısır’da Memlukları tepeleyen Mehmed Ali, iriştiği savaşları
kazanarak özerk hükümet kurmuştu. Arabistan’da Vahabiler ayaklanmışlardı.
Bağdat valisi olan paşa, bir hükümdar gibi davranıyordu. Balkan yarımadasındaki
Sırplar, Karadağlılar ve Boşnaklar sürekli çalkantı içindeydiler. Arnavutluk’ta
Yanyalı Ali paşa Epir’e saldıracak kadar güçlenmişti. Yunanistan’da,
Makedonya’da, Adalar’da Yunan milliyetçiliğinin uyanışı, kendini savaş
hazırlığı ile okullarda, gizli basın ve derneklerle yürütülen propaganda ile
açığa vurmaktaydı. Sonrada Çar Aleksandr; Napoleon’dan ve yeni doğan Polonya
heyulasından kurtulunca eski “Yunan tasarısını” yeniden ele aldı. Mistik
kafasıyla; Kutsal Bağlaşıklık’ın kurulmasında Türklere karşı yöneltilecek haçlı
seferinin ilk adımını görmekten hoşlanıyordu.(s,123)


Yeniçerilerin sonu:


28 Şubat 1821 tarihinde “Ulufe Divanı” için
ayaklanan ve türlü rezaletler sergileyerek saraya yönelen yeniçeriler, halktan
suçsuz insanları öldürmekten çekinmediler.


Sultan II. Mahmut, kendine bağlı Rusçuklu
Hüseyin Ağa’yı önce Yeniçeri Ocağı’nın başına getirdi. Tepkiler oluşunca onu
“Topçu ocağı”nın başına getirdi. Sultan, bu ocağın subay ve asker sayısını
arttırdı, maaşlarını yükseltti. Humbaracılar, lağımcılar ve donanmayı kendi
safına çekti.


Ulema sınıfı, Bektaşi tarikatının etkisini
kırmak istiyordu. Tarikatların çoğu Bektaşileri İslam’a uzak görüyordu. 
Sultan II. Mahmut, Şeyhülislamlığa kendisi Mevlevi olan ve imparatorluğu
diktatör gibi yöneten Halet Efendi’nin isteğiyle Nakşibendiliği’n Halidiye
kolundan Mekkizade Asım Efendi’yi getirdi.


Mora isyanının bastırılmasında yeniçeriler
başarısız oldu ve bu isyanı bastırmak için Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan
yardım istendi. Mehmet Ali Paşa’nın gönderdiği Mısır ordusu kısa sürede isyanı
bastırdı. Bu başarı Yeniçeri ordusunu halkın gözünde daha da düşürdü.


26 Mayıs 1826’da şeyhülislamın konağında
yapılan toplantıda, yeniçerilerin başarısızlığına değinildi ve talimli bir
askeri güce ihtiyaç olduğu konusunda görüş birliğine varıldı. Eşkinci Ocağı
kurulmasına karar verildi. Ocağa yeniçerilerden de alınacaktı. Ocağın
üniformaları Avrupa ordularına benziyordu. Eşkinci Ocağı, 11 Haziran 1826’da
faaliyete geçti.


14 Haziran gecesi bir grup yeniçeri gece
yarısı bir isyan çıkardı. İstemedikleri devlet görevlilerin konaklarını
yaktılar. Ertesi gün isyancılar topçuları ve Boğaz yamaklarını kendilerine
katılmaya davet ettilerse de ret cevabı aldılar.


Tüfekle talimi kabul etmeyip kazan kaldıran
Yeniçerilere karşı Sancak-ı Şerif çıkarılıp, halk kutsal bayrak altına
çağrıldı.


Bunun üzerine Padişah, sadrazam ve
şeyhülislam, Sultan Ahmet Camisi’ne giderek Sancak-ı Şerifi çıkardılar. Halkı
sancağın altına davet ettiler. Esnaf, suhteler (medrese talebeleri),ulema,
topçular, humbaracılar, tersane çalışanları, kalyoncular Sancak-ı Şerif’in
altına toplandılar. Toplanan kalabalık yeni odalar denilen yeniçeri kışlasına
yürüdü.


Boğazlar Muhafızı Hüseyin Paşa, Topçu Kara
cehennem İbrahim Ağa, Yeni odalar’ı topa tuttular. Yeniçerilerin çoğu
öldürüldü, kaçanlar yakalandı. II. Mahmut yeniçeriliğin kökünün kazınmasını
buyurdu.


Sonra şehirde yeniçeri avı başladı.
İstanbul’da yaşayan elçilik mensuplarına göre öldürülen yeniçerilerin sayısı 6
ila 8 bin arasındaydı. Yeniçeri dövmesi yaptıranlar, onlara benzer kıyafet
giyenler de yok edildiler. Yeniçerilerle bağlantılı olan tulumbacı ocağı da
kapatıldı.” Vaka-i Hayriye” denen olayla Yeniçerilik son buldu.


17 Haziran günü bir fermanla ocağın
kaldırıldığı ilan edildi.  Kaldırılan sadece yeniçeri ocağı değildi.
Yeniçerileri hatırlatan simgeler, eşyalar hatta mezar taşları yok edildi.


Daha sonra Bektaşi avı başladı. Bektaşiler
toplanıp, cebehaneye hapsedildiler.80 yıldan yeni Bektaşi tekkeleri yıkıldı.
Diğerleri Nakşibendi’lere verildi. Bektaşi dedeleri sürüldü, bazıları idam
edildi, hapsedildi. Bektaşiler aleyhine yoğun propaganda başlatıldı. Kitaplar,
risaleler yazdırıldı, vaazlar verdirildi. İslam düşmanı ilan edildiler.


21 Eylül 1828’de mehter ve cirit yasaklandı.
Karagöz oyunu da yasaklardan nasibini aldı.


Sadece İstanbul’da değil, sınır boylarında yeniçeriler
de kırıldı. Sınır boylarında eğitimli asker kalmadı. Yeniçeri ocağının
kaldırılması en çok Bosnalıları etkiledi.  Yeniçeri ocağına Müslüman
olarak sadece Bosnalılar alınırdı. Bunlar Bosna’da görev yapıyorlardı.
Bosnalılar arasında yeniçerilik bir itibar ölçüsüydü. Bosnalıların desteğini
kaybeden Osmanlı Devleti,  50 yıl geçmeden Balkanları kaybetti.


Dönemin kaybedeni Rumlar oldu. Ermeniler ön
plana çıktı.  II.  Mahmut, Ermeni Patrikanesi’nin karşı çıkmasına
rağmen 1830’da Katolik Ermenilerini müstakil cemaat / millet olarak tanıdı.
Protestan misyonerlerin faaliyetine izin verildi. Ceride-i Havadis gazetesi
imtiyazı verildi ve maaş bağlandı. Matbaasında Protestan misyonerlerin
kitaplarını bastı. Ermeni harfleriyle Türkçe kitap bastı.


Misyoner okulları, hızla yayıldı. 1830’da
Osmanlı’da Protestan cemaat yoktu. 1850’de en az 50 merkezde Protestan ve 10
kilise vardı.


Protestan misyonerler Balkanlarda başarılı
olamadılar, Onlar da Anadolu ve Suriye’de faaliyet gösterdiler.1881’de 100
kilise, 350 okul açıldı.  Misyonerlik faaliyetleri Osmanlı Ermenilerini
imparatorluktan kopardı. Misyoner faaliyetlerinin sonucu imparatorluktan göç
başladı. 1859-1914 yılları arasında çoğu gayri Müslim tebaadan Anadolu ve
Suriye’den 1.4 milyon insan Güney Amerika ve ABD’ye göç etti.


*


1828’de Fransa’nın teşvikiyle Rusya’ya savaş
açıldı. Savaş konusunu görüşmek için toplanan divanında savaşa karşı çıkan
Galip Paşa ve Keçecizade İzzet Molla padişahın gazabına uğrayıp sürüldüler.
Sonuçta büyük bir hezimet ve toprak kaybı yaşandı.


Yabancı gözlemciler yeni ordunun sadece iç
inzibat görevinde başarılı olduğunu rapor etmişlerdi.


Fransa’nın Cezayir’i İşgali


1797 yılında yeniçerilerin Cezayir’in yönetimi
için seçtiği İzmirli Hüseyin Paşa, Fransa için borç para vermişti ancak Fransa
borcu ödemeyince Hüseyin Paşa’nın hakaretlerinden dolayı iki ülke arasında
gerginlik oluştu. Bu sırada, düşmek üzere olduğu için halkı dış meselelerle
oyalamak isteyen Fransa Kralı X. Charles da, 1830 yılında da Cezayir’i işgal
etti. Ancak o sırada Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanının başlaması üzerine
Cezayir meselesi sonuçsuz kaldı Buna rağmen bazı Türk sancakbeyleri, bilhassa
Konstantin sancakbeyi Ahmet Paşa, Fransızlar’ı yıllarca uğraştırdı.


Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı


Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mora’da büyük güçler
karşısındaki kayıplarını tazmin için Sultan Mahmut’tan zengin insan ve doğa
kaynakları olan Suriye eyaletinin valiliğini istedi. Sultan Mahmut ona bunun
yerine Girit valiliğini verdi.  Adada düzen sağlamanın kendisi için büyük
mali yük getireceğinin farkında olduğundan Mehmet Ali Paşa bunu reddetti.
1831’de Suriye’ye karşı karadan ve denizden bir sefere girişti. Mısır ordusuna
komuta eden oğlu İbrahim Paşa, Akka, Şam, Hama, Humus’u alarak Toroslar’ı aştı.
Anadolu’da yerel nüfustan heyecanlı bir karşılama gördü. Sultan Mahmut, Mehmet
Ali Paşa ve oğlu İbrahim Paşa asi ilan edilip üzerilerine Sadrazam Reşit Mehmet
Paşa komutasında bir ordu gönderildi. İki ordu Konya’da karşılaştığında Osmanlı
ordusu yenildi ve sadrazam esir düştü.


Kütahya Anlaşması


Mehmet Ali Paşa, Sultan Mahmut’tan af dilemek
ve kazandığı toprakları elinde tutmayı talep etmek üzere bir mektup yazarken,
İbrahim Paşa babasına kendi adına hutbe okutup, sikke kestirip bağımsızlık ilan
etmesi için baskı yapıyordu. 1833 yılının Ocak ayında İbrahim Paşa, Bursa’ya
bir adımlık mesafedeki Kütahya’ya varmıştı. Mısırlıların ilerlemesi İstanbul’un
gıda tedarik hatlarını kısmen kesmiş kentte açlık tehlikesi baş göstermişti. Ne
İngiltere ne de Fransa’da kesin yardım vaadi alamayan Sultan Mahmut yardım için
Çar Nikolay’a başvurmak zorunda kaldı. Mehmet Ali Paşa’nın başarıları herkesten
çok Rusya’da kuşku uyandırmıştı. Çünkü Mehmet Ali Paşa’nın İstanbul’da
yerleşmesi ve Osmanlı yönetimine el koyarak, Rusya dibinde zayıf Osmanlı
İmparatorluğu yerine diri ve kuvvetli bir imparatorluk kurması demekti. Bu ise
Rusya’nın 200 yıldır sürdürdüğü politikasının sonu demekti. Bu düşünceler
nedeni ile Rusya Osmanlı İmparatorluğunun toprak bütünlüğü prensibini kabul
ettiği gibi bunun için derhal harekete geçti. Rus Çarı, generallerinden
Muraviyef’i Rus görüşünü bildirmek üzere İstanbul’a ve Kahire’ye gönderdi. Çar,
Sultan Mahmut’a yardım, Mehmet Ali Paşa’ya da derhal muharebeyi durdurmasını
teklif ediyordu.


Şubat 1833’te Visamiral Lazarev komutasındaki
9 harp gemisinden oluşan bir Rus filosu İstanbul boğazına girerek Büyükdere
önlerinde demirledi. Bu olay Fransa ve İngiltere’yi o vakte kadar içlerine
gömüldükleri uyuşukluktan uyandırdı.


Fransa elçisi Rus donanmasının İstanbul’dan
uzaklaşmasının Sultan Mahmut ile Mehmet Ali Paşanın anlaşmalarına bağlı
olduğuna inanıyordu. Bunun üzerine Sultan Mahmut’un onaması ile Mehmet Ali’ye
Kudüs, Akka, Trablusşam ve Nablus sancaklarını kabul ettirerek padişahla barış
yapmasını teklif etti. Teklifi kabul etmediği takdirde Fransa’nın da kendisine
silahla karşılık vereceğini belirtti. Mehmet Ali Paşa teklifi kabul etmemekle
birlikte Beriyettüşşam ve Adana sancağının da kendisine bırakılması için Sultan
Mahmut’a ültimatom verdi. Bu ültimatoma müspet cevap verilmediği takdirde İbrahim
Paşa’yı Üsküdar üzerine yürümekle görevlendiriyordu. Bu sıralar Mehmet Ali
Paşa’nın entrikaları ile Anadolu’da padişaha karşı yer yer isyanlar çıkmış
bulunuyordu. Kastamonu’da Tahmiscioğlu, İzmir’de Mehmet Ağa isminde biri
padişahın memurlarını atarak, Mehmet Ali Paşa’nın idaresini kurmaya
yeltendiler.


Sultan Mahmut bu durum karşısında başkentin
güvenliğini bile tehlikede görüyordu. Ulemanın ve halkın homurdanmalarına
karşın 15.000 kişilik bir Rus kuvveti 5 Nisan 1833’te Boğaziçi’nin Anadolu
yakasına çıktı. Bu olay Fransız ve İngiliz elçilerine dehşet saldı. Rusların
İstanbul’dan uzaklaşmaları Mehmet Ali’nin Anadolu’yu boşaltması ile mümkündü.
Elçiler Sultan Mahmut’u Mehmet Ali ile anlaşma yapması için zorlamaya başladı.
Sultan Mahmut yeni barış teşebbüslerinde bulunmayı kabul etti. Reşit Bey,
Fransız elçisi Varenne ile İbrahim Paşa’nın ordugahına barış tekliflerini
götürdü. Uzun boylu tartışmalar neticesinde nihayet Mehmet Ali Paşa ile Sultan
Mahmut arasında 14 Mayıs 1833’te Kütahya Barış Anlaşması imzalandı. Bu barışa
göre Mehmet Ali Paşa’ya Mısır ve Girit valiliklerine ek olarak, Şam, İbrahim
Paşa’ya ise Cidde valiliğine ek olarak Adana valiliği verildi. Bundan başka
Anadolu’da Mehmet Ali tarafını tutmuş olanlar için de genel af ilan edildi.
Kütahya barışından sonra İbrahim Paşa kuvvetleri Anadolu’yu boşalttı.


Hünkâr İskelesi Anlaşması ve Boğazlar sorunu


İngiltere ve Fransa, Mehmet Ali ile padişahın
arasını bulayım derken daha çok Mehmet Ali çıkarlarını kollayan bir barış
ortaya çıkmıştı. Rusya ise Mısır isyanının ilk gününden beri dostluk
göstermişti. Yakınlığı sebebi ile Rusya en kısa zamanda yardım için donanma ve
asker gönderebilirdi. Sultan Mahmut bu durumu Rus elçisine açtı. Rusya ile
saldırmazlık ve savunma ittifakı için Çara müracaatta bulundu. Çar, ittifak
düşüncesini onayladı. 8 Temmuz 1833’te ise Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu
arasında Hünkar İskelesi anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre Osmanlı Devleti
boğazlara hiçbir yabancı harp gemisinin girmesine izin vermeyecek Rusya ile
batılı devletlerarasında bir savaş olursa Osmanlı Devleti, boğazları Rusya ile
harp halinde olan devlete kapayacaktı. Buna karşılık Rus gemileri boğazlardan
her iki istikamette gidip gelebileceklerdi.


İngiltere ve Fransa Kavalalı Mehmet Ali
Paşa’ya yenilen Osmanlı Devleti’ne yardımı reddederken Rusya, Osmanlı’ya yardım
eli uzatmış hatta Edirne antlaşmasıyla Osmanlı Devleti’nden alacağı 11,5 milyon
Osmanlı altını tazminatın büyük bölümünden vazgeçti, Silistre şehrini boşalttı.


Anlaşmanın imzalandığını öğrenir öğrenmez
Paris ve Londra’da kıyametler koptu. Fransa ve İngiltere Akdeniz’deki
filolarını çoğalttılar. Bir İngiliz filosu İzmir önlerinde görüldü. Bir ara
boğazların zorlanması ve Karadeniz’deki Rus filosunun batırılması bile
düşünüldü. Fakat daha sonra Avusturya ve Prusya’nın da Rusya’dan yana tavır
almaları üzerine Hünkar İskelesi Anlaşmasının yürürlüğe girmemesini temin etmek
için yeni bir müdahale durumu olmaması adına Kahire ve İstanbul’a tavsiyelerde
bulunmaya başladılar. Rusya, Batı ile savaşa girdiği anda, Osmanlıların,
boğazları Batılılara kapatacağı hususu, Rusya’nın bu dönemde rekabet içinde
olduğu Birleşik Krallık ve Fransa’ya karşı konması ile Boğazlar sorunu ortaya
çıkmıştır.


16 Ağustos 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşması


İngilizler Osmanlıları Rusya’dan uzaklaştırmak istiyordu. Bunun
için David Urquhart 
gibi ataşeler,
 Alexandre
Blacque 
gibi gazeteciler devreye sokuldu.
D.Urquhart, II. Mahmut’un çok etkilendiği A. Ba­cque’nın “Moniteur
Otto­man” 
adlı gazetesinde şunu yazdı:


Osmanlı Devleti eski eko­nomi ve maliye
uygulamaları tarihin çöp sepetine atmalı, Özellikle ticaret tekellerini ve iç
gümrükleri kaldırmalı, Dış ticareti hemen serbest bırakmalı, Gümrükleri çok
düşük tut­malı…


İngiliz gazeteci, W. N.Churchill,  Adam
ava çıktığı esnada bir çocuğu vurdu. İngiliz Elçisi Ponsonby tarafından
uluslarası politik problem hadise haline getirdi. Yaptığı baskı ve tehditlerle
Osmanlıyı Rusya’dan kopardı.


*


1830’larda Avrupa’da gümrük duvarlarının
yükselip birtakım mallara yasaklamalar getirilmesi sonucu İngilizler yeni
pazarlar bulmak üzere Ortadoğu ve Uzakdoğu’ya yönelmişlerdi. İngilizler,
Mısır’ın kalkınmasını sağlayan ticaretine darbe vurmak üzere hem de Osmanlı
İmparatorluğu’nda İngilizlerin serbest ticaret yapabilmeleri için yed-i vahid
usulünün kaldırılmasında ısrar etmişlerdi. İngilizler’in Ortadoğu ticaretine
ilgilerinin artması Sultan Mahmut’un İngiltere politikasına olan güvensizliğini
de ortadan kaldırıyordu.


İşte bu ortamda hem İngilizlerin yardımını
sağlamak hem de Mehmet Ali’ye bir darbe vurmak için16 Ağustos 1838’de
İngilizler ile bir ticaret anlaşması imzalandı. Hariciye Nazırı Mustafa Reşit
Paşa’nın Boğaziçi’ndeki Baltalimanı’nda bulunan konağında paşa ile İngiliz
elçisi Ponsonby arasında imzalanan anlaşmaya göre Osmanlı İmparatorluğu, kendi
ihtiyaç duyduğu yerli ham maddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına
çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) usulü kaldırılıyordu. Mısır’ın
kapitalist gelişmesinde stratejik bir rol oynayan dış ticaret tekeli bu
anlaşmaya dayanarak yıkılmıştır. Bu hüküm, Mısır kalkınmasının can damarı olan
mekanizmayı tahrip edip Mısır’ı çökertmek için konmuştu. Ülkenin başka
bölgelerinde de geçerli olacaktı. Baltalimanı ticaret anlaşması ile İngiltere’ye
çok daha önce verilmiş olan bazı imtiyazlar yeniden onaylanıp önemli ölçüde
genişletilmiştir. İngiliz tüccarlar, iç ticarette en imtiyazlı yerli tüccardan
daha fazla vergi ödemeyecekti. İngiliz gemileriyle gelen İngiliz malları için
bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse
götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. İngiliz ticaret gemileri boğazlardan
serbestçe geçebilecek, Osmanlı limanlarında bir gemiden diğerine aktarma
yapabilecek ve transit ticaretten alınan vergi resmi kaldırılacaktı. Örneğin
Selanik’ten İstanbul’a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit
gümrük vergisi ödediği halde İngiliz tüccar bu vergiden muaf olmuştur. İngiliz
tüccarlar sadece İngiliz mallarını değil, dış ülkelerden gelmiş her türlü malı
ülkenin her yerinde serbestçe alıp satabileceklerdi. Anlaşma 8 Ekim 1838’de
Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.


OSMANLI EKONOMİSİ


Osmanlı sanayi ve ticareti, batılı güçlere
verilen tavizler nedeniyle büyük dezavantajdaydı. Osmanlı Devleti,  isyan
etmiş olan Mısırlı Mehmet Ali Paşaya karşı, İngiltere’nin yardımına
muhtaçtı.  İngilizler, bu yardım talebine olumlu cevap vermek için
Türklerden yeni bir ticaret antlaşması istediler ve bu antlaşma Ağustos 1838’de
İstanbul, Baltalimanı semtinde imzalandı. Bu antlaşma ile İngilizlere, hiçbir
vergi ödemeden Türkiye’den istedikleri ham maddeleri alabilmekte ve kendi
mallarını hiçbir gümrük vergisi vermeden satabilmekteydiler.


Bunun sonucunda, ev veya sokak çalı süpürgeleri
bile ithal edildi (Aya, 2012, s.16-17) ve


“İngiliz Malı” ucuz mallar piyasayı işgal etti
ve yerli sanayinin arta kalanını da sildi. Benzer ticarî tavizler daha
sonraları başka Avrupa ülkelerine, örneğin, Fransa, Danimarka, İspanya,
Hollanda gibi ülkelere de uygulandı.


“… O zaman Osmanlı Devleti gümrükleri asgariye
indirmiş, Pazarını yabancı mallara açmış bir ekonomi izliyordu Bu da geleneksel
İslam, Orta Doğu devlet ve ekonomi anlayışından ileri geliyordu. Osmanlı
ekonomik düşüncesi halkın mallara mümkün mertebe ucuz erişmesi için açık Pazar
politikası güdüyordu. Osmanlı, gümrük % 3’e inmişti, bu rakam Fransa’da bile
%10’du.Bu yüzden-o zaman bütün Arabistan, Anadolu, Rumeli- büyük bir pazardı.
Bu pazarı açık tuttuk. Kapitülasyonlar verdik. Yabancılar istediği gibi gelsin,
aşağı gümrükle mal getirsin. Bu siyaset 18. Asırda pamuklu sanayimizi çökertti.
Çünkü halkın çok para harcadığı tekstil pamuklulardı.  Tekstilde Avrupa
18. Asır sonunda makine mamulü olan tekstiller yapmaya başlayınca bizim pamuklu
pazarı çöktü. Bütün şehirlerde bu işle uğraşan dokumacılar iflas etti.
1840’larda Üsküdar’daki 5000 dokumacı aç kaldı, işsiz kaldı. İngiliz kumaşları
geldi. Sonra Amerikan bezi geldi. Köylere kadar Amerikan bezi geldi. Köylere
kadar Amerikan bezi kullanılır oldu. Bütün bunları biz evvelce yerli
yapıyorduk. Yerli büyük dokuma sanayimiz vardı. Şehirlerimizin harabisi,
sefalet bundan sonra geldi.” (Her Yıl Bir Türk Bilgi Şöleni , Prof, Dr. Halil
İnalcık, s, 151, Bursa-2016, Bursa Türk Ocağı Yayını)


**


Bab-ı Âli, Avrupalı tüccarların çıkarları,
yerli üreticilerin ve esnafın çıkarlarıyla çatıştığında, kendi kulları aleyhine
karar almaktan çekinmemiştir. On sekizinci yüzyılda İstanbul esnafı Fransız
kumaş ihracatçıları karşısında pazarlık güçlerini arttırmak için bir ortaklık
kurunca, Fransızların şikâyeti üzerine Osmanlı hükümetinin bu ortaklığı
dağıtması ve esnafı cezalandırması bunun önemli bir örneğidir. Fransız
hükümetinin Osmanlı İmparatorluğu’nda Fransız ihraç mallarıyla rekabet
edebilecek yerli sanayi işletmelerinin engellemesi için İstanbul elçisine
talimat verdiği bilinmektedir. (Yahya Tezel, Cumhuriyet Döneminin İktisadi
Tarihi, Tarih Vakfı Yayınları İstanbul-1994,s.62, Aktaran, İbrahim Okur, Altın,
s:379, Bursa)


Tüketim kalıplarıyla Batılılaşmış olan saray ve
Bab-ı Âli çevreleri, Batı Avrupalı kapitalistler ve onların Türkiye’deki
uzantıları olan gayrimüslim tüccar ve bankerler ile bin bir çıkar ilişkisine
girmiş; düşük verimlilikli tarım ekonomisinin sırtından sorumsuz bir israf
kesimi oluştururken imparatorluktaki iktisadi kaynakların Batılı çıkarları
peşkeş çekilmesini kolaylaştıran bir ortam yaratmıştır. (Yahya Tezel,
Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi, Tarih Vakfı Yayınları İstanbul-1994,s.62)

İnalcık; “O zaman Osmanlı Devleti, gümrükleri asgariye indirmiş, pazarını
yabancı mallara açmış bir ekonomi izliyordu. Bu da geleneksel İslam, 
Ortadoğu devlet ve ekonomi anlayışından ileri geliyordu. Osmanlı ekonomik
düşüncesi halkın mallara mümkün mertebe ucuz olarak erişmesi için açık Pazar
politikası güdüyordu Osmanlı. Gümrükler %3’e inmişti. Bu rakam Fransa’da bile
%10’du. Bu yüzden Osmanlı pazarı- o zaman bütün Arabistan, Anadolu, Rumeli-
büyük bir pazardı. Bu pazarı açık tuttuk, kapitülasyonları verdik. Yabancılar
istediği gibi gelsin, aşağı gümrükle alsın mal getirsin. Bu siyaset 18. Asırda
pamuklu (+yün) dokumacılığı çökertti. Çünkü halkın çok para harcadığı tekstil
pamuklulardı. Tekstilde Avrupa 18. Asır sonunda “Machine made good” yani makine
mamulü olan tekstiller yapmaya başlayınca, bizim pamuklu pazarı çöktü. Bütün
şehirlerde bu işle uğraşan dokumacılar iflas etti. 1840’larda Üsküdar’da 5000
dokumacı aç kaldı, işsiz kaldı. İngiliz kumaşları geldi. Kölere kadar Amerikan
bezi kullanılır
oldu.            Bütün
bunları daha önce yerli yapıyorduk. Yerli büyük dokuma sanayimiz vardı.
Şehirlerimizin sefaleti bundan sonra geldi…


Osmanlı 1875’te borçlarını ödeyemeyeceğini
ilan etti.  Ve onun arkasından Rusya bundan istifade etti, 93 harbine
girdik.  Bu felaketti başka türlü olmazdı…19. Asırda Abdülmecit zamanında Fransa’dan
aldığımız paraları saraylara, saraylı hanımların mücevherlerine verdik…(Erhan
Metin, Halil İnalcık ile Tarih, tarihçilik ve yerel Araştırmalar Üzerine Bir
Söyleşi; Çankırı Araştırmaları Dergisi, Sayı 3, s.449-450, 2008)


*


Kavalalı Mehmet Ali Paşa, 1838 Ticaret
Sözleşmesine karşı çıktı. Gümrükler ve iç tekeller sayesinde güçlü bir ordu ve
donanma inşa etmişti. Sanayi filizleniyor ve çağdaş bir devlet doğuyordu. II.
Mahmut, Mısır’ı kendine bağlama ümidiyle İngilizlerle işbirliği yaptı ve
sonunda İngiliz donanmasının baskısıyla Kavalalı Mehmet Ali Paşa, 1838 Ticaret
Sözleşmesi’ni kabul etti ve çok kısa bir süre sonra Mısır da iflas etti.
Mısır’ın modern bir sanayi devleti olması imkânsız hale geldi.


                                                     
***


İngiltere ile yapılan Baltalimanı Ticaret
Anlaşması ile İngiltere’nin siyasi desteği sağlanmıştı. Zaten Osmanlı
ordusundaki reform çalışmaları ciddi anlamda devam etmekte ve yeniden düzenleme
sağlanmakta idi. Mehmet Ali etrafında örülmekte olan çemberden kurtulmak ümidi
ile elinde bulunan yerlerin babadan oğula geçmek üzere kalıtsal valiliğini
istedi. Bunun dışında İstanbul’a göndermek zorunda olduğu vergiyi göndermemekle
birlikte bağımsızlığını ilan etti. Sultan Mahmut, Mehmet Ali Paşa’ya karşı savaşa
girişilmesi için 21 Nisan 1839’da emir verdi. İki ordu Fırat nehrinin ötesinde
Nizip’te karşılaştı.


Osmanlı ordusunun başında orduyu
modernleştirme çabaları içerisinde Avrupa’dan getirtilen Prusyalı 3 subay
bulunuyordu. Bir Cuma günü Prusyalı subaylar, Osmanlı ordusu Mısır ordusunu
yenecek bir durumda iken hemen muharebeye girilmesi için başkomutan Hafız
Paşa’ya tavsiyede bulundular. Fakat orada bulunan ulema, Cuma günü harp
yapılmasının şer’an caiz olmadığını ileri sürdüler. Ertesi gün Prusyalı subaylar
bir gece baskını yapılmasını tavsiye ettiler. Ulema bu seferde ansızın gece
haydut gibi baskın yapılmasının padişahın askerlerinin şanına yakışmayacağını
ileri sürdüler. Bu esnada İbrahim Paşa ordusu Osmanlı ordusunu kuşatacak bir
konum kazandı. 29 Haziran’da başlayan Mısır ordusu saldırısı sonucu Osmanlı
ordusu 4 saat içinde perişan oldu. Harp meydanında binlerce ölü on binlerce
esir ve 160 parça top bırakıldı. Bir defa daha İbrahim Paşa kuvvetlerine
Anadolu ve İstanbul kapıları açılmıştı. Sultan Mahmut 1 Temmuz 1839’da
mağlubiyet haberinin İstanbul’a varmasından birkaç gün önce öldü. Vereme
yakalanmış olan Sultan Mahmut, 2 Temmuz 1839 pazartesi günü sabaha karşı
hayatını kaybetti


***


“Sultan II. Mahmut dönemi, Osmanlı tarihinde
batılılaşma süreci içerisinde büyük öneme sahiptir. Kurduğu Avrupai tarzda
eğitim gören Asakir-i Mansure-i Muhammediyye ordusu ile modern Türk ordusunun
temellerini attı. 1828 yılında yayınladığı Kıyafet Nizamnamesi ile sarık, kavuk
ve biniş giyilmesini yasaklayıp, ceket, pantolon ve fes giyilmesi kuralını
getirdi ve kendi de sakalını kısa keserek modern kıyafetler ile halkın içine
çıktı. Portrelerini yaptırarak devlet dairelerine astırdı.


Devlet ve saray teşkilatında geniş ölçüde
değişiklik yaparak Tımar Sistemi, Enderun ve Divan-ı Hümayun’u lağvedip çeşitli
bakanlıklar ve meclisler kurdu. Topkapı Sarayı’nı terk ederek batılı tarzda
döşenmiş Beylerbeyi Sarayı ve Çırağan Sarayı’nı yaptırarak hanedan için boğaz
içi sahillerinde yeni bir yaşantının kapısını araladı. 1831 yılında Modern anlamda
ilk nüfus sayımını gerçekleştirdi, ilk posta teşkilatını kurdurdu ve Osmanlı
tarihindeki ilk resmi Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi onun döneminde
yayımlandı. İlköğretimi zorunlu hale getirerek bugünkü ilkokula denk rüşdiye
okullarını kurdu. Avrupai tarzda eğitim vermek amacıyla İstanbul’da,
Türkiye’nin ilk modern tıp okulu olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve modern
anlamda ilk harp okulu olan Mekteb-i Harbiye’yi kurdu.


Sultan II. Mahmut 1834 yılında Divan-ı
Hümayunu lağvetti. Onun yerine Meclis-i Vala ve Meclis-i Vükela’yı kurdu ve
birçok bakanlıklar teşkil edildi. Sadaret kethüdalığı dahiliye nezaretine,
reisülküttaplık hariciye nezaretine, defterdarlık maliye nezaretine çevrildi.
Sadrazamlık unvanı başvekile çevrildi. Sadrazam, padişahın mutlak vekili
olmaktan çıktı. Bu sıfatla yetkiler nazırlara (bakanlara) geçti. Başvekilliğe
ilk defa olarak Rauf Paşa getirildi. Sadrazamlık kaldırılınca eskiden iki
kazasker aracılığı ile o makama bağlı olan kadılıklar ve şeriat mahkemeleri de
şeyhülislamlığa bağlandı.”


Kitaplarda, Wikipedia ve ansiklopedilerde
okuyacağınız bilgiler kısaca bunlar. Kitaplar, ordusu yokken Rus Çarlığı’na
savaş açmasını, sınırlardaki tecrübeli askerleri yok etmesini yazmazlar.
Yenilgiden sonra Kafkasya kaybedildi. Balkanlarda çarlığın etkisi arttı. Rus
Çarlığı’na büyük bir tazminat ödendi.


Boğazlarda lüks saraylar yapılmaya başlandı.
Sultan Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz devrinde boğaz saraylarla dolduruldu. Bu
israf Osmanlı’nın sonunu getirdi desek abartı olmaz.


Mısır’da on-oniki yılda Osmanlı ordusundan
daha modern bir ordu ve donanma kuran Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan daha fazla
imkânı olan Osmanlı Devleti’nin ne büyük bir modernleşme fırsatı kaçırdığını
okuyamıyoruz.


1838 Ticaret Antlaşması ile Osmanlı pazarı
sonuna kadar İngilizlere ve ardından diğer devletlere açıldı. Var olan sanayi
de yok oldu. Ticaret de zamanla Levantenlere ve azınlıkların eline geçti.


Bu antlaşmayla sadece Osmanlı devleti değil
Mısır’da başlamış bulunan modern sanayi ve devlet oluşumu yok oldu.


Fesi getirdiği ve resmini devlet dairelerine
için “Gavur padişah” diye anılan Padişah II. Mahmut döneminde 18. Yüzyılda
Anadolu’ya yayılmaya başlayan Nakşibendilik, devletin resmi mezhebi haline
geldi.


KAYNAKÇA


  • -Allen, W.E.D.1828-1921 Türk-Kafkas
    Sınırındaki Harplerin Tarihi, Ankara-1966,
  • -Bıyıklıoğlu, Tevfik Trakya’da Milli
    Mücadele Ankara, 1992
  • -Bi Mahmut; Kafkas Tarihi, Ankara-2011
  • -Busbecq, Türk Mektupları, İstanbul-2002,
    Kırkambar Yayınları
  • -Carthy, Justin Mc, Sürgün ve Ölüm,
    İstanbul-1995
  • -Galland, Antoni, İstanbul’a Ait Günlük
    Hatıralar I (1672)Ankara-1998, TTK
  • -İmbert, Paul, Osmanlı İmparatorluğunda
    Yenileşme Hareketleri, İstanbul, (Basım yılı yok)
  • -İnalcık, Halil Osmanlı İdare ve Ekonomi
    Tarihi, İstanbul-2011
  • -İnalcık, Halil Osmanlı İmparatorluğu’nun
    Ekonomik ve Sosyal Tarihi, İstanbul-2000
  • İnalcık,
    Halil, Devlet-i Aliye I, İstanbul-2010
  • İnalcık, Halil, Devlet-i Aliyye-III,
    İstanbul-2016
  • -İpek, Nedim, Rumeli’den Anadolu’ya Türk
    Göçleri, Ankara-1999
  • -Mantran, Robert, Osmanlı Tarihi,
    İstanbul-1995
  • -Ortaylı, İlber, İmparatorluğun En Uzun
    Yüzyılı, İstanbul-2016,Timaş Yayınevi
  • -Sakin, Orhan, Yeniçeri Ocağı Tarihi ve
    Yasaları, İstanbul-2011, Doğu Kütüphanesi
  • -Şirokorad, A.B,Osmanlı-Rus Savaşları.
    İstanbul-2103


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış