ÖZKAN
KARACA : Osmanlı Devletinde Sinema




E-POSTA : ozkankaraca@atlantikmedya.com


09 Mayıs 2020 Cumartesi


1897’de sinematografın hemen hemen tüm
dünya ülkeleriyle aynı zamanda Osmanlıya girişiyle birlikte dünyanın birçok
yerinde ve Osmanlı topraklarında çekilen belge filmlerin gösterimleri başlamış,
önceleri birkaç yerde yapılan bu gösterimler giderek yaygınlaşmış, daha sonra
sinema salonları açılarak çeşitli ülkelerin filmleri gösterilmeye başlanmıştır.


1896 ya da 1897 yıllarındaki bu halka açık
gösterinin düzenlendiği yer, Galatasaray (Beyoğlu) karşısına düşen Hammalbaşı
sokaktaki Avrupa Pasajı’nın 7 numaralı yeriydi. Sinema tarihlerine Sponek
Birahanesi adıyla geçen bu salonda böylece “halka açık ilk gösteri”
gerçekleşmiş oldu. Bu gösterinin Türkçe, Fransızca, Rumca ve Ermenice basılan
ilanında şunlar yazar:


“…Beyoğlu
Galatasaray’ı karşısında Sponeck Salonu’nda İstanbul’da birinci defa olarak
Paris ve bütün Avrupa’nın mazharı takdiri olmuş olan canlı fotoğraf lübiyatı
her akşam icra olunur…”
[1]


Türk sinemasında bilinen ilk film 1905’te
çekilmiştir, yapımcısının kim olduğu ise bilinmemektedir. Yalnızca Selim Sırrı
Tarcan’ın bu filmin çekiminde rehberlik yaptığı biliniyor ki, bu da filmi
yapanların yabancı olduğu kanısını güçlendiriyor. Ancak filme ilişkin şu ana
kadar belge bulunamadığı için ilk film sayılamaz.


Weinberg’in film gösterilerini 1898
yılında yine İstanbul Beyoğlu’nda Cambon adlı bir Fransız’ın yaptığı gösteriler
izler. Gösterim aygıtının kalitesi, filmlerin uzun olması ve filmlerdeki Türkçe
açıklamalar nedeniyle halkın Cambon’un gösterilerini daha çok beğenmesi üzerine
Weinberg’in aygıtını yenilediğini, daha uzun filmler getirterek seyircinin
filmi daha iyi anlaması için gösterim sırasında bir görevlinin ayağa kalkıp
açıklamalarda bulunmasını sağladığını hatta aynı dönemde Weinberg’in sık sık
Saray’a çağrılarak filmler oynattığı da belirtilmektedir.[2] Ayrıca, o yıllarda gösterilen filmlerin
kısa metrajlı belge ve güldürü filmleri olduğunu, zamanında filmleri izleyen
yazarların anılarından ve belgelerden anlaşılmaktadır.[3]


29 Mart 1903’te çıkarılan ve 25 maddeden
oluşan bir nizamnameye göre; Osmanlı’da sinema gösterileri yapma hakkı 35 sene
süreyle müslim ya da gayrimüslim ayrımı yapmadan herkese tanınıyor, bu hakka
sahip olanlar, anonim şirket kurabiliyordu. Ancak bu şirketin adı ‘Osmanlı
Sinematograf ve Lantern Majik ve Çeşitli Manzaralar Gösterme Şirketi’ olacak ve
Merkezi İstanbul’da bulunacaktı. Ayrıca hak sahipleri, sinema faaliyetlerini
gerçekleştirmek için gerekli mühendis ve makinistlerden başka bütün personelini
Osmanlı halkından seçeceklerdi. Yerli mühendis ve makinistler gereken şartları
yerine getirmeleri durumunda istihdamda öncelikli olacaklardı.[4]


İlk zamanlarda özel bir gösteri salonuna
sahip olmayan ve kıraathane gibi erkeklere özel mekânlarda halka tanıtılan ve
kısa sürede sevilen, hatta Ramazan gecelerinde Karagöz ve Meddah’a eşlik eder
duruma gelen sinemanın kadınlarla tanışması ise bu yeni aygıtın konaklara
girmesiyle olmuştur. Bu dönemde İstanbul’un her tarafında elektrik tesisatı tam
olmadığı için sinema gezgin bir durumdaydı. Sinemacı, gösterim aygıtıyla
elektrik tesisatı olan mekânlara gider, dörder beşer dakikalık yedi sekiz
filmden oluşan programlarla seyircileri eğlendirirdi.[5] Ancak, sinemanın sürekli bir salona
kavuşması için 1908 yılını beklemek gerekecekti.


Halkın sinemaya gösterdiği rağbeti göz
önüne alan Weinberg, 1908’de Türkiye’deki ilk sinema olan “Pathe Sineması”nı[6] yaptırdı. Böylece İstanbul’da
Tepebaşı’nda ilk yerleşik sinema salonunun açılmasıyla eğlence yerlerinde adeta
bir sığıntı gibi yaşayan sinema, gerçek mekânına kavuşmuş ve giderek Türk
toplumunun gelenekselleşmiş eğlence yapısındaki yerini de almış oldu. Burada
hemen belirtmek gerekir ki, sinemanın Türkiye’ye girişinden söz ederken aslında
özellikle İstanbul’un Avrupa yakasına, o zamanki adıyla “Pera” -Beyoğlu semtine
girişi kastedilmektedir. Sinemanın halk tarafından sevilmesi, gösterilere
talebin artması, bu buluşun İstanbul’da ve diğer büyük kentlerde de yayılmasına
neden oldu.


İstanbul’da açılan Pathe Sineması’nın
ardından Beyoğlu’nda “Palas”, Taksim’de “Majik” sinemaları açılır. İstanbul
yakasında ise Sirkeci’de Kemal ve Şakir Seden kardeşler Fuat Uzkınay ile
birlikte “Ali Efendi” ve Demirkapı’da “Kemal Bey” sinemalarını açarlar. 1914’te
Murat ve Cevat Beyler tarafından İstanbul yakasında ilk film gösterisinin
yapıldığı “Fevziye Kıraathanesi”nin[7] yerinde “Milli Sinema” adıyla açılan
sinema, Türkler tarafından işletilen ilk sürekli sinema salonu olarak tarihteki
yerini alır. Daha sonra bunları “Elektra”, “Elhamra” ve “Opera” sinemaları
izler. İzmir’de de Kordonboyu’nda 1909’da ilk açılan Pathe Kardeşler ya da
Kramer Sineması’nı izleyen diğer sinemalar ise “Asri Sinema”, “Ankara
Sineması”, “Lale Sineması”, “Milli Sinema”, “Elhamra Sineması”, “Tayyare”
Sinemaları ile Güzelyalı ve Karşıyaka’daki sinemalar olmuştur.[8]


Talat Bey, yabancıların Anadolu’da film
gösterileri düzenlemesine izin vermiş; ancak iş film çekmeye geldiğinde bu tür
teşebbüsleri kati suretle yasaklamıştır. Bu yasaklama güvenlik tedbiri ya da
olası casusluk faaliyetlerinin önüne geçmek gibi anlaşılabilir nedenlerden ötürü
yapılmış olabilir.[9]


1914’lerde sinema, en azından İstanbul,
İzmir, Selanik gibi kentlerde bilinen bir olaydır, sinema salonları vardır ve
sinemaya tutkun seyirci kitlesi yetişmektedir. Başka bir deyişle, Türkiye’de
bir sinema vardır, ancak bu, Türk Sineması değildir. Çünkü sinema
işletmeciliğinin büyük bir kısmı azınlıkların veya yabancı uyrukluların
elindedir. Türkiye’de sinema denilince Weinberg, akla gelen tek uzman
sinemacıdır. Bu tarihlerde Türkiye sinemayı keşfetmiş, aynı zamanda sinema da
Türkiye’ye gelip geçen ve daima egzotik görüntüler peşinde olan yabancı
operatörler, sinemacılar yoluyla Türkiye’yi keşfetmiştir.[10]


1914’e kadar İstanbul’da açılan sinema
salonlarının sahipleri ve işletmecileri gayrimüslimlerden ve yabancılardan
oluşuyordu. 1913 yılında beş yeni sinema salonun açılması, bazı yerli
müteşebbisleri bu sektöre yöneltti. 19 Mart 1914 tarihinde Şehzadebaşı’nda
Cevat Boyer ve Murat Bey tarafından Türkiye’nin ilk yerli sinema salonu olan
“Milli Sinema” açıldı?[11] Bir süre sonra devreye Şakir ve Kemal
Seden kardeşler girerek, dönemin ünlü lokantacısı Ali Efendi ve Fuat Uzkınay’la
birlikte, Sirkeci’ de “Ali Efendi Sineması”nı açacaklardır.[12]


Dünya sineması belge filmlerden sinema
anlatımının oluşmaya başladığı kurmaca filmlere geçmiş, hatta 1915 yılma
gelindiğinde gerek Amerika gerekse Avrupa’da sinema anlatımının öne çıktığı
uzun metrajlı yetkin film örnekleri verilmiştir. Ancak Türk sinemasının gelişimi
dünya sinemasıyla aynı çizgide olmamıştır. 1915 yılında Merkez Ordu Sinema
Dairesi’nin kurulmasına kadar çekilen belge filmler dışında Türk sinemasında
yerli yapım gerçekleştirilmemiş, ancak bu tarihten sonra resmi kuruluşlar
eliyle ilk yerli yapımlar gerçekleştirilmeye başlanmıştır.


1918 yılında savaşın bitmesi üzerine,
resmi bir kuruluş olan Merkez Ordu Sinema Dairesi feshedilmiş, fakat sinema ile
ilgili çalışmalar durmamıştır. Film yapımım ve belge film çekimleri yarı resmi
kuruluşlar olan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti (1915) ve Malul Gaziler Cemiyeti
(1918) bünyesinde devam etmiştir.


Sinema alanındaki bu gelişmeler kaçınılmaz
olarak ciddi bir rekabet ortamı oluşturdu. Her şirket ya da salon, gişe
gelirlerini artırmak için tanıtım faaliyetlerine ağırlık vermeye başladı. El ve
duvar ilanlarıyla yapılmakta olan tanıtım faaliyetleri, dönemin gazete ve
dergilerinde de yer bulmaya başladı. Bu durum 1920’li yıllarda gelişme
gösterecek olan reklam ve ilan söktürün de oluşumuna zemin hazırladı. Sinema
alanındaki bu gelişmeler ve halkın sinemaya olan ilgisi, sinemanın ne olduğu
konusunda yeni düşüncelerin ortaya çıkmasını ve sinemanın bağımsız bir yayın
olarak Osmanlı basınında yer almasını sağladı.



DİPNOTLAR


[1] Mustafa Gökmen, Eski İstanbul Sinemaları, İstanbul
Kitaplığı Yayınları, İstanbul, 1991. s. 21


[2] Nijat Özön: Türk Sineması Tarihi, Artist Yayınları,
İstanbul, 1972. s. 23


[3] Alim Şerif Onaran: Türk Sineması 1. Cilt, Kitle
Yayınları, Ankara, 1999. s.11


[4] Ali Özuyar, Devlet-i Aliyye’de Sinema, De Ki
Basımevi, Ankara, 2007. s. 14


[5] Ali Özuyar: Sinemanın Osmanlıca Serüveni, Öteki
Matbaası, Ankara, 1999. s.33 – 35


[6] Pathe (Cınema Theatre Pathe Freres) Tepebaşı
Meşrutiyet Cad. Eski Anfi Tiyatrosu. Sonra Asri ve Ses sinemaları ile Şehir
Tiyatrosu komedi kısmı olan yer Mimarı Campanaki. Sahibi İstanbul Şehremaneti.,
İşletmecisi Sigmund Weinberg. 1890’larda tiyatro olarak yapıldı.2 * 1908’- den
1942’ye kadar sinema olarak kullanıldıktan sonra tekrar tiyatroya çevrildi.
1958’de Belediye tarafından yıktırıldı. Halen yerinde İstanbul Sergi Sarayı
var. Bkz: Arkın Sinema Ansiklopedisi, Arkın Kitabevi, İstanbul, 1975. s. 452


[7] Feyziye Kıraathanesi, Şehzadebaşı Caddesi ile Feyzi
ye Caddesi’nin birleştiği köşede idi. Feyziye Caddesi tarafında (
Daruşşafaka’nm kurucularından) Vidinli Tevfik Paşa’ nın konağı vardı, Kıraathanenin
kapısı Şehzadebaşı Caddesine açılıyordu. Bkz: İstanbul Ansiklopedisi, Reşat
Ekrem Koçu, Koçu Yayınları, 1972. s. 5727


[8] Alim Şerif Onaran, Türk Sineması, s.12


[9] Ali Özuyar, Babıâli’de Sinema, İzdüşüm Yayınları,
İstanbul, 2004. s.41


[10] Giovanni Scognamillo: Türk Sinema Tarihi, Kabalcı
Yayınevi, İstanbul, 1998. s. 22


[11] Nijat Özün, Türk Sineması Kronolojisi, Bilgi
Yayınları, Ankara,1968, s. 42


[12] Agah Özgüç, Başlangıcından Bugüne Türk Sinemasında
İlkler, Yılmaz Yayınları, 1990. s. 8-9


[13] Şair, Yazar. “Atlantik Medya Ve Prodüksiyon”
şirketinde yapımcı ve yönetmen, ozkankaraca@atlantikmedya.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet