TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & NOSTALJİ

KAYNAK : http://sahragull.blogcu.com/ilgilenenler-icin-kibris-i-nasil-kaybettik/5645046

II. Abdülhamit, 93 harbi sonrası elden çıkan Makedonya ve
Bulgaristan’ı geri alma, Ruslara olan savaş tazminatını sildirme karşılığında
Kıbrıs’ı İngiltere’ye kiraladı… Şimdi ise AB hiçbir bedel ödemeye bile gerek
duymadan her fırsatta Kıbrıs için bastırıyor… Çünkü karşısında gırtlağına
kadar borca batmış bir devlet ve devletin laik yapısıyla kavgalı olduğu için
AB’ye sığınan bir iktidar var.

Daha şimdiden Güney Kıbrıs ve Yunanistan, AB müzakerelerinde
5 konunun görüşmelerini askıya aldırdı. AB, limanların Rumlara açılması için,
Türkiye’ye adeta bir ültimatom vererek süre tanıdığını açıkladı. AB, her
fırsatta tüm ikiyüzlülüğü ile Kıbrıs için bastırıyor.

Kıbrıs gider mi gitmez mi bilemiyorum. Çünkü gırtlağına kadar
borca batmış, AB ile ilişkileri ortaklık görüşmesinden ziyade taviz verme
haline getirmiş devletime inanın pek güvenemiyorum.

Geçenlerde, Hüseyin Perviz Pur’un yazdığı ve Otopsi yayınevi
tarafından yayınlanan Türkiye’nin Borç Prangası kitabını okuyordum. II.
Abdülhamit’in Kıbrıs’ı İngilizlere nasıl verdiğini gayet net anlatıyordu. Tam
zamanıdır deyip biraz iktisat tarihimizi de hatırlayıp Kıbrıs’ı nasıl verdiğimizi
anımsamakta fayda var.

Balkanlardaki
bağımsızlık istekleriyle çıkan ayaklanmalar, II. Abdülhamit tarafından çok
kanlı bir kanlı bir şekilde bastırılınca, Rusya ve İngiltere, Osmanlılara karşı
ittifak yaptı. Esasında, 1876-77 Rus Harbi (93 Harbi de deniyor) Rusya’nın
balkanlardaki Ortodoks etnik gruplar üzerindeki haklarını pekiştirmek, onları
egemenliğine almak, Rusya’nın bölgedeki varlığının kuvvetlendirmek amacıyla
çıkartıldı.

Rusya İngiltere’den
Kırım Savaşı’nda olduğu gibi, Osmanlıların yanında olmayacaklarının garantisini
alarak, 1877 ilkbaharında iki koldan karadan saldırdı. Rus ordusu doğuda Kars,
Ardahan ve Erzurum’a, batıdaki ordu da Prut nehrini geçerek Osmanlı
topraklarına girmişti. Romanya bu kargaşadan yararlanarak bağımsızlığını ilan
etti ve Rusların yanında yer aldı.

Batıda Prut
ordusunun karşısında Kırım Savaşının kahramanı Gazi Osman Paşa vardı. Rus
ordusunun başında ise genç Çar Alexander bulunuyordu. Bulgaristan’a ordusunun
önünde girerek, Slavlara kurtuldunuz müjdesini vermişti.

Osmanlı ordusu Tuna
nehrini geçerek Plevne kasabasında savunma mevzilerine yerleşti. Gazi Osman
Paşa kısa sürede burada güçlü bir savunma kalesi inşa etti. Rus ordusunu
durdurdu. Tüm saldırıları başarısız olunca, Ruslar geri çekilip Plevne kalesini
kuşattılar ve ikmal yollarını kestiler. Osman Paşa, aylarca dayanan ordusunun
erzakı bitince, kaleden çıkarak Ruslara saldırdı, kuşatmayı yardı, ancak bu
kuşatma esnasında Osman Paşa ağır yaralandı, aç ve susuz ordusu dağıldı.
Bulgarlar Türk askerlerini katletti.

Rus orduları
Edirne’ye girdi. Abdülhamit, İngiltere’den barışa yardım etmelerini istedi. Rus
Ordusu Ayestefanos’a (Yeşilköye’e) kadar girdi. İstanbul’un Rusların eline
geçmesini istemeyen İngiltere Kraliçesi, Victoria, Osmanlı’nın barış isteğini
Çar’a iletti. Rus ordusu, 10 ay devamlı savaşmaktan ve kış mevsiminin ağır
koşullarından yorgundu. Mart 1878’de Ayestefonas (Yeşilköy) anlaşması yapıldı.

Bu anlaşmayla,
Karadağ, Sırbıstan ve Romanya’nın bağımsızlıkları tanındı. Bulgaristan özerk
bir idare oldu. Doğu’da ise Kars, Ardahan ve Batum Ruslara bırakıldı. Ayrıca,
Ruslara 245 milyon altın savaş tazminatı ödenecekti.

Abdülhamit, bu ağır
şartları kabul etmekle, İstanbul’u, İmparatorluğu belki kurtarmıştı ama, Rumeli
gibi verimli topraklarını, doğunun ipek yolunun önemli şehri Kars’ı
kaybetmişti. Özellikle Rumeli toprakları, insan ve tarım açısından ve de vergi
bakımından Osmanlının yaşam kaynağı idi. Dış borçların ödemelerinde Rumeli
gelirleri etkin rol oynuyordu.

Ruslara doğunun
ticaret yolları kaptırılmıştı. Rusya’nın bu kadar güçlenmesi, İngiltere’yi de
rahatsız ediyordu. İngiltere, Girit adasını Yunanlılara bırakmaya söz vermişti.
Gözlerini Kıbrıs’a diktiler. Doğu Akdeniz’i kontrolde tutacak en uygun yer
Kıbrıs adası idi.

II. Abdülhamit’ten
Kıbrıs adasını, kira bedeli ile kullanımı istediler. Buna karşılık, kira
bedelinin yanısıra, Rus harbinin ağır koşullarının yeniden masaya yatırılmasına
yardımcı olacaklar, Kıbrıs adasının askeri açıdan korumasını yapacaklardı.

Paraya ihtiyacı olan
II. Abdülhamit, bu koşulları kabul etti. Altı Avrupa devleti, Bismark’ın
başkanlığında, yeni kurulan Alman İmparatorluğunun başkenti Berlin’de
toplanarak 13 Temmuz 1878’de anlaşma imzaladı.

Anlaşma koşullarına
göre, Bulgaristan, yeniden Osmanlılara verildi. Ancak bir prenslik halinde,
politik bağımsızlık hakkı tanındı. En verimli topraklara sahip Makedonya
yeniden Osmanlılara bırakıldı. Bosna Hersek Avusturya’ya verildi.

Sırbıstan, Karadağ
ve Romanya’nın bağımsızlığı devam edecekti. Doğu’da Kars, Ardahan, Batum
Ruslar’da kalacak, ödenecek harp tazminatı, 245 milyon altından 60 milyona
indirilecekti. İngiltere, Kıbrıs adası kullanımı karşılığında Osmanlı’nın 93
Rus Harbinin ağır koşullarını hafifletmişti.

Kısacası, o tarihte
Kıbrıs, Makedonya ve Bulgaristan tekrar Osmanlılara verilerek, üstüne de 185
milyon altınlık borç silinerek İngilizlere bir bedel alınarak kiralanmıştı.

Bu anlaşma
sonrasında II. Abdülhamit borçları biraz hafiletmiş olsa bile bunlar hiçbir işe
yaramadı. Bu anlaşmadan üç yıl sonra, iktisat tarihçileri tarafından
Osmanlı’nın esas batışı olarak gösterilen Duyun u Umumiye 1881’de ilan edildi.

Borçların ödenmesi
için devlet gelirlerinin bir bölümünün yönetimi, vergi toplama hakkı Duyun u
Umumiye İdaresi’ne bırakıldı…














































































Peki ya şimdi?…
Kıbrıs’taki Türklerin egemenlik haklarından neyin karşılığında vazgeçmemiz
isteniyor? Tam üyelik mi? Unutun gitsin… Borç silmek mi? Bir milletin
egemenliğini para karşılığı satmak kadar onursuzluk olamaz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir