Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Osmanlı-Amerikan İlişkilerinden Bir Kesit

 

Osmanlı Devleti ile ABD arasındaki ilişkiler 18.
Yüzyılın sonundan Birinci Dünya Savaşı’nın bitimine kadar inişli çıkışlı bir
seyir izler. Ağırlıklı olarak ticaret, misyonerlerin Osmanlı topraklarındaki
faaliyetleri ve Osmanlı topraklarındaki ayrılıkçı hareketlere ABD’nin desteği
gibi konular etrafında yoğunlaşmakla birlikte, zaman zaman genel çerçevenin
dışına çıkan ilginç konu başlıkları da ikili ilişkilerin tarihinde yer
almıştır. Bugün bunlardan birini anlatacağım. 2000’de Hacettepe
Üniversitesi’nde tamamladığım “Osmanlı-ABD Diplomatik İlişkileri” başlıklı
doktora tezim için Amerikan arşivlerinde çalışırken dikkatimi çeken bu hadise,
ABD konsolosluk görevlilerinin Osmanlı topraklarında karıştıkları suçların, iki
ülke arasındaki diplomatik ilişkilere nasıl aksettiğini gösteren bir örnek olma
niteliğini haiz.

 

ABD’nin eski Pire Konsolosu Henry M. Canfield ile
Osmanlı Ordusu’nda görevli İngiliz asıllı Albay Eugene O’Reilly 1868’de
Suriye’de bir isyan hareketine kalkıştılar. Amaçları Mustafa Fazıl Paşa’yı Suriye
“Hıdivliğine” getirerek, Mısır Hıdivliğinin mirasçısı yapmak, bunun
karşılığında da bölgede bir koloni arazisi elde etmekti.

 

Canfield ve O’Reilly, Macar asıllı bir ABD vatandaşı
olan Albay Alexander Romer’i de aralarına alarak bölgede adam toplamaya başladılar.
Hatta 1868 yazında satın aldıkları ABD bandıralı bir gemiyle Suriye kıyılarına
silah ve mühimmat taşıdılar. Eylül ayında, 100 silahlı kişiyle Hama
yakınlarındaki iki köye saldırdılar. Ama Suriye Valisi Reşit Paşa’nın
gönderdiği ordu bu isyancıları ezdi. Aralarında ABD vatandaşlarının da olduğu
sağ kalan isyancılar Şam’a götürülüp hapsedildi.

 

ABD’nin Beyrut Başkonsolosu, Amerikan vatandaşlarının
tutuklanmasının, iki ülke arasında 1830’da imzalanan anlaşmanın hükümlerine
aykırı olduğu ve Amerikalıların Osmanlı makamlarınca yargılanamayacağı
iddiasıyla Suriye Valisi Reşit Paşa’ya bir protesto mektubu yolladı. Söz konusu
anlaşma Amerikalılara böyle bir ayrıcalık vermemekte, ancak Amerikalıların
Osmanlı mahkemelerinde yargılanmaları sırasında bir tercümanın bulundurulmasını
düzenlemekteydi.

 

Bunun üzerine Beyrut Başkonsolosluğu kâtibi Şam’daki
sorgulamalara tercüman olarak katıldı. Bu arada, Beyrut Başkonsolosu ABD
Dışişleri Bakanı Seward’a arka arkaya mektuplar yollayarak, hapishane
şartlarının kötü olduğunu ve ABD vatandaşlarının salıverilmesi için ABD’nin
Osmanlı Hükûmeti’ne baskı yapması gerektiğini yazdı. Dahası, konuyla ilgili
haberler kasım ayından itibaren ABD gazetelerinde tamamen tek taraflı ve
abartılı olarak yer almaya başladı. Washington’dan gelen talimatla harekete
geçen İstanbul’daki ABD Elçisi Morris 12 Aralık 1868’de Babıali’ye bir nota
vererek, Amerikan vatandaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Hariciye Nazırı
Safvet Paşa bu talebi reddederken, söz konusu Amerikalılar yargılanmak üzere Şam’dan
İstanbul’a nakledildiler.

 

Washington’un Amerikan vatandaşlarının serbest
bırakılması konusundaki ısrarı devam etti. ABD Büyükelçisi nihayet 15 Mart
1868’de Sadrazam Âli Paşa’dan bir randevu alabildi. Görüşmede bir kez daha 1830
Anlaşmasına vurgu yapan ABD Elçisine, anlaşmanın suç işleyen Amerikalıların
Osmanlı mahkemelerinde yargılanmayacakları ya da cezalandırılmayacakları gibi
bir ayrıcalık tanımadığı hatırlatıldı.

 

Yine de, ABD elçisinin Sadrazam’la görüşmesinden
sadece iki gün sonra ABD vatandaşları Canfield ve Romer, Osmanlı makamlarınca
serbest bırakıldılar; derhal bir gemiye bindirilerek sınır dışı edildiler.

 

Osmanlı Devleti’nin hukuken son derece haklı olmasına
rağmen, bu iki silahlı isyancıyı niçin cezalandırmadan sınır dışı ettiğine dair
arşivlerde bir kayda rastlamadım. Bence sadece bir açıklaması var. Silahlı
isyan suçunun cezası ölüm olduğundan ve bu iki ABD vatandaşının yargılanmaları
durumunda ölüm cezası dışında bir ceza almaları ihtimali bulunmadığından, ABD
ile gerilimi daha da artırmamak için Babıali böyle bir siyasi tercihte bulunmuş
olabilir. Ama böyle bir geri adımın da, ABD’yi cesaretlendirdiği, bu tür
olaylarda gayet cüretkâr ve kendisini her zaman haklı gösteren bir tavır içine
girdiği de unutulmamalıdır. Nitekim 19. Yüzyılın son çeyreğinde bilhassa Ermeni
Meselesi kapsamında ABD vatandaşlarının dâhil oldukları devlete karşı suçların
sayısındaki artışın ardında da, Osmanlı Devleti’nin bu yumuşak tutumunun etkisi
vardır.

 

Yazımızı, bu ilginç olayda sürekli atıf yapılan 1830
Anlaşması’nın 4. Maddesini günümüz Türkçesiyle aktararak sonlandıralım:

 

“Osmanlı Devleti vatandaşları ile ABD vatandaşları
arasında bir dava olursa, hiçbir şekilde bir Amerikan dragomanı (tercümanı)
bulunmadan karara varılmayacaktır. 500 kuruşu geçen durumlarda ise durum
Babıâli’ye aktarılacak ve eşitlik ve adalet kavramları içerisinde
değerlendirilecektir.”

 

Prof. Dr. Çağrı Erhan

 

cagrierhan@yahoo.com

 




















































LİNK : http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/598865.aspx

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış