Ömer Faruk DİNÇEL : Adranos’un Fethi ve Yeni Keşifler
17 Mayıs 2019
* Ömer Faruk DİNÇEL
Osmanlı Kuruluş Dönemi Araştırmaları- ADRANOS’UN FETHİ VE YENİ KEŞİFLER
HADRİANOİ’DEN ORHANELİ’YE
Dağ yöresi, Marmara Bölgesi’nin Ege’ye açılan kapısı olması hasebiyle stratejik bir öneme sahiptir. Uludağ, yörenin kuzey kısmını ayırırken aynı zamanda doğuya doğru silsile halinde uzayarak, bölgenin doğusunda da doğal bir sınır oluşturmuştur. Bursa’ya göre Uludağ’ın ardında kalmasından dolayı da Dağ Yöresi diye adlandırılmıştır. Yörenin tarihteki en önemli yerleşim yeri; Hadrianoi/Hadriani/Adranos/Edrenos/Adırnaz olarak farklı telaffuzlarla adlandırılan ve Bursa’ya 45 km. uzaklıktaki bugünkü Orhaneli İlçesidir. Hadrianoi kentine Osmanlı kaynaklarında Adranos denmiştir.
HADRİANOİ ANTİK KENTİ
Hadrianoi antik kenti, Orhaneli merkezinden Kusumlar Köyü’ne giden yolun üzerinde, yolunun sağ tarafında ve ilçe merkezine 2-3 km. uzaklıkta kurulmuştur. Roma İmparatoru Hadrianus (M.S. 117-138) tarafından M.S. 123 veya 131 yılında av mahalli olarak kurulan bu kent, 1325 yılında Orhan Gazi tarafından fethedilinceye kadar bir tekfurluk olarak idare edilmiştir.
Orhaneli mezarlığının altından başlayarak Kusumlar yolu üzerinde yerleşim alanları, saray, kilise, gymnasium (okul) kalıntılarıyla mezarlar çıkmıştır. Saray kalıntılarından geriye kalan duvarın belirli bölümleri halen sağlam bir şekilde durmaktadır. Sağa sola dağılmış vaziyetteki kalıntılar arasında tuğlalar, kırık küp parçaları, dibek taşları, duvar taşları, kilisenin kırık sütunları bulunur. Orhaneli mezarlığının hemen alt tarafında antik kentin mezarlığı bulunur. Buradan Kusumlar Köyü istikametine doğru yüzeyde çok çeşitli kalıntılar görülebilmektedir. Çalılıkların kentin bazı kalıntılarını koruduğu, büyük bir kısmının üzerinde ise tarım yapıldığı, mezarların bazılarının kazıldığı, sürülmüş tarlalarda ise yoğun kerpiç, tuğla ve küp kalıntılarının çıktığı görülür. Antik kentten çıkan kalıntılardan bazıları Orhaneli Belediyesinin önündeki bahçede sergilenmektedir.
<i1.wp.com/www.belgeseltarih.com/wp-content/uploads/2019/05/Adranos- Kalesi-2.jpg?ssl=1>
William John Hamilton, 1842 yılında kaleme aldığı Küçük Asya Araştırmaları adlı eserinde Orhaneli’ye uğramış ve antik Adranos kentinin kalıntıları hakkında şu bilgileri vermiştir;
“Nehir kenarındaki harabeleri görmek için erken saatte başladık; ama doğu yönünde yarım saatlik at binmeden sonra alçak kayalık bir tepedede orta büyüklükte bir hisarın kalıntılarını, son zamanlarda tepenin eğimli eteklerinde küçük evlerin ve kulubelerin güvenlik için buhran dönemlerinde yaygınlaşıp hisarın etrafını sardığını görünce hayal kırıklığına uğradık. Hisar ortaçağda feodal beyliklerin Avrupada yaygınlaştığı bir dönemde yapılmış olmalı. Kale Rhyndacusun batı yada sol yamacında pek çok kuleler tarafından çevrelenip korunmakta imiş fakat maalesef şimdi hepsi harabe. Tepeye yakın bir yerde iki köprünün kalıntıları vardı. Biri modern çağlara ait diğeri ise muhtemelen kaleyle aynı zamanda yapılmış, eski mermer bloklardan yapılmış, iki kemerden oluşan ve nehrin ortasında hala iskelesi durmaktaydı. Eski köprüden güney batı yönüne uzanan kalker kayadan yapılmış yol muhtemelen Bergama (Pergamus) ve Bursa (Prusa) arasında en kısa çizgiyi oluşturmaktaydı.” <www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftn1> [1]
<i1.wp.com/www.belgeseltarih.com/wp-content/uploads/2019/05/Adranos- Kalesi-3.jpg?ssl=1>
Charles Texıer de bu antik şehrin kalıntıları hakkında şu bilgileri verir;
“Rhyndakus Irmağı, Apolloniatis Gölü’nden başlayarak 10 saatlik bir uzaklıktan sonra, eski kentin izlerini halen koruyan Edrenos kasabasına gelir. İmparator Hadrianus’un yaptırdığı bu Hadriani kenti Rhyndakus kenarında kuruludur. Kentin kıyısı bir Bizans şatosuyla korunmuştur. Fakat Hadriani kalıntıları buradan iki mil uzaktadır. Burada ilk göze çarpan yapı, kentin üç kemerden oluşan eski bir kapısıdır. Fakat duvar namına hiçbir şey yoktur. Kapının yapı tarzı oldukça basittir. Biraz ilerde bulunan dikkat çekici bir yapının kalıntıları da çevrede eski bir kentin yerini gösterir. Adının anlamı da buranın Hadriani kalıntıları olduğuna kuşku bırakmıyor.” <www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftn2> [2]
FETİHTEN ÖNCE HADRİANOİ KENTİ VE KALESİ
Osmanlılar tarafından fethedilene kadar Hadrianoi antik kenti, bir Bizans Tekfuru tarafından yönetilmekteydi. Bizans döneminde kentin yöneticilerine ve aynı zamanda o kentin askeri birliğinin başkumandanına Tekfur denirdi.
Kusumlar Köyü yolunun sağ tarafında ve ilçe merkezine 2-3 km. uzaklıkta kurulu olan bu kenti korumak ve yakınından geçen yolun güvenliğini sağlamak amacıyla Rhyndakus (Orhaneli Çayı, Kocasu) kenarına birkaç burcu olan bir kale yaptırılmıştır. Arpa Tepesi karşısında, Kocasuyun kenarında, bugün maden işletmesinin faaliyet gösterdiği tepenin üzerine kurulmuş olan bu Ortaçağ kalesi’nin gizli olarak nehre kaçış tüneli de bulunmaktaydı. Karakol görevi gören bu kalede Tekfur’a bağlı görevli muhafızlar bulunmaktaydı.
Kalenin hemen yakınından geçen nehrin üzerindeki ahşap bir köprü ise yolun bağlantısını sağlıyordu. Bu yol Cumhuriyet döneminde şimdiki güzergâha çevrilmiş ve köprünün yeri de değiştirilmiştir.
<i2.wp.com/www.belgeseltarih.com/wp-content/uploads/2019/05/Adranos- Kalesi-4.jpg?ssl=1>
YENİ KEŞFETTİĞİMİZ DAĞ KALESİ
Hadrianoi (Türk hakimiyetine geçişle birlikte Adranos) Tekfuru’nun olağanüstü durumlarda hem güvenlik için hem de yazlık şato-kale olarak kullandığı anlaşılan bir kalesi daha vardı. Bu kale, günümüzde Sadağ Kanyonunun Kusumlar Köyü tarafından girişi baz alındığında sol tarafta, hem kanyona hem de çevreye hakim bir konumdadır. Yakın bir zamanda yeri ve varlığı tarafımızdan tespit edilmiş olan bu kalenin duvarları halen belirgin bir haldedir. Yaptığımız inceleme ve araştırmalar sonucunda bu kalenin Hadrianoi kentinin Orhan Gazi tarafından fethi sırasında buraya kaçan Tekfurun, yakalanacağını anlayınca kale duvarlarından aşağıdaki kayalıklara kendini atıp intihar ettiği yer olduğu anlaşılmaktadır. Osmanlı kroniklerinde bu intihar olayından ve kalenin adından bahsedilir. İbn-i Kemal’in Tevârih-i Âl-i Osman adlı eserinde bu kale; Kale-i Kûh-sâr (Dağ Kalesi) olarak adlandırılır.
Kartal yuvasını andıran bu kaleye o dönem itibarıyle ulaşımın oldukça zor olduğu anlaşılıyor. Patika dağ yolları ve kayalık alanlar geçilerek ulaşılan bu kale antik kente ve çevresindeki çok geniş bir alana, Bursa istikametinden kente ulaşan yollara hakim bir konumu olması açısından önemlidir. Günümüzde kaleye hem Kusumlar Köyü üzerinden hem de kanyonun içinde bulunan Kaya Hamamının yanındaki patikadan biraz zor da olsa sağlanmaktadır. Doğal ve dik kaya kütlelerinin oluşturduğu bu kalede, aralardaki küçük geçitleri kapatmak için duvarlar örüldüğü anlaşılmaktadır. Çevresinde yoğun bir şekilde kale duvarlarından düşen taşlar ile birkaç arşitrav parçası, işlemeli mermer taş bulunmaktadır. Kalenin batı eteklerinde bir su kaynağı ve birkaç mağara bulunur.
Haritalarda bu bölge “Kaleler Tepesi” olarak adlandırılmıştır.
ORHAN GAZİ TARAFINDAN FETHEDİLEN HADRİANOİ
Osmanlı Beyliği’nin kuruluşun ilk dönemlerinde Bizans’ın içinde bulunduğu taht kavgalarından dolayı kentleri yöneten Tekfurlar, merkeze olan bağlılıklarını yitirmişler ve bölgede yayılmakta olan Türkler’e karşı diğer Tekfurlarla beraber bölgesel ittifaklar kurma yoluna giderek varlıklarını devam ettirmeye çalışmışlardır.
Hadrianoi (Adranos), Neşri Tarihine göre 1322 yılında İbn-i Kemal Tarihine göre ise 1325 yılında Orhan Bey döneminde fethedilmiştir. Dinboz Savaşı’da şehit düşen Aydoğdu Bey’in intikamını almak, Bursa’nın fethi sırasında güneyden gelebilecek her türlü lojistik desteği engellemek, cihad ve gaza ideali çerçevesinde yörenin Türkleştirilip-Müslümanlaştırılmasını sağlamak, Prusa ad Oliympium (Bursa) üzerinden Kotiaeion’a (Kütahya), Aizonai’ye (Çavdarhisar), Akrakos’a (Eğrigöz) giden yolun kontrolünü sağlamak bu fethin başlıca nedenleri arasında yer alır.
Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Bey, Bursa’yı fethetmeyi çok istemiş fakat ayağındaki nikris hastalığından dolayı sağlığı el vermemişti. Oğlu Orhan Bey, Bursa kuşatmasına devam etti. Orhan Gazi, Bursa’nın güneyden yardım almasını önlemek için 1325 yılında Hadrianoi’yi (Adranos) fethetmiştir.
Osmanlı kronik yazarlarına göre Adranos’un fethi şöyle gerçekleşmiştir; Osman Bey’in izlediği yayılma ve fetih hareketlerini durdurabilmek için Bursa, Hadrianoi (Adranos), Bednos, Kestel ve Kite Tekfurları kendi aralarında bir ittifak kurdular. Bu ittifakı oluşturan kuvvetlerle Osmanlı kuvvetleri Bursa-Yenişehir yolu üzerindeki Koyunhisarı’nda karşılaştılar. Savaş Dinboz denilen yere kadar devam etti. Yapılan bu Dinboz Savaşı’nda Osman Bey’in kardeşi Gündüz’ün oğlu Aydoğdu şehit oldu. <www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftn3> [3]
Savaş sonrasında tekfur kuvvetleri savaş alanını terk edip kaçtılar. Osman Bey, Bursa’nın kuşatılması sırasında şehrin kaplıca ve dağ tarafına bir yıl içinde iki hisar bazı kaynaklara göre ise üç hisar yaptırdı. Kaplıca tarafında inşâ edilen hisara kardeşinin oğlu Aktimur’u, dağ tarafındaki hisara da Balabancuk adında bir bahadırı kale kumandanı olarak görevlendirdi. Bursa, her iki taraftan kuşatma ve gözetim altına alındı. Bursa Hisarının kafirleri açlıktan kırılmaya ve bunalmaya başladılar. Osman Bey, bununla da yetinmeyerek şehrin güney bağlantısını kesmek ve Adranos tarafından gelebilecek muhtemel desteği kesmek, Dinboz Savaşı’nda şehit edilen yeğeni Aydoğdu’nun bir nevi intikamını almak üzere oğlu Orhan Bey’den Adranos Kalesini ve şehrini fethetmesini istedi. Yanına Köse Mihal, Turgut Alp, Şeyh Mahmud ve Ahi Hasan’ı verdi.
Hem Aşıkpaşazâde Tarihinde hem de Neşrî Tarihinde Adranos’un fethi şu şekilde anlatılır;
“Osman’a haber geldi ki, Bursa hisarunun kâfirleri açlıkdan gayetde bunaldılar. Bahane isterler ki, hisarı vireler. Amma padişahtan gayrı kimseye virmeğe gayret dahı ideler. Osman Gazi, bu haberi işidicek, oğlu Orhan’a eyitdi: Evvel Adranos’a var. Ol kafirün atası Dinboz gazasında benüm Bay Hoca’mun düşmesine sebeb olmuşdur. Orhan dahı yir öpüp itaat gösterdi. Yine Köse Mihal’i ve Turgut Alp’ı Orhan’a yoldaş koşdı. Bir aziz varıdı. Şeyh Mahmud dirlerdi. Anunla Ede-Balı’nun kardaşı oğlı Ahı Hasan’ı Orhan isteyüp, Osman bilesine gönderdi. Amma kendünün ayağında nikris zahmeti olmağın, bunlarun Adranos’dan Bursa’ya gelmesine tevakkuf gösterdi. Ve bil cümle bunlar toğrı Adranos’a çıkdılar. Tekvurı, Türk üzerine geldüğin işidüp hisarı boş koyup, Alata tağına çıkdı. Orhan Gazi, gaziler ile piyade olup ardın sürüp, tağa bile çıkdılar. Kaçan kafirler gördiler ki, kaçmağıla kurtuluş yok. Karşu gelüp tapup itaat itdiler. Amma tekvurı kaçup giderken bir kayadan uçup pare pare oldı. Andan gelüp, Adranos kal’asını bozup halkına aman virüp, yirlü yirinde mukarrer kıldılar.” <www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftn4> [4] Küçük farklılıklarla konu ve anlatım olarak birbirinin aynısı olan bu iki kroniğin yanı sıra Oruç Bey Tarihinde ise Adranos’un fethinden bahsedilmemiştir.
İbn-i Kemal Tarihinde ise fetih daha detaylı bir şekilde anlatılır;
“Bunlar vardılar. Ol bedkârdârı kaçmış hisarı tahliye itmiş buldılar. Orhan Bey, yanındaki gazilere buyurdu: tâzilerden inüb piyade oldılar. Dest-i ihtimamla ..gittiler, ardlarını sürdiler, kûh-sârı çalup çarpup seyl-i gerdar tar derelere girdiler, içinde genc (hazine) var ola deyü günc-i gâr (içinde hazine olan mağara) komadılar. Mâr (yılan) gibi girüp dibine irdiler. Mezkûr hisarın ve civarındaki diyarın dağları gördiler ki dağdan dağa kaçmağla seylâb (sel suyu) gibi derelere girüp sehâb (bulut) gibi kale-i kûh-sâre (dağ kalesine) ağub kâr ü bâr (cenk, harp, savaş) saçmağla kurtulmazlar. Nâ-çâr (çaresiz) kaldılar. Orhan Bey’den emân (eminlik, güvence) aldılar. Fermanına muti’ (itaat eden) ve semi’ (işiten) oldılar. Diyarlarından göçüb ol gühsarda dereden dereye uçub avare olmadan halâs (kurtuluş) buldılar. Ama tekürleri inkıyâd (teslim olmayıp) etmeyüb câdde-i sedâd-ı reşâde (doğru yola, hak yola) gitmeyüb ol bed-nihâdın (yaradılışı ve aslı kötü olan) inadı iştidâd (şiddetli) buldu. Sehâb (bulut) gibi tâb şitâbla (süratle ve kuvvetlice) doldı. Kale-i Kûh-sâre çıkdı, gitdi. aher kâr gördi ki ardından gaziler eyirdi yetdi. Şişe-i hayatı (sırçalı, şaşalı hayatı) sanki çalub kendüyi bir kayadan pertâb itdi (atladı, sıçradı). Depesi üzerine indi. Başı taşa dokundı. Pâre pâre oldı. Ol nâ-bekârın (işe yaramazın, hayırsızın) işin bitirdiklerinden sonra gaziler döndiler sâlim ve gânim (ganimet alarak) geldiler. Adırnaz Hisarı’nın üzerine kondılar. Orhan Bey buyurdu: Mezkûr kal’a nin surunu yıkub burçların harab yebâb (harap, yıkık, virane) itdiler. Bir zamanda gine tağilere (isyan edenlere, azgınlara) mesken ve bağilere (asilere, serkeşlere, başkaldıranlara) me’men (güvenli bir yer) olmasun deyû ol yuvayı dağıtdılar. Adırnaz tekürinin hisarı alınmak diyarına nâr ü ılgâr salınmak hicretin yediyüz yirmi beşinde vâki buldu.” <www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftn5> [5]
DAĞ KALESİNDE İNTİHAR EDEN TEKFUR Osmanlı kuvvetlerinin üzerine geldiğini haber alan Adranos Tekfuru, Osmanlı kronik yazarı İbn-i Kemal’in de verdiği bilgilere göre; kenti ve yaşadığı sarayı terk ederek derhal bugünkü Kusumlar Köyü üzerinden Alita Dağı’na (günümüzdeki adıyla Kaleler Tepesi’ne) doğru kaçmaya ve maiyetindekilerle birlikte dağa doğru tırmanmaya başladı. Kimisi dere boyundan giderken kimisi de mağaralara saklanmaya başladı. Orhan Gazi ise kaçan tekfuru takip ettirdi. Dağın eteklerine gelindiğinde atlarla takibin yapılamayacağını anlayan Orhan Gazi, savaşçılarına atlardan inip yaya takip etmelerini söyledi. Orhan Gazi, yanındaki Alpler ve Gazilerle birlikte kaçan kafirlerin peşinden giderek sarp kayalık ve sık çalılıkların aralarından yol-yolamak bularak dağa çıkmaya başladı. Bir yandan da Tekfur’a ve askerlerine seslenip eman (eminlik, güvence) verdi. Kaçamayacaklarını anlayan Tekfurun adamlarından bazıları teslim oldular. Tekfur ise gurur ve kibirinden teslip olmayıp tek başına Dağ Kalesine doğru kaçmaya devam etti. Çıktığı kale duvarından baktığında Osmanlı askerlerinin peşinden geldiğini görüp çaresiz olduğunu anladı. Yapacak bir şeyi olmayan Tekfur, son çare olarak intihar etmeyi düşündü. Kendisini bir kayadan aşağı atarak yaşamına son verdi. Tekfurun ortadan kalkmasından sonra Dağ Kalesi’nden aşağıya inilerek şehir ve Adranos Kalesi teslim alındı. Bir hayli ganimet toplandı. Orhan Bey, eşkiyalara, asilere, serkeşlere yuva olmaması için Adranos Kalesi’nin muhafazalı yerlerini ve burçların bir kısmını yıktırıp kullanılmaz hale getirdi. Adranos’un fethinden sonra Osmanlı kuvvetleri Pınarbaşı semtinden Bursa üzerine yürüdüler. Nihayetinde Bursa, savaş yapılmadan fethedildi.
SONUÇ VE ÖNERİ
Adranos kalesi, Orhaneli-Bursa karayolu üzerinde, Orhaneli’nin Bursa çıkışında yolun solunda bir tepe üzerindedir. Kalenin yakınından Orhaneli çayı geçmektedir. Kalenin temelleri ve burçlarından ikisi günümüze kadar ulaşabilmiştir. Her geçen yıkılan burçlar için önlem alınmalı, kalenin olduğu alan temizlenmeli ve Adranos’un fethinin hatırası yaşatılmalıdır. Sadağ Kanyonu üzerinde bulunan Dağ Kalesi (Kale-i Kûhsâr) içinse yürüyüş gruplarının gezdirilebileceği bir mekan olarak mevcut yapısının ve doğallığının korunması gerekir.
.
*Orhaneli’de yaptığımız bu çalışmalar sırasında bizleri yalnız bırakmayan Orhaneli’deki dostlarımızdan Ahmet Hamdi İlhan’a, Mehmet Aydın’a ve Mustafa Zeybel’e teşekkür ederim. (Ömer Faruk Dinçel)
KAYNAKÇA / DİPNOTLAR
<www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftnref1> [1] William John Hamilton, “Researches ın Asıa Mınor, Pontus, and Armenıa”, Volume 1, Chapter VI. London, 1842, sf. 90-93. Çeviri: ugurkoch.com/seyahatname_res_asia_minor.php.
<www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftnref2> [2] Charles Texier, Küçük Asya “Bithynia” Hazırlayan: Raif Kaplanoğlu, Avrasya Etnoğrafya Vakfı Yayını, İstanbul, 1997, sf. 210, 211, 212.
<www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftnref3> [3] Mevlânâ Mehmed Neşrî, Cihannüma, (Osmanlı Tarihi 1288-1485), Haz: Necdet Öztürk, İstanbul 2008, sf. 55.
<www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftnref4> [4] Aşıkpaşazâde Tarihi, Tevârih-i Âl-i Osman, Hicri 1332, sf, 28-29. Neşrî, Cihânnüma, sf. 61.
<www.belgeseltarih.com/adranosun-fethi-ve-yeni-kesifler/#_ftnref5> [5] İbn-i Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, I.Defter, Hazırlayan: Şerafettin Turan, TTK, Ankara 1970, sf. 184, 185, 186.

Ömer Faruk DİNÇEL
Ömer Faruk DİNÇEL Bursa’nın Harmancık İlçesi’nin Karaca Mahallesinden olan Ömer Faruk Dinçel; 1971 yılında Bursa’nın Mustafakemalpaşa İlçesinde doğdu. Tavşanlı ve Orhaneli’de Tarih Öğretmeni olarak görev yaptı. 2015 yılında Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakınçağ Tarihi Bilim Dalında Yüksek Lisansını tamamladı. Bursa’da Tarih Öğretmeni olarak görev yapmakta olan yazarın bugüne kadar çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış araştırma yazıları ile 22 adet basılmış kitabı bulunmaktadır. E-posta: omerfarukdincel@gmail.com <mailto:omerfarukdincel@gmail.com>

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet