TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & NOSTALJİ

Ölümünün 100. yılında II. Abdülhamid… Bismarck’la baş eden tek
kişi

II. Abdülhamid
demiryolu, ziraatın ıslahı ve okullaşma projesine ve maliyetlerine paralel
olarak, Avrupa devletleri arasında entrikacı bir politika güttü. Alman
İmparatorluğu’nun kurnaz başbakanı ve o imparatorluğun tarihindeki yegâne
diplomat olan Bismarck’la baş eden bir tek odur. Doğrusu diplomaside Tanzimat
ekolünün ilkelerini ve yöntemini iyi benimsemişti.

Bu yıl Sultan II.
Abdülhamid’in 100. ölüm yıl dönümü. Yakın zamanlarda Sultan Abdülhamid’in ölüm
yıl dönümlerinde bazı kuruluşlar sempozyum veya panel tertiplerdi. Bunlardan
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü kayda değer bir giriş
başlatmıştı. Sempozyumdan evvel Sultan II. Mahmud Türbesi’ni ziyaret etmek
istediklerinde padişahın yanında defnedilen torunu II. Abdülhamid Han nedeniyle
türbenin kapalı olduğu bildirilmişti. Enstitü Müdürü Profesör Mübahat
Kütükoğlu’nun itirazı nedeniyle Bakan Namık Kemal Zeybektürbeyi açtırdı.
Oysa Divanyolu’ndaki Sultan II. Mahmud Türbesi, etrafındaki kabirlerle sadece
hanedana değil imparatorluğun son zamanındaki seçkin Türklerin oluşturduğu bir
tür seçkinler mezarlığı haline dönüşmüştü.

ANNESİNİN ADI TİRİMÜJGAN

Sultan II. Abdülhamid
21 Eylül 1842’de doğdu. Sultan Abdülmecid’in ve Tirimüjgan Kadınefendi’nin
oğludur. Baba da anne de müstesna güzellikte insanlardı ama ikisi de
veremliydi. Annesi Tirimüjgan, oğlunun gelecekteki padişahlığına yetişemeden
veremli olarak dünyadan ayrıldı. 11 yaşındaki şehzade Abdülhamid Efendi ve kız
kardeşi Cemile Sultan çok geçmeden babalarını da kaybedeceklerdi. Onları
Abdülmecid Han’ın anneliğe tayin ettiği Perestû Kadınefendi yetiştirdi. Şehzade
Abdülhamid sağlığına dikkat eden, içine kapanık, hatta sarayda âdet olmayan
yüzme, jimnastik gibi sporları yapan bir gençti. Arapça ve Farsça’yı bilen
şehzade, zamanın iyi hocalarından olan Ethem ve Kemal Paşalarla Mösyö
Gardet’ten Fransızca, Guatelli ve Lombardi’den musiki öğrendi. Garp musikisini
alaturka musikiden daha çok sevdiği açıktır ama alaturka musikiye ve musikişinaslığa
karşı da bir saygısızlık göstermedi.

ŞEHZADEYKEN MISIR VE AVRUPA’YI GEZDİ

Babasından sonra tahta
çıkan amcası Abdülaziz ki bizim tarihçilerin çizdiği portrenin dışında oldukça
meziyetleri olan musiki ve resmi iyi bilen bir padişahtı, bu akıllı şehzadeyi
sever ve yakınlık gösterirdi. Gene amcanın validesi Pertevniyal Valide Sultan
da Abdülhamid Efendi’ye yakınlık gösterdi. Saltanatı sırasında İstanbul’un
dışına çıktığı pek vaki değil ama Sultan Abdülaziz zamanında Mısır ve Avrupa’yı
heyete dâhil olarak gezdi. Bugün milli saraylara dâhil olan aslında kendisinin
yaptırdığı Maslak Çiftliği’nde iş adamı olarak ziraat ve madencilikle uğraştı.
Şehzade pek görülmeyen biçimde kendi servetini yapmıştı.

MÜTEVAZI HAYATI SEVERDİ

Devrin hükümdarları
arasında görüldüğü üzere tıpkı Franz Joseph hatta inanması zor III. Alexander
gibi sade giyim ve mütevazı hayatı severdi. Birinci sınıf değil sınıf üstü bir
marangozdu. Sağda solda müzelerde teşhir edilenler onun bu zanaat dalındaki
sanatçılığa ulaşan yeteneğini gösteremez. İstanbul Müftülüğü’nün Şer’iyye
Sicili arşiv dolaplarını muhakkak görmek lazım. Abdülhamid beklenmeyen
olaylarla saltanata çıktı. Önce Abdülaziz Han ha’l edildi ve ardından şüpheli
intiharı söz konusu oldu. Erken tahta çıkan, zekâ ve yetenekleri itibariyle
bütün Avrupa hanedanlarının bile hayran olduğu Sultan V. Murad çok çabuk ruhi
bir hastalığa düçar oldu ve üç ay sonra o da ha’l edildi.

3 İMPARATORLAR YILI

Osmanlı tarihinin “üç
imparatorlar yılı” içinde sıra şehzade Abdülhamid Efendi’ye gelmişti. Midhat
Paşa’yı anayasa taraftarı olduğuna ikna etti ve Kanun-u Esasi’yi ilan etti.
İmparatorluk birçok bürokratın, hanedan üyesinin ve askerin taraftar olmadığı
Rusya Savaşı (93 Harbi) dolayısıyla bir yıkımla karşılaşmıştı. Rusya’nın aşırı
istekleri, Bismarck ve asıl önemlisi İngiltere’den Türkofil muhafazakâr
Başbakan Disraeli’nin müdahalesiyle önlendi. Berlin Kongresi, Türklerin
Avrupa’dan atılma projesini tahfif etti.

Rusya tarihinin en
akıllı Dışişleri Bakanı olan Gorçakov’un da Berlin Kongresi’ndeki deyişiyle “bu
kadar asker ve para boşuna heder edilmişti”. Her şeye rağmen birkaç yıl sonra
meşum II. Alexander suikastından sonra tahta çıkan III. Alexander barışın
önemini kavramıştı.

DEMİRYOLU VE FABRİKALAŞMA

II. Abdülhamid
demiryolu, ziraatın ıslahı ve okullaşma projesine ve maliyetlerine paralel
olarak, Avrupa devletleri arasında entrikacı bir politika güttü. Alman
İmparatorluğu’nun kurnaz başbakanı ve o imparatorluğun tarihindeki yegâne
diplomat olan Bismarck’la baş eden bir tek odur. Doğrusu diplomaside Tanzimat
ekolünün ilkelerini ve yöntemini iyi benimsemişti. 33 yıl boyunca Suriye,
Filistin, Lübnan ve Anadolu’da yaptığı yatırımlar ve okullar bu bölgelerde
sempati kazanmasına yardımcı oldu.

Balkanlar’da hâkim
olan komitacılıktı. Bütün yapılan sadece Bulgar, Sırp ve Rum ulusalcılığına
kapaklanan komitacıların birbirini yemesinden dolayı Balkanlar’da dengenin
sağlanması olmuştur.

II. Abdülhamid’in en
büyük sorunu da günden güne ayaklanan ve uyanan Ermeni ulusalcılığıydı. O
yıllardaki arşiv kayıtlarına bakılacak olursa cuma namazlarından sonra Ermeni
teröristlerin cami bastığı bile görülüyor. Hakan, herhangi bir büyük Avrupa
devleti gibi zecri tedbirler uygulayabilme durumunda değildi. Sorun doğudaki
aşiretler ve Ermeni komitaları arasındaki kavgayla devam etti, gitti.

ÖNSANSÜR YENİ NESİLLERİ ETKİLEDİ

İmparatorluk
topraklarında yayın arttı. Tıp ve mühendislikte yetişenlerin sayısı çoğaldı.
Kara Kuvvetleri’nde ıslahata önem verildi. Deniz Kuvvetleri için aynı durum söz
konusu değildir. Abdülaziz’in biraz abartılmış bahriye düşkünlüğünden sonra bir
duraklama devrine girilmişti. Felsefe ve sosyal bilimlerde ise hem yayında hem
de basında bir sansür dönemine girildi. Önsansür yeni nesillerin yetişmesini
engellemiştir ve bu engellenen nesiller maalesef 1908’den sonra ateş ve barutun
tehdidi altındaki bir imparatorluğu yönetmek durumunda kaldılar ve üstesinden
gelemediler. Fakat Suriye ve Lübnan’da şehirler gelişti, Batı Anadolu’da zirai
zenginlik arttı. 1897 Yunan Muharebesi sırasında ordu ilk defa Odessa buğdayı
değil Orta Anadolu buğdayı ile iaşesini karşılayabildi.

KADINLAR AĞLIYORDU

İktisadi hayatın
dengesi her şeye rağmen sonraki zamanda aranmıştır. Hakan’ın Selanik’teki
sürgünü kısa sürdü. Balkan Harbi’nde padişah da İstanbul’a nakledildi.
Beylerbeyi, hükümet üyelerinin bile zaman zaman padişaha danıştığı yer oldu.
1918 yılı Şubat’ının başlarında cenazesi, dedesi II. Sultan Mahmud’un türbesine
nakledilirken resmi törene bütün devlet erkanı katıldı. Güzergahta bekleyen
halk hüzünlüydü. Binaların penceresinde seyreden kadınlar onu ağlayarak
uğurladılar ve mevcut idareyi protesto için bu bir vesile oldu. Türkiye tarihi
çelişkilerle doludur. Siyaset adamlarının birçoğu için kesin ve tek renkli
hüküm vermek çok zordur. Başarıları ve başarısızlığıyla Sultan II. Abdülhamid
Han devri modern Türkiye’yi oluşturan bir parçadır.

MÜSLÜMANLARIN UMUT IŞIĞI

Muhakkak ki dirayetli
bir padişahtı. İsmi sadece imparatorluğun içinde değil imparatorluk dışında
yaşayan Türk ve Müslüman halklar için de bazen bir umut ışığı olmuştur. Bu
nedenledir ki Şam-Medine arasında dönemi için muazzam bir yatırım olan
demiryolunu içten çok dıştaki Müslümanların ve Türklerin ianeleriyle
gerçekleştirebildi. İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesi gibi dış
Türkler dünyasındaki liberal organlar dahi onu zaman zaman methetmekten ve
bağlılık göstermekten vazgeçmemişlerdir. Şüphesiz ki amansız bir iç ve dış
muhalefet de söz konusuydu. Bu muhalefeti bastırmak ve kontrol etmek konusunda
da döneminde kendine özgü yöntemleri vardı.

TAVSİYE EDERİM

BRİTANYA
oryantalizminin en seçkin mensuplarından, İngiltere’de Orta Doğu ve Balkanlar
tarihi üzerine dersler veren Feroze Yasamee’nin Abdülhamid iktidarının
1878-1888 yılları arasındaki on yıllık dönemini incelediği “Abdülhamid’in Dış
Politikası” (Ottoman Diplomacy: Abdulhamid II and the Great Powers, 1878-1888)
adlı eseri, Yusuf Selman İnanç’ın akıcı Türkçesiyle Kronik Kitap tarafından
Hakan’ın ölümünün 100. yılında dilimize kazandırıldı. Yasamee dürüst, geniş
bilgili ve 19. yüzyıl Osmanlı-Balkan tarihinin üstadı bir tarihçidir. Sultan
Abdülhamid ve döneminin dış politikası için ciddi okuma yapmak isteyenlere
tavsiye edilir.

İlber Ortaylı

LİNK : iortaylihs@hurriyet.com.tr

LİNK : http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/olumunun-100-yilinda-ii-abdulhamid-bismarckla-bas-eden-tek-kisi-40738032












































































LİNK : http://www.yenidenergenekon.com/979-olumunun-100-yilinda-ll-abdulhamid-han/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir