Doğanın Döngüsünün, Yaşamın ve Sonsuzluğunun Simgesi


Hiç bir
ağaç, insanlık tarihinde zeytin ağacı kadar kutsal kabul edilmemiş
ve üstüne bu kadar efsane yaratılmamıştır. Dini kitaplar insanlık
için zeytinin önemini vurgularlar. Mitolojik öykülerde zeytin, zeytin
ağacı ve zeytinyağı kutsaldır. Antik çağa ait sağlık kitaplarında
en çok zeytinin adı geçer, çağa ait paraların çoğunda bir
bereket sembolü olarak zeytin dalı vardır, paradan önce
zeytinyağının adı ”sıvı altın”dır… Akıl ve zaferin, zeytin dalı barışın,
zeytinyağı da saflık ve sadeliğin sembolü olmuştur. Zeytinyağı ayrıca
“huzur”, “bereket”, “yardımseverlik”, “evrensel iyilik” “barış ve birliktelik”
kavramlarının simgesi olarak da benimsenmiştir. Antik çağda yeşil zeytin dalı,
diğer yeşil bitkiler gibi “Ölümsüzlük ve Yeniden Doğuş” simgesi sayılmıştır.


Efsaneye
göre Havva ile birlikte yasak meyveyi yiyerek cennetten kovulan Adem, Tanrı’dan
kendisini ve tüm insanlığı bağışlamasını diler. Oğlu Şit’i cennet bahçesine
gitmesi için görevlendirir. Cennet bahçesinin bekçiliğini yapan melek, Şit’in
duası üzerine ona üç tohum verir. Melek, bu tohumları babası Adem öldüğünde onu
toprağa gömmeden ağzına yerleştirilmesi gerektiğini söyler. Adem kısa süre sonra
ölünce, Hebron Vadisi’ne gömülürken ağzına bu üç tohum konulur ve gömüldüğü
yerde üç ağaç yeşerir; zeytin, sedir ve servi. Bu ağaçlar Tanrı ve insan
arasında barışı sağlamıştır.


Tüm
kutsal kitaplarda zeytin ağacı kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın,
zaferin, refahın, bilgeliğin, aklın ve arınmanın sembolüdür.


Kutsal
kitaplarda geçen Nuh efsanesine göre yarattığı Ademoğlu’nun yeryüzüne kötülük
tohumları saçtığını gören Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar verir. Ve
Nuh’a bir gemi yapmasını, bu gemiye tüm hayvanlardan bir erkek bir dişi
almasını söyler. Büyük tufan başladığında bu gemide olan canlılar hariç,
yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan bittiğinde Nuh, suların çekilip
çekilmediğini anlamak için güneşin battığı yere doğru bir güvercin salar.
Nuh’un gemisine bir zeytin dalıyla geri dönen güvercin, büyük sel felaketinin
sona erdiğini belli eden bir işaret sayılmıştır.


Kuran-ı
Kerim’de zeytin kelimesi 4 Surede 6 kez geçer. (Tin Suresi, Nur suresi, En’am
suresi, Nahl Suresi) Tin Suresi; “İncire ve Zeytine ant olsun” diye başlar.


İbranice
yazılmış ilk İncil kitabı olan Hakimler kitabında geçen bir öyküde, ağaçların
kendilerine kral seçmek için ilk olarak zeytin ağacına başvurduklarından
bahseder. Kral olması için seçilen zeytin ağacı Allah’ın ve insanın övdüğü
zeytinyağından vazgeçmek istemez ve kral olmayı rededer.


Mısır
mitolojisine göre bundan binlerce yıl önce tanrıça İsis, Mısırlı’lara zeytin
ağacının nasıl yetiştirilip, ondan nasıl faydalanacaklarını öğretir. Onlar için
zeytin, tanrısal erdemlere işaret eder. Tutankamon’un başındaki zeytin
dallarından oluşan taç, adaletin tacıdır. Güneş Tanrısı Râ’ya, zeytin dalları
sunan III.Ramses : “Senin şehrin Heliopolis’i zeytin ağaçlarıyla süsledim. O
zeytin ağaçları ki, meyvelerinden halis zeytinyağı elde edilir. Bu zeytinyağı,
senin tapınağını aydınlatan kandilleri besleyen yağdır.”der.


Eski
Yunan ve Roma Uygarlıklarında kutsal bir aileden gelmiş olmanın işareti bir
zeytin ağacının altında doğmuş olmaktır. Çünkü Zeus’un ikiz çocukları Apollon
ve Artemis’in zeytinlikte doğmuştur. Yine efsaneye göre, bu uygarlıklar
ölülerinin sayısı kadar zeytin ağacı dikerler. Yunan mitolojisinde zeytin
ağacıyla ilgili en bilindik hikaye Parthenon’un alınlığında bulunan
kabartmalarda bulunur. Öyküye göre; Atina’yı kimin koruyacağını belirlemek
isteyen Zeus, Tanrılar Meclisi’ni toplar. Alınan karara göre, kente en değerli
armağanı veren tanrı, Atina’nın koruyucusu olacaktır. Denizler, depremler ve
atlar tanrısı Poseidon meclise savaşlarda çok işe yarayacak bir at sunar.
Athena, mızrağının ucunu toprağa saplar ve topraktan ince dallı, koyu yeşil
yapraklı ve yeşil meyveli bir ağaç çıkar ve şöyle der: ”Bu ağaç büyüyüp yüz
yıllarca yaşayacak, meyvesinin yağı tüm dünya tarafından aranır hale gelecek, gölgesiyle
insanları serinletecek, odunuyla ısıtacaktır.” Yarışı Athena kazanır ve ağaç
Akropolis’e dikilir. Bir süre sonra ise Poseidon’un Atina’ya hakimi olamamasına
içerlenen oğlu Halirrothios, zeytin ağacını kesmek için elindeki baltayı sallar
fakat balta ters döner ve Halirrothios’un kafasını keser.


Antik
Yunan’da zeytin ağacına verilen önem kanunlarla bir kez daha vurgulanmıştır.
Antik çağın yedi büyük bilgesinden biri olarak kabul edilen Atina’lı devlet
adamı Solon’un koyduğu kanuna göre zeytin ağacı kesenlerin cezası ölümdü.
Milattan önce 8. yüzyılda yaşayan Homeros’un destanlarında zeytin ağacına
ilişkin zengin tasvirler mevcuttur. Homeros’un gölgesinde oturduğu zeytin
ağacı, yaşlı bilgenin kulağına şöyle fısıldar:


“Herkese
aitim ve kimseye ait değilim, siz gelmeden öncede buradaydım, siz gittikten
sonrada burada olacağım.”


Antik
çağda yapılan olimpiyatlarda ve savaşlarda kahramanlık gösterenler sadece
zeytin ağacının dallarından örülmüş çelenklerle ödüllendirilir, başları zeytin
dallarıyla taçlanır ve içi zeytinyağı dolu amfora hediye edilirdi.


Yeryüzünde
yetişen ilk ağaç zeytin ağacıdır. Atina şehrini Athena’nın zeytin ağacı korur.
Allah, Kuran-ı Kerim’de ”zeytine and olsun” der. Sezar’ın adaletinin simgesi
olan tacı zeytin dalındandır. Büyük bilge Solom’un kanunlarında zeytin ağacı
kesmenin cezası ölümdür. Zeytin ağacı akıl ve zaferin, zeytin dalı barışın,
zeytinyağı da saflık ve sadeliğin sembolüdür. Zeytin ağacının hasatı,
kararmanın kabuktan meyve etine geçtiği dönemde, yani Kasım ayında yapılır.


Zeytinin
adı kutsal kitaplardan gelmektedir. İbranice “zeyt” sözcüğü Arapça’da “ez-zeyt”
e dönüşmüş ve bu söz Türkçede zeytin olarak kullanılmıştır. Batı’da kullanılan
“olive” sözcüğünün kökeni olan “ela” sözcüğünün temelinde ise eski bir Anadolu halkı
olan Luwiler’in etkisi büyüktür. Luwiler zeytine “ela” diyorlardı. Bugünkü
Aliağa Körfezi’nin bulunduğu yere antik çağda “Elaeia Körfezi” yani Zeyindağı
Körfezi deniliyordu. Bugün İspanyolcada bulunan “elaaara”, Latincede “olea”
veya “olivum” sözcüklerinin ve en genel adı ile “olive” nin kökeninde aslında
hep Luwiler vardır.


Dört
mevsim gelir geçer ama dallarında gri, yeşil, gümüş yaprakları dökülmeden
durur. Akdeniz’i, Ege’yi, güneyi sever. Kendine özgü hafif kokulu, küçük,
narin, sarı ve beyaz çiçekleriyle karşılar baharı. Yaz aylarında çiçekleri
meyveye durur. Sonra yaz geçerken meyveleri irileşir, olgunlaşır. Hasat zamanı,
sonbahardır. Çok çok uzun ve verimli bir ömrün sonunda boşalan gövdesi kurur
ama köklerinden yeşeren sürgünler yeniden yeni bir ağaca dönüşür.


Boyu
2- 10 metre arasında değişen ancak 15-20 metreye kadar da çıkabilen bir
bitkidir. Meyveleri önceleri yeşilken ekim-kasım aylarında morarıp olgunlaşır.
Genellikle 300-400 yıl gibi uzun ömürlü bir ağaç olan zeytinin 2000 yıl
yaşayanları olması onun olasılıkla kuraklıktan etkilenmeyen bir bitki
olmasındandır.


Antik
çağda zeytinyağının önemli bir kullanım alanı da tıptır. Koslu Hipokrates (M.Ö.
460-377) ve Pergamonlu Galenos’un önerdiği ilaçlar arasında zeytinyağı da yer
almaktadır. Galenos’un zeytin ile ilgili görüşü mideyi güçlendiren ve iştah
açan bir gıda olduğu şeklindedir. Ona göre zeytinin çeşitli şekillerde
hazırlanan biçimleri vardır ancak mideyi güçlendiren ve iştah açan özelliğe
uygun olan çeşidi sirke içinde saklanan zeytindir.


Zeytinyağının
tıp ile ilişkili bir diğer kullanım alanı ise masajdır. Celsus’un sağlık ile
ilgili bir aktarımı zeytinyağının bu alandaki kullanımı hakkında da fikir
vermektedir. “Hem dinç, hem de kendisinin efendisi olan sağlıklı bir insan,
zorunlu kurallara bağımlı olmamalıdır ve ne tıbbi bir bakıcıya, ne bir masöre
ne de bir yağlayıcıya ihtiyacı vardır”. Bu aktarımdan da anlaşıldığı gibi antik
dönemde masaj, sağlık için gerekli görüldüğünde önerilen yöntemlerdendir. Masaj
yapılırken yağ kullanımı ise işlemi kolaylaştırmakta ve hastayı
rahatlatmaktadır.


Antik
dönem tıbbı değerlendirildiğinde zeytinyağının merhem gibi ilaçların
hazırlanmasında kullanıldığı, yara ve yanıkların tedavisinde ya da çeşitli
işlemler sırasında kayganlaştırıcı olarak uygulandığı düşünülmektedir.


İlk Zeytin Yetiştiriciliği


image002


Kökü
tarih öncesine dayanan yabani zeytin ağacının kaç bin yaşında ve anayurdunun
tam neresi olduğu konu­sunda arkeobotanikçiler, tarihçiler ve arkeologlar
arasında bir görüş bir­liği olmamakla beraber,pek çok kaynakta,Zeytinin ilk
anayurdunun Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu (Mardin, Maraş ve Hatay üçgeni)
olduğu yazmaktadır. Oradan da Akdeniz ve Hazar havzasına, Ege Adaları,
Yunanistan ve İspanya’ya yayıldığı tahmin edilmektedir.


Uluslararası
saygınlığa sahip Dünya Zeytin Ansiklopedisi yazarı M. Blazquez ise “Zeytin
yetiştiriciliği yaklaşık altı bin yıl önce Anadolu` da başlamıştır” görüşünü
savunuyor ve bu bölgede eski dönemlerde yaşamış halklar içinde yalnızca Asur
ve Babillerin zeytincilikle ilgili bilgi sahibi olmadıklarına dikkat
çekiyor. 


Ama
zeytini ilk ehlileştirenler, üzüm, incir, nar, hurma gibi birçok meyva ağacının
ilk yetiştirildiği uygarlıklar beşiği Ön Asya`da, Suriye ve İran`ın kesiştiği
yayda oturanlar olsa gerek: Persler, Mezopotamyalılar ve büyük bir olasılıkla,
Akdeniz`in doğusundan içeride Mezopotamya`ya kadar yayılan Suriyeli ve
Filistinliler. Nitekim, Yakın Doğu`da zeytin yetiştirildiğine ilişkin en eski
kalıntıların İsrail ve Ür­dün`de kalkolitik döneme (M.Ö. 3700-3200) kadar
gitmesi de bu tezi güçlendiriyor.


Bu
halklar, tarım ve ticarete yatkınlıkları ve becerileriyle yabani zey­tin,
(delice zeytini) ağaçlarını aşıladılar. Onlara iyi bakarak, daha sık yapraklı
ve daha çok yağ veren bir kültür bitkisine dönüştürdüler, çoğalttılar ve önce
Akdeniz kıyı şeridi boyunca geliştirdiler, sonra da başka yerlere yaydılar.


Zeytinin
bir kültür bitkisine dönüşmesi, M.Ö. 4000`lerde gerçekleş­ti. Ancak, meyvasının
sıkılıp yağının çıkarılması, zeytinyağının yaygınlaş­tırılması için yaklaşık
1500-2000 yıl daha gerekecekti.


Doğal Tıpta Zeytin ve Zeytinyağının Yeri


Eski
dönemlerin aksine daha çok “içimizi” koruduğuna inanılan ve bu nedenle sofrada
sıkça tüketilmeye çalışılan bitkisel bir yağdır. Eski Roma’da yalnızca
kralların ve imparatorların yağla meshedilmesi ve naaşın yağla yıkanması
geleneğinden gelen; bugün artık diğer tüm yağlar içinde “en sağlıklısı” olarak
ünlenen zeytinyağının ve zeytinin çeşitli yaralanmalarda ve iltihaplarda
kullanıldığı bilinmektedir. Bu açıdan halk tıbbı alanında tedavi edici
özelliğiyle ön plana çıkar. Kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan ve “kültürel
evrensel”dir. İnsanın doğaya ilk tepkilerinden birini temsil eden ve hastalığı
tedavi etmede çeşitli bitkiler, madensel ve hayvansal maddelerden yararlanan
“doğal halk tıbbı”, hastalık tedavisinde dinsel ritüeller, kutsal sözler ve
benzeri işlemlerden de yararlanmıştır.


Pek
çok kaynakta zeytin ve zeytinyağı gibi, özellikle Anadolu halkının tedavi
yöntemlerinde gündelik olarak sıkça başvurduğu çeşitli şifalı bitkiler, halk
ilaçları ya da doğal ilaçlar adıyla sınıflandırılmıştır. Tedavi amaçlı
kullanılan bitkiler daha toplanma aşamasında iken bazı özelliklere dikkat
edilir. Şifalı otların toplanması ve kurutulması, geleneksel olarak yılın belli
dönemlerinde yapılır. Dini bayramlar, ayın gökyüzündeki çeşitli pozisyonları ve
yıldızlarla/burçlarla ilgili farklı zamanlar, bitkilerin toplanma dönemlerini
belirler. Bitkileri toplamak, belli bir bilgi gerektirdiği için tarihsel olarak
bu işi kendine meslek edinenlerin -genellikle kadınların- varlığı da çeşitli
kaynaklarda belirtilmektedir.


Tarih Boyunca Zeytinyağının Kullanıldığı Diğer Alanlar


Bugün
zeytin ile ilgili elimizde bulunan belgelere bakıldığı zaman, zeytinyağının
ağırlıklı olarak dini ayinlerde arınma ve kutsama maksadıyla kullanıldığı göze
çarpıyor. Eloisis şenlikleri bunun en belirgin örnekleridir. Eski Mısırda da
firavunların mezarına zeytinyağı koymuşlardır.


Romalılarda
kutsal ekmeğin saklandığı mihrabın aydınlatılmasında zeytinyağı kullanımı
şarttı.


 Yahudilerin
Antlaşma sandığı da zeytinyağı ile kutsanmıştır. Yetki güç ve bilgeliğin
simgesi olarak kralların başına sürülmüş bu gelenek günümüzde Avrupa
krallarının taç giyme törenlerinde hala sürdürülmektedir.


Zeytinyağı
yiyecek olarak kullanılmasının yanında tarih boyunca sabun, aydınlatma,
kozmetik, ilaç ve takı yapımında da kullanılmıştır. Sabun Osmanlı devrinde
genel olarak zeytinyağı ve prina yağından (zeytin küspesi) yapılırdı. Girit,
Ayvalık, Edremit, Midilli, İzmir, Cunda ve Urla Osmanlı İmparatorluğu’nun
geleneksel sabun üretim merkezleriydi.


Zeytinyağı
günümüzde de yaygın olarak kullanılan bir sabun maddesidir. Eski Yunan’da
zeytinyağına hoş kokan baharatlar karıştırılıp, güzellik merhemleri yapılmış,
uzun yolculuğa çıkanlar tabanlarına yara olmasın diye zeytinyağı sürmüş,
güreşçiler ve koşucular ise yarışma öncesi adalelerini yumuşatmak için
zeytinyağı kullanmıştır.


İspanya’da
1. Dünya Savaşı sıralarında zeytinyağı tütsülenerek dumanı buruna çekilmekte
baş ağrısında, öksürük tedavisinde, bazı deri hastalıklarında ve zehirlenmelere
karşı tedavi amacı ile kullanılmıştır. Yine zeytinyağı kaynar suya damlatılıp
içilerek mide hastalıklarının tedavisinde kullanılmış, yılanların eve girmesini
önlemek amacıyla zeytin keseler içinde evlere asılmıştır.


Tarih
öncesi çağlarda yapay aydınlatmada, yanma süresinin uzun olması nedeniyle saf
zeytinyağı kullanılmıştır.


“Sıvı Altın”nın Faydaları


image003


Zeytin,
besleyici değeri çok yüksek olan bir meyvadır. Protein, karbonhidrat, kalsiyum,
demir, magnezyum, fosfor, çinko, selenyum, tuz, B1, B2, B3, B5, D, E, K
vitaminleri, beta-karoten, doymamış yağlar ve antioksidanlar içerir.


Zeytinyağının bilinen birçok faydası vardır:


Günde
2 kaşık zeytinyağı alanlarda koroner kalp hastalığı riskini azalttığı
bilinmektedir.


Yüksek
tansiyon, trigliserit ve kolesterol düşürücüdür (iyi kolesterol HDL’yi
yükseltip kötü kolesterol LDL’yi düşürücü özelliği vardır).


İçerdiği
A ve E vitaminleri ve doymamış yağ asitleri nedeniyle kalp-damar hastalıklarını
önleyici, kalbi destekleyici, kanser engelleyici olarak kabul edilir.


Kan
dolaşımı rahatsızlıkları zeytinyağıyla beslenenlerde az görülür.


Zeytinyağı, Omega-6 yağ
asidinin, omega-3 yağ asidine oranını da düzenlemektedir. Bu
oranlardaki dengesizlik, hastalıklar ve kanser de dahil
olmak üzere, kalp ve bağışıklık sistemi ile ilgili birçok
hastalığın ilerlemesine neden olur. Düzenli kullanıldığında zeytinyağının, kalbe, diyabete,
aşırı şişmanlığa, hücre yaşlanmasına, safra kesesi taşlarına ve
son yapılan araştırmalarda prostat, kalınbağırsak (kolon), meme kanserlerinde
korunma sağladığı bilinmektedir.


Zeytinyağı,
yaşlanmanın hem genel olarak doku ve organlar, hem de beyin fonksiyonları
üzerinde ki etkilerini
geciktirmektedir. Osteoporozu ve Alzheimerdeki hafıza
kaybını önlemeye yardımcı olmaktadır.


Zeytinyağı, AIDS hastalığının
nedeni olan HIV mikrobuna karşı savaşmaktadır. Enfeksiyonun tüm
vücuda yayılmasını engeller. Granada’daki bilim adamları yaptıkları
çalışmada, zeytinyağı kullanımının, AIDS mikrobu
olan HIV’in yayılmasını %80 seviyesinde azalttığını gösterdiler.


Zeytinyağında
bulunana linoleik asit, prostaglandin denilen ve insan hücrelerinde bulunan, vücudun
kendini yenilemesinde önemli yeri olan maddenin üretimini sağlar.
Özellikle sinir hücrelerinin gelişmesinde rol oynar.


Zeytinyağı,
iyi bir laksatiftir. Sürekli kabızlık çekenlere, sabahları aç
karnına bir bardak suyla, 2 kaşık zeytinyağı almaları önerilmektedir.


Zeytinyağ,
çocuk gelişiminde hayati önem taşıyan yağ asitlerini, anne sütüne eş
miktarda içerir. Zeytinyağında bulunan oleik asit, annesini
emerek beslenen bebeğin sinir dokularının gelişimi açısından çok
faydalıdır. Günde birkaç damla zeytinyağı, bebeğin gelişimine büyük katkı
sağlar.


Vücuttaki
tutulmaları azaltmak için, zeytinyağlı masajlar
yapılır. Zeytinyağı tortusu, siyatik, mafsal ağrılarına, sürülürse
iyi gelir. Zeytinyağı, romatoid artritleri önlemeye yardımcı olur.


Zeytin
ağacının yaprakları da, mikrop öldürücü, ateş düşürücü, yatıştırıcı, kan
şekerini ve yüksek tansiyonu düşürücü, iştah açıcı, idrar söktürücü özelliklere
sahiptir.


Şeker
hastalığına zeytin yaprağı önerilirken; Oleuropein adlı maddeden hareketle
vücudumuzda oluşan eleanolic asit, virüs ve mikrop yok edici ve AIDS’i önleyici
özelliği vurgulanmaktadır .


Doğu
Akdeniz’in doğal bitki örtüsü olan zeytinin, Akdeniz’in kültür bitkisi halini
alması binlerce yıllık bir süreçtir. Bu dönüşüm sırasında zeytin coğrafyanın doğal
bir parçası iken kültürün de önemli bir parçası halini almıştır. Zeytin ve
zeytinyağı, geçmişte olduğu gibi günümüzde de halk tıbbı pratikleri içinde
önemli bir kullanım alanına sahiptir.


Prof.Dr. Ahmet AYDIN Diyor ki


Temel
olarak üç çeşit zeytinyağı vardır; Natürel, rafine ve bunların karışımı olan
Rivyera.


1-Natürel
Zeytinyağları: Bunlar zeytin ağacı meyvesinden, doğal özelliklerini
değiştirmeyecek bir sıcaklıkta sadece mekanik veya fiziksel işlemler
uygulanarak elde edilen, berrak, yeşilden sarıya değişebilen renkte, kendine
özgü tat ve kokuda olan doğal halinde gıda olarak tüketilebilen yağlar.


Natürel
zeytinyağlarının da asitlik derecesine göre üç çeşidi vardır;


1.    
a) Natürel Sızma
Zeytinyağı: Kokusu ve tadında kusur olmayan, serbest asitlik derecesi
(oleik asit cinsinden) en çok % 1 olan natürel zeytinyağı. Meyvenin bütün
vitamin ve minerallerini içeriyor. Natürel sızma zeytinyağı her tür yemeklere
uygun olmakla beraber salatalar için ideal. En pahalı zeytinyağı budur.


2.    
b) Natürel Birinci
Zeytinyağı: Kokusu veya tadında çok hafif kusurları bulunabilen, serbest
asitlik derecesi en çok % 2 olan natürel zeytinyağı.


3.    
c) Natürel İkinci
Zeytinyağı: Kokusu veya tadında tolere edilebilen kusurları bulunan, serbest
asitlik derecesi (oleik asit cinsinden) en çok % 3.3 olan natürel
zeytinyağı.


2- Rafine
Zeytinyağı: Zeytin ham yağının yapısında değişikliğe yol açan metotlarla
(yüksek basınç, yüksek sıcaklık) rafine edilmesi sonucu elde edilen, sarının
değişik tonlarında rengi olan kendine özgü tat ve kokuda bir yağ. Serbest
asitlik derecesi en çok % 0.3 ‘tür. Bu yağ daha çok kızartma yağı olarak
kullanılıyor.


3- Riviera
Zeytinyağı: Rafine zeytinyağı ile doğal halinde gıda olarak
tüketilebilecek natürel ikinci zeytinyağlarının karışımından oluşan, yeşilden
sarıya değişen renkte, kendine özgü tat ve kokuda bir yağdır. Serbest asitlik
derecesi en çok % 1.5‘dir. Zeytinyağının canlı ve kuvvetli kokusuna pek alışık
olmayanlar bu tip zeytinyağını tercih ediyor.


Sızma ve Riviera zeytinyağı arasında ne fark var?


Sızma
zeytinyağı, zeytinlerin taş baskısı ile elde ediliyor. Bu nedenle
vitamin ve diğer besleyici unsurları zarar görmüyor. Riviera zeytinyağında ise,
mevcut zeytinden maksimum yağı çıkartmak için yüksek sıcaklık ve basınç
uygulanıyor. Bu durumda fiyat ucuzluyor ama zeytinyağının bütün olumlu
özellikleri de nerdeyse yok oluyor hatta zararları da oluyor. 


Zeytinyağı alırken nelere dikkat etmeliyiz?


Zeytinyağı
alırken en dikkat edilecek unsur zeytinyağının karışık (tağşiş) olup olmaması.
Zeytinyağı en çok ayçiçeği, kanola ve mısır yağları ile karıştırılıyor. Böylesi
tağşişlere marketlerde de rastlanabiliyor. Ama daha çok yol kenarlarında yağ
satanlara, denetimden uzak yerlerde rastlanıyor.


Adi
plastik kaplarda tutulan zeytinyağı, plastik hammaddesini kolaylıkla çözebilir
ve temelde petrol ürünü olan bu maddeler ciddi kanser riski taşıyor. Zeytinyağı
hassas, güneş ışığı ve ısıya fazla tahammülü yok. Tercihan cam şişede, ışık
geçirmemeli, ağzı sıkıca kapatılmış ve her kullanımdan sonra kapatılabilecek
şekilde kapak takılmış olmalı.


Son söz şair Arif Damar’ın dizelerinden:


Yaşamak
sadece sevmektir, inan bana.

Sevmeyenler dünyamızda yaşamıyor.

Yaşamak suda, toprakta, insanlarda görünerek;

bir “Zeytin Ağacı” gibi.

Bir Zeytin Ağacı gibi, ne güzel

denize yakın olacaksın,

uzayan dallarında, yapraklarında ışık

ta derinlerde köklerin.


Bir
zeytin ağacı gibi, bin yıl severek

yaşamak her gün…


Derleyen: Deniz Avınca ÇETİN


http://www.astroset.com/


Kaynaklar:


1-  
www.sanatkaravani.com


2-  
Yrd.Doç.Dr. Melike KAPLAN /Ankara Üniversitesi Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü. Arş.Gör.,Seda KARAÖZ
ARIHAN/Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü.


3-  
www.apelasyon.com


4-  
Dr. Erman Gündoğdu-Zeynep Uygur www.yaklasansaat.com


5-  
www.beslenmebulteni.com


[status draft]


[nogallery]


[geotag on]


[publicize
off|twitter|facebook]


[category araştırma]


[tags TARİH, ZEYTİN]