Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

NECDET
BAYRAKTAROĞLU : MİLLİ MÜCADELEDE YAYINLANAN PADİŞAH FETVASI VE ONA KARŞI
VERİLEN ANADOLU FETVASI


Em. Savcı, Tarihçi-Araştırmacı Necdet
Bayraktaroğlu


Fetva, İslam
hukuku ile ilgili sorulan, zorlukla karşılaşılan bir olay hakkında, bir
hadisenin dine uygun olup olmadığını, güçlükleri çözmek için, dini hukuk
kurallarına göre çözümünü açıklayan, şeyhülislam veya müftü tarafından verilen
belgedir. Yüce Kuranımızın Nisa Suresi 59. Ayetinde “Bir işte anlaşamazsanız, bu işin
hükmünü Allahtan ve Resulullah’tan anlayınız “
demektedir. Bu ayeti
kerimeyi tefsir eden alimler  “Bir işte anlaşamazsanız, bu işin nasıl yapılacağını alim
olanlarınız Allahın kitabından Resulullahın sünnetinden anlasınlar! Alim
olmayanlarınız ise alimlerin anlattıklarına uyarak yapsınlar diye”
açıklamışlardır.


Fetva veren âlime
Müftü, sorana da Müstefit denir. İslam Müftüleri, Allahü Tealanın emir ve
yasaklarını bildiren âlimlerdi. Bu Alim Müftülerin, müctehid (Din alimi) olması
lazımdı. Ayeti Kerimelerden ve Hadislerden anlayarak, İslam bilgilerini
öğrenerek fetva vermeleri gerekiyordu. Fetvaların fıkıh kitaplarına dayanması
lazımdı. Fetva verecek kişide belirli vasıflar aranıyordu. İlim, hilm (Sabırlı
ve yumuşak huylu), vakar ve ciddiye sahibi olmak, kendisinden ve bilgisinden
emin olmak, halkta otoritesini kabul ettirmiş olmak, fert ve toplum olarak
insanları tanımış olmak, sual sorana maddeten muhtaç olmamak lazımdı.


Fetva ile ilgili
olarak, yanlış ve bilmeden fetva verenler için din âlimlerimizin çok yerinde
sözleri vardır. Hadimi “Din ve dünya işlerinde bilmeyerek fetva verene melekler lanet
eder”
demiştir. Buhari “Ahir zamanda âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve sapık
din adamları yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar”

Hâkimi ise “Ümmetim,
kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir”
demiştir.


Türk ve İslam
Devletlerinde olağanüstü dönemlerde, savaş öncesi ve savaş sırasında verilen
önemli fetvalardan birisi de “Cihad Fetvası”dır. Cihad, İslam nizamının yeryüzüne
yayılması veya İslam nizamının muhafaza ve müdafaası için yapılan her türlü
mücadelenin adıdır. Cihad etmek, Müslümanların üzerinde bir vecibedir.
Gayrımüslimlere karşı topyekün savaş çağrısıdır. Allah için haksızlığa ve zulme
karşı gelmektir. Müslümanların halifesi, emiri gerek görürse bütün Müslümanları
cihada çağırabilir. Bunu da fetva ile yapabilirdi. Cihad fetvalarında, 
ilgili ayet ve hadisler cihadın gerekçesi olarak belirtilirdi. Düşman
saldırılarına karşısında müminleri direnmeye ve müdafaaya çağıran fetvalar, kaynağını
ilgili ayet ve hadislerden almaktadır. Böyle zamanlarda her Müslüman, kadın
erkek ayırımı yapılmadan itaat ederek cihada koşmak zorundadır.


Bu cihad
fetvalarından önemli biri de, bundan 700 yıl önce Moğolların Mardin’i işgal
etmelerine karşı, Mardinli Müslümanların isteği üzerine, Mardinlilerin
Moğollara karşı savaşmaları için, İslam âlimi İbn-i Teymiye’nin vermiş olduğu
fetvadır.  Bu fetva, Mardin halkını işgale karşı kendilerini korumaya
davet etmiştir. Fetvada şöyle denilmektedir: “Mardin için iki durum söz konusu; İslam hukuku ile yöneltilmediği
için Darü’ül-İslam denemez, ama yaşayanların tamamına yakını Müslüman olduğu
için Darü’l-Harp de değildir. Buradan hareketle istilaya direnmek caizdir,
lazımdır ve hatta cihattır”.
Türk topraklarını da işgal ve istila
eden Moğol saldırılarına karşı gelmenin dini bir görev olduğu hakkında, o
dönemin din âlimlerinden Ahi Evren ve Kadı Burhanettin de, toplumun önderleri
olarak çağrıda bulunmuşlardır.


Osmanlı
Devletinde verilen bu cihat fetvalarından biriside, 1798 yılında verilen Mısır
fetvasıdır. Fransız General Napolyon Bonapart kutsal yerler olan Kudüs, Mekke
ve Medine’yi ele geçirmek için 1798 de Osmanlı vilayeti olan Mısır’a çıkarma
yaptı. Osmanlı Padişahı III. Selim Mısır halkına yönelik bir cihad fetvası yayınladı.
Kudüs’e girmek isteyen Napolyon Akka önlerinde Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki
Osmanlı ordusuna yenilerek Mısır’a döndü, daha sonra başına gelecekleri
anlayınca, ordusunu da bırakarak kaçmak zorunda kaldı. Bu fetva genel olarak
bütün Müslümanlara değil, belirli bir toplumu kapsayan fetvadır.


Birinci Dünya
savaşında Osmanlı Devleti Rusya, İngiltere ve Fransa’ya karşı savaştığı sırada
Osmanlı Padişahı V. Mehmet Reşat, Müslümanların Halifesi olarak bütün
Müslümanların savaşa katılmaları için 14 Kasım 1914 tarihinde, bu devletlere
karşı savaşılması için cihat fetvası yayınladı. Fetva Türkçe, Arapça ve Farsça
olarak, Şeyhülislam Hayri Efendi ve 14 din adamı tarafından imzalanıp, bu
devletler İslam düşmanı olarak gösterilerek, kâfirlerin İslam Dünyasına saldırısına,
yağmasına karşı birleşmeleri isteniyordu. Halifeyi manevi lider tanımayan İran,
Şii olması nedeniyle cihad ve fetvaya önem vermedi. Afgan Emiri, Hindistan’dan
yardım alıyor, yardım edecek gücü yoktu. İngiltere tarafından altın ve para
yardımı gören ve Büyük Arap Krallığı vaat edilen Arap Müslümanları ve
Hindistan, İngiltere’nin yanında yer aldılar ve isyan edip haince Türklere
karşı savaştılar. İngiltere, Hinli Müslümanlardan oluşan 941.000 kişiden oluşan
askeri birliğinden, 756.000 kişiyi Türk cephelerinde Türklere karşı
savaştırmıştır. İngiltere ve Fransa, Müslümanlar üzerinde hak, adalet ve küçük
ulusların hakları gibi propagandalarla onları kandırmıştır. Yalnızca bu fetvaya
gönülden destek veren Pakistan olmuştur. Büyük ümitlerle ilan edilen cihad
fetvası ciddiye alınmamış, din kardeşliğinin bir işe yaramadığı anlaşılmıştır.
Osmanlı Devleti, bu savaşta Rusya, İngiltere ve Fransa gibi büyük devletlerin
ordu, donanma, silah ve mühimmat ve sayıca üstün insan kaynaklarına karşı dört
yıl süreyle Çanakkale, Kafkasya, Irak, Suriye, Sina, Galiçya gibi büyük
cephelerde silah, cephane ve ilaçsız, yokluklar, hastalık, ulaşım ve
imkânsızlıklar içinde savaşmıştır.


Şeyhülislamlar,
kendilerine sorulan dini, siyasi ve idari konularda, fıkha göre fetva
verirlerdi. Bu fetvalardan birisi de Padişah VI. Mehmed Vahdettin’e, milli
mücadelede yılları başlarında İngilizlerin, Damat Ferit Paşa Hükümetinin ve
Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin baskısı ile Mustafa Kemal Paşa ve silah
arkadaşlarının öldürülmesi için verdirilen fetvadır.


Birinci Dünya
Savaşından yenik çıkan Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 de imzaladığı Mondros
Antlaşması ile İstanbul İtilaf devletleri tarafından işgal edildi. Yunanlılar
İzmir’e, İtalyanlar Güney Batı, Fransızlar da Güney Anadolu’ya girdiler.
Osmanlı Meclisi dağıtıldı ve ordusu da lağvedildi. Silahları ellerinden alındı.


İstanbul işgal
edilmişti ve vatanın kurtarılmayacağını anlayan Padişah Vahdettin, vatanın
topraklarını kurtarmak için çareler düşünüyordu. Yaveri Mustafa Kemal Paşa’yı
büyük yetkilerle müfettiş olarak Anadolu’ya gönderdi. 19 Mayıs 1919 da Samsuna
çıktıktan sonra, 21 Haziran 1919 da Anadolu da ki en önemli askeri birliklerin
komutanları olan Kazım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşa ve Ege Bölgesinde
asayişi temin etmekle görevlendirilen Rauf Beyle buluşarak, Amasya tamimini
yayınladı. Bu bildiride, milletin bağımsızlığının ancak milletin azim ve
iradesi ile sağlanacağı belirtilerek, ülke genelinde bir direniş, mücadele
hareketinin işareti veriliyordu.


23 Temmuz 1919 da
Kazım Karabekir Paşa öncülüğünde Erzurum da toplanan Doğu İlleri Müdafa-i Hukuk
Cemiyeti Kongresi, görevinden istifa eden Mustafa Kemal’i kongre başkanı olarak
seçti.  Osmanlı Hükümetinin kendisini görevden alması üzerine, askeri
elbiselerini çıkartıp sivil olarak mücadele etme kararı aldı. 4 Eylülde de,
Türkiye’nin her yanından gelen delegelerin katılımı ile Sivas Kongresi yapıldı
ve ülke genelinde yeni bir idari ve siyasi yapılanma kurmak amacıyla bir Heyeti
Temsiliye kuruldu. 27 Aralık 1919 tarihinde Mustafa Kemal Ankara’ya geldi.


Aralık ayında
yapılan genel seçimler sonucunda son Osmanlı Mebussan Meclisi oluştu. Meclis,
28 Ocak 1920 de Misakı Milli adıyla anılan “Ahdı Milli Beyannamesini” kabul etti. Beyanname,
Mondros Antlaşması sınırları içinde tam bağımsızlık sağlanıncaya kadar mücadele
devam etmeyi öngörüyordu. 16 Mart 1920 de işgal kuvvetleri, İstanbul da
ki  Mebussan meclisini basarak, önde gelen milli mücadele yanlısı
milletvekillerini tutukladılar. Bunun üzerine meclis kendini fethetti.
Baskından kurtulan milletvekilleri gizlice Ankara’ya geldi ve 23 Nisan 1920 de
Ankara da, Mustafa kemal önderliğinde Büyük Millet Meclisinin toplanması
sağlandı.


İşte böyle bir
mücadele yıllarında Padişah Vahdettin’den, İngilizler, Hürriyeti ve ihtilaf
Fırkası ve Sadrazam Damat Ferit Paşa baskı kurarak, Anadolu da başlayan Milli
hareket mensuplarının yakalanıp öldürülmeleri istenildi. Bunların öldürülmeleri
günah olmayıp, dinen caiz ve vazife olduğunu belirten fetvayı, Mustafa Sabri
Efendi tarafından kaleme aldı. O zaman Şeyhülislam olan Haydarizade İbrahim
Efendi bu fetvayı haksız bularak imzalamayıp istifa edince, bu göreve getirilen
Şeyhülislam  Durrizade Abdullah Efendi  imzaladı.


Şeyhülislam
Mustafa Sabri Efendi, 1869 yılında Tokat’ta doğdu. 1840 yılında Fatih
Medresesinde hocalık yaptı. 1919 yılında Hürriyet ve İtilaf Partisinden
Tokattan mebus seçildi. 19 Mayıs 1919 ve 21 Temmuz 1919 yılında kurulan Damat
Ferit hükümetinde, şeyhülislam olarak görev aldı ve 25 Eylül 1920 de istifa
etti. Padişah ve Damat Ferit Paşa üzerinde fazla nüfuzu vardı. Milli
mücadelenin başarı ile sonuçlanması üzerine Yunanistan’a kaçtı, daha sonra
Mekke’ye, oradan da Mısır’a geçti ve 12 Mart 1954 tarihinde Kahire de öldü.


Mustafa Sabri,
Milli mücadeleye karşı çıkanlardandı. İngiliz Muhipleri Cemiyeti mensubu idi.
Milli mücadele yanlısı Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi, Isparta Müftüsü Hüseyin
Hüsnü, Uşak Müftüsü Ali Rıza, Antalya Müftüsü Ahmet Hamdi, Sinop Müftüsü
İbrahim Hilmi’yi ve pek çok müftüyü görevlerinden azletti. Anadolu hareketinin
silah zoru ile bastırılmasını savunuyordu. 18 Nisan 1920 de, Kuva-yı İnzibatiye
adı altında Hilafet Ordusunun kurulmasını sağladı. Bu ordunun görevi
Anadolu’nun muhtelif yerlerinde başlayan isyanlara destek vermek, milli
mücadele taraftarlarını yakalayıp öldürmekti. 10 Ağustos 1920 de, Türkiye’yi
parçalamaya yönelik şartları olan Sevr Antlaşmasını imzalayanlardandı. İşgalci
devletlerin destek ve yardımı ile kurulan Teali-i İslam (İslami Yükseltme)
cemiyetinin yöneticilerindendi. Bu cemiyet Anadolu’nun 41 yerinde şube açıp,
milli mücadelenin karşısında olmuş, aleyhte faaliyetlerde bulunmuştur. Yozgat
Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in idamına fetva verendi.


Mondros
Antlaşmasının imzalanmasından sonra da Osmanlı ülkesi, tam bir kaosa sürüklenme
içine girmişti. Devlet düzeni bozulmuş, arka arkaya kurulan hükümetler uzun
ömürlü olmamış, sorumluk almamış, çözücü, sağlıklı hizmet ve faaliyetler ortaya
koymamışlardı.  İşgalci İtilaf devletleri, Osmanlı topraklarını bölüşmeye
başlamışlar, istek ve çıkarları için yüzyıllardır barış ve huzur içinde
yaşadığımız azınlıkları, kışkırtmaya başlamışlardı. Böyle bir otorite
boşluğunun olduğu ortamda ve yaşanan olumsuzlar içinde, Anadolu’nun muhtelif
yerlerinde ve değişik zamanlarda, farklı nedenlerle iç ayaklanmalar baş
göstermeye başladı. Ayaklananlar Osmanlı hükümeti ile milli mücadeleciler
arasındaki çekişmeden de faydalanmışlardır. 1919-1923 yılları arasında ki belli
başlı ayaklanmalar ise;  Ahmet Aznavur ayaklanması, Bolu, Düzce, Hendek,
Adapazarı, Konya, Afyon, Urfa ve Yozgat ayaklanması, azınlıkların çıkarttığı
Pontus Rum ve Ermeni ayaklanması, Kuva-yı Milliye yanlısı olup sonradan isyan
çıkaran Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe isyanlarıdır.


Böyle bir
zamanlar içinde İngilizlerin baskısı üzerine, Mustafa Sabri Efendinin
hazırladığı ve Padişah Vahdettin’in onayladığı fetva, 11 Nisan 1920 de devletin
resmi organı olan Takvim-i Vekaiye de yayınlandı.  Fetva, İngiliz ve Yunan
uçakları ile halka dağıtıldı. Ayrıca İngiliz konsolosları, Yunan kuvvetleri,
Rum ve Ermeni teşkilatları,  bu fetvanın dağıtımında görev aldılar. Milli
mücadele karşıtı birçok gazetelerde yayınladı ve yerli ve gayrimüslim dernek,
cemiyet ve kişiler tarafından elle halka dağıtıldı.


Düzenlenen fetva
ise şu şekilde idi:


“Dünya düzeninin sebebi olan ve kıyamet gününe kadar Ulu Tanrı’nın
daim eyleyeceği İslam Halifesi Hazretleri’nin veliliği altında bulunan İslam
memleketlerinde bazı kötü kimseler anlaşarak ve birleşerek ve kendilerine
elebaşılar seçerek padişahın sadık uyruklarını hile ve yalanlarla aldatmakta,
yoldan çıkarmaktadırlar. Padişahın yüksek buyrukları olmaksızın asker
toplamaktadırlar. Görünüşte asker beslemek ve donatmak bahaneleriyle, gerçekte
ise mal toplamak sevdasıyla, şeriata uymayan ve yüksek emirlere aykırı bir
takım haksız ödemeler ve vergiler koymakta ve çeşitli baskı ve işkencelerle
halkın mal ve eşyalarını zorla almakta ve yağmalamaktadırlar. Böylece insanlara
zulmetmekte, suçlamakta ve padişahın ülkesinin bazı köy ve şehirlerine
saldırmak suretiyle tahrip ve yerle bir etmektedirler. Padişahın sadık
tebaasından nice suçsuz insanları öldürmekte ve kan döktürmektedirler. Padişah
tarafından atanmış bazı dini, askeri ve sivil memurları istedikleri gibi
memuriyetten çıkarmakta ve kendi yardakçılarını atamaktadırlar. Hilafet merkezi
ile padişah ülkesi arasındaki ulaştırmayı ve haberleşmeyi kesmekte ve devletin
emirlerinin yayılmasına engel olmaktadırlar.


Böylece, hükümet merkezini tek başına bırakmak, Halifenin
yüceliğini zedelemek ve zayıflatmak suretiyle yüksek hilafet katına ihanet
etmektedirler. Ayrıca padişaha itaatsizlik suretiyle devletin düzeni ve
asayişini bozmak için düzme yayınlar ve yalan söylentiler yayarak halkı
azdırmaya çalıştıkları da açık bir gerçektir. Bu işleri yapan yukarıda
söylenmiş elebaşılar ve yardımcıları ile bunların peşine takılanların dağılmaları
için çıkarılan yüksek emirlerden sonra bunlar, hala kötülüklerine inatla devam
ettikleri takdirde işledikleri kötülüklerden memleketi temizlemek ve kulları
fenalıklardan kurtarmak, dince yapılması gerekli olup, Allah’ın ‘Öldürünüz’
emri gereğince öldürülmeleri şeriata uygun ve farz mıdır? Beyan buyrula…


Cevap: Hakikati Allah bilir ki olur. Dürrizade el-Seyid Abdullah


Böylece padişahın ülkesinde savaşma kabiliyeti bulunan
Müslümanların adil halifemiz Sultan Mehmed Vahdettin Han hazretlerinin
etrafında toplanarak savaşmak için yapacağı davet ve vereceği emre uymak
suretiyle adı geçen asilerle çarpışmaları dince gerekir mi? Beyan buyrula…


Cevap: Hakikati Allah bilir ki gerekir. Dürrizade el-Seyid
Abdullah


Bu takdirde, Halife hazretleri tarafından sözü edilen asilerle
savaşmak üzere görevlendirilen askerler, çarpışmalar ve kaçarlarsa büyük
kötülük yapmış ve suç işlemiş olacaklarından dünyada şiddetle cezayı, ahrette
de çok acı azabı hak ederler mi? Beyan buyrula…


Cevap: Hakikati Allah bilir, ederler. Dürrizae el- Seyid Abdullah


Bu takdirde, Halife askerlerinden asileri öldürenler gazi,
asilerin öldürdükleri şehit sayılır mı? Beyan buyrula…


Cevap: Hakikati Allah bilir ki sayılırlar. Dürrizade el-Seyid
Abdullah”
 (1)


Mustafa Kemal ve
silah arkadaşlarına, mili mücadele önderlerine karşı çıkarılan ölüm fetvasına
karşılık, milli mücadele’ye destek veren Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat Efendi ve
153 müftü ile birlikte, Anadolu da başlayan mili mücadeleye destek verici Ankara fetvasını yayınladılar. Bu fetvanın
metni de şu şekildedir:


“1- Dünyanın nizamının sebebi olan İslam Halifesi
Hazretlerinin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, müminlerin
Emirinin (Padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslamların düşmanı olan
düşman devletler tarafından fiilen işgal edilerek, İslam askerleri
silahlarından uzaklaştırılıp, bazıları haksız olarak şehit edilmiş, Halifelik
merkezini koruyan bütün istihkamlar, kaleler, savaş aletleri zapt edilmiş ve
resmi işleri yürüten ve İslam ordusunu donatmakla görevli Bab-ı Aliye
(Başbakanlık) ve Harbiye Nezaretine el konulmuştur. Bu suretle halife, milletin
gerçek menfaatleri uğrunda tedbir almaktan men edilmiştir. Örfi idare edilip
harp divanları kurulmuş, İngiliz kanunları uygulanarak kararlar verilmek suretiyle
halifenin yargı hakkına müdahale edilmiştir. Yine halifenin rızası olmadığı
halde, Osmanlı toprakları olan İzmir, Adana, Maraş, Antep ve Urfa taraflarına
düşmanlar tarafından tecavüz edilerek oradakileri, Müslüman olamayan uyruklarla
el ele vererek İslamları toptan yok etmeye, mallarını yağmalamaya ve
kadınlarına tecavüze, Müslüman halkın bütün kutsal inançlarına hakarete
kalkışmışlardır. Anlatılan şekilde hakarete ve esirliğe uğrayan halifelerini
kurtarmak için, ellerinden geleni yapmaları bütün Müslümanlara farz olur mu?


Cevap: Hakikati Allah en iyi bilir ki, olur.


2- Bu suretle, Halifeliğin meşru hakkını elinden
alanlardan kurtarmak ve fiilen saldırıya uğrayan vatan topraklarını düşmandan
temizlemek için uğraşan ve çalışan İslam halkı şeriatça Allah yolundan ayrılmış
olurlar mı?


Cevap: Hakikati Allah en iyi bilir ki, olmazlar.


3- Halifeliğin gasp edilen haklarını geri almak için
düşmanlara karşı açılan mücadelede ölenler ‘Şehit’ kalanlar ‘Gazi’ olurlar mı?


Cevap: Hakikati Allah en iyi bilir ki, olurlar.


4- Bu suretle din uğrunda savaşan ve görevini yapan
halka karşı düşman tarafını iltizam ederek İslam arsında silah kullananlar ve
adam öldürenler şeriat bakımından en büyük günahı işlemiş ve fesatçılık işlemiş
olurlar mı?


Cevap: Hakikati Allah en iyi bilir ki, olurlar.


5- Bu suretle aslında istemediği halde düşman
devletlerinin zoru ve kandırması ile olaylara ve gerçeğe uymayarak çıkarılan
fetvalar Müslümanlar için şeriatça dinlenir mi ve ona uyulur mu?


Cevap: Hakikati Allah en iyi bilir ki, uyulmaz.


Ankara Müftüsü Rıfat Efendi (Börekçi)”  (2)


Bu fetva, 16
Nisan 1920 de Heyet-i Temsiliye Heyetince Anadolu’ya gönderilerek bütün müftülüklere
tebliğ edildi ve Padişah fetvasının esaret altında hazırlanan fetvanın geçersiz
olduğu belirtildi ve herkese anlatıldı. İnsanların milli mücadele saflarına
katılmaları istenildi. 19-22 Nisan 1920 de ise fetva, milli mücadele yanlısı
Öğüt, İrade-i Milliye ve Açıksöz gibi gazetelerde yayınlandı.


Müftü Rıfat
Börekçi, 1861 yılında Ankara da doğdu. Yüksek ilimleri tahsil etti. Ankara da
Fazliye Medresesinde öğretim üyeliği yaptı. 25 Kasım 1908 de Ankara Müftüsü
oldu. Ankara fetvasının yayınlanmasından sonra, 24 Nisan 1920 tarihinde padişah
imzası ile müftülük görevinden alındı. Kuva-yı Milliye adı altında çıkarılan
fitne ve fesadın hazırlayıcısı ve teşvikçisi iddiası ile Divan-ı Harpte,
hakkında idam kararı verildi.


Müftü Mehmet
Rıfat Efendi, 27 Aralık 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya
gelişinde, karşılayan heyetin başında idi. 700 kişilik piyade, 3000 kişilik
atlı Seymen Heyeti karşılamış, bunu Mehmet Rıfat Efendi hazırlamıştı. 1919
yılında Ankara da kurulan Mudafa-i Hukuk Cemiyetinin kurucularındandır. Mustafa
Kemal’in Ankara’ya geldiğinde, Heyeti Temsiliye’nin o zaman parası yoktu.
Börekçi Hoca 1000 lira cenaze parasını ve Ankara halkından topladığı 46.500
lirayı milli mücadele hizmetine verdi. Milli mücadelenin başarıyla
sonuçlanmasında çok büyük katkısı oldu. “Vatansız hürriyet, hürriyetsiz din olmaz” diyordu.
İşgal düşman güçlerine karşı, hep ön saflarda yer aldı. 23 Nisan 1920 de
toplanan TBMM sine, Muğla mebusu olarak girdi. 27 Ekim 1920 de istifa edip
müftülük görevine döndü. 4 Nisan 1924 de kurulan Diyanet İşleri Başkanlığına
getirildi. Soyadı kanunda Börekçi soyadını aldı. 5 Mart 1941 yılında vefat
etti.


Atatürk milli
mücadele seferine çıktığında Amasya, Erzurum ve Sivas gibi illerdeki karşılama
heyetlerinin arasında hep müftü, vaiz ve din adamları bulunmuştur. Şu husus
önemle bilinmelidir ki, Anadolu fetvasının milli birliği sağlamada çok büyük
başarısı ve yeri olmuştur.


KAYNAKLAR


1-2- Sabahattin
Selek- Anadolu İhtilali – İst. 1963 S.65,66 S.67,68


1-2-Ali
Sarıkoyuncu- Milli Mücadelede Din Adamları- Diyanet İşleri Yay.-Ank.1999 S.30-S.38,39


1-2- Ali
Sarıkoyuncu-Atatürk Din ve Din Adamları-Türkiye Diyanet
Y.-Ank.2002-S.178-179-S.180-181


1- Ergün Aybars-
Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-I,Ege Ü. Ed. Fak. Yay.-İzmir.1984 S.369,370


Cemal Kutay-
Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları-Diyanet İşl. Yay.


Yuluğ Tekin
Kurat- Osmanlı İmparatorluğunun Paylaşılması- Kalite Matbaası-Ank.1976

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış