Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Metin AYDOĞAN
: 15 MAYIS 1919 İZMİR


15 Mayıs
1919’da İzmir’e çıkan Yunan Ordusu, 9 Eylül 1922’ye dek, Anadolu’da
kaldığı 3,5 yıl boyunca, Türk halkına sıradışı yoğunlukta sistemli
bir şiddet uyguladı. Şiddetin düzeyini, Batılı yazarların aşağıdaki
yazıda aktarılan yazılarında bulacaksınız. İzmir’de başlatılan
silahlı şiddet, kendiliğinden ortaya çıkan anlık bir düşmanlık tepkisi
değil; her yönüyle düşünülmüş, bir göç ettirme eylemiydi. Bu eylem, Anadolu’yu
Antik Çağ’dan beri mülkünün bir parçası gören ve Alman Profesör K.Kruger’in “megalo
manyak emeller” 
dediği, değişmez Grek anlayışının doğal
sonucuydu. Megalo İdea, 3 bin yıl sonra, şimdi
gerçekleşecek ve Batı Anadolu ele getirilecekti. Yunan Ordusu, yerli Rumlarla
birlikte kuralsız bir terör dalgasını gittiği her yere yaydı. Saldırdı, soydu,
ırza geçti; yaktı, yıktı ve öldürdü. Kendilerini, topraklarına geri dönen
efendiler olarak görüyorlardı. Yaptıkları gizlendi ve unutturulmaya çalışıldı.
Bunda da başarılı olundu. Bugünkü kuşak dedelerinin çektiği acıyı bilmiyor. Tam
tersi, Rumlara ve Ermenilere soykırım yaptığı yaymacasıyla karşılaşıyor.
Yunanistan, 19 Mayıs’ı “Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” kabul
ediyor. Ege adalarını işgal ediyor ve 1915’te padişahın yaptığı gibi görmezden
geliniyor. 95 yıl sonra, İzmir’e Metropolit atanmasına izin veriliyor.


15 Mayıs
1919; İzmir


İngiltere’nin
Akdeniz Donanması Başkomutanı ve İstanbul İşgal Gücü Yüksek Komiseri
Sir Arthur Calthorpe (1864-1939), 14 Mayıs 1919 gecesi saat
23:00’de, İzmir’deki İngiliz Garnizon Komutanlığı’na bir telgraf
buyruğu göndererek, Mondros Mütarekesi ve Paris Barış Konferansı kararları
gereği, kentin Yunan askeri birliklerince işgal edileceğini bildirdi. Olası
karışıklıkları önlemek için yardımcı olunmasını istedi. 15 Mayıs sabahı saat
yedide; yani Calthorpe’un emrinden sekiz saat sonra Averoff ve Limnos adlı
iki Yunan zırhlısı, peşlerinde birçok nakliye gemisiyle birlikte limana yanaştı
ve Yunan birlikleri karaya çıkmaya başladı.


Önce,
bir efzun (püsküllü bir takke ile kısa etek giyen, Yunan
ordusunun seçkin birlikleri) alayıyla 40. ve 50. Piyade Alayları ve kimi deniz
birlikleri karaya çıktı. Türk birliklerinin bildirime uyup kışlalarında kalıp
kalmadığını denetledikten sonra, asıl birlikler saat 11:00’de Kordon’a yayıldı. İngiliz
birlikleri posta ve telgraf binalarını işgal etti. Calthorp, basına bir
açıklama yaparak, Müttefik güçlerin güvenliği sağlayacağını bildirdi.


İzmir’in
Müslüman mahallelerinde derin bir sessizlik vardı. Ancak, Osmanlı yurttaşı
yerli Rumlar; erkekleri silahlı, kadın ve çocukları ellerinde mavi-beyaz Yunan
bayraklarıyla kentin caddelerini doldurmuş, saldırganlığa hazır aşırı
davranışlarla sevinç gösterilerinde bulunuyordu. Yunan askerleri, çevrelerinde
silahlı sivillerle birlikte uzun bir yürüyüş kolu oluşturmuş, kente
yayılıyordu. 9 Eylül 1922’ye dek sürecek ve Anadolu’yu yangın yerine döndürecek
bir vahşet dönemi, 15 Mayıs’ta İzmir’de başlıyordu.


Vahşet


Saldırıların
ilk hedefi, doğal olarak Sarıkışla ve buradaki Türk subayları
oldu. İstanbul Hükümeti’nden direnmeme buyruğu alan birlikler, Kışla’da
bekliyordu. Yunan birlikleri ve çevresindeki silahlı yerli Rumlar oraya
yöneldiler.


O günün
olaylarını, yüksek rütbeli bir Fransız subayı not defterine şöyle
yazmıştı: “Yürüyüş kolunun önünde çok büyük bir Yunan bayrağı
vardı. Herkes çılgınca ‘zito Venizelos’ diye bağırıyor, sancaktar durmadan
bayrağı sallıyordu. Gösteri yapanlar, gürültü içinde gitgide kendilerini
kaybettiler. Bu biçimde, içinde çok sayıda Türk askerinin bulunduğu büyük
kışlanın önüne geldiler. Kışlada, 56.Süvari Alayı’nın subayları ve düşüncesizce
verilmiş emir gereği burada toplanmış subay vardı. Bu savunmasız
insanlar, birbirlerine sokulmuşlardı. Bu sırada kışladan, tahrikçi bir Yunan
ajanı tarafından patlatılan bir tabanca sesi ortalığı çınlattı. Bu, beklenen
bir işaretti. Yunan askerleri hemen kışla karşısında mevzi aldılar ve bir
ateş salvosu başladı. Ateşe makineli tüfekler de katıldı. Kışlanın içinde
ölü ve yaralılar yere serildiler… Ateş kesilince elinde beyaz bir bezle bir
Türk subay, görüşmeci olarak kışladan çıkmıştı, fakat derhal süngülendi ve yere
yıkıldı. Daha sonra yeniden başlayan ateş yavaşlayınca, Türk komutan
çıktı. Tehditler ve küfürler arasında, komutana bazı emirler verildi. Türk
subay ve erler, kışlayı terk edecekler ve derhal gemilere bineceklerdi.
Çıkış başladı, ayakta yürüyebilecek durumdaki yaralılar, arkadaşlarının
yardımıyla kafileye katıldılar. Limana doğru yürüyorlardı. Hakaretler, tecavüz
ve cinayetler başladı, Türk subaylar, tüfek dipçikleri ve süngülerle hırpalandılar.
Üstleri arandı ve soyuldular. Hayatta kalarak oraya kadar
gelebilmiş olanlara; Petris kruvazöründen,
destroyerlerden, İzmir’deki Yunan Bankası ve çevresinden ve civardaki Rum
evlerinden ateş açıldı. Yunan denizciler birbirleriyle gülüşerek Türk subaylara
nişan alıyorlardı. Otuzdan fazla subay vurularak, binecekleri geminin önünde
rıhtıma düştü. Geri kalanlar, türlü hakaretlerle bindikleri geminin ambarına,
hayvanların yanına tıkıldılar”.
1


Saldırıkırk
sekiz saat sürdü. Cadde ve sokaklardan başlayıp, çarşılara, konut ve
işyerlerine uzanan bir insan avı başlatılmış; sınır konmamış şiddet,
Fransız ordu kaynaklarına göre, o gün 300 Türk’ü öldürmüş, 600’ünü de
yaralamıştı.2


Umarsız ve
Yalnız


Evlerine
kapanan İzmirli Türkler, örgütsüz, dirençsiz ve tepkisiz, sıranın
kendilerine gelmesini bekleyen sessiz kurbanlar gibi, umarsız ve yalnızdılar.
Öç almayı amaçlayan düşmanlık o denli ölçüsüzdü ki, dizginlenmeyen saldırı,
kimi zaman Türk olmayanları bile yanlışlıkla içine alıyordu. Valilikte
çalıştıkları için fes giyen 15 Rum memur, Fransız Demiryolu Şirketi’nin
gar şefi ve İngiliz uyruklu bir tüccar da öldürülmüştü.
Olayları, İzmir’de görevli bir Fransız subayı şöyle
anlatıyordu: “Rıhtımda ve kışlalar önünde, eşlerinden ya da
oğullarından bir haber almak için bekleşen Müslüman kadınlar hakarete uğramış,
çarşafları yırtılmıştır. Sokaklar, işlenen cinayetlerin izleri ve artıklarıyla
doludur. Öldürmeler giderek yerini hırsızlıklara bırakmaktadır. Kimi Yunanlı
tüccarlar, silahlı çeteleri, borç aldıkları alacaklıların evlerine
saldırtıyorlar”.
3


Metropolit
Hrisostamos


Fener Rum
Patrikliğine bağlı, Osmanlı yurttaşı bir “din adamı!” olan İzmir
Metropoliti Hrisostomos, bunca vahşetin yaşandığı İzmir işgalini,
kilisede yaptığı, daha sonra bildiri olarak dağıtılan konuşmasında şöyle
kutsuyordu: “Bugün sizleri, muhteşem ve ilahi bir törene davet ettik.
Bu öyle bir törendir ki, milletler uzun yüzyıllar boyunca, ancak bir kez
gerçekleştirme şansına sahip olabilirler. Huşu ve saygıyla eğiliniz, ama
başlarınızı dik tutunuz. Kardeşler, beklenen an gelmiştir. Yüzyıllık arzular
yerine gelmektedir. Olağanüstü yıllar yaklaşmıştır. Irkımızın büyük umudu,
anamız Yunanistan’la birleşmek yolunda, bağrımızı kızgın demir gibi yakan ve
kavuran o şiddetli, derin ve yakıcı arzumuz, işte bugün, tarihi minnetle
anılması gereken 15 Mayıs günü gerçekleşiyor. Bugünden sonra, büyük vatanımız
Yunanistan’ın ayrılmaz bir parçası oluyoruz. Yunan tümenleri, Küçük Asya
sahillerine çıkmaya başlamıştır. Yaşasın Helenizm”.
4


Vahdettin’in İhaneti


İzmir’de
işgale tepki gösterilmemesinin nedeni, ihanete varan teslimiyet anlayışının
devlet yönetimine egemen olmasıydı. 13 Mayıs’ta Vahdettin’in gönderdiği
bir Saray Kurulu, İzmir halkına, yakında gerçekleştirilecek olan Yunan
işgalinin geçici olacağını, bu nedenle “her ne olursa olsun kan
dökülmesine yol açacak” 
hareketlerden kaçınılmasını söylemişti.


Dahiliye
Nazırlığı, işgalden birkaç gün önce İzmir Valiliği’ne bir yazı
göndermiş, “silahlı direnişe izin verilmemesini”5 ve “işgal
güçleri hangi dinden ve milletten olursa olsun onlara Türk misafirperverliğinin
gösterilmesini”
6 gerekli önlemlerin alınmasını istemişti.
Padişah temsilcisi Süleyman Şefik Paşa, halkı Hükümet Konağı önüne
toplamış ve burada, Padişah’ın yazılı buyruğunu (hattı hümayununu)
okumuştu. İzmir’lilerin işgale direnç göstermemesinin nedeni buydu.
Direniş işgalden sonra başlayacaktır.


Uyarıcı Etki


İzmir’in
işgali, Anadolu’da 3,5 yıl sürecek yaygın ve şiddetli bir terörün
başlangıcıydı ama aynı zamanda ulusal uyanışın da başlangıcı oldu.
Yunanistan’ın Anadolu’ya asker çıkarması, Türkler için kabullenilmesi ya da
sessiz kalınması olanaksız bir girişimdi. Her sonuca katlanabilecek gibi
görünen yorgun ve yoksul Türk halkında, işgalden hemen sonra, ‘şaşırtıcı’ bir
hareketlilik başlamıştı. Nerede ve nasıl gizlendiği bilinmeyen bir ek güç
devreye girmiş, direnme eğilimi ülkenin her yerine yayılmıştı.


İzmir
Yunanlılar değil de, örneğin İngilizler tarafından işgal edilseydi,
Kurtuluş Savaşı belki de farklı bir yol izleyecekti. Ulusal savaşım yine
sürdürülecek, ancak yorgun halk bu savaşıma, her halde daha
geç katılacaktı. İngiltere, Yunan Ordusu’nu Anadolu’ya göndermekle büyük
bir hata yapmıştı. Saldırılarıyla yüz yıldır uğraştıkları Yunanlıları hiç
sevmeyen Türklerin, yapılarından gelen savunmaya dönük gizilgücü (potansiyeli)
onları harekete geçirmişti. Mustafa Kemal, bu konudaki
düşüncesini şöyle ifade eder: “Ahmak düşman İzmir’e
gelmeseydi, belki de bütün ülke gerçekleri göremez halde kalırdı”.
7


“Yunan’a
Duyulan Nefret”


İngilizler
için beklenmedik bir gelişme olan, “Yunan işgaline karşı yurt düzeyinde
başlayan milli tepki”
8, Türk halkı için, son tutunma
noktası
 Anadolu’yu kurtarma girişimiydi. Halkta yaygın olan kanıya
göre, ana tehlike emperyalist politika uygulayan büyük devletler değil,
ordusunu karşısında gördüğü Yunanistan’dı. Eğitimsizlik ve örgütsüzlük,
yanıltıcı Batı yaymacasıyla (propagandasıyla) birleşince, bu yanlış ya da
yetersiz görüş etkili olabiliyor; işgali yaptıran değil, yapan
görülebiliyordu. Ülkeyi, “İngiltere işgal edebilir, Amerika himayesine
alabilir, ama Yunanistan asla gelemezdi”
.


Emperyalizm
yeterince bilinmiyordu ancak Yunanlılığın ne olduğu iyi biliniyordu. Türk halkı
bunu, Mora ve Girit ayaklanmalarından beri yüz yıldır, yaşadığı acılarla öğrenmişti. Palikarya dediği
Yunanlıların, amacını ve neyin peşinde olduğunu kavramıştı.


Churchill, bu
durum için daha sonra, “Türkler derin nefret ve kin beslediği, kuşaklar
boyu düşmanı olan Yunanistan’a boyun eğeceğini anladığı an, denetlenemez hale
geldi” 
diyecektir.9


Megalo İdea


Yunanlılar, Megalo İdea,  için,
ruh bozukluğu yaratan bir heyecanla saldırdılar. Subay ve erler yıllarca bu
iş için eğitilmişlerdi. Arkalarında İngiltere, yanlarında,
yetmiş yıldır toprak satınalarak buralara yerleşen işbirlikçi Rumlar
vardı. Ordularının donanımı iyi, morali yüksekti. Anadolu’ya bir daha çıkmamak
üzere, kesin biçimde yerleşmek için gelmişlerdi.


Fransız
gazeteci Berthe G.Gaulis bu amacı şöyle özetlemişti: “Yunanlılar
için, Türklerin yok edilmesi Anadolu’yu sömürgeleştirmenin tek yoluydu. Bu
nedenle yok etmeye yönelik bütün çabaları; kutsal binaların, tarihi yerlerin,
belediye mülklerinin, kısacası, Türk milletinin yerinde kalmasını sağlayan
herşeyin yok edilmesinde toplanıyordu”.
10


Yayılan İşgal


Yunan Ordusu,
içine aldığı ya da milis olarak silahlandırdığı yerli Rumlar’la birlikte,
hızla İzmir’in çevresine yayıldı. Bir ay içinde Urla (16 Mayıs), Çeşme (17
Mayıs), Menemen (21 Mayıs), Manisa (26 Mayıs), Aydın (27 Mayıs), Tire (28
Mayıs), Ayvalık (29 Mayıs), Ödemiş (1 Haziran), Akhisar (5 Haziran),
Bergama (12 Haziran) ve Salihli’ye (23 Haziran) girdiler.


Daha
sonra İzmit’ten Balıkesir, Bursa, Uşak, Afyon ve Eskişehir’e, Ankara’nın
dibindeki Haymana Ovası’na dek, hemen tüm Batı Anadolu’yu ele geçirdiler.
Girdikleri her yerde, İngilizler’in bilgisi ve sessiz onayıyla, dünya
kamuoyundan ustaca gizlenen, sınırsız kıyım uyguladılar.


Menemen


Menemen’de korumasız
halka yöneltilen saldırı, aralıksız üç gün sürdü. Bu süre içinde ilçe
merkezinde üçyüz kişi öldürülmüş, tarlalarda ekin kaldırmaya giden yedi yüz
köylü, geri dönmemişti. Menemenli tüccarların malları yağmalanmış, altınları
alınmıştı11, hemen her Müslüman aile bir ölü vermişti.


Fransız
birliklerinden, 6.Demiryolu İstihkam Bölüğü’nün Menemen istasyonunda
görevli çavuş Pichot, Menemen’de olanları gördükten sonra, İzmir’deki
yüzbaşısına şu mektubu yazmıştı: “Burada
geçen çok üzücü olaylar ve hiçbir yardımcım olmaması nedeniyle, beni buradan
almanızı ve Yunanlıların olmadığı bir yere atamanızı rica ederim. Burda hayat
çekilmez bir hal aldı. Gördüklerim ve duyduklarım nedeniyle, büyük bir nefret
duymaktayım. Dün Bergama’dan dönen Yunan askerleri, Gar meydanında bir açık
hava pazarı kurdular; elbise, gümüş takımları, mücevherler, ayakkabılar
gibi yağma edilmiş eşya satıyorlar”.
12


Aydın


Yunan
kırımının boyutunu gösteren ikinci belge, Rahibe Marie’ye aittir ve
Aydın’da yaşananları aktarır. Bölgede uzun yıllar misyoner olarak çalışan ve
olayları yakından izleyebilecek bir konumda olan Rahibe Marie, hazırladığı
raporda şunları söylüyordu: “24
Haziran Salı. Öğleden sonra kentin Güneyine giden Yunan birliği, akşam saat
08:00’de Emineköy’ü ateşe verdikten sonra kente döndü. Askerler, tüfeklerinin
ucundaki süngülere, yağmadan ele geçirdikleri şeyleri takmışlardı… 28
Haziran Cumartesi öyleye doğru silah sesleri yeniden duyulmaya başladı. Türk
mahallelerinden ateş sesleri geliyor, evler yanıyordu. Kaçmak isteyen
Türkler, Yunan askerlerince yanmakta olan evlere tıkıldı… Akşam saat 06:00’da,
bir Türk aile bize gelerek sığınmak istedi. Yangın gece boyunca, Türk
mahallelerinin tümüne yayılarak, bütün korkunçluğuyla sürdü. Türkler sokak
ortasında öldürülüyordu”.
13


Söğüt, Bilecik


Berthe
G.Gaulis, Ankara’ya gelirken Söğüt ve Bilecik’te yaşananlardan çok
etkilenmiş ve gördüklerini kendine özgü anlatımıyla yazıya dökmüştür.
Yazdıkları, uygulanan kıyımı ve Türk insanının çektiği acıları, gerçek
boyutuyla aktaran saptamalar; tarihsel değeri olan belgelerdir. Gaulis gördüklerini şöyle
aktarır: “Söğüt’e doğru geliyoruz. Düşman
köprüleri atmış, köyleri yakmış. Her yerde üstleri hâlâ tüten
kararmış taşlar. Yokedilmiş yuvalarının yıkıntıları içindeki zavallı
insanlar, ölü hayvanlarına, harap olmuş meyvalıklarına,
yakılmış tarlalarına bakıp duruyorlar. Bütün bunlar, Anadolu’nun o
muhteşem ilkbaharının yeşillikleri içinde oluyor. Bölgenin en güzel kasabası
Söğüt’te, Ertuğrul Gazi’nin türbesine bekçilik eden bu ince kasabada, yerel
komutanın yanında duruyoruz… 1054 haneden, 800’ü yakılmıştı. Camiler, okullar,
dükkanlar, evler; parçalanmış, dinamitle patlatılmıştı. Yıkıntılar altında
kalan insan ölüleri, pis kokularını belli etmeye başlamıştı. İhtiyarlar
bile öldürülmüş, kadınlara kızlara tecavüz edilmişti. Anadolu köylüsü,
insanların en sakini, en disiplinli olanı, en çalışkanı ve en iyi askeridir.
Seçtiği şefe her zaman en sadık adamdır… Ne kadar çok görmüşümdür; bu
insanlara her türlü maddi zarardan bin kez daha acı veren şey; kadınlara,
çocuklara yapılan tecavüz ve kutsal yerlerin kirletilmesiydi. Yitirdikleri
mallar için söyleniyorlardı, ama bu tür iğrenç suçları asla affetmiyorlardı”.
14


İnsanlık
Sorunu


Doğu’da
Ermeniler, Batı’da Rumlar, girdikleri yerlerde uyguladıkları sistemli terörden
başka, çekilirken her yeri ve her şeyi yakıp yıktılar. Ülkenin Doğusu ve
Batısında, neredeyse oturacak ev, yaşayacak kent ya da köy kalmamıştı. Erzurum,
Ağrı, Kars ve çevreleri, Kocaeli, Bilecik, Bursa, Balıkesir, Kütahya, Afyon,
Uşak, Denizli, Manisa, İzmir, ilçe ve köyleriyle yakılmış, büyük bölümü
ağır hasar görmüştü. 830 köy tümüyle, 930 köy kısmen yakılmıştı. Yakılan bina
sayısı 114 408, hasar gören bina sayısı 404’dü.15


Fransız
tarihçi Benoit Méchin, Yunan Ordusu’nun 30 Ağustos 1922’den
sonra İzmir’e doğru kaçarken yaptıkları konusunda şunları
yazar: “Yunanlılar, Anadolu yaylasının
taşlı ovaları arasında, arkalarında olağanüstü miktarda savaş artığı
malzeme bırakarak kaçtılar. Hem kaçanlar hem de kovalayanlar, insanlar ve
atlar, ölüler ya da yaralılar, üstlerine yapışmış bir toz tabakasıyla
örtülmüştü. Sineklerin ve akbabaların yemi olan cesetler, cehennem gibi bir
sıcak altında çürüyorlardı. Kaçan Yunanlılar çocuk, kadın, yaşlı gözetmeksizin
önlerine çıkan bütün Türkleri öldürüyordu. Kaçanlar, köyleri yakıyor, su
kuyularına zehir atıyordu… Eskiden, Yunan işgalinden önce; tahıl ve meyvanın
bol yetiştiği, verimli otlaklar, bağlar ve sebze bahçeleriyle dolu Ege
ovaları, şimdi, acı veren bir boşluk haline gelmişti. Kadınlar, ırzına
geçildikten sonra ağaçlara çarmıha gerilmişti. Çocuklar, canlı olarak samanlık
kapılarına çakılmıştı. Bütün bu dehşet sahnelerinin üzerinden, bir de
yanmış insan cesetlerinin mide bulandırıcı kokusu geliyordu…”
16


DİPNOTLAR


1  “Kurtuluş Savaşı
Sırasında Türk Milliyetçiliği” Berthe Georges-Gaulis, Cumhuriyet
Kitapları, İstanbul-1999, sf.56-58


2  a.g.e.
sf.60


3 “Kurtuluş Savaşı
Sırasında Türk Milliyetçiliği” B.G.Gaulis, Cumhuriyet
Kit., İstanbul-1999, sf.60


4  “Sancılı
Yıllar:İzmir 1918-1922” Engin Berber, Ayraç Yay., 1997, sf.218


5 a.g.e.
sf.58-59


6 “Tamu
Yelleri”, Esat K.Ertur, T.T.K. Ankara-1994, sf.158


7  “Milli
Kurtuluş Tarihi” Doğan Avcıoğlu, I.Cilt, İst. Mat., 1974, sf.19


8 “Milli
Kurtuluş Tarihi” D.Avcıoğlu, I.Cilt, İstanbul Mat., 1974, sf.18


9 “Milli
Kurtuluş Tarihi” D.Avcıoğlu, I.Cilt, İstanbul Mat., 1974, sf.27


10 “Çankaya
Akşamları-II”, B.G.Gaulis, Cumhuriyet Kit., 2001, sf.12


11  “Kurtuluş Savaşı
Sırasında Türk Milliyetçileri”, B.G.Gaulis, Cumhuriyet Kit., İst.-1999,
sf.63


12 a.g.e.
sf.63-64


13 a.g.e.
sf.64-65


14 “Çankaya
Akşamları-II”, B.G.Gaulis, Cumhuriyet Kit.,2001, sf.10-14


15  “Atatürk
Zamanında Türk Ekonomisi” Prof.Dr.Ferudun Ergin, Yaşar Eğitim ve Kültür
Vakfı Yay., No:1, sf.19


16 “Mustafa
Kemal” Benoit Méchin, Bilgi Kit., Ank.-1997, sf.220-221


Azim ve Karar,
15 Haziran 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış