Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


III.Mustafa cahil bir padişahtır. Ülkeyi, bugün
“astrolog” denilen müneccimlere danışarak yönetmeye çalışmaktadır. Zamanın en
güçlü devleti Prusya’nın savaşları kazanmasını, çok bilgili müneccimlere sahip
olmasına bağlar. Bir elçi göndererek Prusya Kralı II.Frederick’ten üç müneccim
ister. Kral elçiye tebessüm ederek bakar ve “benim üç münecimim var: 1. Güçlü
bir ordu, 2. Güçlü bir ekonomi ve dolu bir hazine 3.  Tarih okuyarak günü
anlayıp geleceği öngörmek!” der. Sultan, Prusya Kralı’nın ne demek istediğin
anlamaz ve “kefere yardım etmek istememiş!” diye düşünür.



Bir vesileyle, Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi olan amcasını ziyaret için
İstanbul’a gelmiş bulunan, Baron de Tott ile tanışır. Baron de Tott’un kurmay
subay olduğunu öğrenince ondan yararlanmak ister. “Osmanlı ordusunu inceleyerek
kendisine bir rapor vermesini” rica eder.



İnceleme yapan Baron, “kullanılan silahların eski teknoloji ürünleri
olduklarını” bildirir. “Ama daha önemlisi subaylarınız çok bilgisiz. Öncelikle
onların eğitilmesi için bir okula gereksinim var” der. Sultan, “ medreselerimiz
var. Subayları orada eğitiriz” der.



Bunun üzerine medreseleri inceleyen Baron, buraların cehalet yuvaları
olduklarını görür ve durumu padişaha arz eder. Padişah kabul etmez, “gel
birlikte gidelim. Orada, her şeyi bilen çok büyük alimlerimiz var” der.
Birlikte bir medreseye giderler. Sultan, toplanmış olan müderrisleri göstererek
Baron’dan “istediğine, istediğini sormasını” rica eder. Baron ortaya, “bir
üçgenin iç açılarının toplamını” sorar. Herkes başını öne eğer, kimse Padişah
ile göz göze gelmek istememektedir. Sonunda Medrese Emini bir yanıt vermek
zorunda olduğunu anlar ve “üçgenine göre değişir, Sultanım” der. Baron’un “bunu
Avrupa’da ilkokul öğrencilerinin bildiğini” söylemesi üzerine Padişah yeni bir
okul açılmasını kabul eder.



Bu arada Çeşme Deniz Savaşı olur ve cahil subayların kumandasındaki Osmanlı
Donanmasının, bir gemi hariç, tümü Ruslar tarafından yakılır. Bu faciadan
gemisini kaçırarak kurtaran Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın, “Baltık Denizi’nden
yola çıkmış olan Rus Donanması ile savaşmak için, Çeşme’de demirli olan
gemilerin limandan çıkarılarak uygun bir yerde savaş durumuna geçilmesi”
önerisi Kaptan-ı Derya tarafından kabul edilmemiştir. Çünkü O, “Baltık Denizi
ile Akdeniz’in bağlantısı olmadığını, bu nedenle Rus Donanması’nın Çeşme’ye
gelemeyeceğini” düşünmektedir.



Bu facia üzerine, öncelikle bahriyeli subayların eğitilmesine karar verilir ve
Baron de Tott, Cezayirli Gazi Hasan Paşa ile birlikte bir okul kurmakla
görevlendirilir. Böylece Osmanlı’da çağdışı medreseler dışında, çağdaş bir
eğitim verilen ilk öğretim kurumu olan ve daha sonra Deniz Harp Okulu adını
alacak Mühendishane-i Bahri Hümayun, 1773’de açılır. Mühendis eğitiminin de
başlangıcı olduğu için bu tarih, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin de kuruluş tarihi
kabul edilmektedir.



Bunun ardından, daha sonra Kara Harp Okulu adını alacak olan Mühendishane-i
Berri Hümayun açılır. Bu okullara öğrenci yetiştirmek üzere askeri ortaokul
(rüştiye) ve liseler (idadi) açılır. Askerlerin tedavi ve bakımını yapacak
bilgili hekimler yetiştirmek üzere Askeri Tıbbiye Mektebi (Mekteb-i Tıbbiye-i
Askeriye-i Şahane) açılır. Daha sonra kurmay subaylar yetiştirmek üzere harp
akademileri açılır. Okullar için Avrupa’dan öğretmenler getirtilir. Eğitim için
Avrupa’ya öğrenci gönderilir. Bu şekilde modern bilimleri öğrenmiş, bilimsel
bilgiye sahip subaylar yetiştirilmiştir. Balkan Savaşı’ndan sonra, eskinin
kalıntısı alaylı subayların tümü atılarak ordu tamamen modernize edilmiştir.
Bunun sonucunda, emperyalistlerin cenaze namazına hazırlandıkları Türk ulusu
Çanakkale’de dirilmiş, Kurtuluş Savaşıyla da ayağa kalkmıştır.



Bilimsel öğretim verilen ilk eğitim kurumları askeri okullar olduğu için,
Osmanlı’da yeniliklerin öncülüğünü askerler yapmışlardır. Askeri okullardan
sonra sivil rüştiye ve idadiler ile hukuk, mülkiye ve tıp mektebi gibi sivil
yükseköğretim okulları da açılmıştır. Bir üniversite açmak için II.Mahmut sonra
gelen padişahlar 6 kararname çıkarmışlar fakat ulema gücünü kullanarak engel
olmuştur. Ancak 1900’de, II.Abdülhamit Osmanlı’nın ilk ve tek üniversitesi
Darülünun’u açabilmiştir.



Buna karşılık, üçgenin iç açıları toplamını bilmeyen müderrislerin hocalık
yaptıkları medreselerde, ilim adı altında safsatalar öğretilmeye devam edilmiş;
mensupları askerlik yapmadıkları için aynı zamanda asker kaçaklarının sığınağı
olan, bu cehalet yuvaları gericiliğin odağı olmuşlardır.



Ulema ya da İlmiye Sınıfı denilen medrese hocaları toplumda o kadar güçlüdürler
ki III.Mustafa’dan sonraki tüm padişahlar (II.Abdülhamit dahil), hem devleti
hem de milleti sömüren medreseleri kapatmak istemiş ama güçleri yetmemiştir. Bu
şekilde Osmanlı’da iki farklı eğitim sistemi ortaya çıkmıştır. Bu çağdışı
eğitim kurumlarını kapatabilmek için büyük bir devrimciye gereksinim vardı.
Bunu da Atatürk başarmış ve böylece eğitim birliği (tevhidi tedrisat)
sağlanmıştır.



Hükümet çıkardığı KHK’lerle kökleri 18.yüzyıla giden askeri okulları kapatmış
ve TSK’yı zayıflatacak düzenlemeler yapmıştır. Bu arada ilköğretimden
üniversitelere kadar eğitim kurumları medreseleşmeye doğru giderken, bazı dinci
vakıflar doğrudan medrese eğitimine başlamışlar ve bu yeni medreselerin
öğrencileri, özel üniformalarıyla sokaklarda boy gösterir olmuşlardır. Bunlar
18.yüzyıl öncesine dönüş belirtileridir.



Biz yöneticilerimize Prusya Kralı II.Frederick’in üç münecimini anımsatalım!
Ekonomi zaten zayıf; hazine borçla dolu. Tarihsel bilgi birikimi yok. Tarihe
saygılı olanlar tarihsel kurumlara gözleri gibi bakarlar. Emperyalistlerin
sufle ettiği yalan bilgileri derin tarih diye sunan, hatta paranoid şizofrenik
(masallar uydurup buna kendisi de inanan deli) raporlular tarihçi kabul
ediliyor. Bu nedenle tarihten ders alamıyor, günümüzü anlayamıyor ve geleceği
öngöremiyoruz. Gözümüzün önünde, Irak ve Suriye’de yaşananları bile
anlayamıyor, sığınmacı olarak yurdumuza yayılmış faciaları göremiyoruz. Bu
faciaların doğurduğu canlı bombalar bile aklımızı başımıza getiremiyor!



Bunun üstüne bir de Ordu’yu zayıflatıp kışlaya siyaset sokulursa sonumuz Irak
ve Suriye gibi olur. Senaryosunu emperyalistlerin yazdığı 15 Temmuz darbe
girişiminin amacı zaten Ordu’yu çökertmekti. Adamlar Muavenet gemimizi
batırarak, askerimizin başına çuval geçirerek ve Ergenekon/ Balyoz
kumpaslarıyla adım adım buraya gelmişlerdi. Şimdi KHK’lerle biz onlara yardım
mı ediyoruz?



Vatan Şairi Mehmet Akif, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı
yazdırmasın!” demişti. Biz de “Allah bu ülkeye bir daha Balkan Savaşı faciası
yaşatmasın!” diyelim.


 


İLETEN : Alparslan Oguz alparslanoguz@gmail.com
BEYE TEŞEKKÜRLERİMİZLE.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış