Cumhurbaşkanı
Erdoğan 2002 yılından beri gerek Başbakanlığı gerekse Cumhurbaşkanlığı
döneminde zaman zaman Atatürk ve İnönü’ye hakaret etmeyi gelenek haline
getirdi. İç siyasette ne zaman zor durumda kalsa Cumhuriyet’in kurucularına
hakaret ederek gündemi değiştirmeye çalışıyor.


Erdoğan’ın
bu davranışı hem siyasi bir taktik, hem de zihniyetinin dışa vurumudur. Çünkü Erdoğan’ın
ideolojik alt yapısını ve tarih bilgisini şekillendiren yazarların hepsi
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı… Tarihi Kadir Mısıroğlu, Necip Fazıl Kısakürek
gibi Atatürk düşmanlarından öğrenen bir kişinin Atatürk ve İnönü hakkında övgü
dolu yorumlar yapmasını beklemek imkânsızdır.


Bu
kez Lozan anlaşmasını hedef alarak Lozan’ın zafer değil hezimet olduğunu
açıkladı. Lozan’ın Türk milletine yıllardır zafer olarak anlatıldığını söyledi.
Lozan anlaşmasının neden hezimet olduğunu da 12 adaları örnek vererek ispatlamaya
çalıştı.


Daha
2 ay önce Lozan Türkiye’nin tapusudur dediğini konuşmak istemiyorum. Zira
Erdoğan’ın siyasi hayatı baştan sona u dönüşleriyle dolu… Artık bu tarz söylem
değişiklikleri bana garip gelmiyor. Bir Erdoğan klasiği diyip geçiyorum.


Benim
konuşmak istediğim diğer Erdoğan klasiği… Yani tarihi çarpıtma ve Cumhuriyeti
kuranlara iftira atma klasiği… Tarih hocası Kadir Mısıroğlu olan bir insanın
tarihi doğru anlatmasını beklemiyorum. Ancak bir insan sürekli tarihi çarpıtır
mı? Hiç doğru bir şey konuşamaz mı? İşte konuşulması gereken budur.


Şimdi
Lozan zafer mi hezimet mi konusuna geçelim ve Erdoğan’ın tarihi çarpıtmasına
cevap verelim.


Bildiğiniz
gibi Türk milleti, Osmanlı’nın yüzyıllar boyu süren hataları sonucunda bir
kurtuluş savaşı yaşadı. Gençliğe hitabede de anlatıldığı gibi memleketin her
köşesi bilfiil işgal edilmiş, ordusu dağıtılmış ve ülkeyi yöneten kukla padişah
Vahdettin, gaflet ve dalalet içinde emperyalistlerin kuklası olmuş, onlar ne
derse yerine getiriyordu.


Memleketin
ve milletin hali perişan durumdayken Türk milleti, Mustafa Kemal önderliğinde
Anadolu’da müthiş bir millet örgütlenmesi gösterdi ve 3,5 yıl süren savaş
sonucunda önce emperyalistleri memleketten kovdu sonra emperyalistlerin kuklası
olan padişahı sürgün etti.


Buraya
kadar yaşananları hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak birçok insanın bilmediği ya
da görmezden geldiği bir nokta var. Biz kurtuluş savaşına başlarken Osmanlı’nın
kaybettiği tüm toprakları kazanmak için savaşmadık. Kurtuluş savaşının amacı 28
Ocak 1920 de kabul edilen Misak-i Milliyi emperyalistlere kabul ettirmekti.


O
zaman hemen şu soruyu soralım. Misak-i Milli nedir?


Misak-i
Milli, 1. Dünya savaşı sonundaki Osmanlı sınırlarıdır. Cumhuriyet’i kuranlar
Lozan’da emperyalistler ile masaya otururken 1918 yılı sınırlarını kabul
ettirmek için oturdu.


Cumhurbaşkanı’nın hezimet diye örnek verdiği 12 ada 1918 yılında
Osmanlı toprağı değildi. 1913 yılında imzalanan Uşi anlaşmasıyla İtalya’ya
devredildi.
Dolayısıyla İnönü başkanlığındaki Türk heyetinin Lozan’a giderken
aklında 12 ada meselesi diye bir mesele yoktu. Barış görüşmeleri sırasında 12
ada konusu çok tartışılan konulardan biri değildi.


Lozan’da
ana meselelerden bazıları şunlardı:


Kapitülasyonların kaldırılıp kaldırılmaması


Boğazlar Meselesi


Azınlıklar sorunu


Musul ve Kerkük Meselesi


Savaş Tazminatı Meselesi


Lozan’da
görüşülen 5 ana mesele Türkiye açısından nasıl karara bağlandı. Kısaca yazalım


Kapitülasyonlar
Türkiye lehine kaldırıldı. Böylece emperyalizmin Osmanlı’yı sömürmek için
kullandığı 400 yıllık bir silah elinden alındı.


Boğazlar,
anlaşmayı imzalayan devletlerin oluşturacağı bir heyetin kontrolüne verildi.
Yani tüm devletlere açık bölge kabul edildi.


Azınlıklar
sorunu Türkiye lehine sonuçlandı.  Türkiye Patrikhanenin ekümenliğini
kabul etmedi. Ve Türkiye’deki gayri Müslimlerin Türkiye vatandaşı olduğunu
kabul ettirdi. Böylece Fatih döneminden beri devam eden Patrikhanenin siyasi
hakları elinden alındı. Kapitülasyonların kaldırılmasından sonra emperyalizme
ikinci büyük darbe vuruldu.


Musul
ve Kerkük meselesi Milletler Cemiyetinin kararına bırakıldı.


Tazminat
meselesinde Türkiye, Osmanlı’nın varisi olduğu için Osmanlı’nın borçlarını
ödemeyi kabul etti.


Sonuçlara
baktığımızda Türkiye 5 ana sorundan 2 sorundan kesin zaferle ayrılmıştır. 2
sorun ise berabere sonuçlanmış, bu sorunlardan Boğazlar meselesi 1936 yılında
Montrö anlaşmasıyla Türkiye’nin kontrolüne geçmiştir.


Kısacası
5 ana meseleden kapitülasyonlarla azınlık meselesini Lozan’da kazandık.
Boğazları ise 1936 yılında kontrolümüz altına aldık. Böylece emperyalizm 3 ana
konuda kesin yenilgiye uğradı.


Peki,
emperyalizme karşı hangi konuda kaybettik? Bugün Atatürk düşmanlarının Lozan’da
sattınız dediği Musul ve Kerkük meselesi…


Birincisi
Musul ve Kerkük Lozan’da İngilizlere bırakılmadı. Milletler Cemiyeti’nin
kararına bırakıldı. Türkiye Musul ve Kerkük’ü 1925 yılında kaybetti. Neden
kaybetti biliyor musunuz? Bugün sizin âlim, mazlum dediğiniz Şeyh Said isyanı
yüzünden…


İngiltere,
Lozan anlaşmasından sonra Musul, Kerkük meselesinin kendi lehine sonuçlanması
için doğuda birçok Kürt aşiretleriyle anlaşarak isyanlar çıkarttı ve istediğini
1925 yılında Milletler cemiyeti kararıyla aldı. Yani Musul ve Kerkük’ü
İngilizlere satan Cumhuriyet’i kuranlar değil İngilizlerle iş birliği yaparak
Cumhuriyet’e karşı isyan eden Şeyh Said gibi vatan haini aşiret reisleridir.


İkincisi,
Kurtuluş savaşı bittiğinde Musul ve Kerkük bizim kontrolümüzde değildi zaten…
Mustafa Kemal, Musul ve Kerkük’ü kazanması için Özdemir bey komutasında bir
orduyu Musul’a yolladı. Özdemir bey, Derbent te İngilizlere karşı zafer kazansa
da Musul’u İngilizlerden alamadı.


Türkiye,
Lozan anlaşmasında İngiliz kontrolünde olan bir bölgeyi İngilizlere vermemiş,
konuyu Milletler Cemiyetine taşımayı başarmıştır. Dünyanın en güçlü devletinin
kontrolünde olan bir bölgeyi anlaşma masasında vermeyip konuyu Milletler
Cemiyetine taşımak hezimet değil zaferdir. Eğer Musul ve Kerkük neden bizde
değil diye kızıyorsanız Atatürk’e değil İngilizlerle işbirliği yapan çok
sevdiğiniz Şeyh Said’e kızın.


Lozan
anlaşmasına bir de İngilizlerin gözünden bakalım. Cumhurbaşkanı’nın hezimet
olarak nitelediği Lozan için İngilizler ne yorum yapmış okuyalım. Bakın bizim
Cumhurun reisinin hezimet dediği Lozan hakkında İngilizler neler demiş


Lloyd
George, 28 Temmuz 1924 tarihinde Daily Telegraph gazetesine verdiği röportajda
Lozan hakkında şu yorumu yapmıştır:


“Uygarlığın başarısızlığı… Her şey sona erince İsmet’in
gülümsemesine şaşmamalıdır. Ankara’dan alınan haberlere göre barış orada büyük
bir Türk zaferi olarak karşılanmıştır ve gerçekten de öyledir…” (Salahi Sonyel
– Gizli Belgelerle Lozan Konferansının Perde Arkası Türk Tarih Kurumu, 2006
s.209)


İngiliz
Sir, Andrew Ryan’ın Lozan hakkındaki yorumu Lloyd George dan daha ağırdır.
Andrew Ryan Lozan için ‘’onursuz anlaşma’’ diyerek şu yorumu yapmıştır:


 “Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Bu İngiltere’nin
şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en
kötüsüdür.” (Salahi Sonyel – Gizli Belgelerle Lozan Konferansının Perde Arkası
Türk Tarih Kurumu, 2006 s.214)


İngiliz
tarihçi, Arnold Toynbee nin Lozan hakkındaki yorumu da kesin bir Türk zaferi
olduğudur.  Arnold Toynbee nin yorumu şöyledir:


“Lozan’da Müttefikler Türk ulusçularının yaklaşık olarak tüm taleplerine
boğun eğdiler. Dünya şaşılacak bir manzarayla karşılaşmıştır: Yenilgiye
uğratılmış ve görünürde yıkılmış olan bir ulus, yıkıntıların üzerinden
yükselerek kesinlikle eşit koşullar içerisinde dünyanın en yüce uluslarının
önüne çıkarak, I. Dünya Savaşı’nın aşağılanmış olan muzafferlerinden hemen
hemen her ulusal dileğini kazanmıştır…” ( 91. Yıl Dönümünde Lozan, Türkiye
Barosu Yayınları 2014 s.53)


Lozan’ı
Türk zaferi olarak gören sadece İngilizler değildir. Fransızlar da Lozan için
‘’Hilalin Haç’a büyük darbesi’’ yorumunu yapmıştır. 25 Temmuz 1924 tarihli
Fransız Eclair gazetesi  Lozan hakkında şu yorumu yapmıştır:


“Hilal, Haç’a böylesine bir yenilgi darbesi indirmemiştir.
Batı’nın saygınlığı toprak olmuştur ve uygarlık, barbarlığın önünde
eğilmektedir… Fransa’yı bu aşağılayıcı duruma getirmiş olan Franklin Bouillon,
parlamentoya üye seçilmiştir.” (Salahi Sonyel – Gizli Belgelerle Lozan
Konferansının Perde Arkası Türk Tarih Kurumu, 2006 s.208)


İngilizlerin
ve Fransızların Lozan hakkındaki yorumları bu şekilde… Gerçekten Lozan onlar
için büyük hezimettir. Nasıl hezimet olmasın ki… 400 yıllık kapitülasyonları
kaybettiler. 500 yıllık patrikhane’yi bahane ederek Türkiye’nin iç işlerine
karışma hakkını kaybettiler.  Boğazları alamadılar 1936 da tamamen
kaybettiler. Musul ve Kerkük’ü Milletler Cemiyetine bırakmak zorunda kalıp
kontrol altındaki toprakları bile kabul ettiremediler. Hatay’ı aldık diye sevindiler
ama onu da 1939 yılında kaybettiler.


Sonuç
olarak Türkiye Misak-i Milliyi Batı Trakya ve Musul, Kerkük hariç % 95 oranında
gerçekleştirmiştir. Lozan’da alamadığı Boğazları 1936 yılında, Hatayı ise 1939
yılında alarak Lozan’da yarım kalan meseleleri de halletmiştir. Ayrıca 1. Dünya
savaşında müttefikimiz Almanya’nın bile kaldırılmasına şiddetle karşı çıktığı
kapitülasyonlar kaldırılmış, Azınlık sorunu halledilmiştir.


Şimdi
sormak lazım. Bu mu hezimet?


Hep
Lozan’ı konuştuk. Biraz’da Lozan’a hezimet diyenler neler yaptı ona bakalım.


2003
yılında ABD ye İncirlik üssünün açılması için her şeyi yaptılar. Tezkereyi
meclisten geçiremeyince ABD nin Süleymaniye’de Türk askerinin kafasına çuval
geçirmesine sessiz kaldılar.


2008
yılında Oslo’da PKK ile masaya oturdular. Masadaki diğer ülke ise Lozan’da
hezimete uğrattığımız İngiltereydi.


2009
yılında 34 PKK lı teröristin Habur’dan davul zurna çalarak geçmesine tepki
verilmedi.


2013
yılında Terörist başı Apo’nun mektubunun Nevruz bayramında Diyarbakır’da
okunmasına sessiz kaldılar.


2013
yılında terör örgütünün bayrağını taşımayı, Apo’ya sayın demek suç olmaktan
çıkardılar.


2015
yılında PKK ile arasına hiçbir zaman mesafe koyamayan HDP ile Dolmabahçe’de 10
maddelik mutabakat imzaladılar.


Türkiye’nin
sınırları dışında tek ve savaşmadan kazandığı Süleyman Şahı bir gece yarısı
boşalttılar.


2002
yılında tek terör sorunumuz PKK iken bugün IŞİD, El Kaide, El Nusra, YPG, PYD
gibi emperyalizmin maşası terör örgütlerinin rahatça eylem yaptığı bir ülke
haline geldik.


Çözüm
süreci denilen en baştan yanlış bir politika sonucunda PKK doğuda silah
depolayarak güçlendi. Bugün bu yanlış politikalar yüzünden her gün şehit
veriyoruz.


Esad
kandırdı, PKK kandırdı, Alnı secdeye değiyor diye ne istediyse verilen Fetö
kandırdı. Bu kandırılmalar sonucunda PKK her gün evlatlarımızı şehit ediyor.
Feto ise kurtuluş savaşında bile bombalanmayan meclisi bombaladı.


Tüm
bu icraatlara bakıldığında insan şu soruyu sormaktan kendini alamıyor.


PKK
nın, Esad’ın, Feto’nun kandırdığı şimdiki iktidar mensupları Lozan’da dünyanın
en büyük siyasi entrikacısı ülkesi olan İngiltere’nin karşında olsa ne
kazanabilirdi?


İkinci
bir soru daha soralım.


Feto
tarafından kandırıldığı için Türk milletine darbe teşebbüsü yaşatanlar,
Lozan’da İngilizler tarafından kandırıldığında Türk milleti neler yaşardı?



TIBBIYELİ
HİKMET

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet