Türk
kültüründe, edebiyatında “edib”; edepli, edebi olan, terbiyeli, nazik, vb.
kişilikte ve bu kişilikle düşünen, yazan, edepli ve edebî eser meydana getiren
şair ve yazarların adı olagelmiştir. Arapçadan dilimize girmiş “edep”
kelimesinden türetilmiş bir addır edip.


Temel
kaygısı edep ve edepli insanın, edep içinde yaşayan toplumun inşası olan edip,
eserini meydana getirirken mevcut olandan olabilecek olana doğru bir yolculuğa
çıkar. Bu yolculukta içinde yaşadığı çevrede edindiği tecrübeleri,
tanıklıkları, düşleri; çarpıklıklardan, yanlışlardan duyduğu rahatsızlıkları,
vb. dile getirmeye çalışır. Gerçeklik, onun algılamasıyla, bakışıyla, değerlendirişiyle
yeniden yapılanır, yeni bir gerçeklik hâlini alır. Bu, sanatçının nesnel
gerçeklikten kendi duyuş ve düşünüşüyle ürettiği bir gerçekliktir ve bu
gerçeklikte edip, ideal olanı, olması gerekeni işaret eder. Olabilecek/olması
istenen insandan ideal toplum düzenine, hatta ideal devlet işleyişine kadar
uzanan bir işarettir bu. Çünkü edip, bilir ki “sanatın, yeniden yaratma dışında
bir anlamı daha vardır; o da yaşamı açıklamaktır.”[1] Hayatta, açıklandığı ölçüde, örnek
alınması gerekenle kendisinden uzaklaşılması gereken bir arada verilir.
İstenen, iyi olanın, ideal olanın tercih edilmesidir.


Edip,
eserini meydana getirirken hem olay/durum hakkında aydınlatıcı olmak hem de
sözünü ettiği olayla/durumla ilgili bir örnek oluşturmak ve bu örnekle de
“ideal olanı” işaret etmek görevini üstlenmiştir. Bu görevle cümlelerini hem
bilgi verici, aydınlatıcı hem de ilgi çekici, etkileyici bir üslupla kurması,
anlatımıyla yaşadığı çevrenin insanlarını ortak bir düşüncede, beğenide ve
amaçta birleştirmesi gerekir; yani edibin çabası bir yandan ortak içtimaî
hafızanın sergilenmesi olurken diğer yandan da bu hafızanın gelişmesini
sağlayıcı bir etkinlik olmalıdır. Çünkü, edip, bilgisine vâkıf olduğu
olay/durum gerçekliğini kendi fikrî dünyasında değerlendirir ve çevresine bunu
bir tavır şeklinde sergiler. Wellek-Warren’in[2] belirttiği gibi eserde kullanılan dilde
kelimeler, yalnız dış âlemdeki eşyayı göstermekle yetinmezler. Onların, yazarın
yahut konuşanın ruhunu ve iç âlemini yansıtma özelliği de vardır. Edebî dil
yalnız bir beyanda bulunmaz, aynı zamanda okuyucuyu da etkileyerek onu ikna
eder ve onda değişiklikler meydana getirir.


Yukarıdaki
bilgiler çerçevesinde düşünüldüğünde Yusuf Has Hacib, Türk edebiyatında edip
kimliğiyle eser veren bir kişidir. O, edep ve terbiye sahibi, düşünerek hareket
eden ağırbaşlı bir Müslümandır. Amacı, ideal vasıflarda insan ve bu insanlardan
meydana gelecek toplumun inşasıdır. Bu amaçla, içtimaî hayatta yönetenlere ve
yönetilenlere düşen ödev ve sorumlulukları, uyulması gereken ahlâkî kaideleri
örnekleriyle açıklar. Bu yönüyle telif ettiği Kutadgu Bilig; içeriğiyle,
kullanılan dili ile edepli insanı ve ideal toplum hayatını temel alan mükemmel
bir eserdir.


Asil
bir aileye mensup olup ilmi, faziletleri, zühd ve takvâsı ile cemiyetin içinde
en yüksek hürmet mertebesine ermiş bir zat olan Yusuf, fikir ve
değerlendirmelerini sembolik kişilikleri karşılıklı konuşturmak yoluyla
belirtir. Bu yönüyle Kutadgu Bilig teatral bir eserdir. Böyle yapmaktaki amaç,
ileri sürülen düşüncelerin, yani Yusuf Has Hacib’in tasavvur ettiği ideal insan
ve toplumsal hayatın tecessüm ettirilmesidir. Yusuf, kitabının içeriğini şu
dört iyi temel üzerine kurduğunu belirtir: Bunlardan ilki töre/adâlet olup
doğruluk üzerinedir. İkincisi devlet olup kut ve ikbâl demektir. Üçüncüsü akıl
olup ululuk ifade eder. Dördüncüsü ise kanaat ve âfiyettir. Töreye/Adâlete
Küntogdı adını vermiş ve onu hükümdâr yerine koymuştur. Devleti/Kut’u Aytoldı
adı ile zikretmiş ve onu vezîr yerine koymuştur. Akıla Ögdülmiş adını vermiş ve
ona da vezîrin oğlu demiştir. Kanaata Odgurmış adını vermiş ve ona da vezîrin
akrabası demiştir[3]. Bu dört sembolik kişilikte asıl
vurgulanmak istenen farklı görev ve sorumlulukları olan ideal vasıflardaki
insandır.


Kutadgu
Bilig, bugüne kadar farklı alan araştırmacıları tarafından çok çeşitli açılardan
değerlendirilmiştir ve bundan sonra da muhtemeldir ki değerlendirilecektir. Biz
de Yusuf’un dilinden Kutadgu Bilig’te çizilen insan tipi, insan denilen
varlıkta olması gereken özellikler, hangi varlığa insan denilebileceği üzerinde
durmaya çalışacağız.


Kutadgu Bilig’te İnsan


Kutadgu
Bilig’teki insan; akıl sahibi oluşu, bilgisi ve idrak gücüyle değerli olan
insandır.[4] Yusuf’un samimi bir Müslüman olduğuna ve
İslâmiyet’in insana verdiği değerden haberdar olduğuna şüphe yoktur. Kur’ân-ı
Kerim’de insanın kuru bir çamurdan şekillenmiş bir balçıktan (Hicr/26) tek bir
nefisten yaratılışı, bu nefisten eşinin de yaratılıp ikisinden birçok erkek ve
kadınların türetildiği (Nisâ/1), Allah’ın ona ruhundan üflediği (Hicr/29), ona
isimlerin öğretilişi (Bakara/30-31) ve Allah’a itaat ve ibadet sorumluluğunu
üstlendiği (Ahzab/72) hakkında bilgiler verilir. İnsan, Yaratıcı’nın onu
yaratırken kendi ruhundan üflemesi, dolayısıyla ilahî bir öz taşıması sebebiyle
yaratılmışlar içerisinde en şerefli varlıktır. Bu özelliğinden dolayı da Allah’a
itaat ve ibadetle sorumludur. Bunu bilen Yusuf da eserinde insanda olması
gereken vasıflar üzerinde durur.


Yusuf’a
göre Tanrı, insanı seçerek yükseltmiş, ona anlayış, akıl, bilgi ve güzel biçim
vermiş, onu güzel tavır ve hareketlerle donatmıştır. Tanrı kime anlayış, akıl
ve bilgi verirse, o kişi pek çok iyiliklere ulaşmış, zira anlayış sayesinde
insan karşılaştığı sorunları çözmüştür. Yusuf’a göre bilgisiz insan, hastadır;
bilgili olan insandan hastalıklar uzaklaşır. Anlayış insanın elinde bir yulardır,
anlayışa sahip olan kişi, dileklerine erişir. İnsana düşen de bilgi ve
anlayışla hareket etmektir. Böyle hareket ederse zaman da israf olmaz.[5]


Bülbülün
çektiği dili belâsıdır, söz gümüşse sükût altındır, sus küçüğün söz büyüğün,
vd. pek çok atasözümüzde, kişinin diline hâkim olması, nerede konuşup nerede
susması gerektiği hususunda pek çok öğüt verilir. Yusuf da dil üzerinde durarak
anlayış ve bilginin tercümanının dil olduğunu, insanı da dilinin
kıymetlendirdiğini söyler. Ona göre, insanın itibarsızlaşmasının da başının
derde girmesinin de sebebi dilidir. Tam tersine mutluluğa da dili sayesinde
erişir insan. Edepli olmanın gereği olarak insan söylediği sözü ölçerek
tartarak söylemelidir. Söz bilerek söylenirse bilgi sayılır.[6] Sözünü bilmek, kendini bilmektir. Kendini
bilmek ise, insan olmanın sonucudur. Tasavvufî düşüncede doğumdan başlayarak
belli safhaları[7] geçmekle insanlığın gerçekleştiğine
inanılır. Bu da kişinin terbiye ve irşâd edilmesiyle, kişinin de nefsine hâkim
olmasını becermesiyle mümkündür. “İnsan nefsen geliştikçe, edebinde de artış
olur ve davranışları düzelir, insanlaşır, insancıllaşır.”[8] Yusuf Has Hacib, insanın lüzumunda az, öz
ve fasîh konuşmasını öğütler. Bilgili insan bilerek konuşur, bilgisiz insan
kördür. Bilerek konuşan bilgili insan gözsüzlere göz olur; insan, bir yandan
iyi iş ve iyi söz ile çevresine faydalı olurken diğer yandan da kendini
ihtiyarlamaktan kurtarır.[9] Âdem’in yaratılışından beri ak-kara
zıtlığı gibi bilgili, anlayışlı insanlarla bilgisiz, anlayışsız insanlar
arasında sürekli bir mücadele olagelmiştir.[10]


Kur’ân-ı
Kerim’in Âl-i İmrân/185., Enbiyâ/35. ve Ankebût/57. âyetlerinde her canlının
ölümü tadacağı, ve kıyamet gününde iyilik ve kötülük yönünden imtihan edileceği
bildirilir. Ölümlü olduğunu bilen insan da hazırlık yapmalı, dünyadaki
günlerini boş geçirmemeli, insan olmanın sorumluluğu ile hareket etmelidir. Bu
sorumluluk, Allah’a gerektiği şekilde kulluğunu yapmak ve çevresindeki insan ve
diğer canlılara insanca davranmak, onlara faydalı olmaktır. Yusuf’a göre dünya
zevkleri ile oyalananlar, gaflet içinde yaşayanlar ölüm yaklaştığında
uyanırlar; fakat iş işten geçmiştir. İnsanların iyisi gaflete düşmez; nereye
giderse orada doğru yolu arar.[11] Kim ki âhiretini mâmûr etmek isterse,
her iki dünyası için de gayret etmeli, hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için,
yarın ölecekmiş gibi de âhiret için çalışmalıdır.[12] Yusuf, insana herkesten iyi olmasını ve
hep iyilik yapmaya çaba göstermesini salık verir; çünkü her yaşayan er geç
ölecek, toprağa düşecektir; kötülerin ardından sövülecek, iyilerin ardından
övgüler düzülecektir.[13] Böyle davranmak aklın gereğidir. Zira,
akıl karanlık gecede meş’ale gibidir. İnsan akıl ile yükselir, bilgi ile büyür.
İnsan, bu ikisi ile itibar görür, akıllı insan asildir. Akıl, insan için iyi ve
yeminli bir dost, bilgi ise çok merhametli bir kardeştir. Akıllı insan kötüye
karışmaz; bilgili insan da doğru ve dürüst hareket eder. Nasıl ki ok düz
olmazsa, doğru gitmez; insan da doğru hareket etmezse, başkalarının esiri olur.[14] Bilgili insan fâni olana gönül vermez;
akıllı ve ağırbaşlı insan gelecek olana hazırlık yapar. Ölümü bilen insan dünya
saadetine kapılmaz; çünkü bu dünya bir misafirhane, bir imtihan yeridir.[15]


Yusuf’a
göre insan, sâkin ve mülayim tabiatlı olmalıdır. Hiddet ve öfke insan için
fenadır; çünkü hiddetlenen insan bilgisizce hareket eder, öfkelenen insan ise,
akıllıca hareket edemez. Hiddet, insandaki bilgiyi yok eder ve insan kabalaşır.[16] Toplumsal ilişkilerde sâkinlik ve
yumuşak huyluluk toplumda uyumluluğu ve huzuru sağlayacaktır. Bu nedenle insan
sâkince düşünerek, bilgi ve aklını kullanarak hareket etmelidir.


Yûsuf
sûresinin 53. âyetinde nefsin aşırı derecede kötülüğü emrettiği belirtilir.
Nisâ sûresinde ise “Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise
nefsindendir.” denir. L. Filiz, nefsi “Her fert, aklı hangi mertebedeyse
nefsini o mertebeden kullanacak ve ona göre hareket edecektir. O halde nefis,
kendi varlığı, kendi canı, kendi aklının kullandığı, verdiği emirdir.”[17] şeklinde tarif eder. Yusuf Has Hacib de
insanın akılla, bilgiyle hareket etmesini, yani nefsine, nefsinin emrettiği
kötülüğe uymamasını öğütler: İnsan, yalan söylememeli, verdiği sözü yerine
getirmeli, sözünün eri olmalı, boş yere konuşan boşboğaz biri olmamalıdır.


Yusuf’a
göre içkiye düşkünlük çok kötü bir huydur ve insanın içkiye müptela olması,
ömrünü boşa geçirmesi demektir. Akıllı, bilgili insan inatçılık etmez, çünkü
inat insan için dünyada sevinç yoktur. Yalan söyleyen, sözüne sâdık olmayan,
içki müptelası ve inat insanlardan saâdet kaçar.[18] Yusuf’a göre yalancı kimse, insanların
en kötüsüdür; kötülerin kötüsü ise, verdiği sözden dönen kimsedir. Sözünden
dönen kimse, eğer erkekse, ona erkek denilemez. Çünkü erkek, verdiği sözden
geri dönmez, sözünden dönenler kadın bilinmelidir.[19]


İnsan,
alçakgönüllü, mütevâzı, tatlı dilli olmalı, kendinden büyüğe saygı göstermeli,
kendinden küçüğe ise, sevgili, şefkatli davranmalıdır. Kişi, kendinden
büyüklerin sözüne karşı gelmemeli, cevap vermesi gerektiğinde de ölçülü olmalı,
kaba sözlerden sakınmalıdır. Büyüklerine her zaman saygılı olmalı, hürmette
kusur etmemeli ki böylece kendisi de yükselebilsin, büyük kimselerin saadeti
ona da bulaşsın.[20] Kibir ve gurur ile başkalarını
incitmemeli, kendisini küçüklerin eğlence ve tahakkümüne bırakmamalıdır.
Alçakgönüllülük insanı sevdiren bir özelliktir. Kendisini sevdiren insan
çevresindekileri de memnun eder. Alçakgönüllü insanın itibarı devamlı olurken
haşin ve kibirli insanlar toplumda sevilmez ve itibarsızlaşırlar.[21]


Yusuf
Has Hacib, kişinin doğru yoldan sapmasında veya doğru yolu bulmasında arkadaşın
önemine işaret eder. Ona göre, insan, arkadaşını iyi seçmeli, kötülerle düşüp
kalkmamalıdır. Kötü biriyle arkadaş olan insanın tabiatı da arkadaşının tabiatı
gibi kötü olur. Kötü birisi için iyi insan, adeta bir meş’ale gibidir. Ona
düşen bu iyi insana uymak ve doğru yola girmektir.[22] Toplumsal hayatta kötüler hâkim olursa
iyiler; iyiler hâkim olursa kötüler ortadan kaybolur.[23] İnsan kendisiyle denk olanla ancak
duyguda düşüncede ve harekette uyumlu olacağı için kendisine denk olan kişiyle
arkadaş olmalıdır.[24] Yusuf Has Hacib, Ögdülmiş ağzından iki
türlü kişiyle münasebette bulunulmaması, onlardan uzak durulması gerektiğini
belirtir. Bunlardan biri müfteri, gammaz kimse, diğeri ise, ikiyüzlü,
menfaatperest kimsedir. Böyle kişiler fayda görmezlerse arkadaşlarına düşman
olur, karışıklık çıkarırlar. Bunlardan başka bir de içkiye düşkün olan kişiden
uzak durulmalı; çünkü böyle kişiler de vefâsız, kadir kıymet bilmez olurlar.[25]


Kutadgu
Bilig’in dört ana tipinden Aytoldı’nın, oğlu Ögdülmiş’e verdiği öğütten
hareketle iyi insan uyanık olmalı, yarınki işini bugünden düzene koymalıdır.
İnsanın içi dışı bir olmalı, gönlü de dili de doğru olmalıdır. Her türlü
iyiliğin ve kötülüğün Allah’ın takdiri olduğunu bilmeli, kazaya ve kadere boyun
eğmeli, Allah’ın emir ve yasaklarına uymalıdır. Tevazu ile konuşmalı, haddini
bilmeli, kimseye zulüm etmemeli, başkasının malında gözü olmamalıdır. İnsanın
temel gayesi daima iyilik yapmak olmalı, kötülükten uzak durmalıdır. Kötülerle
arkadaş olmamalı, riyâkârlara sırrını vermemelidir. Dedikodudan ve dedikodu
yapanlardan uzak durmalı, onları evine yaklaştırmamalıdır. Her sözü dinlemeli,
ancak duyduğu her söze inanmamalıdır. Kişi, kararınca yemeli içmeli,
başkalarını kıskanmamalıdır. Her işte sabırlı olmalıdır. Eğer zahmet, kaygı
veya endişeye düşen kimse sabrederse, kaybettiği huzuru tekrar elde edecektir.
Hevâ vü hevesine kapılmamalı; giderini gelirine göre ayarlamalıdır. [26]


Toplumsal
hayatta yardımlaşma, paylaşma; birliği, bütünlüğü pekiştirir, kişiler arası,
aileler arası sevgiyi, saygıyı geliştirir. İslâmiyet’in öngördüğü toplumsal
yapıda akrabanın akraba üzerinde, komşunun komşu üzerinde hakkı vardır.
Müslüman kişi, Hz. Peygamber’in “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” sözü
uyarınca davranmalıdır. Yusuf Has Hacib de Aytoldı’ya oğluna öğüt verdirirken
Aytoldı’nın dilinden insanlara “kardeş ve akrabaya yakınlık gösterin, güler
yüzle büyüğün ve küçüğün gönlünü alın. Tuzu ekmeği bol tutup herkese ikram
edin. Bir kimsenin ayıbını görürseniz açık etme yerine üstünü örtün.
Kibirlenmeyin, elinizden geldiğince iyilik yapın” der.[27] Çünkü, dünya geçicidir; adeta rüya
gibidir.


İslâmiyet
öncesinde de İslâmiyet’in kabulü sonrasında da Türk toplum hayatında zina,
ensest ilişki, vd. en büyük suçlardan sayılmışlardır. Yusuf da içkiden,
fesatlıktan, zinadan, sapıklıktan, fücurdan (ensest ilişki) insanların uzak
durmasını öğütler. Zira, bu tür davranışlar kişinin ve dolayısıyla toplumun
huzur ve saâdetini kaçırır. İçki, insanı bin türlü günaha teşvik eder.[28] Kendini bilen insan, kendine hâkim olur.
Böyle insanlar, adeta değerli madenler gibidirler. Yusuf, “eğer böyle insanlara
rastlarsanız, onları gözünüze sürme gibi çekin” der.[29] Yani “onların davranış özelliklerini
örnek alın, onlar gibi olmaya gayret edin” der.


Kur’ân-ı
Kerim’de “O ki malını hayra vererek arınır, yücelir.” (Leyl/18) buyrulmuştur.
Müslümanlar arasında cömertlik bir erdem olarak değerlendirilir. Cömert
kimseler, toplumda takdir edilen, sevilen insanlardır. Aksine cimrilik ise
insana, Müslümana yakışmayan bir tavır olarak değerlendirilir. Çünkü, nimetleri
veren de alan da Allah’tır. Cimrilik hususunda Kur’ân-ı Kerim’de “Bunlar öyle
insanlardır ki, cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği emrederler, Allah’ın
bol hazinesinden kendilerine verdiğini gizlerler. (Biz de) o nankörlere
alçaltıcı bir azab hazırlamışızdır.” (Nisâ/37) bilgisi verilir. Kutadgu
Bilig’te de cömert kimselerin övülmeye, hasis kimselerin ise sövülmeye lâyık
olduğu[30] belirtilir. İnsan, kısmetinde ne varsa
onunla iktifa etmelidir. İnsanın kısmetinde ne varsa, kendisine o nasip
olacaktır. Allah ne takdir ederse kul ona râzı olmalıdır; çünkü kul olmanın
gereği budur.[31]. Bu sebeple insanın mal edinme hırsı ile
hareket etmesi boşunadır; edindiklerini, topladıklarını yiyemez. Cimrilik
etmiştir; öldükten sonra yaptıklarının, dahası yapmadıklarının vebâli altında
kalır. İnsana düşen ölçülü, özüyle sözüyle doğru olmaktır; zira dünyada gerçek
zenginlik de budur. Diğer yandan âhireti kazanmak isteyen kişi de özünü,
sözünü, gönlünü daima temiz tutmalıdır[32] Yusuf’a göre açgözlülük, ilacı ve çaresi
bulunmayan bir hastalıktır ve tedavisi de mümkün değildir. Aç insanlar yiyip
içtikten sonra doyarlar; ancak açgözlü kimselerin açlığı ancak ölümle nihayete
erer, onların gözünü toprak doyurur. Bu tür insanlar bütün dünyaya sahip
olsalar bile yine fakirlerdir.[33] Gözü tok insanda mala mülke karşı hırs
olmaz, böyle kimseler mal ile aldatılamaz. İnsanlar açgözlü olursa,
nefislerinin esiri olurlar. Böylesi insanlar her vakit aşağılık insan olarak
kalırlar.[34] İnsan, kendi nefs ve hevesinin başını
ezmedikçe, vücudu doğruluk yoluna giremez.[35]


Yusuf
Has Hacib’e göre acelecilik, zevzeklik ve hiddet, insanda bilgisizlik
alâmetleridir. İnsan her işte sükûneti tercih etmeli, yapacağı işlerde,
konuşmasında acele davranmamalı; ölçülü, düşünerek karar vermeli, düşünerek
konuşmalıdır. Acele yapılan işlerin veya acele söylenen sözlerin sonunda insan
acı durumlarla karşılaşabilir. İnsan, acele edecekse, yalnızca ibadette acele
etmelidir.[36] İnsan hiçbir işte ölçüsüz
davranmamalıdır, zira ölçüyü aşan iş çığırından çıkar. Her şeyin bir itidâli,
usulü ve âdâbı vardır; her şey itidâl ile selamete kavuşur.[37] İnsan için en iyi hâl, ölçülü, ılımlı ve
dengeli olma hâlidir.


İnsan
hayâ sahibi olmalıdır. İnsan hayâsıyla seçkinleşir; çünkü böylesi insanların
tavır ve hareketleri bir bütünlük ve uyum içerisindedir. Utanma duygusuna sahip
ve anlayışlı insan kötülüklerden uzak durur. Hayâ sahibi yumuşak tabiatlı
insandır; kendisine yakışmayan hiçbir işe el sürmez. Allah kime utanma ve
anlayış vermişse, ona mutluluk ile birlikte bütün şerefleri de vermiş demektir.
Hayâ, kişiye uygunsuz bütün işlerde engel olduğu gibi, onu güzel, iyi işlere de
sevk eder. Yusuf’a göre utanma duygusu, insan için en güzel bir süstür.
Arsızın, utanmazın yüzü etsiz kemiktir; özü ise kapanmaz bir gediktir; yani
arsız, utanmaz, çirkindir; kişiliği de eksiktir. [38]


İnsanın
iyisi, takvâ sahibi olandır. Takvâ sahibi insan, başkalarını da düşünür, onlar
için de kaygı duyar. Takvâ sahibi, temiz ve dindâr insan üşenmez, daima
insanlara hizmet eder.[39]


İnsanların
iyisi, kendi menfaatini bir yana bırakıp zahmetlere girerek başkalarının
faydasını, iyiliğini düşünen, başkalarına faydalı olan insandır. Halk için de
gerekli olan insan da bu insandır. Çünkü böyle insanlar, toplumda örnek
olmalarıyla toplumu da iyiye yönelten kılavuz kişilikteki insanlardır. Yusuf
Has Hacib, Küntogdı ağzından “İnsan kimdir?” diye sorar ve cevabını da yine
Küntogdı ağzından “İnsan başkalarına faydalı olan ve onların işlerini gören
kimsedir.” şeklinde verir. Ona göre insan, merhametli olmalı ve bu
merhametliliğinin işareti olarak kötülere şefkatle doğru yolu göstermeli,
onların da iyileşmesi için gayret etmelidir.[40]


Sonuç


Edebî
eserin öznesi de nesnesi de insandır. Hangi tür bir edebî üretim olursa olsun
konusu insandır. İnsanı insana tanıtmak çabası, edebi eserin asıl gayesidir.
İnsanların içinde bulunduğu durumların, yaşadıkları olayların, ilişki
içerisinde bulundukları kişilerin; edebî eserde “tipik durumlar”, tipik
olaylar” ve “insan tipleri” olarak örneklenmesi, sergilenmesi yoluyla, eserin
hedef kitlesini oluşturan insanlarda bir iç hesaplaşma ve bu hesaplaşma sonunda
da bir iç arınması sağlanması amaçlanır. Bu, eski Yunan’da trajedilerin
sergilenmesi yoluyla gerçekleştirilmek istenir ve adına da katharsis[41] denilirdi. Yusuf Has Hacib de Kutadgu
Bilig’te kişiliğini biçimlendiren inançlara ve düşüncelere göre yaşadığı
toplumda olmasını istediği ideal insanı, ideal yönetici ve yönetilenleri,
dolayısıyla ideal toplumsal hayat düzenini, eserinde birbirleriyle diyalog
halindeki dört insan tipi üzerinden sergilemektedir. İster yönetici isterse
yönetilen, ister bey isterse kul olsun insan denilen varlıkta olması gereken
özellikleri çeşitli durum ve olaylarla anlatmaktadır. “Akıllı insan, bilgili
insan ne der, ne demiştir” diyerek eserinin kahramanlarını konuşturarak ideal
insanın özelliklerini vermektedir.


Kutadgu
Bilig’in LXXXI. bölümünde Odgurmış’ın Ögdülmiş’e nasîhatı bir nevi eserde uzun
uzun özellikleri sıralanan “iyi insan”ı özetler niteliktedir. Bu nasihata göre
iyi insan, uyanık olmalı, gafil olmamalıdır. Doğruluktan ayrılmamalı, dürüst
olmalıdır. Yaratılmış her canlıya karşı merhametli davranmalı, ibadetlerini
ihlâsla yapmalıdır. İnsan olarak aslını, menşeini ve dünyadaki sorumluluğunu
bilerek hareket etmelidir. Dünyaya tamah ederek yaşamamalı, ölümü hatırından
çıkarmamalıdır. Kaderine, kısmetine, yani Tanrı hükmüne râzı, cömert ve
alçakgönüllü olmalıdır. Kendi menfaatinden çok toplumun menfaatlerini
düşünmelidir.[42]


Yusuf
Has Hacib’e göre böyle davranan insan, insanların seçkinidir. Seçkin insan da
insanlara faydalı olan insandır. Böyle insanların bir arada yaşadığı toplum,
huzur ve güven içinde yaşayan bir toplumdur. Yusuf Has Hacib de eseriyle böyle
bir toplumun ve toplumsal hayatın inşasına katkı sağlamayı düşünmektedir.


Prof. Dr. Mustafa SEVER