Koçi Bey Risalesi

 

Osmanlı Klasik Döneminde İdari Reform Hareketleri

 

Koçi Bey’in hayatı hakkında kesin
ve açık bir bilgi bulunmamaktadır. Koçi Bey aslen Arnavut olup Rumeli Görice’den
devşirme yoluyla İstanbul’a getirildiği ve Osmanlı Sarayına girdiği
bilinmektedir. Koçi Bey’in Görice’li olduğu kesin olarak bilinmemekte, ancak
karısının ve oğlu Sefer Şah’ın mezarlarının Görice’de Mirahur İlyas Bey
camiinde, kendisinin mezarının ise Görice’ye bağlı Plamet köyünde olması, Koçi
Bey’in Göriceli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Çeşitli kaynaklarda
Koçi beyin asıl isminin Mustafa olduğu, Koçi adının onun lakabı olduğu
belirtilmektedir. Koçi adı değişik kaynaklarda Koçi, Koca, Kuçi
şekillerindedir. Arnavutça’da “koç” kelimesi kırmızı anlamına gelmektedir.
Mustafa Bey’e yüzünün kırmızılığından dolayı Koçi lakabının verilmesi büyük
ihtimaldir. Devşirme tarihi ve saraya giriş tarihi ile ilgili kesin bir kayıt
yoktur. Ancak, padişah Birinci Ahmet devrinden, IV. Murat devrine kadar
Enderun’da çeşitli hizmetlerde bulunduğu bilinmektedir. Özellikle IV. Murat
döneminde Has Oda’ya alınmış ve Padişah’ın güvenini kazanarak onun sırdaşı
olmuştur. Koçi Bey Padişah IV. Murat’ın muhasibi olarak Bağdat seferine
katılmıştır. Sultan Murat’ın ölümünden sonra yerine geçen Sultan İbrahim’in de
muhasibi ve sırdaşı olmuştur. Koçi bey Sultan İbrahim’in son günlerinde veya
Dördüncü Mehmet’in ilk yıllarında emekliye ayrılmış ve Görice’ye yerleşmiştir.

 

1) Giriş

 

Toplumlar tarih boyunca üretim
araçlarının gelişmesine ve iyeliklerine bağlı olarak toplumsal ve siyasal
değişimler gösterirler. Bu değişimler bazı toplumlarda ekonomik gelişmeyle
eşgüdümlü olarak siyasal ve yönetsel istikrar ile sosyal refahı artırırken,
bazı toplumlarda da ters etkili olarak görülürler.

 

Toprağa dayalı ve küçük imalat
üretim biçiminin yerini makineleşmeye bırakması ülkelerin yönetiminde ve idare
yapısında değişimi zorunlu kılmıştır.

 

Makineye dayalı üretim biçiminin
bir diğer ismi olan sanayileşmeyle birlikte kapitalist ekonomik sistem zaman
içinde idare yapısına hâkim olmuş, pazar bulma arayışları ve yüksek kar elde
etme düşüncesi temel hedef haline gelmiştir. Bu hedefler ve yaşanan gelişmeler
modern, üniter, güçlü devlet örgütlerini ve idare yapısını ortaya çıkarmıştır.

 

Sanayi devrimini
gerçekleştiremeyen ülkeler ise gelişmiş ülkelere yetişebilmek amacıyla,
öncelikle gelişmiş ülkelerin toplumsal, hukuksal ve yönetsel yapılarını örnek
almıştır. Genel olarak idare yapılarını geliştirmek amacıyla yapılan çalışmalar
reform adıyla anılmış ve ülkelere göre farklılıklar göstermiştir.

 

Gerek Osmanlı Devleti gerekse de
diğer bazı ülkeler tarafından gelişmiş ülkelerinin hukuksal, yönetsel ve
toplumsal yapılarının örnek alınmasının yanı sıra Osmanlı Devletinde 16.
yüzyılda kendi iç bünyesine uygun bazı reform çalışmalarının yapıldığı
görülmektedir. Bu reform çalışmaları içinde ilk yazılı reform olma özelliği
taşıyan ve padişaha öneriler sunan Koçi Bey Risalesi önemli bir yer
tutmaktadır.

 

Bu çalışmada günümüz Türk idare
sisteminin geçmiş dönem alt yapısını meydana getiren Osmanlı Devleti idare
sisteminde, devletin kurulma ve yükselme döneminde pek görülmeyen ancak 16. ve
17. yüzyıldan itibaren görülen bozulmalara karşı idare yapısında yapılmak
istenen reform hareketlerinden biri olan Koçi Bey Risalesi incelenmiştir.

 

Çalışmada reform ve idari reform
kavramları ile reformu gerekli kılan genel sebepler irdelenerek Osmanlı
Devletinde yapılan reform çalışmaları başlıklar halinde verilmiş, Koçi Bey’in
yaşamı ve yaşadığı dönemin özellikleri ile Osmanlı Devleti idari yapısı konuyla
bağlantılı olarak incelenmiştir.

 

Koçi Bey Risalesi incelenerek
risalede; Osmanlı klasik döneminin idare yapısında hangi konularda bozulmaların
tespit edildiği, tespit edilen bu bozulmalara nasıl bir çözüm önerisi
getirdiği, risale ile birlikte idare yapısında yaşanan değişiklikler hakkında
ana başlıkları şeklinde çözümlemeler yapılmış ve günümüz idare yapısında
görülen bozulmalar ile kısa bir karşılaştırması yapılmıştır.

 

2) İdari Reform, İdari Reformu Gerekli Kılan Sebepler

 

İdari reform olgusunu tanımlama
çalışmalarının geçmişi eskilere dayanmakla beraber akademik disiplin anlamında
irdelenmesine II. Dünya savaşından sonra hız verilmiştir. Bu tarihten önce
reform çalışmalarının olmadığını belirtmek modern ulus devletlerin ortaya çıkış
sürecini atlamaya neden olacaktır. [1]

 

Reform kavramı ile ilgili olarak
akademik anlamda çeşitli tanımlar yapılmaktadır.

 

Reform kavramını Erkul “bozulan,
kötüleşen, sağlıksızlaşan bir durumu düzeltmek, iyileştirmek ve sağaltmak
süreci” olarak tanımlamaktadır.[2]

 

İdari reform kavramının akademik
disiplinde On yıllık zaman aralıklarına göre yapılan tanımlamaları
irdelediğimizde zaman içinde farklılaşmanın olmadığı görülmektedir. Sürgit
kavramı, “ idarenin ulusal amaçların gerçekleştirilmesine yardımcı olacak
süratli, verimli ve kaliteli hizmet görülmesini sağlayıcı düzene kavuşturulması
ve sürdürülmesi çabalarının tümü” olarak tanımlamaktadır.[3]

 

Berkman, “bir yönetim sisteminin
amaçlarına yönelik olarak işlevlerini daha hızlı, nitelikli, verimli ve etkili
bir şekilde yapacak düzeye çıkarmak üzere örgütsel yapı ve süreçte, idari
yöntem ve tekniklerde ve personel unsurunda yapılan bilinçli değiştirme, yeniden
düzenleme girişimleri” olarak tanımlamaktadır.[4]

 

Erkul ise idari reformu “kamu
kurum ve kuruluşlarının; amaçlarında, görevlerinde, görevlerin bölünüşünde,
örgüt yapısında, personel dizgesinde (sisteminde), kaynaklarında ve bunların
kullanılış biçiminde, yöntemlerinde, yönetsel düzenlemelerde (mevzuatında),
haberleşme ve halkla ilişkiler dizgesinde varolan aksaklıkları, bozuklukları ve
eksilikleri düzeltmek amacını güden, kısa ve uzun vadeli, geçici ve sürekli
nitelikteki düzenlemelerin tümü”,[5] olarak tanımlamıştır.

 

İdari reform ile ilgili en kapsamlı
tanımı İdare Reform Danışma Kurulu Raporu’nda görmek mümkündür. Raporda idari
reform, “….kamu kuruluşlarının amaçlarında, görevlerinde, görevlerin
bölünüşünde, teşkilât yapısında, personel sisteminde, kaynaklarında ve bunların
kullanılış biçiminde, metotlarında, mevzuatında, haberleşme ve halkla ilişkiler
sisteminde mevcut aksaklıkları, bozuklukları ve eksiklikleri düzeltmek amacını
güden kısa ve uzun vadeli, geçici ve sürekli nitelikteki düzenlemelerin tümü”
olarak tanımlanmaktadır.[6]

 

İdari reform terimi günümüzde
“yönetimi geliştirme, iyileştirme” gibi terimlerle birlikte kullanılmaktadır.
Erkul yönetimi geliştirmeyi, “yönetimin, kurum ve kuruluşun amaçlarının
gerçekleştirilmesine yardımcı olacak, etkin, verimli ve kaliteli hizmet
görülmesini sağlayacak bir düzene kavuşturulması ve böyle bir düzen içinde iş
görmesi için yapılan çabaların tümü” olarak tanımlarken, reorganizasyonu “kamu
kurum ve kuruluşlarının amaçlarını, görevlerini, yetki dağılımını,
kaynaklarını, örgütlenmesini, personel yönetimini, haberleşme ve ulaştırma
dizgelerini, insan ve halkla ilişkileri, kullandığı yönetsel metinleri
inceleyerek, görülen eksiklikleri ve aksaklıkları ortaya çıkarmak, bunlara
çözüm yolları ve öneriler getirmek üzere yapılan bilimsel çalışmalar ve
bunların uygulanması” olarak tanımlamıştır.[7]

 

Yapılan bütün tanımlamalarda
kavramların sadece dönemlerine göre isimlerinin değiştiği, içerik olarak
bozulan idarenin var olma amacını esas kabul ederek kaynaklarında ve örgüt
yapılanmasında yapılması gerekli faaliyetlerin aynı olduğu görülmektedir.
Reform hareketlerinin ve tanımlarının ortak özelliklerini; bir plan dâhilinde
düzenli bir değişim, idarenin yapısının değişmesiyle birlikte toplumsal
değişim, idare sisteminin etkin verimli ve etkili çalışmasını amaç edinmesi,
bütün bunlarla birlikte sonuçları bakımından çoğu kez siyasal bir değişim
olarak belirtebiliriz.

 

Modern ulus devletlerin ortaya
çıkışı ile birlikte devletlerin idari yapılarında yaptıkları değişiklikler
tarihsel süreç içinde farklı terimlerle ifade edilmiştir.[8] Osmanlı devletinde de yapılan reform
çalışmalarına dönemlerine göre farklı terimler kullanılmıştır. On sekizinci
yüzyıla gelinceye kadar “ devlet adamlarına nasihatler” şeklinde ortaya çıkan
reform çalışmaları, bu tarihten itibaren reform, ıslahat, inkılâp, idari reform
ve yapısal reform olarak adlandırılmıştır.[9]

 

İdari reformu gerekli kılan nedenler
idarenin dinamik süreci ile doğrudan ilgilidir. İdare dinamik bir süreç
göstermekte ve sürekli olarak dışsal ve içsel etkenlerle değişim
göstermektedir. İdarenin çevresel koşullara verdiği tepki ve çağdaşlaşma düzeyi
idarenin değişim ihtiyacı açısından önemli bir etkendir. İdari Reform Danışma
Kurulu Raporu idari reformu gerekli kılan sebepler konusunda yeterli bilgiler
vermektedir. Daha önce yapılan idari reform çalışmalarında belirtilen sebepler
ile aynı çizgiyi paylaşmaktadır. İdari Reform Danışma Kurulu Raporunda idari
reform nedenleri:[10]

 

       Kamu
hizmetlerinden yararlananların, kamu görevlerinin sayı ve çeşidinin artması
kamu hizmetlerinin genişlemesi,

     
 Teknolojide meydana gelen gelişmeler,

       İhtiyaç
ve koşullarda meydana gelen değişiklikler,

       Kamu
hizmeti kavramında yaşanan gelişmeler ve devlet kavramı üzerinde yapılan
tartışmalar,

       Siyasal
bunalımlar ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum” olarak belirtilmiştir.

       Yayman
İdari Reform Danışma Kurulu Raporunda belirtilen sebepleri;

     
 Örgütsel nedenler,

     
 Çevresel nedenler,

       Dışsal
nedenler,

       İdare
anlayışında yaşanan değişimden doğan nedenler olarak belli başlıklar altında
toplamıştır.[11]

       Erkul
idari reformu gerekli kılan etkenleri şu başlıklar altında toplamıştır;

       İnsan
ve örgüt gereksinimlerinin artması,

     
 Teknolojik gelişmeler,

       Siyasi,
ekonomik, toplumsal, çevresel ve kültürel değişme,

     
 Verimli, etkili, hızlı, kaliteli ve sürekli hizmet istemleri,

     
 Demokratik katılımcılık istemleri,

     
 Gelişmeye açıklık.

     
 Personelde aranan niteliklerin değişmesi,

     
 Devletin üzerine alması gereken görev ve sorumluluk felsefesi değişikliği[12]

 

İdari reformla ilgili etkenler
idari reformun yapıldığı dönemde ülkenin bulunduğu siyasi ekonomik ve toplumsal
durumlarla doğrudan ilişkili olarak farklılıklar gösterebilir. Ancak hepsinin
ortak noktası idarenin yaşadığı dönemin gelişmelerine ayak uyduramaması,
etkiliğini ve etkenliğini kaybetmesi yani eskimesidir.

 

3. Koçi Bey’in Yaşamı

 

Koçi Bey’in hayatı hakkında kesin
ve açık bir bilgi bulunmamaktadır. Koçi Bey aslen Arnavut olup Rumeli
Görice’den devşirme yoluyla İstanbul’a getirildiği ve Osmanlı Sarayına girdiği
bilinmektedir. Koçi Bey’in Görice’li olduğu kesin olarak bilinmemekte, ancak
karısının ve oğlu Sefer Şah’ın mezarlarının Görice’de Mirahur İlyas Bey
camiinde, kendisinin mezarının ise Görice’ye bağlı Plamet köyünde olması, Koçi
Bey’in Göriceli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir.[13] Çeşitli kaynaklarda Koçi beyin asıl
isminin Mustafa olduğu, Koçi adının onun lakabı olduğu belirtilmektedir. Koçi
adı değişik kaynaklarda Koçi, Koca, Kuçi şekillerindedir. Arnavutça’da “koç”
kelimesi kırmızı anlamına gelmektedir. Mustafa Bey’e yüzünün kırmızılığından
dolayı Koçi lakabının verilmesi büyük ihtimaldir. Devşirme tarihi ve saraya
giriş tarihi ile ilgili kesin bir kayıt yoktur. Ancak, padişah Birinci Ahmet
devrinden, IV. Murat devrine kadar Enderun’da çeşitli hizmetlerde bulunduğu
bilinmektedir. Özellikle IV. Murat döneminde Has Oda’ya alınmış ve Padişah’ın
güvenini kazanarak onun sırdaşı olmuştur.

 

Koçi Bey Padişah IV. Murat’ın
muhasibi olarak Bağdat seferine katılmıştır.

 

Sultan Murat’ın ölümünden sonra
yerine geçen Sultan İbrahim’in de muhasibi ve sırdaşı olmuştur. Koçi bey Sultan
İbrahim’in son günlerinde veya Dördüncü Mehmet’in ilk yıllarında emekliye
ayrılmış ve Görice’ye yerleşmiştir.[14] 

 

4. Koçi Bey Risalesinin Önemi ve Özellikleri

 

Koçi Bey’in hazırladığı risale,
Osmanlı’da o tarihe kadar padişaha sunulan ilk yazılı rapor özelliği
taşımaktadır. XVII. yüzyılda bu şekilde bir yazılı rapor verme geleneği
olmadığı için devlet düzeni ile ilgili verilen bu risale önem kazanmaktadır.

[15] Ayrıca Koçi Bey Risalesinde III.
Murat döneminden sonra görülen çöküntünün sebepleri incelenerek, önceki Osmanlı
padişahlarının hataları korkusuzca dile getirilmiştir.

 

Koçi Bey Risaleleri, birisi Sultan
IV. Murat’a, diğeri de Sultan İbrahim’e sunulan iki risaleden oluşmaktadır.
Koçi Bey Risalesi ilk önce 1631 tarihinde Sultan IV. Murat’a sunulmuştur. Bu
risale, kısa kısa yazılmış yirmi iki bölümden oluşmaktadır. IV. Murat’ın Topal
Recep Paşa’yı astırarak idareyi ele aldığı 1632 tarihinden önce risalenin
sunulmuş olması, Koçi Bey’in sunuşlarının Padişah üzerindeki etkisini
göstermektedir. O tarihe kadar annesinin sözlerinden çıkmayan padişah, Koçi
Bey’in etkisinde kalarak yönetimi ele geçirmiş ve Koçi Bey’in ileri sürdüğü
ıslahatları yapmıştır.

 

Risalenin IV. Murat gibi sert
mizaçlı bir padişaha sunulması, Koçi Bey’in padişah yanındaki önemini
göstermektedir. Koçi Bey’in sarayın içinde yaşaması ve padişahın danışmanları
arasında olması, devlet çarkının nasıl işlediğini, yapılan hataları ve
padişahın çıkar çevreleri tarafından art niyetli olarak yönlendirilmesini
yakından gözlemlemesi ve tanımasına neden olmuştur.

 

Sultan IV. Murat’a sunulan
risaleyi iki kısımda incelemek mümkündür. Birinci kısımda Koçi Bey, devlet
teşkilatındaki bozuklukları izah etmektedir. Bunları yaparken padişahı bile
tenkit etme cesaretini göstermiştir. İkinci kısımda, bütün bozuklukların düzeltilmesi
için alınması gereken tedbirleri anlatmaktadır.

 

1631 yılında IV. Murat’ın devlet
yönetimini ele aldığı günlerde Koçi Bey’de padişaha ıslahat risalelerini
vermektedir. Sultan IV. Murat’ın devlet yönetiminde köklü ıslahat yapma
düşüncesini eyleme dökmesi, özellikle Koçi Bey’in risalelerinden etkilendiğini
ve risalelerde belirtilen sorunları çözmek amacıyla harekete geçtiği
söylenebilir.[16],[17] İkinci risale Sultan İbrahim’e
sunulan risaledir. Ciddî bir eğitime sahip olmayan ve iktidar öncesi hayatını
kafeste geçirmiş olan Sultan İbrahim, Koçi Bey’den kendisine Osmanlı
Devleti’nin sosyal ve ekonomik durumuna ilişkin bir risale yazmasını
istemiştir.

 

Bunun üzerine kaleme alınan
risale, 1640 tarihinde Sultan İbrahim’e sunulmuştur.

 

On sekiz bölümden oluşan Sultan
İbrahim’e sunulan risale, sade ve açık bir dille yazılmıştır. Bunun sebebi
olarak Sultan İbrahim’in kültür düzeyinin daha düşük olması ve yıllar boyu
sarayın bir odasında her an asılma korkusu içinde beklemenin yarattığı ruhi
durumda olması gösterilebilir. Koçi Bey, Sultan İbrahim’e ders verir gibi
meseleleri dile getirmektedir. Bu risalede Koçi Bey âdeta bir hoca, Sultan
İbrahim de bir talebe gibi görünmektedir. Bu risalede Koçi Bey, Sultan
İbrahim’e devlet teşkilatına, devlet erkânına nasıl hitap ve muamele edileceği,
fermanların nasıl yazılacağı, mülki taksimata, vergi ve para işlerine, elçi kabulüne
dair bilgiler vermektedir.[18]

 

5) Koçi Bey’in Yaşadığı Dönemin Özellikleri ve Dönemin Osmanlı
Devlet İdaresi

 

Koçi Bey XVII. yüzyılda
yaşamıştır. Bu dönem, her ne kadar Osmanlı devletinin sınırlarının büyüklüğü
göz önüne alındığında dünyanın en büyük imparatorluğu gibi gözükse de, devletin
idaresinde ortaya çıkan aksaklıklar, saray çevresi, isyanlar, devlet
adamlarının yetersizliği, ekonomik sıkıntılar, Osmanlı’nın zor durumda olduğunu
ve gelecek için pekiyi umutların görülmediği bir dönemdir.

 

6) Koçi Bey Risalesinin İrdelenmesi

 

Koçi Bey Risalesi Sultan IV. Murat
ve Sultan İbrahim’e verilen iki risaleden oluşmaktadır. Sultan IV. Murat’a
verilen risale 22 bölümden meydana gelmiştir.

 

Koçi Bey, başlangıç bölümü olan
birinci bölümde, “Padişahların reaya ve beraya[19] yani bütün halk ile ilgilenmesini ve
bilgisine göre hareket eden din bilginleri ile mücahit gazilere hak
ettiklerinin verilmesini” anlatmaktadır. Daha sonra on üçüncü bölüme kadar,
Osmanlı devlet yönetiminde gördüğü aksaklıkları, saray çevresinin yönetimde
etkilerini, tımar ve zeametin neden bozulduğunu, bilginlerin nasıl bir ahlak
sahibi olduklarını, yeniçerilerin ilk kez nasıl ve neden bozulduğunu, ülkede
çıkan fitne ve fesadın sebebini, halkın içinde bulunduğu durumu anlatarak durum
tespitinde bulunmuştur. Koçi Bey tespitlerinin ardından her bir aksayan hususun
düzeltilmesi amacıyla alınması gereken tedbirleri içeren önerilerde
bulunmuştur.

 

Sultan
İbrahim’e verilen risale ise on sekiz bölümden oluşmaktadır. Bu risalede, daha
çok ülke yönetiminde uygulanacak yöntemlerin, askeri, mali ve mülki konularda
alınacak kararların nasıl olacağına dair önerilerde bulunulmuştur.

 

Koçi Bey risalesinde ülke yönetimi
ile ilgili olarak tespit edilen aksayan hususlar ve bunlara karşı geliştirilen
öneriler metin içinde; “Devlet Yönetimi, Tımar ve Zeamet sistemi ve Askerlik ve
Yeniçeri sistemi, Halk ve Vergi, Bilim adamları” anahtar kelimeleri esas
alınarak irdelenmiştir.

 

6.1. Koçi Bey Risalesinde Tespit Edilen Aksaklıklar

 

Koçi Bey risalesinde, devlet
yönetimi ile ilgili olarak öncelikle, yönetim kadrosu içinde önemli bir
yeri olan Vezirlerin, Beylerbeyilerin ve Beylerin seçilme ölçütleri, görev ve
yetkileri konusunda bilgiler vererek, bunların bozulma sebeplerini açıklamış ve
sonrasında ise önerilerde bulunmuştur.

 

Yüksek dereceli memurların iyi
ahlak sahibi, emektar kişilerden seçildiğini belirtmiş ve bunların herhangi bir
suç işlemediği takdirde görevden alınmadığının altını çizmiştir. Özellikle
Vezir-i Azamlıkla ilgili olarak; “Vezir-i Azamlık ulu bir makamdır.
Yerinin adamı olduktan sonra sebepsiz azlolunmayıp, nice yıllar sadrazamlık
makamında kalması ve işlerinde müstakil olması gerektir” şeklinde
belirtmiştir.[20]

 

Yine Koçi Bey yüksek rütbeli
devlet adamlarının seçimleri ile ilgili olarak;

 

“Evvelce Beylik ve Beylerbeyilik
ve diğer padişah memurlukları memleket idaresinde iş görmüş, emektar, doğru ve
dindar kimselere verilip, karşılığında bir akçe ve bir habbe rüşvet ve bahşiş
alınmazdı. Bilhassa sancak beyleri ve beylerbeyleri yirmişer, otuzar yıl
yerlerinde kalırlardı” tespitinde bulunmuştur.[21]

 

Koçi Bey Divan-ı Hümayun’da
görevli memurların önceden sahip oldukları nitelikleri şöyle
belirtmektedir; “Şanı yüksek divan katipleri, eli kalem tutan yazı erbabı,
kanun bilir maharetli ve etraftaki hükümdarlara mektup yazmaya muktedir
kimselerdi. Defter-i hakani ve Maliye katipleri bilgili, doğru, şuurlu ve sadık
olanlardı. Dergah-ı ali çavuşları tecrübeli işbilir, etraftaki hükümdarlar
yanında elçilik yapmaya kudretli olan kimselerdi”.[22]

 

Koçi Bey, devlet yönetiminde
meydana gelen bozuklukların esas sebebinin “rüşvet” olduğunu “Bu kadar
karışıklık, fitne ve fesada, reayanın ve memleketlerin harap olmasına,
hazinelerin ve malların azalmasına sebep, rüşvet şeytanı
olmuştur” şeklinde belirtmiştir.[23]

 

Enderun ve Birun halklarının
saltanat ve devlet işlerine karışmaması gerektiğini belirterek olumsuz bir
uygulama olarak, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, padişahın eski usullere
uymadan has harem hademelerinden silahtarı olan İbrahim Paşa’yı Vezir-i Azam yapmasını
ve kızı Mihrimah Sultanı, Rüstem Paşa’ya verip onu Vezir-i Azam yapmasını örnek
olarak vermiştir.

 

Ayrıca padişahın yakınında
bulunanlar, yani Enderun ve Birun halkının devlet işlerine karışması birçok
vezir-i azam ve vezirlerin sebepsiz yere öldürülmelerine vesile olmuştur. Koçi
Bey Ferhat Paşa’nın haksız yere katledilişini şöyle
anlatmaktadır; “…….şahın kardeşinin oğlunu da beraberinde devletli padişah
katına götürüp teslim etti. Bu kadar hizmetler karşılığında padişah tarafından
iltifatlar, okşamalar ve ihsanlar beklenirken nedimler, yakınlar, dedikoducu
hasetçilerden bazıları, Ferhat Paşa hakkında birçok iftiralar edip, sonunda
günahsız olarak katlettiler.”[24]

 

Koçi Bey’in devlet yönetimi ile
ilgili tespit ettiği aksaklıkları;

 

      Yüksek
dereceli memurluklara yapılan atamaların kişilerin liyakatlerine bakılmaksızın
yapılması,

   
  Atamaların sarayda padişaha yakın çevrelerin ön plana çıkarak
rüşvet karşılığı yapılması,

   
  Memurların görevdeki başarılarının göz ardı edilerek, çekememezlik
ve kıskançlıklar sonucu çıkarılan dedikodular ile haksız yere görevden
alınmaları,

   
  Rüşvetin devletin tüm kademelerinde yaygınlaşması,

   
  Çeşitli iftiralar ile başarılı memurların öldürülmesi olarak
belirtebiliriz.

 

Koçi Bey tımar ve
zeamet sahiplerinin din ve devlet uğruna can ve baş veren seçme kişilerden
olduklarını, aynı zamanda cesur, benzerlerinden üstün, itaatli kişiler olup
aralarında yabancı kimsenin bulunmadığını, hepsinin ocak ve ocak zadeler, baba
ve dedelerinden kalma padişah dirliğine sahip kişiler olduğunu, savaşta faydası
görülmeyenlerin maaşında artış yapılmadığı belirtilmiştir.

 

Tımar ve zeamet sisteminde
bozulmaların 1584 yılında başladığı bu tarihte “Özdemir oğlu Osman Paşa’nın”
bazı yabancılara tımar ve zeamet verdiği belirtilmektedir. Tımar ve zeametin
bölge halkı dışında bir kimseye İstanbul’dan verilmesi, yönetimin bölge halkı
üzerindeki etkinliğini kaybetmesine sebep olmuştur. Önceden savaşta yararlık
gösteren, bölge halkı içinden seçilen kişilere Beylerbeyiler tarafından tımar
ve zeamet verilmekte iken halk şikâyetini İstanbul’a yaparken, sonraları
İstanbul’dan Vezir-i Azam tarafından hak etmeyen kişilere tımar ve zeametin
verilmesi, haksızlığa uğrayan kişilerin, şikayet edeceği bir makamın
bulunmaması anlamındaydı. Bu durum huzursuzluklara ve bazı tımar ve zeamet
sahiplerinin savaşlara katılmamasına ve İstanbul’da bulunan devlet
görevlilerinin ve saraya yakın kimselerin tımar ve zeamet almak için rüşvet
gibi çeşitli hilelere başvurduğu görülmektedir.

 

Rüşvetle dağıtılan tımar ve
zeametlerin devlet hazinesini zarara uğrattığını, hak sahibi olmayan kişilere
verilen tımar ve zeametler sonucu emektar, yararlı ve şecaatli kişilerin
fakirlik içinde bir köşede kaldıklarını belirtmektedir.

 

Koçi Bey rüşvetle dağıtılan tımar
ve zeametle ilgili olarak şunları anlatmaktadır;

 

“………onlardan sonra gelen vezirler,
mecburen iç halkına uyup, havalarına göre hareket edip, her ne isteseler
reddetmez oldular. Onlarda pek çok işlere karışmaya başlayıp, kan pahasına nice
yüz yıl evvel fetholunmuş köyleri, tarlaları birer yolunu bulup, kimini
paşmaklık ve kimini arpalık, kimini mülk olarak verdirip, kendileri tamamen
doyduktan sonra her biri adamlarına nice tımar ve zeametler verdirip, kılıç
erbabının dirliklerini kesitler”.[25]

 

Koçi Bey’in tımar ve zeamet ile
ilgili tespit ettiği aksaklıkları;

 

      Tımar
ve zeametin bölge halkında olmayanlara verilmesi,

   
  Savaşta yararlılık göstermeyen, itaatsiz kişilere verilmesi,

      Tımar
ve zeametin yerel yetkililerin (Beylerbeyi) yerine merkezden (Vezir-i Azam)
verilmesinin rüşvet ve kayırmacılığa sebep olarak belirtebiliriz.

 

Koçi
Bey yeniçeri ve askerlik konusunda ilk önce, devletin önceki dönemlerdeki
uygulamalarını anlatmıştır. Yeniçerilerin, cebecilerin, topçuların ve diğer
ocaklardaki askerlerin genellikle devşirme sistemi içinde yetiştirildiğini ve
bunların içine başka yerlerden kişilerin alınmadığını, devşirmelerin ise
özellikle Arnavut, Bosna, Rum, Bulgar ve Ermenilerden olduğunu belirtmektedir.

 

Koçi Bey “Yeniçeri kethüdası
ve çavuşları yedişer, sekizer yıl makamlarında kalıp sebepsiz
azlolunmazlardı” şeklinde anlatarak, söz konusu görevlilerin belirli
sürelerle bu görevlere atandırıldıklarını, her hangi bir suç işlemediği
takdirde görevden alınmadıklarını belirtmektedir.[26]

 

Koçi Bey sipahilerin, tımar
sahiplerinin tımarlarında, görev yerlerinde bulunduğunu, izinsiz başka yerlere
gitmediklerini, böylece bölgelerinde olup biten her şeyden haberlerinin
olduğunu anlatmaktadır.

Koçi Bey’in askerlik ve
yeniçeriler ile ilgili tespit ettiği aksaklıkları;

 

   
  Yeniçeri ocağına devşirme usulü dışında kişilerin alınması,

      Her
zümreden kişilerin yeniçeri olarak alınarak kadroların aşırı derecede şişirilmesi,

   
  Ulufeli[27] (maaşlı) asker olan yeniçerilerin
devlet hazinesi üzerine yük olması,

   
  Yeniçeri kethüdası ve çavuşlarının çeşitli sebeplerle kısa sürede
görevden alınması,

 

olarak
belirtebiliriz.

 

Koçi
Bey 1582 yılına kadar halktan vergilerin alınma yöntemini anlatarak, miktarı
sabit olan bu vergiler dışında fazla vergi almanın hiç kimsenin yetkisi
dâhilinde olmadığını belirtmektedir. Vergi miktarının artmasını, ulufeli asker
sayısının artması ile birlikte masrafların artmasına bağlamakta, masrafları
karşılayabilmek amacıyla vergi miktarlarının artırıldığını belirtmektedir.
Artan vergi miktarları karşısında halkın zor durumda kaldığını, vergisini
veremeyen halk üzerinde baskılar uygulandığını, halkın zulüme uğradığını, harap
ve bitap olduğunu belirtmektedir.

 

Koçi Bey halkın içinde olduğu kötü
durumu şöyle anlatmaktadır;

 

“……Vergi artınca reayaya zulüm
ziyade olup, alem harap olmuştur. Evvelce ev başına kırkar, ellişer akçe
alınırken şimdi yalnız miri için her neferden ikişer yüz, kırkar akçe ve her ev
halkından üçer yüz akçe, her koyun başına bir akçe tayin olundu”.[28]

 

Koçi Bey’in halk ve vergi ile
ilgili tespit ettiği aksaklıkları;

 

   
  Vergilerin artan masrafları karşılamak amacıyla artırılması,

   
  Vergisini veremeyen halk üzerinde yöneticiler tarafından baskı
uygulanması, olarak belirtebiliriz.

 

Koçi Bey bilim adamları önceki
padişahlar döneminde büyük değerler verildiğini ve bu değerin meyvesi olarak
nice güzel eserlerin meydana getirildiğini belirten Koçi Bey “bilginin devamı
bilginlerdedir” sözü ile bilim adamlarına büyük değer vermektedir.

 

Koçi Bey bilgin olarak
şeyhülislamları, kazaskerleri, kadıları, mülazımları anlatmaktadır. Bilginler
içinde en bilgili ve faziletli olan, en yaşlı ve dindar olanın şeyhülislam
olduğunu ve şeyhülislam rütbesine sahip olanın görevden alınmayacağını
belirtmektedir. Şeyhülislamdan sonra kazaskerlerin geldiğini, bunlarında
faziletli, bilgili insanlardan seçildiğini ve uzun süre görevde kaldıklarını
anlatmaktadır. Bu kimselerin görevlerinin bitiminde ise belirli bir miktar para
ile emekli olduklarını ve emekliliklerini bilime adayarak güzel eserler
verdiklerini belirtmektedir.

 

Ancak 1594 tarihinden itibaren
uygulanan düzenin bozulduğunu şeyhülislam Sunullah efendinin birkaç kez sebepsiz
şekilde görevden alındığını örnek vermektedir. Sık sık görevden almalar
karşısında şeyhülislam ve kazasker, kadı gibi görevlilerin devlet büyüklerine
karşı dalkavukluk yapmaya mecbur kaldıklarını, padişah huzurunda doğruları
anlatmaktan çekindiklerini ve herkesin hatırını güzel tutmaya çalıştıklarını
belirtmektedir.

 

Koçi Bey’in bilim adamları ile
ilgili tespit ettiği aksaklıkları;

 

   
  Şeyhülislam ve kazaskerlerin faziletli, bilgili insanlardan
seçilmemesi,

   
  Şeyhülislam, kazasker, kadı ve mülazımların sebepsiz yere görevden
alınması,

   
  Kazaskerlik, kadılık ve mülazımlık görevlerinin para karşılığı
satılması,

      Cahil
ve yetersiz kişilerin hatır gönül ilişkisi içinde bu görevlere gelmesi,

      Cahil
ve yetersiz kişilerin kararlarının adaleti sağlayamaması sonucu
bu kişilerin sözlerine ve kararlarına karşı konulması, olarak
belirtebiliriz.

 

6.2. Koçi Bey Risalesinde Sunulan Çözüm Önerileri

 

Koçi Bey devlet idaresinde tespit
ettiği aksaklıklara günümüzde halen geçerli olan çözüm önerileri sunmuştur.
Koçi Bey önerilerinde devletin bekasını öncelik olarak görmüş ve bunu
sağlayabilmek amacıyla devlet kurumlarında gerek yapısal gerekse de işlevsel
açıdan önlemler sunmuştur. Koçi Bey’in sunduğu öneriler Padişah’a nasihatler
şeklindedir. Osmanlı klasik döneminde uygulamaları ve aldığı kararları ile
önemli bir yer tutan Sultan IV. Murat’a bir devlet görevlisinin açıkça
aksaklıkları belirterek karşılında yapılması gerekenleri büyük bir cesaretle
belirtmesi Koçi Bey’in padişah üzerindeki etkisinin önemini göstermektedir.

 

Koçi Bey’in sunduğu önerilerin en
başında rüşvetin önlenmesi gelmektedir. Rüşveti önlemek için Vezir-i Azamların
görevlerine karışılmaması, Enderun ve Birun halkının devlet işlerinden uzak
tutulması, beylerbeyiler ve sancak beylerinin liyakatli, işini bilen, devletine
daha önceden hizmetlerde bulunmuş kişilerden seçilmesi, bunların çeşitli saray
oyunları ile kısa sürede görevden alınmamasını belirtmiştir.

 

Tımar ve zeamet sisteminin
düzeltilmesi ile ilgili olarak öncelikle dağıtımda adil olunmasını, “din ve
devlete layık” hizmetlerde bulunanlara ve kendi aralarında savaşta yararlık
gösterenlere verilmesini önermektedir.

 

Yeniçeri ocağının düzeltilmesi ile
ilgili olarak ocağa ihtiyaçtan fazla kişinin alınmamasını, ocak içinde eğitim
ve disiplinden taviz verilmemesini, yeniçeri ağası ve çavuşları ile
kethüdalarının sebepsiz yere süresi dolmadan görevden alınmamalarını ve eski
kanunların aynen uygulanmasını önermektedir.

 

Halkın durumunun düzeltilmesi için
halka adaletli davranılmasını, gereksiz yere vergilerin arttırılmamasını
önermektedir.

 

Koçi Bey’in bilim adamları ile
ilgili önerilerini tespit ederken hareket noktamızı Koçi Bey’in kadı seçiminde
uygulanan ölçütünü esas kabul etmemiz gerekmektedir. Bu ölçütün günümüzde dahi
pek çok yerde uygulanmadığını görülmektedir. Koçi Bey’in kadıların atanmasını
ile ilgili ölçütleri şöyledir;

 

“İlmiyeye ait yüksek makamların
şunun bunun aracılığı ile verilmesi doğru değildir. En bilgilisi hangisi ise
ona verilmek gerekir. Kadılık yolunda vasıta bilgidir. Yaş ve sene, soy ve sop
değildir. Şimdi adaletli iş gördükleri vakit, makamı eskilere verirler. Hâlbuki
eskilik Allah yanında kadılığa sebep değildir”[29]

 

6.3. Koçi Bey Risalesinin Sonuçları

 

Koçi Bey’in Padişah’a devlet
yönetiminde rüşvetin engellenmesi, hak edene rütbe ve görevlerin verilmesi,
tımar ve zeamet sisteminin ve yeniçeri ocağının düzeltilerek ordunun sağlam
temeller üzerine oturtulmasını, vergi sisteminde adil olunmasını istemektedir.
Ancak risale sonrası uygulamalara bakıldığında temelde bir değişikliğin
olmadığı görülmektedir. Padişah ilk olarak ülkede meydana gelen taşkınlıklara
son vermek amacıyla taşkınlık çıkaranların faillerini ve onların işbirlikçisi
vezir ve devlet adamlarını ortadan kaldırmıştır.

 

(Vezir-i Azam Recep Paşa’nın
idamı, Deli İlahi’nin öldürülmesi, Köse Mehmet Ağa’nın ve Defterdar Mustafa
Paşa’nın idamı, İznik Kadısı ve Şeyhülislam Hüseyin Efendi’nin öldürülmesi vd.)[30]

 

Deli İlahi; Hüsrev Paşa’nın Bağdat
seferinde bulunan ve sipahileri hücuma geçerken yaptığı konuşma ile hücumdan
alıkoyan Dağlar Delisi Süleyman’ın kardeşi. Bağdat seferi sonrası Seydişehir’e
yerleşmiş ve orada etkili olmuştur Cezar, vd. (a), s. 1887 Köse Mehmet Ağa;
Yeniçeri Ağası.

 

IV. Murat hükümdarlığı süresince
devlet kurumlarında rüşveti önleyerek, yeniçerileri disiplin altına almıştır.
Saray ve çevresinde padişahın sert ve tavizsiz tutumu sayesinde müsamahalar ve
devlet işlerine müdahaleler ortadan kalkmıştır. Koçi Bey Risalesi’nden sonraki
dönemlerde reform çalışmaları olmuştur.

 

(Katip Çelebi’nin “Bozuklukların
Düzeltilmesinde Tutulacak Yollar 1652” ve Defterdar Sarı Mehmet Paşa’nın “
Devlet Adamlarına Öğütler”) Ancak bu reform çalışmaların dönemlerine göre
padişahların iktidar dönemleri ile sınırlı kaldığı ve sürdürülemediği görülmektedir.

 

7. Genel Değerlendirme ve Sonuç

 

18. Yüzyıl
öncesi yapılan ıslahat çalışmaları biçim ve içerik bakımından padişahlara
nasihatler ve öğütler olarak kişisel çalışmalar şeklinde tarihteki yerini
almıştır. Bunların içerikleri genel olarak, padişah ve devlet adamlarının keyfi
yönetimi, askeri düzendeki bozulmalar, vezir ve devlet memurlarının
atamalarında görülen rekabet ve rüşvet, halkla ilgilenilmemesi ve ağır
vergiler, isyanlar, toprak düzeninde adil olmayan dağıtım sonucu bozulmalar
gibi konulardır.

 

18. Yüzyıl sonrasında padişah III.
Selim ile birlikte yapılan reform çalışmalarının temelini “batılılaşma”
oluşturmaktadır. Bu tarihten sonra yapılan reform çalışmaları kişisellikten
kurumsallaşmaya yönelmiş ve ilk olarak askeri alanda düzenlemeye gidilmek
istenmiştir.

 

Günümüz kamu yönetiminde meydana
gelen aksaklıkları genel çerçevesiyle rüşvet, adam kayırmacılık, liyakate
bakılmadan yapılan atamalar, ağır vergi sistemi, ordunun siyasete etki
çalışmaları, merkezi idare ve yerel idare arasındaki mücadele olarak belirtmek
mümkündür. Özellikle kamu yönetiminin önemli bir unsurunu oluşturan personel
rejiminde tarih boyunca ortaya çıkan liyakat ilkesine aykırı hareket, yanlı
istihdam politikaları, çalışanların mali ve sosyal haklarındaki dengesizlikler,
hukuki normlar yerine idari tasarruflarla düzenleme yapılması günümüz idare
sisteminin süre gelen sorunlarıdır.

 

Dolayısıyla Koçi Bey Risalesi’nin
yazıldığı dönemdeki aksaklıklarla günümüz aksaklıkları arasında aslında birebir
uyuşma bulunmaktadır. Gerek 18. Yüzyıl öncesi ıslahat çalışmaları, gerekse 18.
Yüzyıldan Cumhuriyete kadar olan dönem ve Cumhuriyet sonrası dönem reform
çalışmalarının ana temaları esasta aynıdır.

 

Reform hareketlerini yapıldığı
dönem açısından “gerçek”, yapılan reformların geçerliliğini kaybederek
yıkılması “trajedi”, günümüzde ise önce geçmişte yapılan tüm reform
hareketlerine konu olan hususların halen geçerliliğini
korumasını “ironi” olarak görebiliriz.

 

Yrd. Doç. Dr. Ali Fuat GÖKÇE

 

[1]Hüseyin Yayman, Türkiye’nin İdari Reform
Tarihi, Ankara, Turhan Kitabevi, 2008, s.25

[2] Hüseyin Erkul, Yönetimi
Geliştirme Ders Notları, İnönü Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü, Malatya,
2008, s.2.

[3]Kenan Sürgit, Türkiye’de İdari Reform,
Ankara, TODAİE Yayını, 1972, s. 10.

[4] Ümit Berkman, “Planlı Dönemde İdari
Reform Anlayışı ve Uygulaması: İdari Reformun Yönetilmesi Açısından Bir
Değerlendirme”, ODTÜ Gelişme Dergisi, Özel Sayı, 1981, s.207

[5] Erkul, s. 2.

[6] TODAİE, “İdarenin Yeniden
Düzenlenmesi Öneriler ve İlkeler, İdari Reform Danışma Kurulu
Raporu”, Ankara, TODAİE Yayını No: 123, 1972, s. 7.

[7] Erkul, s.3.

[8] Yayman, s. 25,35.

[9] Birgül Ayman Güler, Nuray E.
Keskin, Devlet Reformunu Tarihten Çalışmak, Kamu Yönetimi Yöntem ve
Sorunları, Ankara, Nobel Yayınevi, 2007, s.103. Kaynak: (Güler, Keskin,
2007, s. 103).

[10] TODAİE, s. 9.

[11] Yayman, s. 43.

[12] Erkul, s. 3.

[13] Mustafa Cezar, Server R. İskit, Zarif
Orgun, Nail İnal, Dördüncü Murat Devrinin Önemli Simalarından; “Koçi Bey”,
Mufassal Osmanlı Tarihi, İstanbul, Baha Matbaası, Cilt–4, 1960 a , s. 1901.

[14] Zuhuri Danışman, Koçi Bey
Risalesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları:609, 1000 Temel Eser
Dizisi:115, Ankara, Sevinç Matbaası, 1985, s.10.

[15] Yılmaz Kurt, Koçi Bey Risalesi,
Akçağ Yayınları, Ankara, 1998, s.4.

[16] Danışman, s.18.

[17] Yayman, s.54.

[18] Cezar vd, (a), s. 1901.

[19] Beraya, halkın haraç vermeyeni, yani
Müslüman halk, Reaya, halkın haraç vereni, yani Müslüman olmayan halk

[20] Danışman, s.34.

[21] Danışman, s. 35.

[22] Danışman, s. 37.

[23] Danışman, s. 84.

[24] Danışman, s. 48.

[25] Danışman, s. 49.

[26] Danışman, s. 46.

[27] Kapıkulunun her sınıfına aylık,
Acemilere üç ayda bir verilen maaş

[28] Danışman, s. 68.

[29] Danışman, s. 54.

[30]Vezir-i Azam Recep Paşa; Vezir-i Azam (10
Şubat 1632- 18 Mayıs 1632) Cezar, vd. (a), s. 1854.

 














































































































































































































































































































































































































































































































































KOÇİ BEY RİSALESİ (PDF): 59-78 Koçi Bey Risalesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet